Creator
Üye
Başka forumlarda konusu açılmış, anılmış. Burda yapıldı mı bilmiyorum ama gözüme çarpıcak kadar ilgi gösterilmediğini söylemek yanlış olmaz herhalde. O zaman bizde burada anarız. Hrank Dink'in cinayetinin üzücü olması yanında başka şeylerle gölgelenemeyecek öte karanlıklarda var. Yiten o kadar fazla şey var ki bu ülkede. Sönen ışıkların hatrına mumlarımızı yakalım.

image

Bir Pazar Sabahıydı Ankara Kar Altında
Zemheri Ayazıydı Yaz Güneşi Koynunda
Ucuz Can Pazarıydı Kalemim Düştü Kana
Zalımlar Pusudaydı Bedenim Paramparça
Ucuz Can Pazarıydı Kalemim Düştü Kana

Uğurlar Olsun Uğurlar Olsun
Hüzünlü Bulutlar Yoldaşın Olsun
Bir Keskin Kalem Bir Kırık Gözlük
Yürekli Yiğitlere Hatıran Olsun

Çevirdim Anahtarı Apansız Bir Ölüme
Şarapnel Parçaları Saplandı Ciğerime
Ucuz Can Pazarıydı Kan Doldu Gözlerime
İsimsiz Korkuları Katmadım Yüreğime
Bembeyaz Doğruları Yaşadım Ölümüne

Uğurlar Olsun Uğurlar Olsun
Hüzünlü Bulutlar Yoldaşın Olsun
Bir Keskin Kalem Bir Kırık Gözlük
Yürekli Yiğitlere Hatıran Olsun

(Ali Çınar / Selda Bağcan)



“biz unutkan bir ulusuz. olanları bitenleri çabuk unuturuz. bugün yarın kanlı olaylar için yas tutarız, sonra, daha önceki olaylar gibi bu son kanlı olay da unutulur. ve bu olayların sorumluları, katilleri, kan içicileri, gizli örgüt şefleri, olaylar büsbütün unutulduktan sonra, bir yenisini, sonra bir başkasını yaratmak için pusuya yatarlar.1968 yılında, beyazıt meydanında sırtından kurşunlanarak öldürülen taylan özgür’ün katili bulunsaydı, devlet her olayın üzerine gidebilseydi, kan seli bugünlere dek uzanır mıydı?"

“ben atatürkçüyüm, ben cumhuriyetçiyim, ben laikim, ben anti-emperyalistim, ben tam bağımsız türkiye’den yanayım, ben özgürlükçüyüm, ben insan haklarının savunucusuyum, ben teröre karşıyım, ben hırsızların, yobazların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım….!

öyleyse vurun, parçalayın! her parçamdan benim gibiler, beni aşacaklar çıkacaktır”


Uğurlar Olsun Uğurlar Olsun
Hüzünlü Bulutlar Yoldaşın Olsun
Bir Keskin Kalem Bir Kırık Gözlük
Yürekli Yiğitlere Hatıran Olsun

Senden ilham alıp basın okumaya başlayan, çekinmeden korkmadan yazmaya başlayan, yürekli her yiğide selam olsun.
http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&hn=31748

wikiden haz almadan yaşyamayanlar için: http://tr.wikipedia.org/wiki/Uğur_Mumcu
image

Ahh ama hepsi bu kadar değil.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Gaffar_Okkan

O kadar çok, iyi insan kaybedildi ki bu ülkede. Bazen kaybedilenler neden bu kadar uğraşmıştı anlamakta zorluk çekiyorum. Ama pes etmekte ölenlere yapılacak en büyük saygısızlık olurdu. Bunu yapmayacağız.

Spoiler:
image
Creator
Üye
- Abi biz saatlerdir niye koşturuyoruz biliyor musun?
- Abi koşmuyoruz şu an!?
- İzin verde bitireyim -_- Bu kadar zamandır koşturup durduk çünkü şu devasa heykeli görünce bile aklına kız arkadaşın geliyor. Haksız mıyım?
- Senide sürükledim ya..
- Gelmek istemesem burda işim ne? Hade yörü bakim ^_^


Ahh evet evet sevgililer günü geliyor değil mi? Genelde aşk meşk yazıları yazmak çok hoşuma gitmiyor. Bu konuda ahkam kesmek o kadar kolay ki. Herkesin vericek bir tavsiyesi oluyor bir kere. Sonra bir sürü genellemesi oluyor. Doğal muhabbet sırasında karşındakine yardımcı olmak için veya ego tatmini yapmak için içte birikenleri bu konuda rahatça dökebiliyoruz. Çok geniş bir konu çünkü. Atması kolay, herkesin belli alanlarında belli tecrübeleri ve bolca fikirleri oluyor falan filan. Hani gerçekten fikir olsun diye insanlarla bu konuları konuşurum ama yazılar kalıcı şeyler. Birkaç hafta sonra değeri bile olmayacak boşa ahkam kesmelerle dolduramam yazdığım yerleri. Bu nedenle anlatmak istediğim şeyleri konuyla alakalı başka birşey yazarak aktarmaya karar verdim. Kişilerde yok ohh..

Son bir haftadır uyku düzeni birbirine girmiş ve uyumayı unuttuğun geceler, güneş batar batmaz dayanamayıp sızdığın akşamlar geçirdiğini düşün. Kafanın karışıklığı ve piskolojik olarak kötü bir dönemin yanında uykusuzluğunda bastırdığı saçma sapan bir günün sabahında telefon çalar:

- Abi ben dışarı çıkcam, Aslı'ya hediye bişeyler bakmam falan lazım. Sende gelsene?
- Eöö oluuurr..


