Kimlik Güncesi
Eflatun
Üye
Faklı zamanlarda yazdıklarımla kendimi görebilmek için kullanmak üzere bu başlığı ve konuyu değiştirdim. Yazılanlarla ilgili fikri olan varsa burada duymayı isterim.
inesistente
Üye
böyle karalamaların daha çok olması dileğiyle...

saatleri ayarlama enstitüsü'ne kardeş geliyor sanki... hoş, onun zaten bir kardeşi var ama, kim biliyor acaba?
NeoxolmisNeoxolmis
Üye
Anlamadığım yazılar nedense hoşuma gidiyor. Ben bir daha okuyayım bari şunu.
cungaraman
Üye
aziz nesin'in tarzına benzettim ben.
DharkanDharkan
Üye
Felatun Bey ile Rakım Efendi geldi aklıma başlığı görünce, okuyayım dedim. Gayet hoş olmuş. :)
Eflatun
Üye
Korkağım, ihtiraslıyım, aptalım, güçsüzüm, kibirliyim, duyarsızım.

Korkağım, kendime bir düşman belirlesem bile (kimlik dediğin öyle inşa edilir ya) onunla yüzleşemem. Rüyalarımda en çıplak halimle karşısına çıksam düşman'ın -ki düşman olmadığını anlamak için kaç mit çözmek/yıkmak lazım ayrı bir mesele- vazgeçiyorum mücadeleden. Kendimi küçük dünyama kapatıyorum. Hiç bir şeyin bana zarar vermeyeceği bilgisayarımın başında özgürlük/deneyim diye süsleyerek çoğu zaman şiddeti yaşıyorum. Öyle ki, kahramanlık düşlerini binlerce yıldır kollektif bilincinde şiddetle ören insanlığın mitlerini arzuluyorum.

İhtiraslıyım. Acıdan, şiddetten ve adaletsizlikten öğrenmeyen bir çağda kahraman olma-bilge olma arzusunu duyuyorum. Çünkü kendimi birey olarak anlamlandırabileceğimi söyleyen Yeni Çağ kitapları bana mitlerden örnek veriyor. Bende insanlık bir yana bir kahraman arzusu olmak isteğini içselleştiriyorum. Egomla baş edemiyorum ve bundan haberim bile olmadığı için aptalım.

Aptalım. Çünkü çoğu zaman sadece kendi deneyimlerinden öğrenebiliyorum. Tarih bana öğretemiyor. Tanrı düşüncesi bana öğretemiyor. Ahlak düşüncesi bana öğretemiyor. Katilim. Hırsızım. Zina ediyorum. Komşumun malına göz dikiyorum. Aileme saygı göstermiyorum. Put yapmak da ne kelime kendimi ya da kendime en yakın kişiyi (gösterilen estetik değerlerden hareketle ) putlaştırıyorum. Komşum açken tok yatıyorum.

Güçsüzüm. Saydıklarımla baş etmek güç geliyor. İrade göstermek güç geliyor. Çünkü kendimi soyutluyor ve birlikte mücadele etmenin gerçek yol olduğunu göremiyorum. Doğrular ve dünya üstünde bir yaşamın verdiği hazlar arsında seçim yapmam gerektiğinde hazları seçiyorum. Ve bütün bunları değiştirmek istediğimde yardım isteyemeyecek kadar güçsüzüm. Geldiğinde reddedecek kadar kibirliyim.

Farkındalıklarımın getirdiği bilgi ve güvendiğim muhakeme gücü, genelde de nazik ve iyi olma alışkanlıkları ile hareket ettiğimden kendimden fazlasıyla memnunum.

Yani kibirliyim. Yukarıda saydığım her şey beni kibirli yapıyor. Bunlardan kurtulmak için olumlu yanlarımı görmeye çalışmakla ilgili çabalarım beni kibirli yapıyor.

Ve duyarsızım. Bir cinayet, bir grev, açlıktan ölen bir çocuk, bitmeyen iç savaşlar vs...

Bunlar sadece bakıp ağlayacağım görüntüler. Ağladığım için kendimi duyarlı olarak değerlendireceğim bir çıkmaza sürüklüyor beni. Gerçek öyle değil. Ağlıyorum çünkü karşımdaki görüntü benim için bir rahatlama nesnesi yerini tutuyor. O acıyı çekenlere bir özne olarak yaklaşsaydım, ağlamazdım. Düşünürdüm. Neler oluyor? Neden oluyor? Nasıl engelleyebiliriz?

Ben bunlarım. Çünkü ben insanım. Ama “ben”den öte bir şey yapılabilir.

Demin NTV’de yayınlanan Irak İşgali ile ilgili belgeselde şunun söylendiğini duydum:  (Bilimsel olarak kanıtlandığı söylenen bir şey. Kanıtlanmadıysa dahi doğruluğunu hissediyorum.)
Susuz yetmiş iki saat, aç iki hafta dayanabiliyoruz. Umutsuz ise birkaç dakika.

“Ben”den öte bir şey yapılma ihtimali ise benim umudum olan düşünce.
Eflatun
Üye
O kadar ihtiyacım var ki uyuşmaya, uyuşturulmaya...

Televizyon, yemek, içki, sigara ne olursa...

Çünkü zihnim kendinde olma duygusuna daha fazla dayanamıyor.

Zaman geçtikçe ve benim aylaklık günlerim arttıkça, vicdan ya da bilinç- herneyse artık daha yüksek sesle bağırıyor.

