Okur İncelemelerim
FeylingFeyling
Üye
Arkadaşlar, kalleş başlığın da belirttiği gibi (Neden kalleş? Çünkü buraya yazabileceklerimden çalıyor.) bir okur incelemesi yazmış bulunmaktayım.
Merak edenler bir göz atıp yorumlarını esirgemezse sevinirim.
Yalnız ilk incelemem eleştiriken kibar olun ( :boo:), kırılırım ağlarım falan fişman :P. Şaka şaka, eli kılıç tutan herkes gelsin.

http://www.oyungezer.com.tr/content/view/760/195/#jreview_42 şurada inceleme, buyrun.

Başlığı değiştirdim ki yeni bir inceleme yazdığımda, ben tekrar tekrar konu açmakla, siz de beni konuları bir başlıkta toplamam için uyarmakla uğraşmayın. Ki bir kaç tane daha inceleme yazacağım yakında.
FeylingFeyling
Üye
İncelemelerime Legacy of Kain Soul Reaver'la devam etmek istiyorum ama malum, sitenin okur incelemeleri bölümünde yer alması imkansız, çok eski bir oyun. O yüzden buraya yazıyorum. Bu arada incelemeyi günümüz şartlarına göre yaptığımı hatırlatayım. Yoksa kurduğum bütün cümlelerde "zamanına göre..." kelimesi kullanmak zorunda kalacaktım :) .
God of War incelememe de yaptığınız eleştiriler süperdi, manyaktı :P (en azından okuyup tik atan olmuş, sağolsunlar). Bu sefer de eleştirilerinizi bekliyorum, ilk seferinde kılıçla bile gelmeyen arkadaşların baltalarıyla gelmelerini rica ediyorum.
FeylingFeyling
Üye
                    [center]LEGACY OF KAIN: SOUL REAVER[/center]

