15 Mayıs'ta satışa çıkan Diablo 3, sahip olduğu server ve internet problemlerine rağmen deliler gibi oynanmaya devam ediyor. Oyuna sahip olan oyun severler, uzun yılların getirdiği bekleyiş ile birlikte eve kapanmış durumda. İşte bu oyun Diablo 3 maratonundan ilk üzücü haber ise bugün geldi.
Henüz 32 yaşında olan Russell Shirley, hafta sonu evinde ölü olarak bulunmuş. Ev sahibi ve iş arkadaşları tarafından ölü olarak bulunan Russell'ın üç gündür Diablo 3 oynadığı da belirtiliyor. Kendisini Diablo 3 maratonu için eve kapatan Russell, kalp krizi geçirerek hayata gözlerini yummuş. Russell Shirley'in kalbi bu maratona malesef dayanamamış. Kendisi hayatını kaybetti ama malesef oyunlarda olduğu gibi checkpoint noktasına geri dönemeyecek. Oyunların hayatımıza büyük bir keyif kattığı gerçek, ama bu keyfi aşırıya kaçırmamalı ve vücudumuza gerekli özeni göstermeliyiz.
Yapmayın ya bi oyun için adam 3 gün kalkmamış ne var bu oyunda arkadaş yuh diyorum artık!
KAYNAK:BSC

Bugün bu değişik gözlükle ilgili bir haber okudum. Ve bunu sizlerle paylaşmak istedim. Zaten birçoğunuz bu gözlüğün tanıtımındaki gibi olmadığını biliyorsunuz. Bilmeyenlere de söyleyelim bu gözlük öyle boşlukta yazılar falan göstermiyor, sadece yan tarafta minik ekranda yazılar gösteriyor. (Ortada bir yazı var ama hadi hayırlısı.) Asıl şaşırdığım nokta yazılar falan değil. Asıl nokta Google'ın tanıtım taktiği. Bazen insanlar en büyük şirketlerin başında bile olsalar birşeyleri büyütmekten kendilerini alamıyorlar. İnsanlar gözlüğün gerçek yüzünü gördü ve bence ona rağmen bu yeni ve güzel bir teknoloji. Ama illaha önce çıkıp daha abartılı ve kanunlardaki açıkları kullanarak bir reklam yapmalısınız. Sırf bu yüzden yeni çıkarttıkları ürünün yanına "fail" yazısının gelmesi tehlikesine bile katlanıyorlar. Açıkçası neden böyle bir yola başvurduklarını hala anlamıyorum.
Kısa ve öz bir yazıyla sizlere derdimi anlattım. Tahminimce birçok insan benim gibi düşünüyor. Bunun yanında YouTube'da dolaşan Project Glass parodisini izlemenizi şiddetle öneririm. Bide gülücük :)
Haber kaynağı: Chip Online
Bazen biz sırf karşımızdaki birine bir kuruma gıcığızdır diye onun hakkında başkaları tarafından üretilen saçma şeylere inanırızı başkalarınıda inandırmaya çalışırız.Konuyu daha da açmak gerekirse mesela:
Bizim komşu vardı işte onun dizini açmışlar dizinde kıl yokmuş sen namaz kılıyomuşsun demişler askeriyeye almamışlar.
Böyle saçma birşey olabilir mi sizce?Koskoca komutan senin dizine bakacak kıl var mı yok mu diye?Yıllardır ülkemizde askeriyeye karşı ''dinsiz'' ön adı kullanılır.Bunun toplumsal bir faale yol açabileceğinin hangimiz farkındayız? Şimdiki ise bir resim
Şu resmi görüyorsunuz değil mi.Hemen peşin peşin söyleyeyim kimse burda takım kavgası yapmasın amacımız o değil.Şimdi bu resime baktığınızda ne kadar saçma birşey görüyorsunuz bunu başka takımların taraftarları yapmış bir takım kendini bilmez aptallar.Diğer kitlede sırf o logoya gıcık diye buna inanıyor ve sonuçta mantığını kullanmayan bir toplum ortaya çıkıyor.
Bugün bir çok olay oluyor siyasi toplumsal sporsal ama insanlar bunları hiç sorgulamıyorlar.Neden niye?Sorularını sormaktan kaçınıyorlar bu çok büyük bir toplumsal sorun bir insan kendine verilen bir öğüdü bir görevi sorgulamıyorsa sıkıntı vardır.