Bir saat sonra otobüs durağında buluşulur. Arayan şahıs bütünlemelerine çalışmak suretiyle sabahlamış yani kocaman uykulu gözlere sahiptir. Sonra hediye bakılabileceğinden bahsedince sınav döneminden önce işi aradan çıkarmak istediğini söyler. Bu arada sende birşeyler bakabileceğini düşünüp daha fazla ses etmezsin. Kadıköy'e gidilir. Pasajlar gezilir. Yanındaki eleman Akmar'da bir dükkana girip:


- Abi Mjollnir var mı?            (eleman) 
- Höe?                                    (sen)         
- Eöö. Küpe mi?                  (dükkan sahibi) 


trivia: Mjollnir Thor'un savaş çekicine deniyor.

image

Orjinal plan iki eş küpe almak. Fakat aranandan sadece tek bir tane kalmış olduğundan dolayı vazgeçiliyor. Kadıköy didik didik edilmesine rağmen hoş birşey yok. Saat çok geç olmadan başka bir işi halledebilmek için karşıda bir üniversiteye gidiliyor. Vapur, metro falan filan... O kadar yolu gittikten sonra 100 küsür kişinin kaldığı dersin notlarının ilan edildiği yerde küçük bir kağıt göze çarpar.

"DERSTEN BEKLEDİĞİ NOTU ALMADIĞINI DÜŞÜNENLER YA DERSİNİ ÇALIŞMAMIŞTIR YA ÇALIŞIP ANLAMAMIŞTIR YA ANLADIĞINI İFADE EDEMİYORDUR YA DA İNGİLİZCE BİLMİYORDUR. BÜTÜNLEME TARİHLERİ..."

Hayat ironik değil mi? Kabataş'a moralsiz dönülür. Hesap pes ederek eve gitmektir. Vapur iskelesine gelince ise kafana bişe dank eder. Dönersin yanındaki elemana:

- Sen bu kızı seviyorsun değil mi?
- Biliyorsun abi..
- E ne sever düşün o zaman. Hazır Avrupa yakasındayken bulalım birşey.


Düşünür düşünür flaşberk yapar. Aklına kızın Warhammer orduları gelir. Bir ara bazıları kırılmasına çok üzüldüğünü hatırlar sonrada. Kızın Warhammer Online oynadığını da göz önüne alırca alınacak hediye bellidir. Fakat tek sorun:

- Türkiye'de Games Workshop temsilcisi kaldı mı ya? Beşiktaşta pasajda vardı bişeyler eskiden. Kapandı sonra.

Kadıköy'de tanınan dükkan sahipleri aranır, bilen çıkmaz. Umutsuzluğa kapılmamak için yinede Beşiktaş'a gitmeye karar verilir. Pasajlar, dükkanlar gezilir t-shirt + gotik temelli dükkanlar didik didik edilir. Genelde orjinal şeyler bulunan yerlerden sonuç çıkmaz. En azından denedik diye düşünürsün. İkinizde yorgun ve uykusuz ve her tarafı ağrır haldesinizdir. Sonra amaçsızca Beşiktaştan yukarıya doğru yürürken elemanın bir arkadaşına rastlarsınız. Bu dönüm noktasıdır çünkü:

- Abi o tür şeyleri satan Bakırköy'de bir yer var ya. Sihir'de vardır aradıklarınız.

Ama saat beş küsür olmuştur bile. Bakırköy'e nerden araç var da kapanmadan yetişilecektir ki? Ara sokaklardan debelenerek çıkılır. Büfelerden alınan tavsiyeler doğrultusunda Kabataş otobüsüne binip ordan araç bulmaya karar verilir. Hiç kimsenin bir dediği diğerini tutmadığı için yol konusunda ekstra debelenirsiniz. Yıldızdan Taksim'e otobüs var, yok, kabataştan metro yaparsınız vs. vs. En son otobüse kapağı atıp giderken ne kadar yorgun olduğunuzu farkedersiniz. Acaba bir kutu maket buna değer miydi? Yolu iyi bilmediğinizden ve yanınızdaki elemanda uykulu haliyle durağı kaçırdığı için sahilden Taksime yürüyerek çıkılması gerekir.

- Abi doğru yolda mıyız?
- Büfe çıksın karşımıza sorarız..
- Biz varana kadar kesin kapanır, sınavlar falan derken yalan olucak galiba..


Sahilden uzaklaştıkça karanlık çamurlu pis sapa yollar başlar. Zamanın aktığını bildiğiniz için hızlı biçimde devam etmeniz gerekmektedir. Tam ıssız sokaklarda kaybolduğunuzu sanarken, geri dönmeyi, pes etmeyi planlarken tanıdık birşey görürsünüz:

- Merdiven! Biliyorum ben bunu! Birkaç tane bunlardan geçince meydana çıkıyorsun.
- Abi burada hırsız falan olamazsın ya. Tek çıkış ya yukarsı ya aşağısı. Burdan kaçmaye debelenirken canın çıkar, poliste iki tarafa birer adam dikip cesedini toplar. Başka yöne gideyim dersen kaybolur ömrün boyunca çıkamazsın.
- Ama burda ev tutup ömrün boyunca kaçak olarak yaşayabilirsin?
- Eöö..


Nefes nefese yüz küsür basamak çıkılır. Daha önce meydandaki heykeli görüceğinize hiç bu kadar sevinmemişsinizdir. Ama durmak yok, aceleyle dolmuşları bulup zamanın tik tak azalmasına rağmen Bakırköy istikametine yola çıkılır. Yolda uyunur, inecek yer yine kaçar. Yine koşulur. Fakat bu kez araçtan inildiğinde herkes dinçtir. Çünkü bu kadar uğraştıktan sonra ikinizde bir kutu maket için neden değiceğini farkedersiniz. Bugün onlarca araca binilmiş km.lelerce yürünmüş olmasına rağmen yanınızdaki eleman büyükçe bir heykele bakıp sevgilisiyle orda geçirdiği anıyı yad etmeyi unutmaz. Bir sürü büt'ü olmasına rağmen, gece gece günlerdir uykusuz olmasına rağmen, deli danalar gibi ortalıkta koşturmayı göze alacak kadar çok seviyordur sevgilisini. Bir kutu maket için dünya çökse değecektir işte..

