Rüya Günlüğü
chackal
Üye
Rüyamın başında bizim köye doğru gidiyorum, evin önüne gittiğimde evin satılmış olduğunu öğreniyorum ve evin kapısının önündeyse kutlama tarzı bişey var[bunlar yüzük kardeşliğinin etkileri galiba:D] kutlamanın ortasında bir çocuk gibi [2senedir görmediğim bi kişi] gayet geliyo gayet artistik çekilde herkes sanki onu bekliyormuş yada kutlamanın nedeni oynmuş. Kapının önünde 2 tanede at var biri siyah ve genç diğeri beyaz ve yaşlı ardından bu atlar yarışıyor yada daha farklı bir yarışma yapılıyor aralarında yarışı siyah renkli genç at kazanıyo ve beyaz olan uzaktaki dağlara doğru ilerliyor bu sırada redkitin bölüm sonu müziğiyle credits geliyor ekrana :D

[credits den sonra:D]

Beyaz atı umusamadan insanlar eğlencelerine devam ediyor ben de atın peşinden gidiyorum yatıştırıcı sözler falan sölüyorum sen koskoca düldülsün [ewt bu at düldül :D] falan.. ardından üzerine binip çöl gibi kurak ortamda uzaklaşıyoruz gittikçe hızlanıyo vede hızlandıkça ilerledikçe gençleşmeye başlıyor at [sam’in midilli gibi] dağların arasından falan ilerliyoz en sonunda ilerde bir checkpoint görüyoruz.[Team Fortress 2 dekilerden]

[TF2 ye girdik :D]

Check point e ulaştığımızda bizim takımın orayı aldığını görüyoruz ardından 2miz diğer CP ye doğru koşuyoruz at o kadar hızlanıyorki CPnin üzerinde duramıyıp devam ediyor sonra geri dönüyoruz CPde bizden başka biri yok ve x10 hızıyla CPyi alıp maçı kazanıyoruz. Ardından oyunu kapatıyorum.

[oyundan çıktıktan sonra]

İnternet cafe gibi bir mekândayız ama sadece bize ve karşı takıma özel geniş bir mekan karşı takımın kaptanının yanına gittiğimde pc de maçın istatistikleriyle uğraştığını görüyorum ve şaşıyorum çok ayrıntılı oldukları için. Bizim takımın yanına gittiğimde rahatça koltuğa oturmuş sohbet ettiklerini görüyorum. Bizim takımdan 2kişi [bunlarada TF2 meet the videolarını göstermiştim ondan buradalar galiba] bana bişeyden bahsetmeye başlıyorlar…

Daha sonra uyanıyorum :D garip olmuş rüya:D
jesuskane
Üye
Dark Templar......
Neldock
Üye
Eveeet... Yeni bir rüya ile yine karşınızdayım.

Kişiler: Ben, sınıftan İpek diye bir kız arkadaş, servisten Onurcan diye başka bir arkadaş...

Lost adasındayız, üçümüz yürüyoruz. Ve kayanın içine oyulmuş bir yapı ve içinde bir kapak buluyoruz, tam önünde de kapıya dik açıyla yerleştirilmiş bir kalas.

Şimdi önde ben varım, muhtemelen Sayid/Locke/Jack karışımı bir şeyim. (Locke ihtimali daha yüksek, saçları üçe vurdurdum, çok cepli genç pantolonunu giyince aynı oluyoruz.) Neyse, Bakıyorum mal mal, bir şey anlamıyorum, Onurcan atlıyor, eğilip kalasın yanındaki düğmeye basıyor, haldır haldır kapı açılıyor.

İpek kişisine "Ulan amma akıllı çocuk, ben olsam hala kasıyor olurdum..." diyorum, kız bir şey söylemiyor, boş bakıyor figüran misali.

İçerisi 2 kişinin ancak sığabildiği böyle tuvalet kadar bir yer, yerde bir motor var, deli gibi çalışıyor, tam kapının karşısındaki duvarda raflar var, yamulmuyorsam boştu raflar, bir tane oyuncak kuş vardı, Tweety gibi bir şey ama kafası büyük değildi. Biraz yakından baktım, şarkı söylemeye başladı:

Üç noktalı yerleri hatırlamıyorum. Papa ve Mama kelimelerinden çönce kişilerin isimlerini söylüyor, sonra kendileriyle ilgili bölümler geliyor.

Ama son üç nokta şarkının sonu.

- ... Mama, ..., Duncan Papa, ..., and the clock stops...