Yazıyı fazla uzun tutmak istemiyorum sonuca gelirsek hepimiz düşünelim gerçeği bulmaya çalışalım bugün Google'a bir şeyi giripte orda birşeyler okuyunca inanmayalım.Youtube'de video izleyince aaa demek bunlar vatan hainiymiş demiyelim.
Lütfen yorum yapacaksınız takım kavgası veya siyasi mesajlar vermeyin.
Önemli not: Bu hikaye oyun hakkında spoiler vermemektedir.Tamamen oyun konusu dışında yazılmıştır.
New Tristram'da şeytan ile insanların savaşı hala devam etmekteydi. Köydeki tek küçük kız olan Taila, evinin penceresinden olan biteni seyrediyordu. Askerlerin ellerinin, kollarının o lanetliler tarafından yenmesi, komutanların uzuvlarının zaten yarısı olmayan yaratıkları kılıçtan geçirmesi... Evet, New Tristram'da onlara lanetli derlerdi, eğer biri insanlardan birine çok küçük bir zarar verse de o insan da onlardan birine dönüşürdü; Vahşi, merhametsiz ve şeytani...
Taila kapının zorlandığını duydu. Kapı kırılırmışçasına bir ses çıkararak açıldı ve içeri köydeki önemli komutanlardan olan Raulant girdi. Kılıcı yanında değildi, ayaklarını sürüyerek Taila'nın yanına geldi. Son adımını attı ve yere yıkılmadan önce Taila'nın kulağına "Marius burada" diye fısıldadı.
***
Savaş biteli 3 gün olmuştu; fakat hastalıklılar hala köyün içinde dönüşerek insanları öldürüyordu. Taila Raulant’ın kendisine söylediği şeyi hala aklından çıkaramamıştı. Bu konuda kimse bir şey bilmiyordu. Raulant’ı Taila’nın evinde ölü bulunca şaşırmışlardı. Taila tek başına yaşardı. Genellikle evine gelen giden de olmazdı. Onu 6 yaşına kadar üvey annesi büyütmüş, fakat sonra Lut Gholein’e taşınmıştı. Taila kendi başına yaşamayı biraz zor da olsa öğrenmişti. Şu anda 12 yaşındaydı.
Lanetli sorunu Taila’nın canını sıkıyordu. O da askerler gibi lanetlilere karşı savaşmak istiyordu. Son saldırıdan sonra gizlice askerlerin evlerine sızmaya, silahlarını alıp çalışmaya başladı. Küçük elleriyle kılıç tutmayı beceremiyordu, bıçaklar ise çok hafif geliyordu ve kontrol edemiyordu. 7 günlük sonuç vermeyen çalışmalardan sonra umutsuz bir biçimde evine geri döndü. Kapıyı açtığında karşısında yaşlı Horadrim büyücüsü Deckard Cain bekliyordu. Taila köylülerin kendisini Raulant’ın ölümünden sorumlu tutacaklarını sandı ve korktu. Cain o yaşlı, titreyen sesiyle “Burada kal Taila” dedi, “konuşmamız gerekenler var.”
Yıl 1999, ablam ile birlikte oynadığım Sanitarium'un etkisi üzerimden geçmeye başladığı bir anda ablam arkadaşından almış olduğu Diablo ile çıka geldi. O zaman adım attım sanctuary dünyasına, yaşım daha 12. Bir karakterim olmuş, utanmasa büyücü olacak olan bir savaşçı. Kendimden geçercesine oynuyorum, biraz da korkuyorum o kasvetli havasından. Daha dünyayı yeni keşfetmeye başlamışken düşüyorum Diablo'nun o karanlık zindanlarına. Sonra Diablo 2'nin çıkacağını öğreniyorum, zaten iki kuruş arttırıp aldığım çizgiromanıma o ay biraz sabretmesini tembihliyorum. Bir oyun dergisinde tanıtımını görüyorum Diablo 2'nin. Necromancer'ın o karizması yetiyor zaten. Bu sefer o kasvetli hava, yerini açık alanlara bırakıyor. Diablo 1 de o hissettiğimiz duyguları, Diablo 2'de yaşayamıyorum, ama yine de başından kalkamıyorum, herşey son bölüme geçip Diablo'yu kesmek adına tabi. Sonra duyumunu akabinde alıyoruz genişleme paketinin. 2001'de geliyor Lord of Destruction, Diablo 2'nin sonunda bu Tyrael değil ya diye şaşırdığımız Baal'dan eşya toplamaya başlıyoruz. Onun sonunda ise Worldstone da patlayınca kalıyoruz ortada yetim gibi. Diablo 3 ne zaman gelecek diye beklerken arada Blizzard North'un dağıldığını duyunca ben de dağılıyorum. Diablo 3 ne olacaktı peki? O sıralarda Battle.Net üzerinden oyunun asıl zevkine varmaya başlıyorum, gemler için yaratılan alt karakterlerden, set eşyası tamamlama telaşı, unique eşya da düşürdük mü sevinçten havalara uçmalar...
