Kimlik Güncesi
Eflatun
Üye
[center]  DENİZİN DELİSİ

Unutmak mı, delisin,
Gitmesem de bekler orada deniz.
Gelirsem bilmelisin
Benim beklememdir burada deniz.
Gitmek gibi geleceğim
Denizin delisine.
Delinin denizi gibi,
O ne kadar giderse.


ÖZDEMİR ASAF
[/center]
Eflatun
Üye
[center]C.'ye,
Hava soğuk,
Yağmur kapıda.
Ama çay kaynıyor,
Ve ekilecek bütün o çekirdekler biriktirilmiş bir kasede.

Aydınlık bir sabaha uyanmak var sonra,
Beyaza bulanmış, aydınlık güne,
Senin kucağında.

Aşk bizi terkettiyse,
Birbirimizi biz de, pek tabii.
Aşkın suçu yok,
Bütün suç bizde.

Hala bir ihtimal var,
Hala birlikte uyanma ihtimali.
Serin bir bahar sabahında,
Geç bir saatte elbette-
Bizi ışıkla yıkayan güneşle,
Şımarıkça,
Sevgiye,
Öpücükle uyanma ihtimali,
Sevgili C.
Sanırım başka bir ihtimal de pek yok.

Ve son bir şey,
"Aşk ne mutlu şey!" 
[/center]
Eflatun
Üye
Bir şeyi kesin olarak bilmek,yönünü kesin olacak bir şeye doğrultmak adeta büyük ve kapkara bir açlık gibi. Doyurmak imkansız. Sürekli beslenmesi gereken şey ise canavardır, gölgedir. Ve insan zihninin kesinliğe ihtiyacı bizim canavar ya da gölgeyle bağımız demek. Tam olmak...

Yaşayacağım. Yeni bir şey söylemiyorum. Ama yaşayacağım.

Bu denli pislikle kuşanılmış, kuşatılmış, donatılmış olmak hali de ne?

Bu denli zayıf olmak?

Kendimi yok edebileceğimi bilsem ve tek yol buysa nasıl bir nefretle vururdum kendimi. Dışarıdan biri olarak kendime yönelebilecek bir tehdit olma ayrıcalığım olsa nasıl da bir vahşetle taçlanır da yapardım bu işi. En acıtacak yerden vururdum şüphesiz. Ve, ne de durmaksızın indirirdim, merhametten yoksun, tükenene kadar-kendimden intikam almanın tatlı düşü.

Oysa beyaz sabahın varlığını bütün bedenimde duyarak takdir edişim ne zamana rastlıyor?

Haftalar? Aylar? Yıllar? Asırlar?

Hayır. Güneş bir kez battı, doğdu ve battı bir kez daha. O kadar. Yok olma eğiliminin insan alışkanlıklarında bu kadar kıskanarak- ama dürüstçe, yer tutması...

Nasıl da midem bulanıyor, iradesizliğim, aptallığım ve yaşama düşkünlüğüm karşısında.

Ne denli kolay sarsılıyorum, ve ne denli kolayca başka bir adam oluyorum. Tanrı’dan korkmasaydım ne kolaydı benim için bir katil, bir harami olmak. Ve, ne de arzu dolu icra ederdim öldürmeyi, çalmayı, haram yemeyi.

Çehremden taşan karanlık ve nursuz sıkıntı ifadesi b.k rengi bir uyku sunuyor bana. Geri çevirmek kabalık olmaz mı?

“Kusabiliyorum”, demekten başka bir şey de kalmadı galiba. Çünkü ne kadar büyükse sevgim, birden o kadar büyük tiksintim.



[center]“Bir avucunu tuza bulamıştı.
Elini bir büyü örercesine faklı biçimlere sokuyordu ve bunun her şeyi anlamlı kılmasını hayal ediyordu. Keşke bundan sonra yaşamın her anında tuz olsaydı. Ne kadar kolaylaşırdı her şey. Çünkü tuzla yapılabilecek bir şey biliyordu. Her gönderilemeyecek mektubun toz ve kan dolu sayfasında- kan olmasaydı gönderilebilirdi mektup çünkü- kelimeler yerine sadece tuz olsaydı. Mürekkep bile düşman artık. Diğer bütün anlar ve yerlerde tuz hükmediyor her şeye.
Mağrur olan. Ne kadar sürerdi bundan sıkılması? Ne zaman tekrar tatlı gelecekti yokoluşu?” 
[/center]


Eflatun
Üye
Bugün gökyüzü çok bulutlu, çok şıktı. Deniz ve yağmurlu günlere has solgun ışık, ne kadar şıktı... Bembeyaz bulutlara bulanmış/boyanmış gökyüzünün altında bir zeytin ağacına yaşamakta eşlik etmek...

Şiddet içimde “hareket açlığı” olarak kabarıyor desem?

Hayır, bu doğru değil. Hiç nefret duymadan,  “havayı yumrukladığım için” kendimi yargılamak, işte bu da tam benim yapacağım şey. Fakat söylüyorum işte. Ne de ukalayım be!

Ne çok duman, boşluk, ses, ışık, hareket vardı ki bunlar da çok fazla sessizlik, gölge ve durağanlık demek.

Komik değil mi? 

...komik...komik...komik...

