İslam İnancı ve Tanrı Algımızı Düzeltmek Üzerine
DevileanDevilean
Üye
"Türkiye'yi neler bekliyor" konu başlığında her 10 sayfada bir kutuplaşmanın soyutlaşıp din ve inanç noktasına gelmesi ve İslam'ı savunmaya çalışanların büyük çoğunluğunun kaynaksız, kulaktan dolma bilgilerle cevap vermeye çalışmalarından dolayı bu konuyu açma gereği duydum. Amaç, İslam dinine inananlar olarak birbirimizin bu konudaki eksik ve yanlış bilgilerini düzeltmeye çalışmak ve mümkün olduğu kadar bu dinin öğretilerini, hayata bakışını ve insanı inşa etme misyonunu anlamaya ve uygulamaya çalışmak olacaktır.

Öncelikle üslup ve yöntem üzerine konuşacağız. Sonra birlikte belirlediğimiz konularda fikir alışverişi yapacak ve bu konularda tartışırken Kuran-Sünnet-Hadis sıralamasına göre kaynaklarımızı sunacağız. İsteğe göre bir yol haritası belirleyip sırayla belli konularda bilgiler de vermeye çalışabiliriz.

Not: İslam dinine inanmayan arkadaşlar da konuyu takip edebilir, sorular sorabilir. Fakat mümkün olduğu kadar seviyeyi bozmamaya çalışalım. Cevaptan tatmin olmadığınız durumlarda veya işin "inanmak" noktasında kilitlendiği durumlarda da tartışmayı alevlendirmeyelim. Konunun asıl amacı İslam'a hali hazırda inanan kimseler olarak dogmatik fikirlerden kurtularak İslam'ı daha iyi anlamak istememizdir.

Let's begin!
EnewwssEnewwss
Üye
Konuya ilk cevabı yazıyorum:

Umarım kitletmezsiniz bu konuyuda.
CoraxCorax
Üye
Tanrı algımızı düzeltmek kısmını ben var anlamamak
BiqBossBiqBoss
Üye

Tanrı algımızı düzeltmek kısmını ben var anlamamak



islama göre algılanması sanırımda. Bu konuya nerden başlıycak insanlar bir yol verseydin bari.
EnewwssEnewwss
Üye
Sözlerim ben müslümanım diyip İslam dinini kabul edenler için geçerlidir:

Günümüzde islam inancını baltalayan pekçok hurafe vardır. Ve bu konuda pek çok insan müslümanların kafasını karıştırmaya çalışmakta. Olaya içerden değilde az geri çekilip genelden bakınca çok net anlaşılıyor. İslam alimlerininde söylediği "şeytanın sağdan yaklaşması" olarak adlandırılan şeye çok çok şahit oluyoruz. Bikere islamda "bence" diye birşey yoktur.Her nekadar dünya üzerinde kendini en mantıklı şekilde açıklayan ilahi din olsada bilime önem versede, insan bilgisinin ve birikiminin anlayamayacağı pekçok şey vardır. Bu sebeple dini kabul etmek ve emredilen şartlara uymak tüm müslümanların görevidir. Görevini yerine getirip getirmeme şartlarında olacaklar da bellidir.

Bu sebeple islamdaki bilmediğimiz konuları "bence" diye yorumlamaktansa sırasıyla Kuran-ı Kerim, Hadisler, İslam alimlerinin söyledikleri, İlahiyat profesörleri olmak üzere bu kaynaklara baş vurulmalıdır. Zaten bu kaynaklar insanlara dünyada karşılaşılabilecek hemen her konuda yol gösterir niteliktedirler.
DevileanDevilean
Üye

Tanrı algımızı düzeltmek kısmını ben var anlamamak



islama göre algılanması sanırımda. Bu konuya nerden başlıycak insanlar bir yol verseydin bari.

Tanrı algısı derken İslami anlamında elbette. İslam dinine mensub olup da "Her şeyi yakan yıkan Allah" anlayışından, "Hiç bir şeyi affetmeyen Allah" anlayışına, Uzak Allah anlayışına kadar değişen yanlış inanışlar kastedilmektedir. İslamın ve Kuran'ın bize anlatmaya çalıştığı Allah kavramından uzaklaşan bu tanımlamaları yermekten ziyade Kuran merkezli "Nasıl bir Allah'a inanıyoruz" sorusunun cevabı sorgulanacaktır.

