progressive rock
seyfoyun
Üye
TransAtlantic'in promo versiyonunu buldum, harika!!!

Bridge Across Forever kadar olamaz fakat, ortalamanın çok çok üstünde. E Roine Stolt, Neal Morse gibi iki melodi manyağı aynı grupta bir araya gelice, 2 saatlik prog şaheseri çıkıyor ortaya. Portno'un davulları ve Trewavas'ın baslarını da unutmamak lazım, tuz biber, baharat onlar.

Özellikle Portnoy'un şarkı yazma konusunda en iyi davulculardan biri olduğunu düşunüyorum.
seyfoyun
Üye
Ekimden beri kimse yazmamış buraya.

Progresif müzikte harika albümler arka arkaya geliyor. Motorpsycho'nun Heavy Metal Fruit albümü çok iyi olmuş. Norveç'ten harika müzisyenler çıkıyor hakikaten. Son zamanlarda Anathema'nın yeni albümü We're Here Because We're Here albümünü dinliyorum. Anathema progresif sulara doğru kaymış, içinde Mew, Radiohead, Porcupine Tree gibi grupları sevenlerin hoşlanacağı şarkılar barındıran bir albüm yapmış. Anathema'nın geleceğini parlak görüyorum. Yeni albümün çıkacağını, bu tarzda olacağını, ve mayıstaki konserde bu albümden çalacaklarını bana söylemeyen arkadaşlarımın kulaklarını çınlatıyorum bu aralar.

Anathema'dan sonra bence yılın progresif müzik albümü olmaya aday olan bir albüme geçiyoruz. Scarsick faciasından sonra eleman değişikliğine giden ve günümüzde birçok progresif metal grubunun yaptığı gibi saçma sapan metal şarkılarla hayranları sömürme yolunu seçmeyen, bunun yerine rengarenk, bambaşka, içinde farklı türleri barındıran müziğe yönelen Pain of Salvation grubunu kutluyorum. Yeni albüm Road Salt One, her şarkısıyla progresif müziğin tanımına uyan bir albüm olmuş. İnşallah progresif metalin öncü grupları iyi mesajlar çıkarırlar bu albümden. Blues riff'lerinden, soundtrack tadında duygusal şarkılara, indire rock'tan metale her çeşit müzik var bu albümde. 10 üzerinden 10 veriyorum.

Ayrıca geçtiğimiz hafta Riverside konseri vardı. Şimdiye kadar canlı olarak dinlediğım en iyi grup. Hata yapmadan, mükemmel bir tuşeyle ve en önemlisi bir bütün halinde, uyumlu bir performansı var grubun. Eh müzikler de kaliteli olunca tadından yenmiyor. Tüm ses düzenini, mikser'lerini, ışık sistemini de yanında getiren Riverside, konseri görsel ve işitsel bir zevke dönüştürmeyi güzel başardı. Yeni albümü tamamen çaldılar, ayrıca bol bol diğer albümlere de uğradılar. Çok zengin bir konser oldu. Keşke bir dahaki sefere düzgün bir sahneye gelseler. Önce Hayal Kahvesi sonra Studio Live gibi kafe/bar tadında yerler bu grup için fazla küçük.

Türkiye'den de bir grup tavsiyesi verelim. Ocak ayının başinda Kadıköy'de, Oyun Atölyesi'nde Cenk Erdoğan Trio konserine gittim. Kendileri Contemporary Jazz yapıyorlar. Cenk Erdoğan, Erkan Oğur'un öğrencisi, perdesiz gitar ustası. Konser hem çok ucuzdu hem de misafir sanatçılarla albümdekinden çok farklıydı. Özellikle albümdeki post rock şarkısı Kına'yı saksofon sololarıyla, Ebow ile dinlemek, grubun uyum içerisinde melodiden melodiye geçerek çaldığını inlemek büyük bir keyifti benim için.

Söyleyeceklerim şimdilik bu kadar. Ayrıca Masstival 2010'dan baya büyük şeyler bekliyorum. İnşallah güzel olur.
master byroll
Üye
Ian Anderson'un da "Radiohead diye bir grup var, progressive diyorlar ne iş?" tarzı bir lafı vardı... Kaynak falan hatırlamıyorum, lafın tamamını da hatırlamıyorum ama pek beğenmez bir hali vardı :)

Tabii ki 25 sayfayı okumadım ama benim de söylemek istediğim bir şey var... 60'ların sonunda, 70'lerin başında Miles Davis'in açtığığı Fusion yoluyla farklı bir boyut kazanan Jazz sahnesi, 70'lerde çok önemli gruplar ortaya çıkarmıştı.
Bunların en önemlileri olan Return to Forever, Mahavishnu Orchestra ve Weaher Report, Jazz-Rock türünün öncüleriydi (Tony Williams' Lifetime da var gerçi daha eski...). Burada Jazz'ın serbest yapısı ve rock temelli ritmler bir araya geldiğinde özellikle Rtf (aslında 2. RtF demek daha doğru) ve MO'yu da prog. müziğe göz kırpan gruplardan sayabiliriz.

Gibime geliyor. Bu konuda çok donanımlı olmasam da, çok sevdiğim bu gruplardan biraz da konuyla ilgili saydığım için bahsetmek istedim...
ClaptonisgodClaptonisgod
Üye
Abisten bildiriyorum.

10 seneden fazladır süren Prog serüvenimden arda kalanlar: bir Rush, iki Yes, üç King Crimson.

Halen sıkılmadan dinleyebildiklerim: bir Radiohead, iki Massive Attack (argümana gerek yok).

Bir de şöyle bir şey ortaya çıktı son senelerde: Alt-J (burada da argüman yok).

Olaki halen kasan biri okuyorsa bunları: Bonobo (Massive Attack ve Alt-J gibi fazla kasmamak lazım "Prog mu?" diye).
discussioncontroller