Death Note 2 [Oyun sona erdi. Domine Kira!]
TyraelTyrael
Üye
Rp Dışı: Bence L Firemc.
Hammerheart
Üye
Eve gelmişti.Yatıp uyumak istiyordu,belki uyku başının ağrısını geçirebilirdi.Saate baktı.Uyumak için erken geldi,eğer bu saatte uyursa muhtemelen gece daha beter bir baş ağrısıyla kalkacaktı.Televizyonu açtı.Dalgın bir şekilde zihnini düşüncelerden arındırmış televozyon izlerken birden yayın kesildi.Kira olduğunu söyleyen birisinin kaydı yayındaydı.Masumlara zarar vermeyeceğini söylüyordu.Gülümsedi,bunun için epey uğraşması gerekirdi.Dünya'da kaç tane masum insan vardı ki?Suç işlemediyseniz diyordu,benden korkmanıza gerek yok.Bir kez daha gülümsedi,Suç işlediysek de korkmamıza gerek yoktu,korkunun ecele faydası yoktu.Kira bu bandı yollamayabilirdi.Kira bunları söylemeyebilirdi-eğer gerçekten bunun Kira olduğu düşünülürse.Bandı yollamasında 2 temel sebep görebiliyordu,Kira insanların içini rahatlatmak istemişti,masumlara zarar vermeyeceğinin sözünü veriyordu ki zaten şu ana kadar bunun aksi görülmemişti,ikincil olaraksa belki de imajını daha iyi bir yere getirmek istemişti.L ve Kit ajanlarının istifasını istemesiyle ilginç geliyordu.Halkın gözünün önünde açık çağrıda bulunmuştu.Belki de insanlar suçlulardan arınmış Dünya'ya yaklaştıkça baskıyla bunu kendileri sağlayacaktı.Saat 12yi geçmişti ancak hiç uykusu yoktu.Henüz birşeyler bile yememişti ancak açta değildi.Duvarlar üstüne üstüne gelirken çareyi kendini dışarı atmakta buldu.

RP dışı: Elegie L'dir.
Zer0
Üye
RP Dışı ; Elegie bence L, L de bence Elegie :P
Çağlayan
Üye
Madem program olmayacaktı, Çağla kendisini oyalamalıydı. Bir pisliği kendi manajeri olarak seçmiş olduğunu ve büyük bir tehlikeden şans eseri kurtulduğunu düşündükçe ya da yarışmaya hazırlık aşamasında formunu korumak için sadece bir elma ile geçen öğünlerini hatırladıkça canı sıkılıyordu ve kafasını bu düşüncelerden uzaklaştırmanın tek yolu vardı: çikolata.

Pastaneye girdi, camekan ardında olanca güzelliğiyle ışıldayan çikolata soslu, krema ile süslenmiş ve üzerinde karamel gezdirilmiş pastaların ihtişamıyla kendinden geçti bir süre. Sonra o kadar çeşit arasında en kalorili, en süslü ve en lezzetli olanını işaret edip bir dilim rica etti. Bir masaya oturdu ve tatlı ziyafeti öncesi yutkundu istemsizce.

O sırada çapraz masada oturan, krem şanti ve çikolata sosu ile süslenmiş top top dondurmaları kaşıklarken bir yandan da iri gözleri ile dik dik kendisini süzen kişi ile gözgöze geldi Çağla. Dağınık saçları, beyaz tişörtü ile mavi kotu ile sıradan görünüşlü bir gençti bu. Ama soluk teni ve sandalyede çömelmiş bir şekilde oturması, kendisini sıradışı kılıyordu. Çağla huzursuz oldu:

"Birine mi benzettiniz beni?"
[glow=blue,2,300]"Sen Çağla'sın değil mi? Şu model olan..."[/glow]
"Evet."
[glow=blue,2,300]"Sakura Tv'nin düzenlediği güzellik yarışmasında aday değil miydin? Bir adayın kaloriden uzak durması gerekir oysa."[/glow]
"Ne yazık ki yarışma iptal oldu. Manajerim Kira tarafından öldürüldü."

Gencin gözbebekleri büyüdü, dudağında "Bak bu çok ilginç" anlamına gelen bir tebessüm gezindi ancak yanıt vermedi. Uzayan sessizliği bozmak adına yüzüne şirin bir ifade takan Çağla "Ben de yarışma yoksa diyet de yok deyip tatile girdim ^_^" diye kıkırdadı.