Edit: O halde ilk konumuz bu olsun isterseniz. Bir şeyler söylemeden önce lütfen kaynaklara başvuralım. Gerçi konu başlığına yazmam boşuna değil, epey geniş bir konu. Bunu bir bütün olarak ele almamız kısa vadede pek mümkün değil. Fakat bu konu ile doğrudan ilgisi olan ve "Doğru Allah Tasavvuru"nun başlangıç noktası diyebileceğimiz Fatiha suresinin tefsirini inceleyelim. Bu surenin çok yerinde bulduğum şu tefsirini üşenmeyip okumanızı istiyorum:
Spoiler:
1. FATİHA SÛRESİ

Fatiha Kur'an'ın hem önsözü, hem de özetidir. "Bizzat kendini açan" ya da "başka bir şeyi açan" anlamındaki adı, Hz. Peygamber'in Fâtihatu'l-Kitab (Kitabın Girişi) isimlendirmesine dayanır. Bunun dışında sahih rivayetlerle bize kadar gelen üç ismi daha bulunmaktadır: es-Seb'u'l-Mesâ-î(Tekrarlanan Yedili), Ummu'l-Kur'an (Kur'an'ın Anası) ve Ummu'l-Kitab (Kitabın Anası). Birinci isim, Rasulullah'ın bir tefsiridir (Buhârî, Tefsir 1) ve Kur'an'dan ilhamla konulmuştur (15:87). Son iki isim ise Fâtiha'nın Kur'an'ın veciz bir özeti olduğuna işaret eder.
İlk inen tam sûredir. Tespitimize göre bundan önce 'Alak, Müzzemmil ve Müddessir sûrelerinin ilk pasajları inmiş, fakat bütünüyle nazil olan ilk sûre Fatiha olmuştur. Hz. Peygamber onu "Kitap’ın önsözü" olarak adlandırmış ve Kur'an'ın başına konmasını emretmiştir. Namazlar başından beri onunla kılınmıştır. Bütün bu sebeplerden dolayı Fâtiha'nm yeri Mushaf'ın başıdır.

Kur'an'ın özeti olan Fatiha, hamd'i Allah'a tahsis ederek başlar.
Allah: tüm sıfatların kendine döndüğü has isimdir.
el-Hamdulillah: tüm zât ve kemal sıfatlarını kapsar.
Rabbu'l-'Âlemin: tüm fiili ve kevni sıfatları kapsar,
er-Rahman er-Rahim: insan için bütünüyle rahmet olan dinin tamamını kapsar.
Maliki yevmi'd-dîn: tüm Son Saat, Kıyamet, âhiret, cennet ve cehennem âyetlerini kapsar.
İyyake na'budu: tüm ibadetleri kapsar.
Ve iyyake nesta'in: ibadetlerde tevhid ve ihlası kapsar.
İhdine's-sırata'l-mustakim: ahlâk, inanç, ibadet ve beşeri ilişkilere dair tüm doğruları kapsar. Sıratallezi-ne en'amte 'aleyhim: geçmiş tüm iyileri kapsar.
Ğayri'l-mağdubi 'aleyhim ve leddâllin: geçmiş tüm yoldan sapmışları kapsar.

Fatiha Allah-insan ilişkisinin kodlarını barındırır. Fâtiha'da Allah'tan insana inen rahmet ve vahiy, insandan Allah'a çıkan dua ve ibadet dile gelir. Fatiha, Allah'ın varlığına inanan herkesin üzerinde ittifak edebileceği muhteşem bir ilkeler bütünüdür. Bir bakıma tevhid kelimesi olan la ilahe illal-lah'ın açılımı mahiyetindedir. Kimler gibi olmamız gerektiğinin yanında, kimler gibi olmamamız gerektiğini de söyler. Fatiha Allah-insan arasında sözleşmedir, ilk üç âyet Allah'ı tanıtan bir senadır. Son üç âyet insanı tanıtan bir duadır. Ortadaki âyet sözleşmenin bizzat kendisidir. "Âmîn", bu sözleşmenin altına atılan imzadır.
insanı dönüştürücü gücüyle gerçek bir fatih olan Kur'an, insanın yüreğinin kapılarını Fatiha anahtarı ile açar.

