Komünizm vs Faşizm
DarkTemplarDarkTemplar
Üye



Tabandan örgütlenmiş, doğrudan-demokrasi üzerine kurulu bir özyönetim modeli, dejenere olması en güç sistemlerdendir. Keza, halkın kontrolünde sürekli değişen, dinamik bir yapıya sahip yerel yönetimler (yönetimden ziyade delege, yani temsilcilik sistemidir bu) ve bu yönetimlerin oluşturduğu konseyler ağı söz konusudur. Oligarşik bir yapının temelleneceği bir yönetim modeli, kar-rant üzerine kurulu ekonomik ilişkiler söz konusu değildir. Bugünün oligarşik burjuva-demokrasisini, doğrudan-demokrasiyle ve özyönetimle bir tutmamak gerekir.

"Tek dünya ülkesi" söylemi ise iktisadi bir model, ya da üretim-tüketim ilişkileri sunmaktan uzak, fazla genel bir söylem. Derinleştirmen gerek bunu. Fakat, sosyalizm zaten ileride devlet sisteminin tamamiyle tasfiye olup, sınırların ortadan kalkacağı, tam anlamıyla komünist bir dünya idealine sahiptir. Sosyalizmin, devrimsel bir süreç olarak gerekliliği de bu noktada gizlidir zaten.



Güç gözüksede dejenere olmaya mahkumdur. Çünkü demokrasi sistemi vardır sonuçta. Halkın geneli ne derse o olur. Azınlık düşüncelerde olanlar elbet bir gün isyan edecektir. Bu yüzden demokrasiyi sevmem. Demokrasi şuna benzer. 3 kişi vardır. 2si kurt 1si kuzu. Kurtlar kuzuyu yeme kararı alır. Bu demokrasidir. Kuzu ise kurtların kararına karşı çıkar ve savaşır. Bu anarşidir.

Tek dünya ülkesi olmasının temeli basittir. Bu ülkeler arası savaşı bitirir ve orduya gerek kalmaz. Sadece iç güvenlik yer almaya devam eder. Dünya da orduya giden para da böylece insanlık için harcanabilir. Tek dünya dilinin sebebi basit. Her insanın birbiriyle rahatça anlaşabilmes. Bu sistemde yönetimden ziyade anarşizm vardır. Herkes toplum veya başka sistem kurallarından sorumlu olmaz. Herkesin kazandığının yüzde 10u vergi olarak alınıpda gene insanlık için harcandığında ve her insanın yaşamsal ihtiyaçları karşılandığında, insanlar artık bu kaygıdan kurtulduğu için kendilerini bilinçlendirir ve aydınlanır. Bunun sonucunda da belki iç güvenliğe gerek kalmaz. Mal maddiyat hırsıda azalıp yok olacağı için dünya zenginlikleri adaletsiz paylaşılmaz ve herkes faydalanır. Bu durumda da aşırı tüketim ve kirlenme olmayacağı için dünyanın sonu geliyor düşünceleri üretmeyiz. İlerleyen zamanlarda da bu vergi zorunluluktan gönüllülüğe çevrilir. İnsanlar aydınlandığı için ve bireyselliği ve toplumsallığı düşünecekleri için artık severek gönüllü vergi vermeye başlar.
Tabi bunlar benim teorim. Doğruluğu değilde işleyişi tartışılır. Oda insanların bunu uygulayıp uygulamamasından kaynaklı tartışma olur.

Edit: DÜnya sosyalizmini veya komünizmini elbet kapitalizme tercih ederim =) Keşke olabilse.
YojimboYojimbo
Mod
Emeğin sermaye sahibi için artıdeğer olmaktan öte bir değerinin olmadığı, sosyal sınıfsallaşma üzerine kurulu bir sistemde dayatmacı ve toptancı bir şekilde uygulanan burjuva-demokrasisi ile; "özyönetim" üzerine kurulu bir sistemde "tabandan-tavana" uygulanan doğrudan-demokrasi anlayışı bambaşka kavramlardır. Lokal halk meclisleri tarafından "geçici" olarak seçilen delegelerin bir araya gelerek oluşturduğu yerel yönetimler ve bu yönetimlerden meydana gelen bir konseyler ağı sisteminden bahsediyorum (Konsey komünizmi kavramına göz atabilirsin). Özyönetime dayalı bir sistemde, kar-rant üzerine endeksli bir üretim söz konusu olmadığından sınıfsal çelişkiler doğmayacaktır, bu bağlamda herhangi bir statükonun oluşması da mümkün olmayacaktır.