[img width=307 height=231]http://img218.imageshack.us/img218/639/soulreaver21al3.jpg[/img]
Kıskanç efendim, kendisi sahip olamadığı, güzel kanatlarımı nefretle kırdı, kardeşlerim acı içindeki vücudumu, ruhların süzüldüğü abise fırlattı. Etim yandı, kemiklerim dağlandı ve cesedim, abisin dibinde yeniden canlandırılacağı günü bekledi.
Canlandım… Bir vampirdim, isimsiz bir cansıza dönüştüm; kan için açtım, ruhlarla açlığımı bastırdım; efendim Kain sayesinde hayat bulmuştum, şimdiyse sadece onu yok etmek için varlığıma devam ediyorum.
Benim adım Raziel ve ruhunuzu söküp almaya geliyorum.
Şu sıralar, karizmatik kahramanlar söz konusu olduğunda, insanların gözleri belki sadece Kratos’u, Marcus’u, Prince’i görüyor. Maalesef, Raziel, harika, orijinal dizaynına, derinlemesine yazılmış diyaloglarına, usta işi seslendirmesine ve de yüzünden geri kalanları sarıp kapattığı şalına rağmen unutulmaya yüz tutmuş durumda. En son Legacy of Kain Defiance’da karşılaşmıştık Raziel ve Kain ile sonra da ses seda çıkmadı dostlarımızdan (düşman başına böyle dostlar).
“Dostlarımız”dan hala haber alabildiğimiz eski vakitlere dönersek, (çok da eskiye değil, yani Blood Omen’e falan gitmiyoruz henüz, mesela Legacy of Kain Soul Reaver’a kadarcık)  aradığımızı buluruz gibi geliyor bana.
Oyunumuz 1999 yılında Eidos tarafından yayınlandı. Yapımcısı ise Crystal Dynamics. Soul Reaver'a, Legacy of Kain serisinin yan oyunu diyebilirdik eskiden olsa ama seri son çıkan oyunuyla Blood Omen 3 olarak değil de, Defiance olarak çıktığından, ana seride, Blood Omen'in devamı olarak görebiliriz Soul Reaver'ı. (Blood Omen 2 de zaten hikayeyi devam ettirmez, Kain'in geçmişteki yenilgisi ve uyanışı konusunda bir ara oyun görevi görür.)
[img width=600 height=427]http://img218.imageshack.us/img218/1808/razielfindssoulreavermh0.jpg[/img]
Fazla kafamızı yormayarak geçiştirebileceğimiz grafikler kısmına girelim öncelikle. Soul Reaver, vaktiyle PC ve PSone platformlarında karşımıza çıkmış. Sadece o yıllarda, ilk gördüğümüzde dibimizi düşüren, fakat daha sonra PC platforumu kendi evrimiyle grafik çıtasını birkaç kilometre yukarı çıkardığında gözümüze kusmunç gelen grafikler hayal ederseniz sorunumuz kalmaz (Kain’in suratı piksellerden görünmüyordu bile, o kadar diyeyim). Kaplamalarda ve ışık huzmelerinde de bol miktarda bozulma olduğunu söylemem gerekiyor. Böyle grafiklere bakmaya dayanamazsam oynamaya nasıl dayanayım diyen insanlaraysa, “Bundan daha kaliteli bölüm dizaynlarını Tomb Raider serisinde mi görmeyi bekliyorsunuz? Hıh!” diyorum sadece.
Müziklerin kasvetli ve rahatsız edici olmasına özen gösterilmiş olduğu belli fakat çoğu yerde amaçlarına fazla ulaşıyor yani fazla rahatsız edici oluyorlar. Aynı şey çevre efektleri, sesleri için de geçerli. Hele yaratıklar öyle sesler çıkarıyorlar ki, onlarla kapışmaktan çok seslerini duymamazlıktan gelmeye çalışmakla uğraşıyorsunuz. Ses efektleri yerin dibindeyken Raziel ve oyundaki öteki karakterlere varlık kazandıran seslendirmelerin ise çok kaliteli olduğunu söyleyebilirim. Bu kalite diyaloglarla birleşince, tadından yenmez oluyor.
Teknik yetersizlikler oynanışta da kendini gösteriyor. Bulmacalar için koştururken, sürekli dirilen canavarla uğraşmak zaten tatsız bir durumken, elinizdeki silahın etki mesafesini tutturamayıp, bir sağa bir sola boşuna savurmak durumu daha da zevksiz hale getiriyor. Neyse ki çevrenin navigasyonunda, bulmacalar için atlayıp zıplarken, bu tür tutturamama durumlarıyla uğraşmıyoruz. Hatta güzel mimari bir dizayna sahip oyun çevresinde gezinmek, çok yüksek noktalardan atlayıp, kırık kanatlarımızla süzülerek iniş yapmak zevkli bile.
Bulmacalar demişken, onların da sürekli kutu itmece ve vana çevirmece, arada bir de hangi durumda material, hangi durumda spectral evrene geçiş yapacağımızı akıl etmeceden ibaret olduğunu, çözmesinin zevksiz ve sonuca ulaşmasının da herhangi bir tatmin vermediğini söylersem, beni tanıyanlar o kadar verip veriştirdiğin oyunun nesini seviyorsun diyeceklerdir muhtemelen.
Olay şu ki, bütün bu eksik diye yazıklarım aslında teknik aksaklıklar. Tabii ki bütünün mükemmelleşmesini engelleyen unsurlar bunlar, bizi oyundan adım adım, ufak ufak soğutan.
Ama açık görüşlü bir zihin bu oyunu oynatan şeyin, bütün eksik noktalarına rağmen, grafiklerin, seslerin, oynanışın bir araya gelmesiyle oluşturduğu atmosfer olduğunun farkına varıyor (burada açık görüşlü zihin ben oluyorum :) ). Oyunun bölüm dizaynları, hikayenin işleyişi, süper karizmatik bir karakteri kontrol etme imkanı (bu benim bonusum olsun) vs…, bütün bunlar abise atıldığımız ilk andan, Kain’e ulaştığımız son ana kadar, sürükleyici etkiyi veriyor.
Böylece ben vaktimi bu oyunla harcamış olduğum için pişmanlık duymuyor, hevesle Soul Reaver 2’nin başına geçiyorum.
Atmosfer ve hikâye oyunu oynattıracak kadar iyi olsa da, bir platform, kutu ya da vana bulmacası sonrası (veya arası) zorlama aksiyonla uğraşmak herkese göre, özellikle günümüz checkpoint sistemi ve kaymak gibi akıcı dövüş, savaş sistemlerine alışmış oyunculara göre değil. Eskinin tadını ucundan da olsa alamamış oyuncular, oyunun ilk 2 saatinde bıkacaklardır (Mesela ev arkadaşım izlemeye bile dayanamadı :) ). Ama PSone platformuna, eski oynanış sistemlerine hala sıcak bakan, hele bir de gözleme ve mantık yürütmeye dayalı bulmacaları çözmeyi sevenler için denenmesi gereken eski bir hit bu.
[img width=600 height=450]http://img60.imageshack.us/img60/1536/soulreaver203ou0.jpg[/img]