RAHMAN RAHİM ALLAH ADINA1
1 HAMD, bütün âlemlerin Rabbi2 Allah'a mahsustur.3
2 O özünde merhametli, işinde merhametlidir.4
3 O, Hesap Günü'nün hâkimidir.5
4 (Rabbimiz!) Yalnız sana kulluk ettiğimiz için6 yalnız senden yardım isteriz!7
5 Bizi yönelt Dosdoğru Yola;8
6 Nimet verdiklerinin yoluna,-9
7 gazaba uğrayanların ve sapıtanların yoluna değil!10








1. Veya: "....Allah'ın adıyla". Açılımı: "Özünde merhametli, işinde merhametli Allah adına". Besmele, ilk vahyin ilk âyetindeki "Rabbin adı¬na oku!" emrinin dil ile ifasıdır.
Peygamber için "Allah adına iletiyorum" mü'minler için "Allah'ın adıyla alıp okuyorum" vurgusunu taşır.
Mushaf'ta Besmele, Tevbe hariç tüm sûrelerin başında Kur'an'dan bir alıntı olarak yer alır (27:30). Bu yüzden cemaatle namazlarda besmele içten okunur. Darakutnî bir soru üzerine besmelenin açıktan okunacağına dair sa¬hih bir hadis olmadığını söyler (İbn Teymiyye, Tefsir).
İnsanlıkla yaşıt bir anahtar olduğu, Hz. Nûh ve Hz. Süleyman'ın ağzından nakledilme¬sinden anlaşılmaktadır (11:41 ve 27:30). Eğer Kur'an'ı muhteşem bir site kabul edersek, Fatiha bu sitenin ana kapısı, besmele de o kapının anahtarıdır. Besmele, kulluk listesinin altına atılan imzadır. Besmele Allah'la ve Allahlı yapmaktır. Besmele O'nun sayesinde ve O'nun verdiği imkân ve güçle yaptığının bilincinde olmaktır. "Senin verdiklerinin farkındayım, Senden bağımsız bir varlık alanı düşünmüyorum"demektir. Besmele eylemle alâkalıdır. Zira besmele çeken biri, bir eyleme girişiyor, bir işe basıyor demektir. Besmele, İslâm ahlâkının bir "eylem ahlâkı" olduğunu gösterir.
Şeytan'dan uzak olduğunu isti'âze ile ikrar etmeyen, besmele ile Allah'ın yardımını celbedemez. Kötülüğe buğzetmeden iyiliğe muhabbet edilmez. Bu yüzden Kur'an'la bütünleşmek için onu okuyacak kişinin yapması gereken ilk hazırlık e'uzu billahi mine'ş-şeytani'r-racim'in kısaltma adı olan Isti'âze'dir. "Kovulmuş Şeytan'ın şerrinden Allah'a sığınırım" demektir. Bu Kur'anî bir emirdir: "Kur'an okuduğun zaman, öncelikle kovulmuş şeytandan Allah'a sığın" (16:98). Zira kalpleri evirip çeviren, ferman dinlemeyen gönle ferman dinleten Allah'tır. İsti'âze, akleden kalbe aldırılan mânevi abdesttir. "Kafa karışıklığı" da dediğimiz akıl ve duygu kirlenmesi, Kur'an'da insanın 'öteki'si olarak tanıtılan şeytana nisbet edilir (7:200). Bununla verilen mesaj açıktır: İnsanın kişiliği özüdür ve özü temizdir. Kirlenme ona arız olan bir şeydir ve değerini düşürür. Kirlenen temizlenir ve tezkiye tam da budur. Istiâze bir söylem değil eylem emridir. İsti'âze akli bir eylem değildir, iç telkine dayalı kalbi bir eylemdir. Bilinçten çok bilinçaltını inşa eder. Vahiy-akıl diyaloguna yönelik iç saldırıları önlemek için alınacak her tür önlem isti'âze kapsamına girer (Bkz: 16:98, not). Şeytan bu saldırıyı kendi gücüyle yapmaz, insanın ona iradesinden aktardığı güçle yapar. Zaten bu işlemin kendisi bir güç kaybıdır.

