Alacakaranlık Kuşağı Saatleri
NeoxolmisNeoxolmis
Üye
Burası, geçmişin unuttuğu bir yer olup, derin yeşil ormanın fısıltıları olan bir yer. Burası, her hayalin gerçekleşeceğini ve tüm kabuslarınızın kül olup uçmasını umduğum bir yer. Burası, melankoliden zevk alıp, mutlu olanları bekleyen bir yer. Burası, Alacakaranlık Kuşağı, ve burada yazılanlar benim saatlerim. Sizleride davet ettiğim bir kuşak aynı zamanda.  Çoğu zaman karanlık, arada aniden aydınlanabilecek bi yer burası.

Burası, tüm hayallerimde, adını sayıklayarak uyandığım bir yer.



Son söz: Yazdıklarım, yazabileceklerimin garantisi değildir. Her zaman daha azı veya daha fazlası olacaktır.
NeoxolmisNeoxolmis
Üye
Eh diye düşündü kendi kendine. Bir kez daha gece, tüm pençelerini gökyüzüne geçirmiş, ve onu saatlik karanlığa mahkum etmişti. Önündeki mumun ışığıyla aydınlattığı küçük bir bölgede, bir defter, bir kalem, ve içine ne olduğu belirsiz bir bardak vardı. Bardak cam olsaydı eğer, içinde ne olduğu görülürdü. Az ışıkta ne olduğu görünmüyordu.
İçini çekti, klubesinin açık penceresinden içeriye giren, serin ve orman kokulu havayı ciğerlerine doldurdu. Kalemini eline aldı, ve her zamanki gibi yazı yazmaya başladı.


Uzun bir süredir, yazı yazmayı düşünüyordum. Bunun sonucunda haliyle bir takım sorular çıktı ortaya. Farkında olmadan, kompleks cümleler kuruyordum. Bu kompleks cümlelerin bende yarattığı hazzın duygusu tarif edilemezdi. Ama unuttuğum tek şey, bana göre kompleks gelen bir şeyin, diğerlerine göre nasıl göründüğüydü. Ah neyse. Bir soru için fazla uzun bir paragraf oldu bu.

Anlaşılmaz olmaya çalışarak, anlaşılır yazılar  yazdığımın farkında olduğum zaman, tepetaklak oldu dünyam. Yazı yazmaya ara verdim o yüzden. Bir süre sonra elime tekrar, eski dostum "kalem"i aldığımda, anlaşılmaz olunmadığını, anlaşılmaz olunduğunu anladım. Üslup, ve birazda okunan kitapların etkisiyle ortaya çıkan bir şeydi bu. Belkide, fazla basit üsluba sahip şeyler okuduğum için böyle oluyordu bana da.
Hah aklıma gelmişken bunun üzerinde de bir şey yazayım. Üslup, temelinde aynı olan, ama insanın geçirdiği değişiklikler sonucu, bazen azıcık bazende tümden değişebilen yazı yazma ağzıdır. Bazı yazarların üslupları olabildiğince anlamsız, olabildiğince karmaşıktır. Bilmem kaçıncı dönem şairlerine bakarsanız görürsünüz. Hangi dönem olduğunu hatırlamıyorum tam ama, bi dönemin şairleri şiirdeki çoğu şeyden çok, anlatımın anlaşılmaz olmasına önem göstermişlerdir.

Son olarak, anlaşılmaz olmak, olunabilen bir şeymidir? Yoksa insanın temelinde var olan, yetenek dahilindeki sınırları içerisinde varsa vardır, yoksa yoktur bir şeymidir? Yazarken, bir şeyleri anlatmak için yazmak esas değilmidir? Bu esası ele alırsak, bir yandan da anlaşılmaz olmaya kasılırsa ortaya bir paradoks çıkar mı? Bir dahaki yazımın konusu şimdiden belli oldu galiba.
Creator
Üye
Zamanında şairler kullanılmayan kelimeleri arar bulur ve şiirlere eklermiş. Lise edebiyat hocam demişti. Diğer şairlerden farklı olma amacı da olabilir, "sanat sanat içindir" mottosu üzerine halkı umursamamaktan da olabilir ya da zevk renk meseleside olabilir.

Bu konuda yorum yapmayayım zira yetkin olduğum bir konu değil. Fizikçi adam için ağdalı laflar lab.da günü kurtarmıyor. Eh gündelik hayatta faydasını göremediğim şeyi yazıya dökersem inandırıcılığı olmaz. Bu nedenle bilmediğim sular hakkında uzun uzun yorum yapmayayım :)
DharkanDharkan
Üye
Alacakaranlık Kuşağı Saatlerini Ayarlama Enstitüsü diye bir espri yaptıktan sonra yorumum;

Neox paradokslar saçma şeyler :/ Bak Aşil'e, hala bi kaplumbağayı yakalayamadı.
NeoxolmisNeoxolmis
Üye
Yapma, nolur yapma o espriyi. Ühühü  :'(  :'(  :'(  :'(  :'(  :'(  :'(  :'(
JacksonBoB
Üye
Şahsen burasını daha kaliteli buldum ve okuması daha keyifli geldi. :D
NeoxolmisNeoxolmis
Üye
Bugün, güneş doğdu.