Ve olması gereken oluyor, Flashback...

Bir çocuk parkındayım, önümde sarışın bir adam ve kadın var, kadın adama Duncan diyor ama adam kadına ne diyor hatırlamıyorum, zaten hatırlasam şarkıyı da tamamlarım sanırım.

Önlerinde bir tavuk ve sarman bir kedi var, çocukları olduklarını çıkarıyorum, sesleniyorlar falan...

Tuhaftı... Bir de Lost başlığına linkleyelim bakalım.
Betrayal
Üye
Bir daha Lost izleme bence. :D
Neldock
Üye
Betrayal dedi:


Bir daha Lost izleme bence. :D



Herkes öyle diyor.

Dün gece de dersanedeki en tırt adamın bir şeyin fitilini ateşlediğini gördüm, "Yapma lan!" diye atlıyordum üstüne ama yanıyordu fitil, sonrasını bilmiyorum.

Hoş adamın patlattığı şey en fazla torpil, çatapat falandır, o derece tırt bi adam yani.
Betrayal
Üye
Ben de sana Lost izleme dedim ama, kendim de geçen aylarda The Sopranos izlerken rüyamda Tony Soprano'yu görmüştüm. ;D (Biraz fazla izlemiştim, kabul.)
sophia
Üye

Ben de sana Lost izleme dedim ama, kendim de geçen aylarda The Sopranos izlerken rüyamda Tony Soprano'yu görmüştüm. Grin (Biraz fazla izlemiştim, kabul.)



Hadi yaa!! Ben de yazın bir ara rüyamda Tony Soprano'nun oğluydum. "Şeker gibi adamdır, tanısanız aslında böyle demezsiniz." falan diye savunuyordum :D
Neldock
Üye
Abuk rüyada devrim... Rüyadan hayat dersi almak, ikinci devrim...

Kendimi bir atın tepesinde buldum, ordum da vardı, ordum. Başkası mahalle çetesi kuramaz, ben ordu kurmuşum. Vay be...

Kılıcımı kaldırdım, bağırdım. Yanıma birisi geldi gibi oldu, "Ne oldu abi, niye bağırdın?" şeklinde, gelmedi. Yalnızlık, liderlik falan, hepsi bir arada.

Baktım millet atını sürüyor bir köyün içine doğru. Ben de sürdüm. Ya da ben sürdüm ilk, hatırlamıyorum. Atı da ustalıkla kullanıyordum. Sağdan sarkıp bir köylünün gırtlağına, soldan sarkıp kadının tekinin karnına saplayıp duruyordum kılıcımı.

Ne kadar sürdü bilmiyorum, insanlar sıraya dizilmişti artık. Atımdan indim, kılıcımı kaldırarak bir kadının gırlağını kestim. Sonra yanındaki adamın... İnsanlar korkuyor, yüzüme bakamıyordu. Daha da kötüsü, sanki atı süren sağdan soldan insan doğrayan kişi gitmiş, yerine aslında o anda uyuyan insan gelmişti, tuhaftı.

Kılıcı tutan elim titremeye başladı. Vicdan azabı çekiyordum. İnsanların yüzleri de tanıdık gelmeye başlamıştı. Okuldan insanları görüyordum, servisteki arkadaşlarımı, dersanedekileri... Kılıcı düşürdüm mü hatırlamıyorum, ama kötü hissediyordum.