Elbette her sistemi dejenere etmek isteyenler çıkabilir, fakat söz konusu model, toplumsalcılık üzerine kurulu olduğundan, bireylerin mevcut sistemdeki gibi sosyal statülerinden doğan ayrıcalıklarını kullanabilecekleri bir ortam söz konusu olmayacaktır.

Kaldı ki sosyalizmin var oluş sebebi zaten "devletlerin olmadığı" komünist bir düzene zemin hazırlamak, proletarya kontrolündeki bir devlet aracılığıyla kapitalist sistemin doğurduğu toplumsal sınıflaşmanın önüne geçecek elzem sosyalizasyonların yapılmasını sağlamaktır. Yatay-örgütlenmeli bir toplumsal yapının, sınıfların var olduğu bir düzende var olması, ya da hayatta kalması mümkün değildir. Paris Komünü gibi deneyimler, bu devrimsel sürecin gerekliliğini daha net ortaya koymuştur. Diyalektik düşünce bu noktada ön plana çıkar. Nasıl feodal modelin yıkılması adına, burjuva-demokrasi devrimleri birer gerekliliktiyse, sosyalist devrimler de esasında komünist bir yapının oluşması için gerekli olan süreçlerdir.


Anarko-komünizm ile Marksist anlamda komünizm kavramı arasındaki fark esasen sosyalizmin bu gerekliliği üzerinedir. Bu noktada Kropotkin gibi bazı anarko-komünist teorisyenlerin sosyalist deneyimlerden yola çıkarak ürettikleri eleştirilerin bir kısmına katıldığımı daha önce ifade etmiştim. Fakat izah etmeye çalıştığım model bu eleştirel bakış açısından doğan bir modeldir zaten. Bahsettiğim "tabandan-tavana örgütlenme yapısına ve özyönetim modeline sahip olmayan" bir devlet yapısının zamanla halkın tabanından kopabileceğini (ki bu ortamda halkın toplumsal bilincinin gelişmesi de mümkün olmayacaktır), devletin otoritesini elinde bulunduran siyasal oluşumun bir bürokrat sınıfını doğurabileceğini ve sosyalizmin özündeki kollektiviteyle tezat oluşturan bu sınıfın oligarşik yapısının en nihayetinde bir devlet kapitalizmi yapısıyla sonuçlanabileceğini ben de belirtmiştim.


Senin açıkladığın düzen ise; daha önce dediğim gibi fazla yüzeysel kalıyor bu haliyle. Güzel şeyler demişsin fakat kapitalizmin iktisadi modeli, üretim-tüketim ilişkileri tamamen ortadan kaldırılmadığı müddetçe bu söylemler en fazla anarko-kapitalizm olarak tanımlanabilir. Gerçek anlamda yatay-örgütlenmeli, kollektif ve eşitlikçi bir toplum ancak bir özyönetim modeli içersinde değerlendirilirse anlam ifade eder, mevcut sistemin önceki mesajlarımda sonuçlarıyla birlikte ele alarak bahsettiğim yapısı içersinde yapılacak iyileştirmeler ancak liberal göz boyamalar olarak kalacaktır, vergilendirme vs. gibi adımlarla çözülebilecek cinsten çelişkiler değil keza söz konusu olan. Keza, kapitalist sistem, sermaye ve emeğin antagonist çelişkisi üzerine kuruludur.
DarkTemplarDarkTemplar
Üye
Öncelikle şunu belirtmek isterim. Sana katılıyorum her dediğinde. Dediğin sistemler kapitalizmden kat ve kat iyi olacaktır.

