Tüfek geldi, işler değişti.
Mount & Blade Ateş ve Kılıç
| 0.0 | 5.8 (4) |
Künye
| Yapımcı | TaleWorlds |
| Yayıncı | Tiglon |
| Çıkış Tarihi | 3 Mayıs 2011 |
| Oyungezer Notu | 8 |
| İşlemci Gereksinimi | 3 GHz |
| Bellek Gereksinimi | 1 GB |
| Grafik Gereksinimi | 128 MB DX9 |
| Platform | PC |
| Yaş Sınırı | 16+ |
| Web Sitesi | http://www.taleworlds.com/ |
Ateş ve Kılıç ile Mount & Blade serisi 17. yy'a yolculuk yapıyor. Osmanlı'nın büyük etkisi altındaki Kırım Hanlığı'nınnda bulunduğu krallıkların arasında hiçbir şey ile başlayıp, her şeyi elde etmeye çalışıyoruz. Genel Mount&Blade oynanışın yanında, oyuna eklenen ateşli silahlar, şu ana kadar seride hep kullandığınız taktikleri yeniden gözden geçirmenizi sağlayacak.
Kullanıcı İncelemeleri
Toplam 4 üyeden ortalama puan:
ateşten goyun
ilk olarak oyunda kendi ordunuzu oluşturuyorsunuz isterseniz asker satın alabilir veya köylerden topladığınız gönüllüleri terfi ettirip gülü bir ordu kurabilirsiniz.oyu ilk zamanlarda eğlendirebiir ama soradan sıkmaya başlıyor hile kullanmadan ne kadar eğlenebilirsiniz bilmem ama çok şehir ve köyünüz olunca sürekli saldırıya uğruyorsun yinede denemeyeye değer.
Mertlik zaten yoktu, Tüfek bahane oldu.
M&B serisi ile tanışmam OGZ Dvd'si ile olmuştu. Verilen tam sürüm ile 15 gün geçirmiş ve çok eğlenmiş, okul için Ankara'dan ayrıldığımda aylarca tadı damağımda kalmıştı. Daha sonra Warband rüzgarı geldi. Bildiğimiz ülkelere Sarranaid'in eklenmesi, yeni harita,yeni görevler ve diyaloglar ile şahane anlar yaşattı bana. Fakat ilk oyunun üzerine ekledikleri ancak bir ek paket seviyesinde idi.
Daha sonra WFAS geldi. İlk başta harika bir oyun gibi görünmüştü. Daha sonra birçok şey eklendiğini gördüm. Şehirlere yapılan eklemeler çok arttırılmıştı ve taktiksel çeşitliliği gerçekten arttırıyordu. Şehirlerdeki ve köylerdeki makamlara birilerini atamak, yeni asker alım sistemi, birimlerinizin ekipmanını kendi ellerinizle ayarlamanız ve diğer birçok yenilik ilk 5 saatin nasıl geçtiğini hissettirmedi. Bazı eski buglardan kurtulmuştu üstelik oyun. Çok daha rahat akıyordu her şey. Zamanla ateşli silahlara alıştım. Kesinlikle oyun dengesini bozmuyor zira iyi bir okçu ortalama bir tabanca veya tüfekli birlikten çok daha etkili olabilir. Oynanış ise bildiğimiz M&B oynanışı. Görünümde bir farklılık olmamasıyla birlikte artık kelle avcıları yerine özel servis mensupları ve devriye gezen komutansız birlikler göze çarpıyor. Kamp menüsünde ise birliklerinizi savunmanız için el arabalarıyla bir koruma önlemi alınmış. İsterseniz biraz daha ağır ilerleyerek her daim koruma altında kalabilirsiniz. Bunun dışında ise hâla çok büyük bir değişim yaratamamış malesef. Farklı görünüşlerdeki şehirler, birlikler görüntüyü zenginleştirmiş olsa da kabuk ve iç hala ilk oyunun üzerine çıkamamış.
