BtG - A. Driscoll (Julianne)
AdramelechAdramelech
Üye
Aidan Driscoll

Spoiler:
İrlanda kökenli (göçmen) Amerikan
27 yaşında, 186 cm, 78 kg. Turuncumsu sarı, hafif uzun ve dalgalı saça sahip. Baby face.
Eski New England Revolution oyuncusu (DM)

"Burada ne işim var?" Sık sık düşündüm bunu. Gördüklerimi bir daha hatırladım her seferinde. Her seferinde Trevor'ın boynundan akan kanı hissettim boğazımda. Her seferinde o gözleri gördüm bana bakan, "Sıradaki sensin." diyen...

Sanırım olayın tamamını duymak istiyorsun. Seni suçlayamam, beni bu yola sokan da bu duyguydu. Ne olduğunu öğrenmek... kulağa çok doğrucu bir cümle gibi geliyor. Değil mi?

Her şey ben 22 yaşındayken meydana geldi. Antrenmanı bitirmiştik ve herkes kelimenin tam anlamıyla sürünüyordu. Trevor'ın tüm idmanları böyleydi ama kimse gıkını çıkarmıyordu, çıkaramıyordu çünkü gereken buydu. Kendini sınırlara zorlayacaksın ki attığın bir sonraki adım seni başka bir yere getirsin.

Her neyse, idmandan sonra herkes yıkandı ve evlerimize doğru yola çıktık. Kaderin bir oyunu sanırım, normalde hiç unutulmaması gereken bir şeyi dolabımda unuttum: Takım arkadaşımın Jennifer'a vermem için hediye ettiği o mükemmel yüzüğü dolabımda unutmuştum. Ah, sen onu da tanımıyorsun değil mi... Jennifer'la üniversitede tanışmıştım, o benim görüp görebileceğim en güzel kadındı. Neyse ki o da benden hoşlandı da okul sonrasında da beraber kalabildik. New England Revolution bizim için tam bir hayaldi ama gerçekleşti. En sonunda üzerinde zaman harcayabileceğimiz bir eve sahip olmuştuk. O gün ise durumu bir adım ileri götürmeye karar vermiştim; en azından aklımdaki ilk şey buydu.

Soyunma odasına geri geldiğimde içeriden inlemeler duymaya başlamıştım. Ses tonu bana Trevor'u hatırlattı, "Seni gidi tilki, kutsal topraklara kadın sokmak da nesi..." diye düşündüm ama onun ofisine yaklaştığımda gördüğüm durum bambaşkaydı. Koç Trevor, masasının üstünde eğilmiş inlerken arkasındaki adam onu beceriyordu. Trevor'un sırtı kesik içindeydi ve kanıyordu; benimse nutkum tutulmuştu. O an adam beni farketti, siyah uzun saçlarının hafifçe gizlediği gözleri kan kadar kırmızıydı; bakışları ise daha da fenaydı, sadece bakışlarıyla beni yerime mıhlamıştı. Hareket edemiyordum, nefes alışımı bile zor kontrol ediyordum. Adam bana bakmasını sürdürürken Trevor'u kendine doğru çekip kaldırdı ve sağ elindeki bıçakla Trevor'un boynunu yardı. Trevor ise sanki bundan zevk alırmışçasına gözlerini kapattı ve inlemelerini sıklaştırdı, adamsa onu becermeye devam ederken onun kanını yalamaya başladı. Trevor, onun elinde son nefesini çok geçmeden verdi ama adam onu becermeye devam ediyordu. Kendimi ancak toplayabildim ve arkama bakmadan koşmaya başladım. Arabama geldiğimde nefes nefeseydim; bindim ve doğruca evime gittim. Jennifer kapıyı açtıktan sonra kapının önünde bayıldım.

Sabah olduğunda ben olanların bir kabus olduğunu düşünüyordum; ne kadar gerizekalıymışım... Vernon arayana kadar böyle bir dehşeti ancak televizyonda görebileceğime kendimi ikna etmiştim. Ayılmam çok kısa sürdü.

Polisler herkesin ifadesini aldı ama geçen dört ay boyunca hiçbir halt bulamadılar. Onlara adamı her şeyiyle anlatmama rağmen onlar bu caniyi bulmaktan acizlerdi. Zaten daha sonra da dosyayı kapattılar. Bense işin sonuna kadar gitmeye kararlıydım ve bu yüzden özel bir dedektif tuttum. İşler burdan sonra garipleşmeye başladı zaten.

Tuttuğum dedektif ilk birkaç ay için oldukça sakin görünüyordu ama bir yerden sonra adam garipleşmeye başladı. İlk başta anlamamıştım ama şimdi daha fazla hak veriyorum. Her gittiğimde adam daha da kafayı sıyırmaya yakın bir şekilde görünüyordu bana. Önce dalıp gitmeler, sonra ben odasında olduğum halde beni görememesi falan derken zavallı adam kayışı koparttı. Bana en son söylediği şeyler ise hala kulağımda yankılanıyor: "Jennifer'ı seviyorsan daha fazla deşme."

Tabii ki bu sözler benim gibi bir dangalağı yolundan şaşırtmadı. Attığım her adımda Jennifer biraz daha arkamda kaldı, sorduğum her soruda onu daha az duyar oldum. Ve bir yerden sonra... puf. Artık yoktu. Belki daha iyi olmuştur ne bileyim? Böyle bir ayyaş eskisini kim takar ki?

Her neyse, yaptığım herşey beni buraya, Port More'a getirdi. Massachusetts'ten sonra garip geldi tabii ki ama olsun, cevaplarım buradaydı.

Aaah, belim de fena ağrıyor ha... *saatine bakar* Saat de 3 olmuş zaten ve... ben bir sandalyeyle konuşuyorum. Neyse, en azından hala konuşabiliyorum...


13/09/2012 - 12:10

Adam yorgun ve rahatsızdı. Gitmesi gereken yerler vardı ve artık durmaya pek isteği yoktu. Özel dedektiften kalan belgeler, ona bir kaç isim vermişti. Khan Romi, Carter Hedgebear ve en garibi olan Alexander Black. Belgelere bakılırsa, Dedektif bu üç kişi hakkında yoğun araştırma yapmış, ardından çoğunu yakmıştı. Az miktarda kağıdın ve resmin kaldığı bir dosyadan başka bir şey yoktu ondan kalan şu anda.
JulianneJulianne
Üye
Dedektiften kalanları günler, haftalar boyunca hatmettiğimden dolayı yazanları kelimesi kelimesine ezberlemiştim. En büyük kanıtım olan fotoğrafın altının doldurulması gerekliydi, onun üstüne gitmeye karar verdim.
CoraxCorax
Üye
image
[Deleted User]
The user and all related content has been deleted.
Bu tartışma kapatıldı.
Aktif Başlıklar
discussioncontroller