- Abi biz saatlerdir niye koşturuyoruz biliyor musun?
- Abi koşmuyoruz şu an!?
- İzin verde bitireyim -_- Bu kadar zamandır koşturup durduk çünkü şu devasa heykeli görünce bile aklına kız arkadaşın geliyor. Haksız mıyım?
- Senide sürükledim ya..
- Gelmek istemesem burda işim ne? Hade yörü bakim ^_^
- Valla abi hadi ben neysede senide haşat ettim..
- Aradığımızı bulursak sana yemek ısmarlayacam daha. Kutsal bir seferdeyiz gibi düşün.


Koskoca Bakırköy'de bildiğiniz çok az dükkan olduğu için etrafı hızlı adımlarla çok hızlı bir şekilde tararsınız. Şans eseri dükkanları bulup yön tarifi alırsınız. Bir onbeş dakika sonra:

- Abi eleman Carousel'i geçince sağda falan demişti. Kim sorsa gösterir demişlerdi.
- Büfelere falan sorsakta nerden bilecekler abi böyle bir dükkanı.
- Haklısın val..AHA!


Karanlık sokağın ucunda içinden ışık gelen tek bir dükkan vardır. Kapıda verdiğiniz saatlere değebilecek tek şey yazıyordur. "SİHİR". Bu noktada bütün kıtada azimle debelenip sihri yaratan artık sizsinizdir. İçerden alınacaklar alındıktan sonra zafer marşları eşliğinde önce yemeğe gidilir. Sonra Kadıköy'de bütün o yorgunluğa rağmen bir güzel eğlenilir. Ağrılar uçar gider. Başarılmış, kutsal sefer amacına ulaşmıştır. Elinizdeki şey artık bir kutu maketten çok ötedir.

Bizim kafamızdaki sevgi olayı böyle birşey işte. 14 şubat falan değil olay. Birşey için çabalamak, sırf para vermek değil, çabalamak önemli. Vazgeçmeden km.lelerce yürüyebilmek, çamurlara, serserilerin aralarına girebilmek, "Vazgeçsek mi?" tereddütleri yaşamak, sonrasında yılmadan devam edebilme gücünü bulabilmek, onlarca vasıta değiştirerek daha fazla kaybolabilmek için gözünü kırpmadan servet harcayabilmektir bence. Kaybolmuşken köşe başında, ışığı yanan tek binanın, içinizde aradığınız sihir olduğuna inanabilme gücü, oraya kepenkler kapanmadan yetişme azmi, uykusuzluk... İşte en azından benim kafamdaki sevgi, aşk böyle birşey. Kendi kız arkadaşım için olmasa bile bu aşka sahip olan çiftlere yardım edebilmek, bir bakıma sevgilerini onurlandırabilmek şahsen kendim için bir erdem. Dün bunu başardım. Bir kızın anlık gülümseyip mutlu olabilmesi için saatlerce süründük, çünkü yapılması doğru olan şey buydu. Asıl mutluluk, bu kadar uğraşarak alınan bir hediyecikten değil, sana bir hediyecik almak için bu kadar uğraşan alan kişiden gelir. O kızda bizim eleman için aynı şeyleri yapacağına eminim, bu yüzdende dünyada gördüğüm en sağlam ilişkiye sahip çift olduklarınada eminim. Benimde çok fena çıkarım vardı hem.. Hem 14 şubat atmosferi içindeyken, bu derece güzel ilişkilerin olabileceğine dair inancımı tazeledim hem de canım sıkılıyordu, iyi geldi ehehe..

Benim için 14 şubat veya sevgi veya bunlarla alakalı herhangi birşey SUX değil, sadece görmek istemeyen gözlerden saklı şeyler. Uğuruna sağlığını, zamanını, terini ortaya koymayan insanların tadamayacağı şeyler. Keza arkadaşlıkta böyle. Dün ben birine sevgisi için destek verdim, yarın o bana vericek. Bu sebeplerden ötürü bu konularda ciddi yazmayı sevmiyorum. Çünkü bu özveri kafasında olmayan veya neden bu kadar kendimizi haşat ettiğimizin mantığını göremeyen birine sadece birşeyler yazarak/diyerek bizim mantığımızı görmesini sağlayamam. Ama bu olayda Gandalf'ında zamanında güvendiği gibi "just a fool's hope" türü saçma umutlara bağlanmamızın, benim aslında o ilişkiyle alakam olmamasına rağmen aynı azimle hareket etmemin, başı kesilmiş tavuk gibi istanbul'un her tarafında birinin yüzü biraz gülsün diye koşuşturmamızın mantığını azıcık yakalayabilen insanlar için başarı hikayemizi yazmak istedim(Bu konularda klasik olduğu üzere ahkamımızı kestikten sonra birde işin klasiği olan taktik verme kısmını yapalımda klişenin dibine vuralım). Eğer 14 şubatlar ticari içi boş günlerse, bu şekilde günlerinizi değerlendirmenizi tavsiye edebilirim.