[glow=blue,2,300]"Manajerinin Kira tarafından öldürüldüğünü nereden biliyorsun ki?"[/glow]

"E, şey... Bilmiyorum. Ama haberlerde manajerimin bir sapık olduğu ama bunu uzun süredir gizlediği ortaya çıktı. Ben de düşündüm ki, eğer suçluysa..."

Çağla sorguya çekiliyor gibi hissetmişti kendisini. Üstelik "Düşündüm ki" dediği yerde karşısındaki gencin yüzüne yayılan sinir bozucu gülümseme, "Vayy, demek düşünebiliyorsun sen?" iğnelemesi taşıyor gibi gelmişti kendisine. Tuhaf genç eğilip tabağına daldırdı kaşığını ve iri bir dondurma parçasını ağzına tıktı.

[glow=blue,2,300]"Bölkü de maonojörünözün son göröştöğü köşölörü düşünmölüsünüz?"[/glow] cümle biter bitmez ağzındaki iri dondurma parçasını mideye indirdi genç. Bu açık açık "Kira manajerin etrafındakilerden ya da tanıdıklarından biri olabilir" demekti.

Masasına gelen pastaya rağmen Çağla'nın iştahı kalmamıştı.
"Üzgünüm, gitmem gerek." dedi Çağla, bu tuhaf sohbete devam etmek istemiyordu. Toparlandı, süslü ceketini sırtına geçirdi ve pastaneden dışarı çıktı.

[glow=green,2,300]Az önce konuştuğu kişinin L lakabıyla tanınan[/glow] Bla bla [glow=green,2,300]olduğundan bihaberdi.[/glow]

Rp dışı: Bla bla = Elegie.
NeoxolmisNeoxolmis
Üye
Rp dışı: Elegie L'dir.
ThyestesThyestes
Üye
Rp dışı: Bence L Tyrael
Dexter
Üye
Hamle sonu ne yazıkki yine ertelendi. Nedeni kuru kuru bir yazı ile noktalamak istemememiz, Can'ın Sapphire Games'de görevli olması ve benim de valiz toplayacak olmam. Çok özür diliyorum, ama

Tur sonu Pazar 23:00'a ertelenmiştir.
Jon IrenicusJon Irenicus
Üye
Jon Irenicus ardına bakmadan deli gibi koşuyordu... Yaklaşık 1 haftadır hapsolduğu zindanlardan sonunda kaçmayı başarmıştı. Oysa ilk başta her şey ne kadar da güzeldi... Japonya'da yaşayan arkadaşının, onu yanına davet ettiğini belirten mailini aldığında uzun zamandan sonra ilk defa yüzünde içten gelen bir gülümseme belirmişti. Jon için daha iyi bir zamanlama olamazdı. Arkasında ilgilenmesi gerektiği hiçbir şey bırakmasına gerek kalmadan kafasını dağıtabileceği 2 haftalık bir tatil tam da ihtiyacı olan şeydi. Hoş, Tokyo o teknolojinin içinde boğulmuş hissi yaratan, metrekare başına onlarca kişinin düştüğü kalabalık bir şehir olarak kafa dinlemek için pek de ideal bir mekan sayılmazdı gerçi; ama Jon için Türkiye'den çok uzak olması yeterliydi. Etraf biraz durulana, beyni tekrar bağımsız olarak işleyebilecek kondisyona erişene kadar o çok sevdiği vatanından bir süre uzaklaşmasının kendisine iyi geleceğine inanıyordu.

Japonya'ya indiğinde onu ilk karşılayan şey dev ekranlarda hızlı hızlı konuşan spikerler olmuştu. Arkadaşının evine gitmek için metroya doğru hareketlenmeden önce serin bir şeyler içebileceği bir bar bulup oturduğunda bu hareketinin bir haftalık işkenceye mal olacağından habersizdi...

-Size ne verebilirim bayım?
-Buzlu limonata lütfen.

Barmen arkasını döndüğünde aklına takılan bir kaç konuyu tartışmak için konuşmaya devam etti...

-Japonya'ya indim ineli insanlarda garip bir hava var. Kimi heyecanlı, kimi endişeli, kimi ise düşünceli ama hepsi sanki bir diken üstünde. Dev ekrandaki haberleri izlerken arada sırada "Kira" isminde birinden bahsediyorlar. Bu isim ne zaman telaffuz edilse insanlar dev ekranlara kilitleniyorlar. Neler oluyor?

Tam bu sırada yan tarafında oturan adamın birden barmenle konuşmasına kulak kesildiğini hissetti...