Bir de oyuna gelen ikinci güncelleme ile başlayan Runtime hataları ve bunların çözümsüz kalması ayrıca moralimi bozan bir şey oldu oyunla ilgili. Oyun zaten iyi optimize edilmiş gibi durmuyor. Zira çok sıkı bilgisayarlarda bile teklemelere rastlamak mümkün. Üzerine bu tür hatalar oynanmayı neredeyse imkansız hale getirdi. Türkçe konuşmalar hala google translate seviyesinde malesef. İnternetten daha güzel metinler bulabilirsiniz ya da direkt ingilizce oynamaya çalışın. Zaten çok ağır bir dil gerektirmiyor.
Warband buglarının gittiğinden bahsetmiştim. Doğru. Ama artık kat kat fazla farklı bug var oyunda. Ve bunlar da oyun zevkinizin içine limon suyu sıkmaktan geri kalmıyor malesef.
Multiplayer konusuna gelirsek ateşli silahlar elbette oynanışı biraz daha değiştirmiş. Yeni taktikler denemeniz gerekebilir. Kaptan modu ilginç bir deneyim sunuyor.
Genel olarak WFAS bazı yenilikler katan, önceki oyunlarda eksikliği hissedilen bazı şeyleri düzeltmeye çalışan ama bunu yapmaya çalışırken elindeki birçok şeyi de kaybetmiş bir oyun. Eğer ateşli silahlar ve Çakma Avrupa'ya sempati duymuyorsanız Warband hala ilk tercihiniz olmalı.
Atlar ateşin üstünden zıplar
Öncelikle sıkı bir warband hayranı olduğumu belirtmek isterim. mount & blade: warband'i çok uzun süre oynadım. hem yarattığım kahramanın kasıkları at sürmekten çürüdü, hem de benim kaba etim oturmaktan. saatler boyu bilgisayarın başına bağlayıp deli gibi kılıç sallattırdı bu oyun bana. with fire & sword duyurulunca da deli gibi heyecanlandım tabiiki. ama öncesinde oyunun bir mod gibi orada burada yayınlandığını gördüğümde ufak bir hayal kırıklığı yaşadım. sonuçta duyurulan oyun bir mod değildi. bir dlc değildi. adam gibi bir ek paket olduğu söyleniyordu. bende bu yüzden oyunun çıkmasını beklerken popomu sandalyemde düzleştirmeye devam ettim.
oyunun çıkışıyla da hemen satın aldım steam üzerinden. önceki oyundan bile daha fazla alan kapladığını görünce neredeyse delirmek üzereydim. sonuçta ne kadar alan kaplıyorsa o kadar kapsamlıdır gibi bir düz mantıkta düşündüm. oyunu kurduktan sonra menülerin sanki bir mod vasıtasıyla değiştirilmiş olduğunu görünce biraz üzüldüm tabii. ama esas üzüntüyü oyun açıldığında yaşayacağımı bilmiyordum. başlarda çok güzeldi. güzel bir giriş senaryosu hazırlanmış ve önünüze önceki oyunda olmayan bir ana senaryo konulmuştu ve görevleri takip ederek bu ana senaryodan ilerleyebiliyordunuz. herşey çok güzel gidiyordu ki bütün olay kırım hanlığına geçmemle büyüsünü kaybetti. ana senaryoyu yapmayı sevenlerden olmamışımdır hiç bir zaman bu tarz serbest bir oyunda. bu amaçla direk atımı kuzey karadenize sürdüm. tabii o vakte kadar namımı da arttırdığım için, kırım hanı beni himayesine aldı. direkte bir köy verdi. ben köyden eski sistemde gelirlerimi beklerken sonradan artık köye gidip almam gerektiğini öğrendim. tamam dedim gideriz. köye gittiğimde aldığım geliri görünce dudağım uçukladı resmen. sanıyorum 50000 gibi bir rakamda gelir gelmişti. 50000'i warband'de 2 günlük oyun sonunda kazandığımı düşününce bir an; "oha lan ne oluyor?" diye düşündüm. herhalde sistemde ki eşyaların fiyatları ona göre ayarlanmıştır dedim. ama eşyaların fiyatlarını görünce bir hayal kırıklığı daha yaşadım. hadi dedim eşyalar da değildir de, orduların beslenmesi çok zordur diye düşündüm. yoo ordular da hala warband fiyatlarında. neyse ben aldığım parayla günümü gün etmeye başladıktan sonra, o han senin bu han benim dolandıkça, talim kamplarından(ki buraya da değineceğim) adamları çatır çatır alıp zırhlandırdıktan sonra, kırım hanlığı tek düşmanı olan hanlıkla barışa gitti. neyse ya dedim zaten yakında tekrar savaş olur ve avrupa'nın topraklarında dolaşmaya başladım.