Gecenin koyu siyahlığından sonra, doğan güneşin parlak ışığına, gözlerini kırpıştırarak baktı. Ormanın içinden gelen, kuş cıvıltılarını duymak için klübenin kapısını ardına kadar açtı. Göz alıcı yeşilliğe, gözünü kırpmadan bakmak zor oluyordu. Eh diye düşündü. Bugün farklı bir şeyler yapmak istiyordu. Defterini ve kalemini alıp, ormanın derinliklerine doğru yola koyuldu...
Küçük bir dere kenarına geldiği zaman durdu. Eskiden kudretli ve yaşlı bir ağaç olduğu belli olan, ama çıkan fırtınalar sonucu devrilip, çürümekten başka yapacak bir şeyi olmayan bir kütük buldu. Toprağa oturdu, sırtını kütüğe dayadı. Başını kaldırıp, ağaç dalları arasıdan az uz görünen gökyüzüne baktı. Sonra gözlerini kapattı. Bir süre ormanın sessizliğini, sonra kuş cıvıltılarını, sonrada nehrin çağıltısını dinledi. En sonra hepsini ayrım yapmayarak dinledi. Dünyanın en güzel şarkısından bile daha güzeldi bu melodi. İç çekerek gözlerini açtı ve deftere yazmaya başladı...


Anlaşılmaz olmanın maharet olduğunu öğrendim geçen gün. Çoğu yazar anlaşılmaz olmaya kasar. Ama onların yazılarını gerçekten anlaşılmaz olan yazarların yazılarını karşılaştırınca, onların sadece anlaşılmaz olmaya kastığı açıkca belli olur. Eh önceki yazıma bir takım tatmin edici cevaplar bulduğum için , bu yazının konusu daha farklı olacak

Durur, bir süre deftere bakar. Yüzündeki kırışıklıklar daha derinleşmişti. Kulakları yazı yazarken sağırlaşmıştı. Ve o defterden başka herşeye karşı ilgisizdi.

Değişimin rüzgarları, ah pardon, değişimin kasırgaları. Bazen f1 kuvvetinde olur, bazende f5 kuvvetinde olur. F1 kuvvetinde olan kasırgalar, bir kaç yaprağın yerini ancak değiştirecek güçtedirler. F5 kuvvetinde olan kasırgalar ise, o binayı yerle yeksan eder. İnsanı alır, kimsenin bilmediği, haritada bile görünmeyen başka yerlere götürür.

Burada, fırtınadan önceki sessizlik güzeldir. Ama aynı zamanda ürkütücüdür. Tek bir meltemin bile olmadığı, tek bir böceğin bile sesini çıkartmadığı o sessizlik. Sessizlik dediğime bakmayın. Bazen sessizlik, bir gürültüden bile daha gürültülüdür. O kadar gürültülüdür ki, kendi düşüncenizi bile duyamazsınız.

Sessizlik, ürkünçtür, korkutucudur. Aynı zamanda huzur verir, insanı sakinleştirir. Bazende bir şeylere gebedir. O içindeki tanımlanamaz "sessizlik gürültüsünün" nedeni, o anda bir şeyler doğurduğu için olabilir. Ama daha emin değilim bundan. Araştırınca ve tatmin edici cevaplara sahip olduğum zaman, anlatacağım.


İmkansızlığın yoluna koyduğu , o eski zamanların, özlemini, derin sessizlikte duyuyordu. Gürültülü olmayan bir şekilde, aslında duyumsuyordu. Ama hissedemiyordu. Sanki bir şeyler yitirilmişti. Bir patikayı koşarken sanki yerde düşürüp unuttuğu bir şeye benziyordu. Zaman kavramınıda böyle yitirmişti. Sonra, ulu ve çağlardan bile daha yaşlı olduğunu düşündüğü bir ağacın kovuğunda, üzerinde bir notla birlikte, kaybettiği zaman kavramının yerine, yeni bir zaman kavramı bulmuştu. Kimin koyduğunu bilmiyordu. Neden koyulduğunu bilmiyordu. Üzerindeki nottada, anlamadığı bir dilde yazılmış, 4 satır vardı. Ne olduğunu daha çözememişti. Şifre gibiydi sanki bu. Doğru harfleri, doğru yerlere getirmek gerekiyordu sadece...
cungaraman
Üye
son paragrafı 3 kere okumam gerekti ama anladım sonunda :)
beğenerek okuyoruz neox.. sakın yarıda bırakmayasın!!
NeoxolmisNeoxolmis
Üye
Anladığına eminmisin peki? :) Fazla bi anlam çıkartma o zaman derim o yazıdan. İçimden geldi yazdım.
Merak etme bırakmıcam burayı =)
JacksonBoB
Üye
Neox bilmem farkında mısın yazdıklarından roman olur :D. Edebiyat yazarısın maşallah! :D
cungaraman
Üye
şöyle söyleyeyim; ilk okuyuşumda asdasdadsd gibi kaydı yazılar gözümden, kelimelere bir anlam yükleyemeden okumuş olmuş olmak için okuyormuş gibi hissettim.. ikinci seferde kendi kendime "höt!! adam gibi oku cun saf mısın nesin!!" diyerek daha dikkatli okudum, şöyle ki; her cümlenin kendi içinde taşıdığı anlamı yakaladım. üçüncü seferde ise cümlelerin anlamlarını birbirine bağlamak kaldı. (merak etme fazla bir anlam çıkarmadım, sanırsam alaskadaki penguenlerin eş seçiminde blenderların tuttuğu yer ve hemzemin geçitlerin müşkülpesentliği hakkında bir yazı olmuş :) )
discussioncontroller