2."Âlemlerin Rabbi"ni Kur'an şöyle tefsir eder: "O göklerin, yerin ve bunlar rasındaki herşeyin Rabbidir" (26:24). Yani bütün bir varlığın, kâinatın ve içindekilerin Rabbi.

3.Açılımı: "Tüm zamanlarda, tüm mekânlarda, her varlığın Hamdi tümüyle Allah'a mahsustur". Zira başka yerlerde zaman ve mekân kaydı kullanıldığı hâlde (Msl: 28:70 ve 30:18) burada zamansız ve mekansız olarak gelmiştir. Kur'an'da lâm edatının sebep, mülk ve istihkak anlamlarına göre ibare "Allah içindir", "Allah'ındır" veya "Allah'ın hakkıdır" mânalarına da gelir. Hz. Peygamber'in "Ben Seni lâyıkıyla övemem, Sen kendini övdüğün gibisin" (Müslim, Salat 222) sözü esas alındığında bu ibare "Allah'ı lâyıkıyla ancak Allah över" anlamına gelir. Şükür ele geçene teşekürdür. Şükür nimet verilince yapılır, hamd her zaman yapılır. Nimet verilse de alınsa da... Zira alırken de verirken de kul Allah'ın gündemindedir. Ve Allah'ın gündeminde olmak hamdi gerektirir. Alınca da hamd emek anlaşılır bir şeydir. Zira nimeti veren O'ydu, daha büyüğünü vermek için küçüğünü almış olabilir, o musibet daha büyük bir belâya kalkan olabilir, dünyada alıp âhirette daha büyüğünü verebilir. Allah'tan başkasına hamd olmaz.

4.Veya: "Merhametin sonsuz kaynağı olarak tüm varlığa rahmet eden, iman edenlere kat kat rahmet eden" (Krş: 67:19; 33:43). Sıfat-ı müşebbehe olan Rahman süreklilik ve değişmezlik bildirir. Mübalağa ile ism-i fail (veya sıfat-ı mü-Şebbehe) olan Rahim, oluş ve yenileniş bildirir. Rahmâniyyeti rahmetinin zatî ve sabit olup varlığı özünden kuşattığına, Rahîmiyyeti merhametin gerçek faili olarak merhametini fiili ile celbeden varlıklara ihsan ettiğine delalet eder. İlâhi Zât'ın tecellisi varlığın cevher: ilâhî fiilin tecellisi varlığın fiiline yönelik Tercihimizin gerekçesi budur.

5.Lafzen: "Din Günü'nün.." Kur'an'a göre Günü: "hiçbir insanın bir başka insana asla fayda sağlamayacağı gündür" (82:19). Bu âyet, devamındaki "yalnız senden yardım isteriz"in gerekçesidir. (ed-Dîn hakkında ayrıntılı bir : için bkz: 107:1, not).

6.Vav’ın ta'lîl vurgusuyla. Kayıtsız şartsız itaat edilecek tek otorite Allah'tır. Onun dışında tüm otoritelere kayıtlı ve şartlı itaat edilir.

7.İlk 3 âyet Allah-insan ilişkisinin zirvesini teşkil eder. "Biz" kipinin kullanıldığı 4. âyetle insanın irade beyanı başlar. Amaç muhata doğru bir "biz" tasavvuru oluşturmaktır. Yardım edenin gerçekte sadece Allah olduğunu bilenler, sadece Allah'tan yardım isterler. Zımnen: Duanın kıblesini Allah'tan başkasına çevirmek, ona kulluk etmek demektir. İbadet Allah'ın razı olduğunu yapmak, ubudiyet Allah'ın yaptığından razı olmaktır, lyyâke na'bu du ibadette, iyyâke nesta'in duada tevhide Tıpkı lâilâhe illallah-gibi nefy ve isbattan oluşur. Açılımı şudur: "başkasından değil yalnız senden.." Allah'tan başkasından istemekle ilgili muhteşem bir Kur'ani teşbih için bkz: 13:14