Yıl 2008, 9 yıl geçmiş ilk oyunu oynadığım ilk zamandan bu yana. Üniversite yıllarımın sonuna doğru yaklaşırken, stajer olarak çalıştığım yerde internette gezerken alıyorum Diablo 3'ün haberini. Youtube'da Blizzard Worldwide Invitational etkinliğine ait videoyu açıyor ve Diablo 1'den bu yana Tristrama girdiğimizde duymaya alıştığım o müziği duyduğumda tüylerim diken diken oluyor. Çıkış tarihini beklemeye koyuluyorum, hergün ilgili haber takiplerini yapmaya çalışarak.
Oyun sektörünündeki yapımcı-ürün-oyuncu sistemini ne kadar iyi işlediğini düşündüm ve yeniden gündeme getirmek için bu yazıyı yazdım.

Yapımcı
Foruma yazdığım yazıyı Diablo 3 blogu etkinliği vesilesiyle, birkaç ekleme yaparak, buraya kopyalıyorum. Bu vesileyle yazı belki birkaç kişiye daha ulaşır. Son bölümde spoiler var, hikayeyi öğrenmek istemeyenlerin o bölümü kesinlikle okumaması gerekiyor.
Evet, normali bitirdim. Sindire sindire oynadım ama her yola gidip, her şeyi göreyim diye kasmadım. 13 saatte level 31 demon hunter'la bitirmiş oldum. Oyunu oynamamış ve alıp almamak konusunda kararsız olanlar için izlenimlerimi yazayım:
- Önce en önemlisinden başlayayım. Oyun, Diablo oynanışın bağımlılık yapıcı her öğesini barındırıyor. Hızlı tempo, bol ganimet ve 20 yaratığı aynı anda öldürdüğünüzde duyduğunuz haz, her şey yerli yerinde.
- Grafikler tek kelimeyle harika. İnternette grafiklerin kötü olduğuna dair yorumlar görebilirsiniz, hiç takılmayın. İyi grafik için, yüksek grafik teknolojisi kullanmak gerekmediğinin kanıtı olmuş oyun. Bilmem kaç piksel kullanan oyunların yakalayamadığı görsel başarıyı yakalamış. Yaratık ölümleri, yetenek animasyonları gibi oyunun en önemli unsurları harika bir şekilde kotarılmış. İlk kez Caldeum'a gelip yukarıdan manzaraya baktığınızda ağzınız açık kalacak.
Bugünlerde Oyungezer için hazırladığım bir dosya konusu eski anıları canlandırdı bende. Elder Scrolls serisine tam olarak nerede, ne zaman tutulduğumu hatırlamaya çalıştım. Uzun yıllar öncesinden o kadar çok hatıra hücum etti ki bir anda (ve o kadar canlı, o denli renkliydi ki her biri), bazen sihirli bir oyun anının eski bir sevgili kadar kalbe dokunabileceğini fark ettim. Genelde oyunları gerekenden fazla ciddiye aldığımızı düşünürüm, fakat galiba zaman zaman onları aşırı hafife aldığımız da oluyor. Çünkü bazı oyunlar fark ettirmeden içimize işliyor, adeta bir parçamız haline gelip silinmez izler bırakıyorlar.
|
|
Diablo 3 Oynarken Öldü
Yazan: Burak |
|
|
Project Glass Fail
Yazan: Utku |
|
|
Kitlesel Yalanlar
Yazan: Burak |
|
|
Marius - Bir Diablo hikayesi
Yazan: Batuhan |
|
|
Bir Garibanın Diablo Hikayesi
Yazan: Egemen |
|
|
|
|
|