Am şu var ki benim dediğim sistem aslında komünizmden sonra gelebilecek bir sistem. Çünkü bu sistem maddi zenginliklerden çok insanın bilinç zenginliğine önem veren ve ona dayanan bir sistemdir. Aslında çok çok detaylı yazabilirim ama çok uzun sürer. Böyle bir sistemde maddiyat çok çok arka planda kalıyor. Sebebi şu. İnsan bilincine sanata kültüre endeksli bir sistem olduğu için o zamanki insanların suç, maddiyat vb gibi konuları olamaz. Sebeb şu. İnsanlar refah yüzeyi yüksek olduğu için tüm dünyada, istisnasız her insan, herkes kendini geliştirmeye adıyacaktır ki buda insanlığın gelişimi demektir. Ki bu dediğim sistem zaten komünizmden sonra gelebilecek bir sistemdir o yüzden. Evrim devrim yani.
AlphariusAlpharius
Üye
Şunu bırakıp kaçayım:

Spoiler:
image
goo_khangoo_khan
Üye

goo_khan dedi:


Ruslar bir komünizm mi kurmuş?Komünizm kurmak ne demek?



Sıkılmıyosunuz di mi bundan? Evet İtalyanlar faşizm kurmadı, Almanlar da nazizim.. Hatta Iran da şeriatla yönetilmiyor. Faşizm, Nazizm ve Şeriat var ya süper yönetim biçimleri aslında.

Neymiş tartışılan başlık? Tarih ve Siyaset. Tarihi ve siyasi açıdan baktınız mı elimizdeki üç beş komunizm denemesi bulundukları topraklarda terör estirip açlık ve ölümden başka ne getirmiş? Kurulduğu günden yıkıldığı güne kadar sayısız insanın ölümüne, pek çok topluluğun asimile edilmesine, sürülmesine hatta toplu katliamlardan geçirilmesine neden olmuş Sovyet Rusya'dan başka tartışılacak konu yok burda. Bir de Kuzey Kore gibi üç beş militarist diktatörlük..

Almanlar Nazi değildi, Ruslar da komunist değildi gibi topu taca atma yöntemleri fazla ucuz değil mi yahu?

--------------------

Tek devlet ve tek dil anlayışı ise insanlığa ve onun kültürel birikimine aykırı. Önceki sayfalarda aşılamayan bir milliyetçilikten bahsedilmiş. Geniş coğrafyalarda Rus milliyetçiliğinin uygulanması. Sovyet kuruluşunu takip eden yıllarda Türk milliyetçisi aydınların Ruslarca yasal ya da yasadışı yollarla temizlenmesi, dil, isim ve din baskıları kurması milliyetçiliği azdıran şey zaten. Milliyetçilik var ve onu yoketmek için başlatılan her mücadele milliyetçiliği palazlandırmaktan başka bir işe yaramıyor.

Anlaşılmayan nokta çok devletli dünyanın bu hale gelmesinin zorlama ve yapay değil, doğal bir süreç sonucu oluşmuş olması. Aynı kanı taşıyan, aynı dili konulan ya da aynı dine inanan insanların örgütlenmesi ulus-kültür bazında devletler yarattı. Milliyetçilik kavramı Fransız devrimi ile oluşmuş olsa da daha önceki krallıklarda kültür ya da dil temelli bir oluşum yok muydu? İmparatorlukların çoğu egemen bir ulusun diğer uluslara hakim olması sonucu vucuda geliyordu.

Şu halde bir devlet içinde sınıf çatışmalarından çok daha önemli olan kültürler ve uluslar arası çatışmalar var zaten. Güç kullanılarak bu uluslar tek çatı altında birleşse de ulusal farklar yok olmadığından bu çatışma süregelecek ve sistemdeki ilk tökezlemede yeniden ulus devletler yaratacaktır.