8.Krş: "Hiç şüphe yok ki, yegâne rehberlik, Allah’ın rehberliğidir" (6:71) ve "O doğru yola yönelenlerin hidayetini artırır" (47:17). Bu âyet ilâhî rehberliğin kendiliğinden gelen bir şeyi değil, talep edilen bir şey olduğunu gösterir. İnsan Allah'tan tek bir şey isteyecekse, bu hiç kuşkusuz "ilâhî rehberlik" olmalıdır. Mushaf'ta talebin cevabı hemen yanı başına yerleştirilen Bakara 2'de verilmiştir: "(Ey hidayet isteyen şi!) Al işte, bu kitap muttakiler için ilâhî rehberliktir". Sırat öteden değil buradan başlar.

9.Allah'ın nimet verdikleri Nisa 69'da beyan edilir (Krş: 6:90). Allah Rasulü'nün son sözü: er-rafiku'l-a'lâ diye andığı bu "seçkin dostlar arasına karışma temennisi olmuştur. Bu, Fatiha'da talim ettirilen duanın vefatı sırasında Rasulullah'ın yüreğinde olduğuna delildir.

10. Âyetin konusu gazaba uğrayan ve sapıtanlar değil, onların gittiği yol.dolayısıyla ayetin muhatabı geçip gitmiş olanlar değil, şimdi ve gelecekte gazaba uğrayan ve sapıtanların yolunu takip edecek herkestir. Kur'an "gazaba uğrayanlara" Yahudileşen isrâiloğullarını, "sapıtanlara„ ise teslisçi Hıristiyanlığı örnek gösterir(2:90 ve 5:77). Bu Kur'anî tesbit Allah Rasulü'nün dilinden de bize kadar gelmiştir (Tirmizî, Tefsiri).

Hayat Kitabı KUR'AN -Gerekçeli Meal - Mustafa İslamoğlu


Okumaktan üşenenler için daha detaylı tefsir videosu. Fatiha'yı tüm yönleriyle ele alıyor:
http://kurantefsiri.blogspot.com/2008/08/fatiha-suresinin-tefsiri.html
PLANESWALKERPLANESWALKER
Üye
Umarım bu konu kilitlenmeden adam akıllı tartışabiliriz.
SİNİRMANGASİNİRMANGA
Üye

Ben birşeyi çok merak ediyorum.Mükemmel bir varlığın mükemmel canlılar mı üretmesi gerekir? Eğer, tanrının varlığını kabul ederseniz, kusurlu canlılar yaratmak onun yetersiz, kusurlu olduğunu mu gösterir?

Ben bu soruyu "Evet, insanı yarattı ise kusurludur" diye cevaplandırmanın mantığını hiç anlayamadım valla.Tamam sorgulama falan güzel şey de, yarattığı bir şeyden tanrı üzerinde kesin yargılara varmak (hala var olduğunu kabul ederseniz diye soruyorum) ne kadar mantıklı olur acaba? Bu kusursuz varlık kusurlu bir ırk yapmak, onları gözlemlemek istemiş olabilir yani.Niye olamasın ki?



Demiştim

Mükemmel olmadığını kabul ettiniz ya oda bana yeter.
Ayrıca lütfen lafı çarpıtmayın tanrı hata yapar mı yapmaz mı?
Yapmış işte.Retinayı düz koysa olay bitecek.



Cevabını aldım.Freud'can, nerden nasıl o mesajda yazdıklarını çıkardın çok merak ediyorum.

Ayrıca yeniden soruyorum.Ola ki kusurlu yaratıldı, herşeyiyle mükemmel canlılar olarak yaratıldığımızı kim iddia etti diyorum yeniden.Üstün varlığın, tanrının yapabileceği herşeyi tek bir yaratımının üzerinde kullanacağını, kullanacaksa bile bunu insan üzerinde yapacağını düşünmek insanın kendini ne kadar büyük gördüğünün, insan psikolojisini filan konusudur herhalde, fazla bilgim olmayan konular onlar.