Günahlar var. Ödenmesi gereken bedeller var...

Ve ben bekliyorum.

Sonsuzluğa uzanan topraklarda, bu yalnız düzlüklerde...

Yaşamın bittiği yerde düşecek yıldırımı bekliyorum.

Bütün varlığımla yıldırımı çağırıyorum.

Beni bulduğunda,

Beni vurduğunda,

İşte o zaman bedeli ödeyeceğim...

Tam yokolduğum an, dünya üstünde varolduğum gerçek an olacak.

Başka hiç bir şeyin ve hiç kimsenin olamadığı yerde.

Bir anlığına...
Eflatun
Üye
Hiçliğin ne olduğunu bildiğimi söyleyemem. Varolmaya çalışmanın hiçliği yenmek için yetmediğini söyleyebilirim sadece.

Yokoluşun, karanlığın, unutuluşun ne olduğunu söyleyemem.

Ancak insan zihnine ne yaptığını söyleyebilirim. Zaten söylenmişti-

"Her kim uzun süre uçurumun içine bakarsa, uçurum da onun içine bakar"-

diye,

işte varolmak yönündeki çabamızla, yokolmak yönündeki eğilimimizle-gölge ya da canavar- böylece tanışırız.

Her zaman bilmezdim, bir savaş çocuğu olduğumu, bir savaşın ve mücadelenin içine doğduğumu.

Hayatımın bu denli anlamını yitirdiğim bir dönemi olmasaydı anlayamazdım da.

Onun için cezalara ve düşmana teşekkür etmek gerekir sanırım. Ne için mücadele etiğimizi hatırlattığı için. Ve ne yazık ki sadece "olmak" üzerinden kuruyoruz çoğu zaman kendimizi.

Belki düşmanlar ve hayatın parçaları kadar bütünlüğüne de teşekkür etmek bir çözüm olacaktır.

Tanrı'ya teşekkür etmek gibi.
Eflatun
Üye
Kalbin söylemek istemediğini söyler bazen parmak. Neden? Zihin durgundur, içinden gelen hiç bir sözcük yoktur. Anlatmaya değen hikayen, söylemeye değen sözün yoktur.

Artık söylemek/yazmak hedefinden sapmış bir trendir. Yanılsamalar vaat eden bir tren.

Anlatmaya gerçekten ihtiyacın yoktur.

Ama anlatmaktan başka çaren de yoktur. Şu andan itibaren sen de bir zavallısın. Yanılsamalar vaat eden trenin, yanılsamalar talep eden yolcususun. İster kara ormanlardan geçsin, ister tozlu çölleri aşsın, karla kaplı bozkırları yürüsün isterse yanılsamalar treni-sen hep aynı yerde, hep aynı kaybetmenin tutkunu olarak yaşayacaksın hayatının geri kalanını-.

Her kavram sırtındaki öbeğe eklenmiş bir çakıltaşıdır artık. Ve her bir çakıltaşı için dökeceğin terin esirisin.

Ama...

O anda yaşamak için yapacak başka birşey yoksa ne olacak?

Yaşamak için herbir çakıltaşına muhtaçsan ne olacak?

Biliyorum demeyeceğim. Hayır. Yalan söylemeyeceğim sana.

Ben hiçbir zaman bir avcı olmadım, avlayamam sözcükleri.

Ama lisanın lisanından anlayabilirim. Umulmadık bir esrimeyle yakalayabilirim bir lisanı. Acımasızca derisini yüzer ve kuşanırım ruhunu. Kemiklerini ateşe atar ve dans ederim çevresinde.

Bir kurt gibi... Bir ayı gibi... Bir kartal ve bir geyik gibi...

İçeride  ismini bilmediğim bir ejder oturuyor. Ateşin ve rüzgarın arkadaşı, gerçek özgür-vahşi- bir bilinç.

Benden daha çok şeyi biliyor ve doğru yaşıyor umursamadıklarını bile.

Onu seyrederek birşeyler öğrenmek mümkün mü?

Hayır.

O olarak bir şey yaşamak mümkün ama.

Yaşamak mümkün. Hala.

Eflatun
Üye
[center]   Tuz

Ödünç aldığım zihinle aşık olamam.
Eğreti kuşandığım kalple devrim yapamam.
Ne de anlamazlıktan gelebilirim, karanlığı, düşleri.

Ve hiçbir yerdeyim.
Bir an sonra dağılacak küllerim.
Ve hiçbir yerdeyim.
Bir an sonra yokum.

Yürümedim yıldızlarda imrenerek masallara.
Olmayan hiçbir şehirde nefes almadım.
Ne de anlamazlıktan gelebilirim, puslu nefesi, saklı olanı.
-Issız sahilde,
-Soğuk şafakta,
-Doğan güneşi...

Ve hiçbir yerdeyim.
Bir an sonra dağılacak küllerim.
Ve hiçbir yerdeyim.
Bir an sonra yokum.

Yolun sonunu görmedim, ama baştayım diyemem.
Sanma, “Bunlar deli saçması”, asırlardır yoldayım.
-Ama yollar bitmiyor...

Ve hiçbir yerdeyim.
Bir an sonra dağılacak küllerim.
Ve hiçbir yerdeyim.
Bir an sonra yokum.

...derken...
Aslında burada yanındayım.
Bir nefes atımında,
Dudaklarındaki tuzdayım 
[/center]
MelkorMelkor
Üye
mesaj atıp konuyu takibe almalı ki zayıf hafızamdan silinip gitmesin.
discussioncontroller