Nerede o her şeyi vurabileceği söylenen kanlı kurşun?

Kararlı bir öldürme nesnesi, belki, kendini tanımanın en şiirsel yolu olabilirdi?

Daha romantik olsun.

Bembeyaz güllerle dolu bir bahçe hayal edelim kışın göbeğinde... Soğuk gece için tatlı ayışığından koyalım biraz... Lacivert ve yargılayan serinliğin içinde kanlı bir düello...
Komparsita hızla çalarken. Bahçenin efsunlu saflığını sorgusuzca kana bulayacak-hiçleyecek bir kan akıtma ayini.

Siyah atının üzerinde çıplak bir Tanrıça. Başka ne tamamlayabilir bu sapkın hayali bu kadar insanca ve bu kadar çirkin?

Öldür ve senindir. Gizemli, efsunlu bir ödül.

Bu kadar kolay. Şimdi bir erkek ol ve öldür!

Seni motive edelim.

Siyah abanoz bir yatak, beyaz saten çarşaflarla kuşanmış. Şömine odayı cehennem rengine boyuyor. Fethetmenin, öldürmenin, elde etmenin rengine.

Zehir yeşili bir şişe Absinthe, “şifalı” otlarla hazırlanmış bir pipo...

Senin için bu kadar sapkın bir özgürlük kurabildiğimi düşünüyorsan bir de şunu dene:

Savaşını da, ödülünü de belirleyen bir başkası iken “NEYİ” ELDE EDEBİLECEĞİNİ SANIYORSUN?

HA?
Eflatun
Üye
Bu gece sokaklarda kızgın bir adam var.

Sonsuz karanlıkla tanışmış kızgın bir adam. Arınmış karanlıkla. Karanlık neyle arınır? Anılar ve düşüncelere boğuldukça insan, zihninde bir boşluk doğar. Karanlık işte orada damıtılır, pür ve billur formuna döner. İntihar mavisi bir cevher.

Pür yalnızlıkla.

Bu gece sokaklarda kızgın bir adam var.

Dikkat edin ona.
Eflatun
Üye
[center]   Yol,
İçinde insana yakışmayanı.
Çünkü geride ne varsa,
İşte o, "Yol".
  [/center] 
Eflatun
Üye
Her sözcük "açmaz", her ter damlası "çıkmaz", dünya döndükçe. Yeter ki tutku olsun eyleminde ve durağan anlarında.

Bunu denemeli: Tutkuyla "durmak".
Eflatun
Üye
"Bir adım, bir an, şu an.", demişti bilge biri bir zaman. Endişenin sürekliliği sürekliliğin endişesine kolayca dönüşebilir gibi gelse de, aslında gelecek ve geçmiş yok.

O halde ne var? Şimdi var.

"Geleni kabul et, gideni takip et" diyen bir Wing Tsun pusulası var.

Bir de şu an nerede isen onu yaşamak var.

O halde bu yazının bir şey anlatması gerekmiyor. Bir yere varması da gerekmiyor.

O zaman yaşamın gerekliliğinin dışında düşünebildiğimiz herşey için bir nokta koymayı deneyelim ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... .

Sanırım bu daha uzun süre devam edecektir.

Bana tesadüfen armağan edilmiş bir anı paylaşıyorum. Kafeden yazıyorum. Bu da benden önce bu bilgisayar kullanılırken kopyala+yapıştır yapılmış son yazı:

"FEN VE MATEMATİK
PMA A6:K2

Yapıyorum Eğleniyorum Gelişiyorum 2 s.23’deki çalışma yapılır."

Bunu yazan minik parmaklara adanmış olsun bu yazı.
Eflatun
Üye
Yine yolculuk. Yol ise akış demektir. Yoldayken "yargılamaz", "olursun". 

Duraklar, durmak demektir.

Durduğunda ise "olmak" zordur.

Bir yargı daha. Yargılardan kaçınmaya çalışırken tam da yargılamanın tuzağına düşmek...

Hepsinin sonu gibi bunun da sonu acı.

Ama acının sana öğretmesine izin verebilirsin. Güçsüzlüğünü kabul ettiğin an üstündeki bütün iktidardan kurtulursun.

Yolculuğun yarattığı alışkanlıktan bahsedecektim daha çok. Ve ben alışkanlıklarla örülecek olması beklenen bir düzene girmek üzereyim. Bunu seçtim. Önümüzdeki 1,5 yıl bu seçimi yaşayacağım.

Bana ait olduğu yanılsamasından henüz azad olamadığım bir yanılsamayı yaşamak üzere bir yolculuk daha.

Sadece nefes al.

"Bir adım, bir an, şu an."

Eflatun
Üye
"Ne bir adım, ne bir an, ne şu an" gibi hareket eden boşluğa inat tüm sesleri dinle!

Haklılığın ötesindeki sesleri dinle.

Örtünün arkasına bak.

Mücadelenin anlamını, varolmanın tatlı-ekşi-tuzlu, belki kanlı doluluğunu yaşa.

Lütfen nefes al.

...deneme...

Yollara küsme...

Yollarla nefes al.

Yollarla nefes ver.

Hayır, "yollar"la değil.

Yollar yanılsamadır.

Peki yol var mı?
discussioncontroller