Ulusların milli benliklerini yokederek -Sovyetlerin denediği gibi- birlik süreci izlemek çözüm gibi görünüyor ise, Nazilerin nesi vardı da beğenmediniz demezler mi adama =)
DarkTemplarDarkTemplar
Üye
Öncelikle şunu belirtmek isterim. İnsanların beynine güçlü olan kazanır, acıma acınacak hale düşersin, seven bilmem ne olur kelimelere küçüklüğünden beri öylesine kazınmış ki böylesine bir kültüre bilince dayalı bahsettiğim sistemi bile zora dayatmalı olarak dünyaca kabulleneceğini söylüyorsunuz.
Güç kullanarak tek çatı altında birleştirmek geçici bir süreç olur. Eninde sonunda yıkılır.
Böyle bir sistem dünya komünizmden sonra gelebilecek sistem. Çünkü kapitalizm sisteminin temelleri üstünde yükselemez.

Evet. Dediğinde haklısın. Kültürel ve ulusal farklılıklara aykırı bir şey. Ama bu insanlığın geleceği için bence tek kurtuluş yolu. Eninde sonunda yokedip birbirini bitireceği kesin. Bitirmese bile gelecek insanlar açısından huzur dolu bir yer olabilir mi tartışılır. Tek var olan şeyin savaş ve hırs olduğu bir sistem pek huzurlu olamaz bence.
YojimboYojimbo
Mod
Demokrasiye getirdiği bakış açısıyla, "dönem için" ilerici bir burjuva-demokrasi devrimi olan Fransız İhtilali'nde, burjuvazi halkı örgütlemek amacıyla milliyetçilik akımını kullanmış, dolayısıyla feodal yapının tasfiye edilmesi ile doğan kapitalist düzen ulus-devlet yapısı üzerine inşa edilmiştir. Ulus-devlet yapısı, devletin egemenlik alanı içersinde yer alan tüm ulusları, halkları etnik ve kültürel anlamda homojenize etmek maksadıyla kullanılan; bu yönüyle asimilasyona dayalı, dayatmacı ve toptancı bir anlayışa sahiptir.

21. yüzyılda ise kapitalizm, ekonomik deregülasyon, vergi duvarlarının kalkması, stratejik kaynakların gayrı-millileştirilmesi gibi söylemlere sahip olan neo-liberalizme evrilmeye başlamış; bu durum, sosyo-ekonomik gelişmişliğe sahip olmayan ülkelerin devletlerinin pasifize edilmesiyle, çokuluslu şirketlerin herhangi bir kamusal kontrolden bağımsız bir şekilde ucuz emekgücü sömürüsü yapabilmesine olanak tanımaya başlamıştır. Dolayısıyla, -özellikle Chavez'in etkisiyle- Latin Amerika'da ALBA oluşumu gibi sosyalist söylemin ön plana çıktığı bir bolivarcı hareket başlamıştır. Bu noktada emperyalizme karşı ezilen halkların ulusalcı bir tavır sergilediği söylenilebilir. Bu tavır sosyalizmin özünde olan, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkına dayalı meşru bir tavırdır.

Burjuvazi demokrasisi içersinde, dayatmacı ve toptancı bir anlayışla, ulusal farklılıkları görmezden gelerek, asimilasyona dayalı bir üst kimlik oluşturma kaygısının ulus-devlet söylemleriyle meşrulaştırılmasına karşı oluşu; sosyalizmin halkların kültürel farklılıklarını görmezden gelmesinin değil, tam aksine ulusların herhangi bir oligarşinin dayatması olmaksızın kendi geleceklerini inşa edebilecekleri özgür bir toplumsal ortama sahip olmalarının gerekliliğini savunmasının bir sonucudur.

NOT:

Sanırım ısrarla yanlış anlaşılan bir nokta var;

"Sovyetler komünist değildir sosyalisttir." söylemi Marksizm konusunda kaba-taslak bir bilgiye sahip olan herkesin rahatlıkla üzerinde hem fikir olacağı, çok net bir argümandır. Bu argümanın "topu taça atma" şeklinde algılanması, ancak sosyalizm ve komünizm kavramları arasındaki farklılıkların bilincinde olmamanın sebep olabileceği, içi boş bir söylemdir. Kaldı ki Sovyetlerin çözülmesiyle sonuçlanan süreç hali hazırda uluslarası sosyalist camia tarafından sıklıkla eleştirilmektedir. Sosyalizmin bu noktada birçok farklı fraksiyonu bünyesinde barındırdığı da ortadadır.
Death KnightDeath Knight
Üye
Takip mesajı.
Ayni MarzîAyni Marzî
Üye

Sovyet çöküşü ile yazdıkların bence gayet mantıklı. Tabi ış güçlerin ulus milliyetçiliğini aşılaması da bu konuda etken.