beklemediğim şeyler silsilesi yine peşimi bırakmamaya devam etti tabii ki de. öncelikle kalelerde veya şehirlerde bulunan, ordu kumandanları, silah ustaları gibi bey babalar olduğunu öğrendiğimde oyunda biraz süre geçmişti. silah ve zırh ustalarına gittim şu elimdeki parayı bitireyim düşüncesiyle. listedeki silahların ve zırhların en pahalılarından sipariş ettim. fakat o da ne gelen silahlar zaten dolaştığında tüccarlarda bulunabilen silahlardandı. herhalde oyunu yapanlarda paranın bitmeyeceğini anlamış olacak ki, böyle bir dolandırıcılık yapmışlar oyunun içinde.
eskiden oyuna ayrı bir rpg havası katan bir olay vardı. köyden gönüllüleri alır, onları sıfırdan tam teçhizatlı bir askere dönüştürürdünüz. e burası oyunun biraz uyduruklaştığı bir yerdi tabii ki. yeni oyunda ise asker sistemini çok güzel harmanlamışlar. bu da en büyük artısı. yalnız askerleri bir krallığın himayesine girene kadar çıkaramamanız burada bir eksi olarak göze çarpıyor. tüfeğin o zaman ki etkisinin çokta oyuna yansıtılmadığı da aşikar. tamam tüfek mermisi yiyen iniyor oyunda ama tüfeğe kıran mı geldi arkadaş, hiç bir tüfekli orduya rastlamadım neredeyse(asiler hariç). silah sisteminin sinirimi bozmasından sonra orduların bu denli iyileştirildiğini görünce, yanan bağrıma soğuk sular serpildi.
ayrıca da ana senaryoda bize yardım eden fransız elemanın devamlı işi olması da sinir ediyor beni. ne zaman yanına gitsem işim var sonra konuşalım demesi ve paso devriye gezmesi ve onu hiç bir yerde yakalayıp konuşamamam hikayeyi ve atmosferi feci şekilde baltalıyor. iki kelam ettirirdiniz şu adama yahu. ömrü boyunca avrupa topraklarından dolaşacak adam ağzını bıçak açmadan. hayır o dönemde bir insanın nasıl bu kadar işi olabilir o da ayrı bir abukluk. bu kadar dolaşsan isyancı kalmaz avrupa'da.
savaşsızlık ise en büyük derdim oldu oyun boyunca. o kadar parayı ne yapacağımı bilmeden oyunu 3 gün boyunca sadece bir köyün sahibi olarak geçirdikten sonra, yerim böyle oyunu deyip kapattım. warband'deki o her an her şey olabilir havasını yitirdiğini söylemem gerekir. warband'e göre bir çok yenilik getirdiği doğru. artık hayali bir kalradya topraklarında dolaşmayıp avrupa'nın bağrında bir derebeyi olduğumuzda aşikar. ama oyunun buglarla dolu olması, uzun süren barış ve refah dönemleri, köylerden gelen deli gibi paralar(ki şehrim olsa ne biçim para gelecekti onu düşünemiyorum), dolandırıcı silah ustaları vs.vs. bütün bunların ışığında with fire & sword'un bir warband modu olmaktan öteye gidemediği kanaatindeyim. hala oynanır mı evet. arada bir vakit öldürülebilir ama hiç bir zaman warband kadar günlerce başından kaldırmayacak bir oyun olmayacak. belki buglar düzeltilir ve oyunun saçma yönleri giderilirse, bu oyundan bir şeyler olabilir.
Oyun Muhteşem.
Arkadaşlar bu oyun bende var oyunun grafikleri at & kılıç'a göre daha iyi.
Oyunda 17. yüz yıldasınız ve tüfekler var.Oyunda kendi karakterinizi tasarlayıp hanlardan paralı asker alabiliyorsunuz.Aynı zaman da Paralı asker kamplarından da istediğiniz kadar (grup sınırına kadar) adam alabiliyorsunuz.