Hayır melekler gibi "insandan" çok üstün ama kendi iradesi olmayan canlılar tanıtılıyor inandığım dinde.İnsan en mükemmel varlık değil kesinlikle bize islamda tanıtıldığı üzere, her yönüyle kusurlu, inancı dahil ve bu kusurlu varlığa kendi iradesi veriliyor, dünyaya bırakılıyor ondan sonra gene "insan" olan aracılar ile inanması gerekenler anlatılıyor.Affedici olarak kendini tanıtan Allah ise bize kusurlarımızın bir yere kadar affedileceğinin, bağışlanacağının müjdesini de veriyor zaten.

Olayın özü burada zaten.İslama göre bu dünya bir testtir ve inancımız tekrar yaşama döndüğümüzde elimizde kalacak tek şeydir.İnsanın inanmamayı seçebilmesi için de herşey sağlanmış zaten.Meleklerin kendisi gözüküp kuralları okusaydı, ne bilim ortalıkta cinler periler fink atsaydı zaten inanmak bir seçim değil, gerçeği kabul etmek olurdu veya insan açıklanamayacak derecede kusursuz yaratılsa, hiçbir şekilde yaşadığımız dünyanın varlığı, bitkilerin, hayvanların nasıl yaşadığı açıklanamazsa gene aynı şekilde birinin bunları yaptığını kabul etmek "zorunda" kalacaktı insanlık.Bunun için ki, dine bunlar varken dahi inanan, duasını eden, namazını kılan adam ödüllendirilecektir islama göre.Çünkü varlığını hedeye, hödöye bağlayıp tanrıyı reddetmemiş, inanmış bu şahıs.

Kısaca bize herşey sağlanmış, biz herhangi bir yolu seçiyoruz.Bu seçimlerden ibadet yolunu seçenler, başka seçim şansı olmayıp ibadet eden varlıklardan daha kıymetli iş yapıyor anladığım kadarı ile.Bildiğim kadarıyla Allah'a ibadet etmekten başka hiçbir iş yapmayan melekler de var mesela.İnsan ibadet yolunu seçerse, inancı ödüllendiriliyor.

Ayrıca iddia ediyorum evrim dahil pek çok şeyi içine alabilir islam.Hem bilim hem islam ile ilgilenen yeteri kadar insan yok, onların da sözü diğerleri kadar geçmiyor işte.Bilimi kör gibi reddedenler inandıkları dine en büyük darbeyi vuruyorlar.Hele ki dini sorgulamayanlar, bunu neredeyse bir ayıp olarak görenler kendilerinin sık sık dile getirip ayıpladığı "Babalarından öyle görüp öyle devam ettiren putataparlardan" farklı değillerdir.Dini aklının yettiği kadar, bütün becerilerini sonuna kadar kullanarak sorgulayacaksın sonra inanacaksın ki, bir değeri olsun

Belki bu kadar uzun wall of text karıştırmıştır vermek istediğim mesajı, şuraya en özet halini geçeyim.

İnsan bir amaç için, zaten "mükemmel olmayan, kusurlu" bir biçimde yaratılmışlardır ki "inanmayı" seçebilsinler dinlere.Kendilerini, çevrelerini sorgulasınlar, inanmaya zorlanmasınlar.Benim düşündüklerimden yola çıkarak bulduğum cevap budur "Kusursuz tanrı niye kusurlu canlılar yarattı?" sorusuna.
DevileanDevilean
Üye
Sevgili Sinirmanga, tartışmayı buraya taşımayalım dememin temelinde zaten tartışırken savunulan argümanların kaynaklara dayanmaktan ziyade subjektif fikirlerden ileri geldiğini belirtmiştim. Bir şeyleri anlatmak istemeni anlıyorum elbette. Genel olarak söylediklerine de katılıyorum fakat bir bütünlük oluşturması açısından yazdığın bilgiler ve yargılar bu konulardaki eksikliğini gösteriyor. Sağlıklı bir tartışma için öncelikle bu konulardaki eksikliklerimizi giderelim hep birlikte. Örneğin yazdığın mesajda işaretlediğim şu kavram, yargı, bilgi vs'ler İslam ile tam uyum içinde değiller.
Spoiler:



Cevabını aldım.Freud'can, nerden nasıl o mesajda yazdıklarını çıkardın çok merak ediyorum.