Benim düşüncemde ise en refah ve eşit toplum için tek dünya ülkesi tek dünya dili olması lazım. Aynı zamanda her bireyin temel yaşam ihtiyaçlarının ğlkece karşılanması gerekir. Böylece insanlar hayatta kalma çabasından kurtulup bilinçlenme aydınlanma aşamasına geçer.
Dostm senin dediğin yöntem ilk başlarda belki işler ama sonrasında dejenere olacaktır. İnsanın yapısıdır bu. Çünkü her yerel yönetim değiştikce hırslılar gelcektir ve bozulacakır. Oysa benim tek dünya ülke düşüncemde böyle bir yönetim olmayacaktır. Aksine anarşi devleti olacaktır. Asla çoğunluğun kararını azınlıkta çeker gibi saçma felsefeye sahip demokrasi olmayacaktır. İnsanlar bilinçlenip aydınlandığı için mal hırsı gibi şeyler ortadan kalkacakdır ve yönetime yasalara ihtiyaç duymayacakdır.



Tek dünya dili çok kısıtlı ya, niye tek dil olacak? Ben pek çok dilin, kültürün olmasından pek memnunum açıkçası. Tek dil olayı ülkelerde bile sorun çıkarıyor hem artık, insanlar ait hissettikleri dili konuşabilmek, öğrenmek istiyor. Tek dünya dili olduğunda, belli yönlerden dil ile alakalı olan kültür ve sanat da fakirleşmez mi hem?
hayalgezerhayalgezer
Üye

Sovyet çöküşü ile yazdıkların bence gayet mantıklı. Tabi ış güçlerin ulus milliyetçiliğini aşılaması da bu konuda etken.

Benim düşüncemde ise en refah ve eşit toplum için tek dünya ülkesi tek dünya dili olması lazım. Aynı zamanda her bireyin temel yaşam ihtiyaçlarının ğlkece karşılanması gerekir. Böylece insanlar hayatta kalma çabasından kurtulup bilinçlenme aydınlanma aşamasına geçer.
Dostm senin dediğin yöntem ilk başlarda belki işler ama sonrasında dejenere olacaktır. İnsanın yapısıdır bu. Çünkü her yerel yönetim değiştikce hırslılar gelcektir ve bozulacakır. Oysa benim tek dünya ülke düşüncemde böyle bir yönetim olmayacaktır. Aksine anarşi devleti olacaktır. Asla çoğunluğun kararını azınlıkta çeker gibi saçma felsefeye sahip demokrasi olmayacaktır. İnsanlar bilinçlenip aydınlandığı için mal hırsı gibi şeyler ortadan kalkacakdır ve yönetime yasalara ihtiyaç duymayacakdır.



Tek dünya dili çok kısıtlı ya, niye tek dil olacak? Ben pek çok dilin, kültürün olmasından pek memnunum açıkçası. Tek dil olayı ülkelerde bile sorun çıkarıyor hem artık, insanlar ait hissettikleri dili konuşabilmek, öğrenmek istiyor. Tek dünya dili olduğunda, belli yönlerden dil ile alakalı olan kültür ve sanat da fakirleşmez mi hem?


Tek dil birbirimizi anlamak için bence şart. Bu tek dil,Türkiye'de türkçe olsun,yarın dünyada yaratılan yapay ortak dil olsun;farketmez.Değişmeyen şey insanların birbirileri ile anlaşma şanslarını kaybetmemeleri gerektiği.

dil ile alakalı olan kültür ve sanat da fakirleşmez mi hem?



Burada çok haklısın. İnsanların yarattıcılıklarını sınırlamamalıyız.Her farklılık zenginlik için bir şanstır bence. Zaten sadece ortak tek dil olsaydı,ne kadar sıkıcı olurdu dünya.
discussioncontroller