image

Çağlayan
Üye
Muhteşem bir yazı! 14 Şubat'ın ne anlama geldiğini, yolunda giden bir ilişkim olmasına rağmen ben bilmiyormuşum. Teşekkürler Creator :sarıl:
Creator
Üye
Çok teşekkür ederim Çağlayan. ^_^ Şubat'ın 14'ü ona ne kadar, nasıl değer verirsen; o derecede, o şekilde değerlenmez mi? Bence ilişkilerde de karşılıklı ne kadar çabalanırsa o kadar güzel, o kadar değerli. Burda kimse ders çıkarsın diye yazmadım tabi. Herşey kendi kanaatimdir, o kadar. Eğer hoşunuza gittiyse, size birşeyler kattıysa çok daha güzel tabi :)

edit: imla :P
NeoxolmisNeoxolmis
Üye
Avatar değişmiş =(
Creator
Üye
Buraya bir arkadaşla başımdan geçen birşeyleri karalayabilirdim. Fakat en son yazdığım yazı vıcık vıcık aşk kokarken aynı temelli başka birşey yazmak ürün çeşitliliği açısından kesat bir durum. Başka birşeyler yazmak istemiyorum. Uzun bir süre boyuncada böyle olacak sanırım. Fakaaat bazı cimcimeler napıyorsun?, ne ediyorsun?, niye yazmıyorsun? şekillerinde taciz ettikleri için =) (şaka tabi hep taciz ediniz eheh) ruh halimle ilgili durum raporunu koyayım dedim :)



veya

http://www.ktunnel.com/index.php/1010110A/f7faa2ad8b86f4b654e826c7dc1d51bf8125464ad59b205c2988b9c6bc06445a9325dd710542e16216125

hangisi açılırsa eheheh. Bu şarkının ilginç tarafı "erkek arkadaş" hedesi dışında her bir cümlesini hissediyor olmam (= O kadar şeyi anlatabilecek kadar cümle toparlayabilecek durumda değilim tabi. Ama bir şarkıyla bu kadar özdeşleşemez insan, öyle diyeyim. Yeni başka kimse yok neyse ki :) ama kalan taraflar birebir benim ağzımdan çıkıyor gibi xD Yarın tarihin en orjinal ve en kompleks sitemini üretecek olmama zemin hazırladığı için Grup Vitamin'e tekrardan teşekkür ediyorum efenim. Bununla bağlatılı olarak bir iki gün ortadan kaybolmamda söz konusu olabilir. Alıcılarınızla oynamayın çünkü telekom routerları sizi seviyor <3 <br />
Kalın sağlıcakla.
NeoxolmisNeoxolmis
Üye
3 gün oldu be o.O
Death KnightDeath Knight
Üye
[center]Unforgiven (?)[/center]



[right]Lay beside me, tell me what they've done
Speak the words I want to hear, to make my demons run
The door is locked now, but it's open if you're true
If you can understand the me, than I can understand the you.

Lay beside me, under wicked sky
Through black of day, dark of night, we share this pair of lives
The door cracks open, but there's no sun shining through
Black heart scarring darker still, but there's no sun shining through
No, there's no sun shining through
No, there's no sun shining

What I've felt, what I've known
Turn the pages, turn the stone
Behind the door, should I open it for you?

What I've felt, what I've known
Sick and tired, I stand alone
Could you be there?, 'cause I'm the one who waits for you
Or are you unforgiven too?

Come lay beside me, this won't hurt I swear
She loves me not, she loves me still, but she'll never love again
She lay beside me, but she'll be there when I'm gone
Black heart scarring darker still, yes she'll be there when I'm gone
Yes, she'll be there when I'm gone
Dead sure she'll be there!

What I've felt, what I've known
Turn the pages, turn the stone
Behind the door, should I open it for you?

What I've felt, what I've known
Sick and tired, I stand alone
Could you be there?, 'cause I'm the one who waits for you
Or are you unforgiven too?

Lay beside me, tell me what I've done
The door is closed, so are your eyes
But now I see the sun, now I see the sun
Yes now I see it!

What I've felt, what I've known
Turn the pages, turn the stone
Behind the door, should I open it for you?

What I've felt, what I've known
So sick and tired, I stand alone
Could you be there?, 'cause I'm the one who waits,
The one who waits for you

Oh what I've felt, what I've known
Turn the pages, turn the stone
Behind the door, should I open it for you?
(So I dub thee unforgiven)
Oh, what I've felt
Oh, what I've known!

I take this key (never free)
And I bury it (never me) in you
Because you're unforgiven too

Never free
Never me
[/right]

The message has been sent.
Creator
Üye
Oyunlar ve Modlar Üzerine Güzelleme

Pıtı pıtı pıtı.



[img width=640 height=432]http://images3.wikia.nocookie.net/cnc/images/a/ae/Orca_Transport_TW2_1.jpg[/img]

Det’imin güzel mesajıyla nadasa bıraktığım konuya Orca transport ile pıt diye iniş yaptım. Pıtı pıtı diye inmez Orca gerçi ama olsun. Orca’yla indim çünkü iş, güç, kurs, sınav derken gecelerimizin biricik eğlencesi oldu kendileri, sağolsunlar. Hararet yapmaya başladığımız günlerde püfür püfür gidersin onlarla. Sıcağa hiç gelemiyorum biliyor musunuz? Pencereyi açıyorum, bu seferde karşı ormandan haşarat yağıyor. “Bu anam için! Bu babam için!!” nidalarıyla hayvan katletmekte bininci seferde esprisini kaybediyor malesef. Eh gece uyku tutmayınca tv izleniyor, pc açılıyor eöö başkada birşey yapılmıyor yahu. Dışarı çıkayım desem, geceleri dışarıda ortam Stalkerdaki gibi oluyor :/ Hani bir köşeyi dönersin ve cesetten beslenen köpekler görürsün, sonra kaydedersin.. hah işte bende kayıt yok. Yoksa sorun olmazdı. Aslında tarafsız düşünürsek..hayat için kayıtların kapanmış olması güzel birşey sanki. Kaçırdığın her an değerli oluyor, yanlış mıyım? Kaç kez “AHHH BEEE” diyerek birşeye dert yanarken kafamı pencereye, dolaba vs.ye geçirmişimdir ben. Kafayı vurmadan önce birşeye dert yanıyorduk ya. Hah, kafayı kırdıktan sonra, o birşeye dert yanarkenki sağlam kafalı halini bile özlüyor insan. Sürekli bir an geri gelmemek üzere kayboluyor düşünsenize. Acayip birşey. Düne üzülürken bugünü kaybediyoruz falan filan. Zaten birşey anlatabilme kaygısına sahip tüm fantastik eserlerde vardır bu geyik. Elfin teki çıkar “O kadar az sürede yaşıyorsunuz ki o kısacık hayata inanılmaz şeyler sığdırıyorsunuz” falan feşmekan der hani. Aynı durumdan bahsediyorum işte.