Beğenenler: Pazarlamacı

FeylingFeyling
Üye
Sıradaki incelemem Soul Reaver 2, Legacy of Kain serisinin bir başka oyunu. Sonra Blood Omen 1 ve 2 gelecek ve Defiance oynayana kadar sagaya ara vereceğim.
Bu sefer gereksiz yere resim koymak istemedim, ama görsel unsur isteyenler için, ekran görüntüsünden çok daha tatmin edici birşey, bir video linki tam burada;

Bayağı uzun oldu ama herhangi bir dergide Soul Reaver'ın hakkettiği sayfa sayısı en az 2 olurdu, burada az bile olmuş :) .
FeylingFeyling
Üye
                                                     [center]LEGACY OF KAIN SOUL REAVER 2[/center]


            Başlangıçta insandım, sonraysa bir vampir. Peki, başlangıçtan da önce ben neydim? Bu kadim resimlerde gördüğüm yaratıklara çok benziyorum. Fakat onların görüntüsü tıpkı bir meleğinki gibi, oysa benimki bir canavara ait. Aramızdaki bağ ne? Moebius ve Kain yoluma attıkları düğümlerle beni nereye sürüklüyor? Asla kendi kaderimin yazarı olamayacak mıyım?...
            Eminim Blood Omen hayranları, Soul Reaver 1 çıktığında, Kain’i konu alan bir devam oyunu değil de, böyle bir şeyin yapılmış olmasına üzülmüşlerdir. Ama belki daha sonra diyaloglarını okumuş, gözüktüğü sahnelerde bilgeliğini ve karizmasını konuşturan Kain’i görmüş, hem oyunun aksiyon-bulmaca türünde olması sebebiyle,  Blood Omen zaten RPG gibiydi, Blood Omen 2 yaparlar onu severiz diyerek sevinmiş olabilirler. Tabii sonra Blood Omen 2’nin halini görüp duvara toslamış da olabilirler ama ona da sıra gelecek.
            Evet, Soul Reaver serisi bir aksiyon-bulmaca oyunu serisi. Oyunu diğer Tomb Raider ve türevlerinden ayıran unsurlara gelirsek, ortalık biraz şenlenir. Öncelikle Soul Reaver serisinin demir başları; Yaratıkları, insanları ve türlü hayvanatı keyfimizce kestikten sonra, ruhlarını emebiliyoruz. Bu emiş(!) bize sağlık olarak geri geliyor. Ayrıca şalını açıp, çenesiz kafasıyla, ruhları içine çekiş animasyonuna hasta oluyoruz. İkinci önemli unsur, gerektiğinde belli noktalarda, ruhlar âlemiyle materyal âlem arasında geçiş yapabiliyoruz. Bu geçiş sırasında bir yerden bambaşka bir yere gitmiyoruz. Bulunduğumuz bölüm canlılar âlemiyken, ruhlar âlemine geçiş yaptığımızda şekiller, mekânlar hoş bir animasyonla eğiliyor, bükülüyor, belki ulaşamayacağımız bir yer için üstüne çıkılacak bir tümsek oluşturuyor, belki de geçemeyeceğimiz bir duvar birden kolay bir yola dönüşüyor. İşte bu güzellikler sadece Soul Reaver’da, sadece siz Soul Reaver hayranları için.
            Gelelim oyunun can alıcı kısmına (en azından birinci oyundaki kutu ve vanalardan sonra benim canımı almayı başardı) ; oyunun bulmacaları. Soul Reaver 2 bulmacalarında gerçekten değişiklik gösteriyor. Bulmacalar sadece bir eşyayı başka bir yere taşıyıp yerleştirmekten ibaret değil; boyut geçişlerini, Reaver’ın ateş edebilme özelliğini, uygun yerde uygun elemantel özellikli reaver’ı kullanmayı akıl etmemiz gereken gayet iyi bulmacalar var.