Ayrıca yeniden soruyorum.Ola ki kusurlu yaratıldı, herşeyiyle mükemmel canlılar olarak yaratıldığımızı kim iddia etti diyorum yeniden.Üstün varlığın, tanrının yapabileceği herşeyi tek bir yaratımının üzerinde kullanacağını, kullanacaksa bile bunu insan üzerinde yapacağını düşünmek insanın kendini ne kadar büyük gördüğünün, insan psikolojisini filan konusudur herhalde, fazla bilgim olmayan konular onlar.

Hayır melekler gibi "insandan" çok üstün ama kendi iradesi olmayan canlılar tanıtılıyor inandığım dinde.İnsan en mükemmel varlık değil kesinlikle bize islamda tanıtıldığı üzere, her yönüyle kusurlu, inancı dahil ve bu kusurlu varlığa kendi iradesi veriliyor, dünyaya bırakılıyor ondan sonra gene "insan" olan aracılar ile inanması gerekenler anlatılıyor.Affedici olarak kendini tanıtan Allah ise bize kusurlarımızın bir yere kadar affedileceğinin, bağışlanacağının müjdesini de veriyor zaten.

Olayın özü burada zaten.İslama göre bu dünya bir testtir ve inancımız tekrar yaşama döndüğümüzde elimizde kalacak tek şeydir.İnsanın inanmamayı seçebilmesi için de herşey sağlanmış zaten.Meleklerin kendisi gözüküp kuralları okusaydı, ne bilim ortalıkta cinler periler fink atsaydı zaten inanmak bir seçim değil, gerçeği kabul etmek olurdu veya insan açıklanamayacak derecede kusursuz yaratılsa, hiçbir şekilde yaşadığımız dünyanın varlığı, bitkilerin, hayvanların nasıl yaşadığı açıklanamazsa gene aynı şekilde birinin bunları yaptığını kabul etmek "zorunda" kalacaktı insanlık.Bunun için ki, dine bunlar varken dahi inanan, duasını eden, namazını kılan adam ödüllendirilecektir islama göre.Çünkü varlığını hedeye, hödöye bağlayıp tanrıyı reddetmemiş, inanmış bu şahıs.

Kısaca bize herşey sağlanmış, biz herhangi bir yolu seçiyoruz.Bu seçimlerden ibadet yolunu seçenler, başka seçim şansı olmayıp ibadet eden varlıklardan daha kıymetli iş yapıyor anladığım kadarı ile.Bildiğim kadarıyla Allah'a ibadet etmekten başka hiçbir iş yapmayan melekler de var mesela.İnsan ibadet yolunu seçerse, inancı ödüllendiriliyor.

Ayrıca iddia ediyorum evrim dahil pek çok şeyi içine alabilir islam.Hem bilim hem islam ile ilgilenen yeteri kadar insan yok, onların da sözü diğerleri kadar geçmiyor işte.Bilimi kör gibi reddedenler inandıkları dine en büyük darbeyi vuruyorlar.Hele ki dini sorgulamayanlar, bunu neredeyse bir ayıp olarak görenler kendilerinin sık sık dile getirip ayıpladığı "Babalarından öyle görüp öyle devam ettiren putataparlardan" farklı değillerdir.Dini aklının yettiği kadar, bütün becerilerini sonuna kadar kullanarak sorgulayacaksın sonra inanacaksın ki, bir değeri olsun

Belki bu kadar uzun wall of text karıştırmıştır vermek istediğim mesajı, şuraya en özet halini geçeyim.

İnsan bir amaç için, zaten "mükemmel olmayan, kusurlu" bir biçimde yaratılmışlardır ki "inanmayı" seçebilsinler dinlere.Kendilerini, çevrelerini sorgulasınlar, inanmaya zorlanmasınlar.Benim düşündüklerimden yola çıkarak bulduğum cevap budur "Kusursuz tanrı niye kusurlu canlılar yarattı?" sorusuna.