Bir misal verelim. En belirginlerinden biri ilkokulda oldu bana. 8. sınıfız işte. Gündemde büyük balo falan var. Birde balo diyoruz çünkü o zaman Harry Potter furyası vardı. İşte kitaplardan birinde süper bir balo chapterı var. O bölümün büyüsüne kapılıp bütün okuyucuları olarak “bizde isteriz” moduna girmiştik, hatırlarım. İşte bizde isteriz modundayız ya, 8. sınıfın son haftalarında bir mezuniyet partisi düzenlenleneceğini öğrendiğimizde tabiri caizse erimiştik. Kitaptan gördüğümüz kadarıyla belli şeyleri dert etmemiz gerekiyordu. Kimi götürcektik, ne giycektik falan. Dünyadaki en önemli olaydı o balo. Hah işte gittik baloya(umduğumuz gibi kavalye eşliğinde olmasada), herkes muhabbet ediyor, acayip sağlam bir boğaz manzarası var, tam kitaptaki gibi bir ortam vs. vs. ben yerimde duramayacak gibi oldum artık. Mutluluk çarpması gibi bir olay işte. Yani düşünsenize kaç kez içinde bulunduğunuz duruma bakıp “BU TAM İSTEDİĞİM ŞEYDİ YAA” dersiniz ki? Ben az demişimdir. Bu da o anlardan biriydi işte. Hah anlatacaktım. Benim böyle bir an sevinçten nefesim kesildi gibi oldu. “Çocuklar” dedim, “ben biraz dışarı çıkıyorum”. İşte o an yaklaşık böyle 4 senedir falan aşık olduğum kız girdi sahneye. “Bende gelcem” dedi. Hah, nefesim kesilmişti ya benim, sanki bir daha geri gelmemek üzere nefes ihtiyacım kayboldu o an =) İşte zurnanın zırt dediği yer burda. Biz o kızla bütün aktivite boyunca birlikte dolandık, eğlendik falan. Başbaşa boğazı izledik. İyi güzelde ben bu kızla heyecandan konuşamadım doğru düzgün. Yani 4 sene sen benle samimiyet kurma sonra son gün heyecandan öldür böyle ._. Samimi biçimde konuşamadım heyecandan. Sonra eve dönünce kafayı duvarlara vurdum haliyle. Diyorum “ya iki saat önceye dönebilsem halletcem herşeyi”. Yattım yatağa unuturum falan diye umdum. Yok ama acısı geçmedi. İki saat oldu iki gün. “İki gün önceye dönsek hallederim herşeyi”.

-İki hafta önceye dönebilsek?

-İki ay?

Haah işte dünya dinamikleri bu ricaya elverişli değil. Korkacak, çekileceksen hiçbir işe başlamasan daha iyi. Yaptığını silebilirsin belki zamanla ama yapmadığın şeyleri varetmenin yolu yok. Zamanı geldi mi kendi rolünü oynaman lazım. “Yoksa figüran çok” diyerek sokak yazıları gibi klişe biçimde bu minik anıyı sonlandıralım :/

Belki bu nedenledir ki biraz kafasına estiğini yapan insan modeline dönüşüyorum. Carpe diem demiş ya bir edebiyat hocası... Planlama yaparken dünya kaçıyor yahu. Müthiş planlama yeteneğim sayesinde ancak 2 civarına getirebildiğim ortalamamı, şu dikkatsiz halimle 2.5lara çektim. Demek ki birşeyleri ilk defa “yanlış yapmıyorum” ki bir noktada çok fena toslamadım. 2 senedir üniye gidiyorum ilk defa gelecek döneme bıraktığım dersim olmadı. Hatta iki tane kalanıda yükseltip vermeyi başardım.

Bu arada notlardan örnek verip kendimi rahatlatıyorum çünkü akademik açıdan gümlememek benim için önemli. Hayatının amacını bulduğunu iddia ederek gerçekte hayatını çok pis harcayan insanlar tanıyorum. Konusu hakkında fikir sahibi, piyasa hakkında bilgili, yetenekli fakat hayatta şansın yüzüne gülmediği insanlar tanıyorum. Bu insanların ortak tarafları kendileri için iş işten geçtikten sonra hepsinin bana “Biz aptalca davrandık okulu bıraktık. Siz ne olursa olsun okuyun” demeleri. Ne kadar umursamaz olursam olayım bu tutulması gereken bir tavsiye. Bunun yanında hobisinin ya da eğlence hayatının akademik hayatının adım adım önüne geçmesine izin veren ve sonuçta kendini mahveden insanlarda var. Ne tutması çok düşük ihtimal olan dallara kurtarıcı görmüş gibi sarılmak, ne de anı yaşama “carpe diem” fenomenini boş bir hayat sürme olarak yorumlamak isteyen biri olmadığım için yaptığım işin doğru olduğunu akademik başarıyla karşılaştırmayı çok sık tercih ediyorum sanırım. Böyle bir paragraf notu olsun buda.