            Gerek bulmacaları çözdüğümüz, gerekse de koşturduğumuz mekânlar olsun, hepsinin dizaynı ilk oyundan bile iyi. Mekân dizaynları deyip de grafiklere geçiş yapmazsam, ne zaman yapabilirim bilmiyorum; öncelikle bilgisayarında ya da yeni nesil konsolunda, Devil May Cry 4, Gears of War, ya da (alakalı bir şey olsun en azından) Tomb Raider Legends 2 oynayan arkadaşlara; oyunun grafikleri berbat, hatta ezik hatta lol, noob, ks yapmasana kardeşim! Ama standartları hiç o kadar aşmamış (ya da aşamamış sevgili Gefoce FX 5500 sahipleri ) , anlaşılır, kaliteli grafik ve dizaynın farkına varabilecek mütevazı azınlık için, grafikler iyi… Evet, sadece iyi, abartmayalım.
            Savaş sisteminde ilk oyundan beri pek değişiklik olmamış, yine aynı zorlama sistem devam etmekte. Oyunun başında rakip sayısı ve hareketlerini düzenleyip kolaylaştırmışlar, iyi dediğim savaş sistemi, sonlara doğru iki ızbandut iblisin ortasına bırakıldığımız anlarda bizi katil edebiliyor (ya da kurban). Ama zaten siz de savaşlardan olabildiğince kaçınacak, aman sıradaki bulmaca gelsin, aman ara sahne gelsin, hikâye açılsın hevesiyle ilerleyeceğinizden bunu pek takmayacaksınız.
            Oyunun hikâyesi hakkında diyeceğim ki; İngilizceniz yeterli düzeyde değilse sıkıcı, uzun ve sadece konuşma geçen videolar izleyeceksiniz. Yok, anlarım ben İngilizce diyorsanız; Soul Reaver 2’de öyle güzel bir konu ve hikâye var ki, pembe dizi edasıyla seyredeceksiniz, acaba Kain yine gözükecek mi, Raziel Moebius’u biçecek mi, JR’ı kim vurdu derken, ilk oyunu da oynadıysanız, taşlar teker teker yerine oturacak, bu sırada arada başka boşluklar bırakacak, siz oyunu bitirip, meraktan devam oyunu için kudururken, çok güzel bir kitap okumuş olacaksınız garanti veriyorum.  Hatta oyunda öyle anlar gelecek ki sadece tarihi eser Blood Omen 1’i oynamış olanlara hitap edecek, onların gönlünü alacak.
            Son adımlarımızı da sesler konusunda atalım ve ayrılalım buradan, malum Elder God dürtüyor. İlk oyunda seslendirme konusunda gösterilen özen ikinci oyunda da devam ediyor. Raziel ilk oyundaki ezikliği üzerinden atmış, biraz daha rahat konuşurken, Kain’in sesi yine tam ayarında; ne karizma olacağım diye boğuk çıkıyor ne de manyak, sayko katil gibi. Dolu dolu, akıl veren, aynı zamanda ayağımızı denk almamızı öğütleyen bir sesi var. Ses efektleri (genellikle silahımızı savurduğumuz ve rakibimizle temas ettiği anlardakiler ) çok da başarılı değiller, uzun süre aynı sesi duymak baş ağrısına sebep olabilir. Müzikler peki? Sadece ana menüdeki “Kain refused to  sacrifice” diye başlayan müziği hatırlıyorum güzel diye, gerisinin yarısı sinir bozucu yarısını duyduğumu bile hatırlamıyorum (o halde yarısı olduğunu nereden biliyorum?).
           Grafikleri ve ses efektlerini bir tarafa koyarsanız ki bu oyun söz konusu olduğunda koymalısınız, Soul Reaver 2 size gayet kaliteli bir bulmaca oyunu sunuyor, yanında da biraz aksiyonu bonus olarak veriyor. İlk oyundaki gibi bulmacalı, hoş boss savaşları yok ama bu açığını kaliteli bulmacalarıyla kapatıyor. Legacy of Kain serisini takip edenlerin kesinlikle bakması gereken bir oyunken, Tomb Raider türü oyunlarda farklı tatlar arayan kitlenin de oynamasında fayda var. Doğuştan aksiyon oyuncularıysa uzak dursun ki, günün birinde muhabbeti açıldığında “aman, o ne be, çok sıkıcı” derseler, tartışma çıkmasın, tamam mı?