Nedenlerini şimdi specific olarak yazmak istemiyorum. İnşallah öğrenmeye başladıkça hepimiz daha bilinçli müslümanlar olarak bu konularda çok daha sağlıklı ve yerinde tartışmalar yapabileceğiz.
BiqBossBiqBoss
Üye

Sözlerim ben müslümanım diyip İslam dinini kabul edenler için geçerlidir:

Günümüzde islam inancını baltalayan pekçok hurafe vardır. Ve bu konuda pek çok insan müslümanların kafasını karıştırmaya çalışmakta. Olaya içerden değilde az geri çekilip genelden bakınca çok net anlaşılıyor. İslam alimlerininde söylediği "şeytanın sağdan yaklaşması" olarak adlandırılan şeye çok çok şahit oluyoruz. Bikere islamda "bence" diye birşey yoktur.Her nekadar dünya üzerinde kendini en mantıklı şekilde açıklayan ilahi din olsada bilime önem versede, insan bilgisinin ve birikiminin anlayamayacağı pekçok şey vardır. Bu sebeple dini kabul etmek ve emredilen şartlara uymak tüm müslümanların görevidir. Görevini yerine getirip getirmeme şartlarında olacaklar da bellidir.

Bu sebeple islamdaki bilmediğimiz konuları "bence" diye yorumlamaktansa sırasıyla Kuran-ı Kerim, Hadisler, İslam alimlerinin söyledikleri, İlahiyat profesörleri olmak üzere bu kaynaklara baş vurulmalıdır. Zaten bu kaynaklar insanlara dünyada karşılaşılabilecek hemen her konuda yol gösterir niteliktedirler.




Hadisler demişsin de bence hadisler günümüzde pek güvenilir kaynak değil. Neden? Şu anda toplamda yanlış hatırlamıyorsam 2 milyon 250 bin civarı hadis var. Bu hadislerin hepsinin Hz. Muhammed'nin olması imkansız neredeyse. Çünkü peygamber olduktan sonraki ömründe her 5 dakikada 1 hadis söylemesi gerekiyor ki bu rakama ulaşılsın. O yüzden çoğu hadis güvenilir değildir.

Buna en yakın örneğini veriyim. Tam metinleri veriyorum.

Hadiste

"Kadınların hayırlısı, erkeklerin yaramazlıklarına,kötü huylarına sabredendir, bu sabır onların cennete girmesine sebeptir."

Bakın bu hadis. Şimdi Kur-an da nasıl açıklanmış ona bakalım;

Kur-an

"Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder,kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar,zekatı verirler ve Allah'a ve Resülü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

Kur'an-ı Kerim Tevbe Suresi 71. Ayet

Burda anlatmak istediğim şu. Hadisler pekte güvenebilinecek bir kaynak değil. Hiç bir peygamber kendi düşüncelerini yorumlarını savunduğu kitaptan üstün kıldırmaz. Bu hadislerin çoğu kısmı zaten Hz. Muhammed'in ölümünden sonra yayılmıştır. Bunu yapanlar olarak ta o zamanlar dini kendi çıkarları için kullanan insanlar olarak söylenir. Tartışmaya bunu okuduktan sonra devam edin derim.
DevileanDevilean
Üye
Çok haklısın BiqBoss. O yüzden zaten Kuran-Sünnet-Hadis sıralamasını yaptım. Hadisleri tek başına bir sonuca varmak için kullanmaktan ziyade Kuran'la birlik içinde olan birbirini onaylayan hadislerden yararlanacağız. Salt hadise dayanılarak bir sonuca varmak sağlıklı değil. Kuran 1400 yıldır bozulmadığı için ona iftira atmak kolay değil, ama hadis konusunda insanlar epey bir atıp tutmuşlar. Elinde mercimek kaldı diye bakkal "Peygamber mercimeğin şöyle kutsal olduğunu söyler" gibi manipülatif ve aykırı söylemler çok. Yalnız bu hadis ilminin de yararlı olduğu gerçeğini değiştirmez. Sadece Kuran ile uyum içinde olanlarını kullanalım.
Bu tartışma kapatıldı.
Aktif Başlıklar
discussioncontroller