Konumuza dönelim. Yaşadığımız dünya gerçeklerinden sonsuza kadar kaçabileceğimiz bir yer değil. Oyunlarıda tam bu nedenden ötürü sevmiyor muyuz? Yapay bir barınak, güvenli bir liman oluşturuyorlar. İdeal dünyalar, kahramanlıklar, güzellikler. Mutluluk, geçici bir süreliğine tabi. Bu barınağa bel bağlayarak yaşayanlar güvenli belledikleri çatı başlarına yıkıldığı zaman sudan çıkmış balığa dönmezler mi peki? Bu nedenledir ki demin bahsettiğim “o an ne yapmak gerekiyorsa onu yapabilecek cesareti bulmak” konseptini yine demin bahsettiğim ekstrem riskler almak, hayal dünyasında yaşamak veya gerçeklerden kaçmak olarak yorumlamamak lazım.  Doğrudan bağlantılı şeyler değiller.

image

Gerçek hayatta harekete geçebilmemiz gerekir. Bu bir iş fırsatı olabileceği gibi baloda sevdiğiniz kızla konuşabilmek için cesaret toplamaya kadar yolu var. Harekete geçmemiz gereken anlardaki save’lerle dönemeyiz. Bu anların sanal dünyakiler gibi sanal etkileride olmaz. Verdiğimiz karar bir an sonra dünyaya yansıyacak. Ve bunun etkilerini uzun süre hissedeceğiz. Düşününce baş döndürücü bir olay aslında. Düşünsenize ben o kıza çıkma teklif etsem, aylarca bu konuda krizlere girmeyecek ve şu anda bu konuda birşeyler yazıyor olmayacaktım. Olması gereken, benim için en doğru gelecek oydu. Ve o geleceğe ulaşmak aslen bir hayal değil, sadece kararlı olabilmeye, cesur olabilmeye bağlı bir durumdu. Belki bu nedenledir ki Ölü Ozanlar Derneği’nde carpe diem konseptinin hayalperest bir hocanın kafasında şekillendiğini görmüyoruz. Tam aksine idealist bir insanın öğrencilerini etkilemesi olarak yorumlayabiliriz. Bir noktada hayatın bizim gözümüze soktuğu şeyleri aşıp, kendi fırsatlarımızı, kendimizin başrol oyuncusu olacağı anları yaratabilmemiz lazım. Aynen ben daha el kadarken Dead Poets Society, The Birds gibi klasik denebilecek filmlerle tanışmama vesile olan Türkçe, Edebiyat ve Felsefe hocalarımın yaptığı gibi. Üşenmeden bize yer ayarlayıp, filmleri bulup bizi bu konularda tartışmaya teşvik etmeseler şu an bulunduğum konumda olmam imkansız olurdu. Her biri zorunlu olmadığı halde benim geleceğimi daha iyi bir konuma taşıyabilmek için insiyatif aldılar. Bahsettiğim başrol oyunucusunun kişinin kendisi olduğu, geleceği değiştiren anlara çok güzel örnekler bunlar. Bu anları yaratmaya çalışmak demek okulu bir kenara fırlatıp Tibet’e yerleşmek gibi hayatın sunduğu bariz imkanları çöpe atacak riskler almak olarak yorumladığım şeyler değil, aksine hayatı daha dolu yaşamakla bağdaştırıyorum. Hayatı ıskalamamak derler ya, öyle işte. Bu nedenledir ki canım istediği vakit 25’er dakikalık gitara-geri-dönüyorum-ve-bu-sefer-rock-starı-olana-kadar-pes-etmek-yok anları yaşıyorum. Ordan çıkıyorum fizik kongresine gidiyorum. Hocalara staj konusunda ağlıyorum. Eğer bu iş yürümezse diye öss kitaplarımı atmıyorum. İngilizce dersinde tanımadığım insanların omzuna(izin istedikten sonra tabi ki) kafamı yaslayıp uyuyorum. Bir kez isteğinizi dillendirdikten sonra insanların ne kadar anlayışlı olabileceğini görmeniz lazım. Ve sonra bir kezde, ne kadar saçma gözükürse gözüksün, en uygun geleceği yaratacak seçeneğin ne olduğuna karar verip sonra onu cesurca talep edebilecek cesareti göstermek, zaferin tadını yaşayabilmek lazım.

Tabi şunu yapayım bunu yapayım kararsızlığına işi dönüştürmemek lazım. Karar verdiğin şeylerden caymamak asıl amaç. O an beni ne mutlu ediyorsa, hangisi benim için faydalıysa o patikadan gidiyorum. Sonradan pişman olacağım geri çekilmeler yapmamaya, hayatı ıskalamamaya çalışıyorum. Ve anladığım kadarıyla bu, o kadar kötü bir patika değil. Kötü bir patika değil ki her alanda minik ilerlemeler kaydetmeye başladım. Tavsiye ederim.

Hıı yaz geldi tabi. Didaktik yazılar kasar insanı. Finaller bitmiş azıcık rahatlama pozisyonuna girmişken hiçbir aktiviteye katılasın gelmiyor işte. Çevre şartlarıda çok cesaret verici değil aslında. Dışarı çıkıyosun medeni bir yere ulaşmaya çalışmak bile başlı başına para harcatan bir olay. “Şöför bey, kız arkadaşına sarıldığın için linç edilmeyeceğin bir yer var mı bildiğin?” desem pasaport sorardı herhalde. Kaç tane arkadaşın başına geldi ordan biliyorum. İstanbul’un, Ankara’nın (görece olarak)medeni diye bildiğimiz göbeklerinde sırf bu yüzden linç edilmeye çalışıldı garibanlar. Tek tesellim bir seferinde ilk saldıran apaçilerden birinin çenesinin çıkmış olması. O haldeyken dava açması zor olmuştur heh. Dava dedim neden dedim. Önce sarılan çifti görünce “hoyt aile var” diye damlamışlar. Nasıl bir aileyse kendilerininki herhalde sarıldıkları anda tecavüze uğrayan lanetli bir ırktan geliyorlar. En son iş “al o dııt’ınıda defol burdan”a varıp linç şölenine dönmüş. Polisler bizimkileri zor kurtarmış falan. Sonra birde elemanlar polise şikayette bulunmuş. Ahlakımız bozuldu falan demişlerdir herhalde. O çeneyle zor gerçi hihe.