-Kira'nın kim olduğunu bilmiyor musun?

Barmen devam edecekken, Jon'un yanında oturan adam onu eliyle susturup Jon a döndü. 15 dk. boyunca konuşmaları sırasında Jon, adamın sözünü kesmeden dinledi.

-... evet sana her şeyi anlattım. Sen Kira hakkında ne düşünüyorsun?
-Eh, elideki gücü sadece bu dünyadan temizlenmesi gerekenler üzerinde kullanıyorsa saygı duyacağım bir...

Cümlesini tamamlayamadan başının arkadasına inen sert cisim, o felaket biçimde geçecek bir haftanın başlangıcına gözlerini açana kadar hissettiği son şey oldu...
hannibal_king
Üye
Yine bir iş çıkışı, yine eve dönüş yolu…

Her zamankinden daha fazla çalışmıştı o gece. Zira işleri bugünlerde bayağı yoğundu. Saat geç olduğu için ortalıkta kimsecikler yoktu. Son günlerde tekrar alevlenen Kira-L savaşı, akşamları sokakların erkenden ıssızlaşmasına sebep oluyordu. Sokakların daha sessiz olması, izlendiği hissini, birkaç gündür, daha da güçlendirmişti.

Metrodan inip merdivenlere doğru yöneldi. Her an kesilecekmiş gibi yanıp sönen metro ışığına ters ters bakarak merdivenlere vardı. Merdivenlerin başında bir adamın sanki kendisini beklediğini gördü. Bir an için duraksadı. Adamın yüzünü seçemiyordu. Ama adamın gözlerinin içine baktığını hissedebiliyordu.



Derken, adam aniden arkasını dönerek, kaçarcasına, uzaklaşmaya başladı. Neler olduğunu öğrenmeli, bu izlenme hissinden kurtulmalıydı.

- Dur bir dakika! Kimsin sen?

Peşinden gitmek için hızlandı. Merdivenleri ikişer üçer çıkmaya başladı. Sokağa çıktığında hemen sola yöneldi. Adamın bir binanın köşesinden döndüğünü gördü. Hızlı hızlı yürüdü. Köşeyi döndüğünde karşısına dar bir ara sokak çıktı. Adam bu kez arayı daha fazla açmıştı ve ileride, sol tarafta, bir başka köşeyi döndü.

- Hey bekle bir saniye!

Temposunu hızlı yürümenin biraz daha üzerine çıkararak hafiften koşmaya başladı. Adamın saptığı sokağın önüne gelince oldukça şaşırmıştı. Çünkü adamın saptığı yer bir sokak değildi. Üç bina arasında kalmış, boş bir alandı. İşin ilginç yanı, ufak bir çıkmaz sokak gibiydi. Adamın kendisine görünmeden, o alandan çıkması mümkün değildi. Çünkü alanın tek çıkışında şu anda o bekliyordu. Peki nereye gitmişti bu adam. İstemeden de olsa karşılaştığı bu durum kalp atışlarının hızlanmasına yol açtı. Neler oluyordu?

Bir yandan, gözleriyle boş alandan çıkabilmek için başka bir yerin olup olmadığını kontrol ederken, bir yandan da derin derin soluklanıyordu. Aniden az önce bu dar sokağa girdiği sapaktan birilerinin geldiğini gördü. 8-10 kişilik bir grup hızlı adımlarla kendisine doğru yürüyordu. İlk anda ne olduğunu kavrayamadı. Sonra gittikçe hızlanan adamlar beyninde adeta bir şimşek gibi çaktı. Onların neden üzerine geldiklerini öğrenmeye niyeti olmadığını fark etti. Adamlara zıt yönde yavaş yavaş hızlanarak koşmaya başladı. Adamlar da artık onun gibi koşuyordu.

- Ne istiyor bunlar benden? Ben ne yaptım?

Az önce, gizemli adamın peşine düşmek için girdiği bu sokaktan kurtulmak istiyordu artık. İnsanların olduğu, kalabalık bir yer bulursa, peşindekiler her kim olursa olsun kurtulacaktı. Ama bu lanet olası sokak oldukça uzun görünüyordu ve karanlıkta seçebildiği kadarıyla henüz bir sapak görememişti.

Gökyüzünde dolunay vardı. Önünden geçen kara bulutlar yüzünden sokaklar bir aydınlanıyor, bir kararıyordu. Ve koşarken fark ettiği kadarıyla büyük bir bulut kütlesi Ay’ın önüne doğru havada süzülüyordu. Karanlık gittikçe artıyordu.