Fena... Mount & Blade falan da oynamadım, bilemiyorum. Psikolojik destek falan şirinlemem gerekebilir.
rade
Üye
Bu rüyamı geçen sene görmüştüm.
Ben ve sınıftan arkadaşım Hüseyin çok azılı iki hırsızız.Ama böyle cepçilik kıvamı bir hırsızlık değil bizimkisi.Banka, kumarhane soyan cinslerdeniz.Bir gün yakalanıp yüksek korumalı bir hapise atılıyoruz.Hapis ise bizim okulun oradaki askeri alanda.Hüseyinle'de aynı hücreyi paylaşmaktayız.Bir gün oturmuş dışarı bakarken kırmızı, kamyonet benzeri bir araç hızla bizim askeri bölgeye dalıyor.Alarmlar falan ötmeye başlıyor.Bakıyorum sürücüsüne...Ana, bizim sınıftan Ergün oda.Bulunduğumuz binanın duvarını patlatıyor ve biz hızla dışarı çıkıyoruz.Ergün "Atlayın la, gidiyoz." diyor.Bizde atlıyoruz kamyonete.Hapisten kaçışımız başlıyor böylece.Arkamızda koca bir ordu, biz önlerinde...Bir süre devam ediyor kovalamaca, o sırada Ergün'de bize niye bizi kaçırdığını anlatıyor.Meğerse bizim Ergün gizli bir örgüt için çalışıyormuş ve bu örgüt bir kumarhane soygunu planlıyormuş.Bunun için bir örgüt toplamışlar ve lider olarakda beni seçmişler.Herkes hazır, karargahda beni bekliyormuş.Bu sırada açıklık, bozkır bir yere varıyoruz.Orada bir planör bizi bekliyor.Atlıyoruz planöre ve direk kumarhanenin bulunduğu yere uçuşa geçiyoruz.Ama yolda koordinatları kaybediyoruz ve denizin ortasında bir yere iniş yapıyoruz.Aha yedik ayvayı derken arka koltuktan Hiro(Heroes) fırlayıveriyor.Ben sizi ulaştıracağım merak etmeyin diyor (Türkçe) ve güçlerini kullanarak bizi kumarhanenin bulunduğu adaya ışınlıyor.Dört tarafı denizlerle çevrili bu kara parçası müthiş korunuyor.Savaş gemileri, hücum botlar, helikopterler, F-16 lar...Bir bakıyorum soygun yapacağımız kumarhaneye oha diyorum.Lan bu bizim okul!Ne ara kumarhane oldu burası ya?!Daha sorularımın cevabını almadan, soygun yapacağımız ekibin üyeleri geliyor, hepside bizim okuldan elemanlar.Hep beraber planı kuruyoruz ve kumarhaneye giriş yapıyoruz.Kumar oynamaya gelmiş gibi bir havayla giriyoruz.Sonra kasaya ulaşıp parayı yükleniyoruz.Bu sırada kumarhanede kargaşa çıkıyor, herkes birbirine giriyor.Ölüler, yaralılar ortalık tam kan gölüne dönmüş.Bu sırada bizim eski sınıftan Mertcan parayı almış kaçıyor, ben 9. sınıfların koridorunun başındayım, o ise sonlarında, koridorun tam ortasında da yine bizim eski sınıftan Enis Can bizim tarafa doğru açmış Mg-42 tarıyor.Tüm koridor kana bulanmış, ben ne yapıp edip onu da geçiyorum ve Mertcan tam yemekhanenin oluğu kapıdan tüyerken "Nereye leayynnn" nidasıyla ensesine şaplağı patlatıveriyorum.Yakalayıp kulağını çekiyorum ve "Yaptığın ayıp değilmi ya, o kadar kişinin emeği var bunda diyorum." sonra parayı alıp kapıdan fırlıyorum, bu sırada da karşıdan 11'ler geliyor(10'dum ben bu rüyayı görürken).Elimdeki parayı görünce üstüme yürüyorlar, ben dolanıp arka bahçeye çıkıyorum.Bir bakıyorum arka bahçede futbol maçı var, benim ekipten Görkem'de maça girmiş oynuyor, "Hadi oğlum gidiyoruz." diyorum, "Dur hacım maç bitsin sonra." diyor."Oğlum para bende, çabuk!" diyince "Hadi ya, tamam o zaman!" diyor ve kirişi kırıyoruz.Arka bahçeye yanaşmış bota atlayıp uzaklaşıyoruz...

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/8/82/EKAL3.jpg
İşte rüyamın geçtiği okul, spor salonunun çatı tamir edildi, biraz eski bu resim.Etrafı suyla çevrili düşünün.
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/4/46/Ekal1.jpg
Buda kirişi kırdığımız arka bahçesi.Orasıda şimdi asfaltlandı tekrar, kaleler falan koyuldu :D
Misafir
Hortlatma mesajı olacak ama...

Geçmişe yolculuk yaparak Douglas Adams'la tanıştım, bir seminerde kendinin hazırladığı Otostopçunun Galaksi Rehberi'nin adventure oyununu oynuyorduk, ben elimde garip bir şey tutuyordum. Sonra bir televizyon getirdim, ona OGR'nin filmini izlettim, radyo kayıtları ve BBC'nin hazırladığı seriden de görüntüler vardı üzerinde. Çok üzülerek, öleceği tarihi söyledim ona. Hakkında yazılanları, Havlu Günü'nü, o öldükten sonra yas ilan edenleri anlattım.

Popom açıkta kalmış, evet.
discussioncontroller