Etrafta ahlak jandarmaları tvde hayvan gibi para almasına rağmen doğru düzgün haber yapmaktan zerre anlamayan insanlar cirit atarken ne jurnallar ne de ajans beni açmadı özetle. Dışarıda çıkamayınca oyunlara sardım bende. Mesela Witcher; herkes çok övdü bunu yav. Sırf bana mı öyle geliyor bilmiyorumda savaş sistemi çok bayık değil mi bunun? Basılı tutuyorsun falan. Kotor gibin olsa veya Oblivion gibi olsa en azından savaşırken zevk alırdım. Oyun güzel gibi, hikayesi sarabilir ama abi adam How I Met Your Mother’daki Barney gibi ya. İki dakka önce kadın yaralı halde yatıyordu. Sonra biz ona ilaç götürdük. Kadın konuşabilir gibi olduğu anda ikinci şöylediğimiz şey “Sana bakınca çok acayip oluyom(hızlı ve manasız biçimde söylenecek)”. Bunun üzerine o komadaki kadın iki saniye önce güç bela iyileşmesini önemsemeden bizim elemanla sevişiyor =/ Yani biraz parodilik bir durum değil mi bu? Barney işte. Kılıç sallayan Barney. O noktadan sonra zaten etraftaki barmen kızlara asılmaktan öteye oyunu götürmedim eheh. Belki bir zaman devam ederim. (İşin aslı hiçbir zaman komadan çıktığı saniyede ilk yaptığı iş benimle sevişmek olan biriyle tanışmadım. Bunun ezikliğini senelerdir çektiğimden ötürüde bu oyuna ısınamadım. Evet kendimi bu konuda eksik hissediyorum.)

Hah Orca diyordum, neden diyorum Orca? Witcher yüzünden işte. Tamam tüm suç Witcher’ın değil ama yeni çıkan oyunların %99unda iş yok be abicim. Kane’in kelini öpeyim valla dönüp dönüp aynı görevleri oynuyorum, multisine giriyorum, çıkıyorum. Empire Total War’ı doğru dürüst oynamadan sildim mesela. Önceki Total War’larla alakası yoktu. Ama Kane, vallahi aynı Kane. Her oyundada aynı kalır umarım. O yüzden Orca’yla gidip geliyordum, artık Ox’lara terfi ettim eheh. İpi sağlam kazığa bağlama manasında. Yalnız Kane abiğğ artık “ben öldüm, yok ölmedim aslında cee eee!!” yapma be abi be. Her seferinde gdi şoka girmekten botokslu mankenlere döndü valla.
[img width=250 height=260]http://images2.wikia.nocookie.net/cnc/images/thumb/a/a3/CNCTW_Kane.png/250px-CNCTW_Kane.png[/img]
Kendimi öldürtmem lan nihehehe


Yenilerden diyeti bozan Prototype var mesela. O diğerleri gibi değil, cici olmuş. Cici derken cici değil aslında. Her taraftan kan çıksın kanlı olsun diye uğraşmışlar. Girişi siyah kırmızı “öcüüü, pislikim benn” tadında. Oyunu oynarken pata küte kafa kol koparıp adamları emiyoruz. Çığlıklar, vahşet kol geziyor. Bunun üzerine videolardaki gerilimli anlatım falan filan çok hoşta ben o oyunu oynarken gerilim, kan, vahşet unsurlarından zerre eğlenmedim. Asıl eğlencesi binalara koşarak tırmanmak, havada helikopterler ele geçirmek, gizlenme vs. gibi özellikleri. Hani bu özellikleri başka aksiyon oyunlarına koysalar onlarıda çok severek oynarım sanırım. Prototype beni senaryosuyla, atmosferiyle değil ama oynanışıyla eğlendirdi işte. Güzel. O yüzdende cici =/ Tamam böyle ağır bir atmosfer yapalım demişsiniz ama mesela Bloodlines var ya. O kafa kol koparmadan ağır bir atmosfer koyabiliyordu masaya. Hani “kan var BAKIN KAN VAR EHİHEHE” konsepti çok “oha süper olmuş lan” tadında oturmamış bence. Oynarken “kaaan @_@” diye değil “kaaan ^_^” diye dolandım heheh.

Oyun kıtlığında yapılması gereken en güzel şey modlara kafa göz girmektir aslen. Bende öyle yaptım. Klasikleri moddan tanınmayacak hale sokup ikinci kez “sıfırdan” oynamabilme şansına erişmek güzel bir duygu. Meselaa meselaaaa.. hah Baldur’s Gate diyelim. Şurdaki linke gidiyoruz:

http://usoutpost31.com/easytutu/

İndirme prosedürlerini takip ediyoruz. Download kısmı sayfanın altlarına doğru bir yerde. İndirirken sayfaları karıştırıp additional content/fix gibi şeyleri buluyoruz. Optional Addons altında. Degreenifier, npc kit selection ve spawn randomizer güzel modlar. Tavsiye ederim. Asıl Tutuya dönelim. Bu mod ilk oyunu Baldur’s Gate 2 sistemiyle oynamamızı sağlıyor. Grafikler, ırklar, sınıflar falan 2’nin aynısı oluyor. İlk ve 2. oyunları ek paketleriyle kurun. Requirements kısmındaki gereksinimleri karşıladığınıza emin olun. İndirdiğiniz modu çalıştırın. İkisininde yerini sorunca doğru biçimde girin. Kendisi işlemleri halledecek zaten. Oyuna baştan kafa göz girmek için bayağı ideal bir mod. Test ettiğim kadarıyla büyük bir dengesizlikte yaratmıyor üstelik. Şu an wild mage ile gidiyorum. Ve zor durumlarda flank bonusu veren bir tavşanım var. Tavsiye ederim. Tekrardan; modun yanında, 3d grafiklerde yaşanabilecek suyun yeşil gösterilme sorunun çözen fix’i ve belli zamanlarda boşalttığımız haritalarda yaratık spawn olmasını sağlayan moduda tavsiye ederim.

http://www.pocketplane.net/tutupix/  aha burdan screenshotlara bakın.