Apprentice
Üye
İncelemelerinin hepsini okudum. Gerçi ilk buraya koyduğunda okudum. Kesinlikle çok akıcı ve düzenli bir dille anlatmışsın ve sadece ismini bildiğim bir oyun hakkında sayende bir çok fikrim oldu. Yazmayı bırakma, burda daha çok senin elinden incelemesi çıkmış oyun okumak isterim. Konunu 320 kişi incelemiş yani yorum gelmemesi falan canını sıkmasın. Hiç yorum gelmese bile yazdıklarını 1 kişi okusa bile emeğin boşuna gitmemiştir zaten..

Not: Burdaki herangi birinin benim incelediğim oyunlar hakkında benden daha çok bilgisi bile olabilir. Keyfen yazdıktan sonra önemli olan ne yazdığın kadar nasıl yazdığın da oluyor bence. Tabi muhtemelen sen daha iyi bilirsin. Devamını bekliyorum yazdıklarının.
FeylingFeyling
Üye
Şu an güzlerimin yaşardığı andır inan :D . Yorumun için çok çok teşekkürler.
Hergün bakıyorum o bakanların sayısına biliyor musun, bir günde 4 artınca seviniyorum.
Oyunları anlatmayı seviyorum, incelemerim de ana sayfadan, forumdan falan da devam edecek (PSP, PC, PS2 olarak).
Yorumun için tekrar teşekkür ediyorum.
FeylingFeyling
Üye
[center]FINAL FANTASY 6[/center]



             Aslında sıra Final Fantasy 6’ya gelmeden önce yazmam gereken bir sürü oyun daha vardı. Ama yıllardır kaçırılmış bir hazine olarak, hissettirdikleriyle, anlattıkları ve benim artık anlamadığım duygularıyla onu bir süreliğine aklımdaki oyunların en başına koyuyorum. Umarım Final Fantasy duygu denizinden aldıklarınızın yüzde birini bu yazıdan alabilirsiniz.
             Biz serinin hayranları olarak yıllarca 7. oyunun grafiklerini aşağılayanları, sıra tabanlı sistemi saçma bulan insanları, 9. oyunun karakterlerini bebe işi olarak görenleri dinledik. Ama bu kör dudaklardan eleştirisi dökülmeyen çünkü muhtemelen haberlerinin olmadığı apayrı oyunları da vardı serinin. NES ve SNES’te çıkışını yapmıştı seri ve ilk harikalarını orada yaratmıştı. 1, 2, 3, ... derken, Final Fantasy’nin ana serisi Nintendo’ya vedasını sistemde, belki de olabilecek en epik oyunla yaptı (Dragon Quest’in SNES versiyonlarını oynadıktan sonra bu cümlemi yeniden okurum.) .
             Burada ne konsollara çıkan çeşitli versiyonlarından bahsedeceğim ne de chibi tarzı karakter dizaynını savunacağım sizlere. (Aslında savunacağım, çok mantıklı bir açıklaması var. Bakın şimdi…) Çünkü bu yazıyı, gören gözler için yazıyorum. “Bi sen vuruyon bi o, ne o öyle” diyenlere, savaş sisteminin, bu kadar karakter ve oldukça fazla büyü seçeneğiyle ancak bu şekilde işleyebileceğini açıklamayacağım. Ya da grafiklerini çocuksu bulanlara, bütün kasabayı ve dünya haritasını oluştururken, karakter grafiklerini oyun ekranına bire bir boyutlarda oturtmanın zorluğundan ve yapılsa bile çizilecek karakterin o kadrajda chibi olmazsa, oldukça ruhsuz olacağından da bahsetmeyeceğim. Chibi’nin bir tarz olarak kabul edilmesi gerekliliğinden bahsetmeyeceğim bile. (Şşş çaktırmayın, bahsetmedim işte!)