Arada sırada gördüğü birkaç kapıyı zorlamıştı ama hepsi kilitliydi. Var gücüyle koşmaya devam etti. İyiden iyiye korkmaya başlamıştı artık. Adamlar hızlarından bir şey kaybetmeden peşinden koşmaya devam ediyorlardı. Neyse ki, liseden beri koşu yarışlarına katılır, hızlı koşardı. Yorulana kadar yakalanmayacağını biliyordu. Ama yavaş yavaş yorulmaya başlamıştı.

Etrafta garip şeyler oluyor gibiydi. “Bu kadar uzun yan sokak, veya her ne boksa, olur mu be?” diye söylendi içinden. Sokağın şekli sanki gittikçe değişiyor gibiydi. Ama hala sapacak bir çıkış bulamamıştı.

Sonunda sol tarafa bir dönüş olduğunu gördü. Ne olursa olsun oradan sapacaktı. Yoksa bu sokak onu sabaha kadar koşturacak gibiydi. Hızla sola saptı ve gördüğü şey karşısında şok oldu. Bu şaşkınlıkla biraz duraksadı.



- Lanet olsun, nasıl bir yere geldim ben? Bu ağaçlar da nereden çıktı? Az önce beton binaların arasında koşuyordum.

Artık ne yapacağını bilemiyordu. Tekrar hızlanarak koşmaya devam etti. Arada sırada başını arkaya çeviriyordu ve adamların hala peşinde olduğunu görerek gittikçe sinirleri bozuluyordu. Hava neden bu kadar kararmıştı. Bir şeyler ters gidiyordu, bir şeyler yanlıştı.

Aniden sağ tarafta girilebilecek ufak bir yer gördü. Nereye açıldığını veya çıkmaz bir yer olup olmadığını bilmiyordu ama oradan dönmekte kararlıydı. Birdenbire kurtulacağı yönündeki inancı artmıştı. Köşeyi döndü ve aniden durdu. Tam önünde uzanan karanlığın içinde biri olduğunu hemen farketmişti. Az önce kovaladığı gizemli adam değildi bu. Yüzünü göremiyordu ama bundan emindi. Ayrıca artık kendisini kovalayan adamların ayak sesleri gelmiyordu. Karanlığın içindeki adam konuştu:

- Korkmana ve daha fazla koşmana gerek yok, onlar benim adamlarım.
- Ne?! Peki ne istiyorsunuz benden? Sen kimsin?
- Ben sadece adaleti sağlamaya çalışıyorum.

Son günlerde bunu söyleyen sadece iki kişi vardı: L ve Kira. Bunun farkına vardığı anda, karanlıktaki adamdan birkaç adım uzaklaştı. Kimdi bu adam? L mi? Kira? Hangisi olursa olsun, onunla ne işleri olabilirdi ki? Sıradan bir adamdı o. Tekrar sordu:

- Benden ne istiyorsun?
- Tarafını dikkatli seçmeni!

Artık koşmuyordu ama koşarken duyduğu korkudan daha fazlası vardı şimdi içinde. O, bu savaşa bulaşmak bile istemiyordu. İçinden “Tanrım, tüm bunlar bir rüya olmalı? Artık uyanmak istiyorum. Lütfen, lütfen…” diye geçirdi. Gözleri karanlıktaki adama sabitlenmişti ama aklı orada değildi. Düşüncelere dalmıştı. Derken karanlıktaki, gözlerini üzerine sabitlemiş olduğu adam üzerine atıldı ve var gücüyle bağırdı:

- TARAFINI DİKKATLİ SEÇ!!!

Bir anda irkilerek geriye doğru hamle yapmak istedi. Aşırı bir refleks olarak sağ kolunu hızlıca geriye doğru çekmişti. Ve elini bir yere çarptığını hissetti. Üzerine gelen adamın şu anda kendisine çarpmış olması gerekirdi. Ama adam yok olmuştu. Yumuşak bir yerde yatıyordu. Elini komodinine çarptığını fark etti. Yatağındaydı! Hepsi bir rüya mıydı yani?

Sol eliyle, acıyan sağ elini tutarak doğruldu. Neler olmuştu öyle? Bu nasıl bir rüyaydı. Kendi kendine söylendi:

- Neler oluyor bana?


Rp dışı: Bence Thyestes L’dir.
Jon IrenicusJon Irenicus
Üye
Hmm... L, [red]Tyrael[/red] olabilir.
discussioncontroller