Bu işi hallettikten sonra diğer güzelliklere bakabiliriz.

http://www.pocketplane.net/mambo/index.php?option=com_frontpage&Itemid=1

Bu hoş siteden beğendiğiniz modları çekip yepisyeni olan oyuna dönebiliriz artık.



Baldur’s Gate’in yanında Kotor’lara ne zamandır tekrar kafa göz girme niyetim vardı. Vista’da sorun çıkardıklarını duyunca tekrardan bir deneyeyim dedim. Gerçekten sorun çıkarıyorlarmış =) Kotorları vistada denerken oyunun çökme hatasını alıyordum. Oyun exe’lerine tıkladığımız zaman oyun “yürütmesi durduruldu blabla” hatası veriyor. Önce bundan sorumlu olan güvenlik sistemini kapatıp tekrar denedim. Bu sefer nedensiz yere çökmeye başladı. Sonra kapsamlı bir araştırma yaptım ve vista’da kotor oyunlarının Mss32.dll dosyasının hataya neden olduğunu öğrendim. Google amcadan “dosyanın tam adı + download” şeklinde arayınca ilk çıkan siteden fütursuzca dosyayı indirdim. Oyun exe’sini Windows Xp Service Pack 2 uyumluluğunda admin hakkıyla çalıştırma seçeneklerini işaretleyip, klasöründeki mss.dll dosyasını yenisiyle değiştirince çalıştı. Bazen yine çökme hatası veriyor. Fakat genelde sağ tık + “run as administrator” dersek irademize boyun eğiyor hehe. Vistada kotorları denemek isteyenlere deneyecek bir yöntem olsun bu. Herneyse mod diyorduk. Gizka sağolsun biz yaşlanıp ölmeden restorasyon projesini public yapmayacak herhalde. Ama korkmaya gerek yok. Fileplanet vs. gibi sitelerden kotor 2 modlarını bulun. Droid fabrikası, oyundan çıkartılan gezegen, kırpılan dialoglar, vista’yı kurban edebilme vs. gibi eksik kısımları parça parça oyununuza geri ekleyin. Hatta eliniz değmişken şöyle süper birşeyler daha ekleyin oyuna. Yeni görevler, karakterler falan. Yeni oyunlarda iş yok azizim, modlar götürsün bizi.

image

Haa kotorlara mod kurun demişken. Bu kotor mod zımbırtılarının blablapatcher.exe şeklinde kurulanları var. Geneli sorun çıkarmıyor iyi hoş. Fakat bazıları hata veriyor ve sorunun neden kaynaklandığını bilmiyorsanız indirdiğini 100 küsür mb mod çöpe gider. O sorunları aşmak için şöyle yapıyoruz. İnstaller ekranında hata aldığınız yer yazar. O klasördeki belirtilen dosyada sağ tık yapıp özelliklere gelip “read only” checkini kaldırmanız lazım. Ben sorun aldığım tüm bölgelerdeki genel olarak read only checkini kaldırdım. Daha güvenli olsun isterseniz tek tek uğraşmanızı önerebilirim. Bayağı sistemleri çözdüm mod kurarken işte. Bilmeden yapınca kafayı yemek çok mümkün. Modlar kafayı kırmadan kafayı dağıtamayacağımızın güzel bir göstergesi değilde nedir?

Bunun yanında bayağı eski olan fakat kaza eseri olarak bulduğum birşey var. Phantom edit deniyor. Bütün Star Wars filmlerini severim ve ara ara izlerim. Aralarından en kötüsü olmamasına rağmen Phantom Manace’in kayıtlı kopyası yok elimde. Ve diğerleri kadar ezberleyemedim. Star Wars’lar söz konusuyken kendimi Ted Mosby gibi hissediyorum. Phantom Manace ise herkesten saklamaya çalıştığım günahım. Neyseki Phantom editi buldum. Bu filmin kırpılmış ve yeri geldiğinde dublajlanmış hali hem filmi çok konuyu karıştırmadan izlememizi sağlıyor hemde kendine has espri anlayışıyla izlerken sıkmıyor. Phantom Manace’i baştan izlemem fakat remake’i hoş olabilir diyenlere tavsiyem şuradan başlıyor:



bölümleri sırayla izlersiniz. Toplamda 6 bölüm olması lazım. Şelale sahnesine dikkat.

Ted Mosby demişken. Sıradan hayatlara ciddi ciddi özendiren ender dizilerden biri How I Met Your Mother. Burayada daha önce sevgimi belirtmişimdir zaten. Adı geçince tekrardan analım dedim eheh.

Birde neox dün damlamış. Ogz fenomeni olma yolunda ilerliyor kendisini sdf.
Creator
Üye
Aaa konuda çöküş var harbici. Bakalım diğer sayfaya geçme işe yaramazsa aksiyon yaşıcaz demektir. Kemerlerinizi bağlayın ._.

Sanırsam login olmadan girince okunabiliyor :/ Ama editlenmiyor login olmadan tabi.

Bu forum hatası Joomla! ile hazırlanmıştır. - Copyright © 2005-2009
discussioncontroller