[center][img width=388 height=320]http://img231.imageshack.us/img231/8779/direni.jpg[/img][/center]
     [center] İşte Chibi budur. Minik, sevimli, koca gözlü,...[/center]


[center][img width=388 height=320]http://img7.imageshack.us/img7/3162/magitekarmor.jpg[/img][/center]
    [center]  İmparatorluk askerleri magitek zırhları "sürerken"...            [/center]
                                                 
             Bunlar yerine hissettirmeye çalıştığı şeylerden bahsetmeye çalışacağım. Çalışacağım diyorum, çünkü bizzat yaşamadığınız sürece, hiçbir oyun (kitap, film, filan, fişman,…) size hafızasını kaybeden kızlara, neden sonuna kadar yardım etmek isteyebileceğinizi, başkalarından farklı olmanıza rağmen (siyah-beyaz, zayıf-şişman, esper-insan ) nasıl beraber yaşayabileceğinizi, sevdiklerinizi yitirdiğinizde hayatınıza artık nasıl devam edebileceğinizi, geride bıraktıkları hatıraları, tecrübeleri, krallıkları yaşatıp yaşatmayacağınızı anlatamaz. Ve de umudu bir kere kaybettiyseniz, isterse serinin çıkan 20 küsür oyununun her birinde umudu kaybetmemenizi öğütlesin, siz o karanlıkta yanan tek mum ışığını bulup, göğüs kafesinize geri yerleştirmezseniz, size bunu veremez. İşte bütün bunları, Final Fantasy 6 yapmaya “çalışıyor”.
            Herhangi bir FF oyununda bu anlattıklarıma zaten rastlarsınız. Serinin her oyunu bize arkadaşlığın önemini, sevdiklerimiz için yapılabilecek fedakârlıklar olduğunu, iyiliğin bütün kalplerde yeşerebileceğini (yeşeremeyenin de deli olduğunu :P ; Bkz. Kefka) anlatmıştır. Seriyi özel yapan da bütün bunları aynı temayla (bir grup “gencin” dünyayı kurtarması) yüceltip, farklı tatlar vererek anlatabilmesidir.

            [center] [img width=334 height=268]http://img7.imageshack.us/img7/8456/chocoboh.jpg[/img][/center]
       [center]Chocobo; süren herkesin butundan bi gıdım ısırmak istediği...     [/center]

 
 [center] [img width=384 height=288]http://img13.imageshack.us/img13/3028/kefkaportre.jpg[/img][/center]
[center] Kefka; yalnız başınıza aynı kıtada kalmak isteyeceğiniz son insanımsı     [/center]   

                             
            Şimdi ben buralarda bu kadar duygu yüklüyken ve şuralarda da bu kadar inceleme dışı bir yazı yazmışken, tutup da “Oyunumuzda şeytani İmparator Gesthal dünyayı ele geçirmek istemektedir, fakat Kefka’nın başka planları vardır, başkarakterimiz Terra acaba dünyayı kurtarabilecek midir?” hede hödüsüne çevirmek istemiyorum açıkçası. O yüzden kısaca savaşlarda çağırdığımız yaratıkların da hikâyeye dâhil olduğu, bazı karakterlerin geçmişlerini keşfettiğimiz, kimisinin geleceğini şekillendirdiğimiz, dünyasında gerçekleşen büyük çaplı değişikliklerle, keyifle takip edeceğinize inandığım bir kurgusu olduğunu söylemek istiyorum.
Karakterler demişken, FF6, içerisinde kontrol edilebilen en fazla karakter bulunduran FF oyunu. Bu 15 karakterin kimisi derin karakterlere sahipken kimisinin sadece laf olsun diye koyulduğu çok belli (Mimic özelliği olan Gogo ve hiçbir şekilde ekipmanını değiştiremediğimiz ve kontrol edemediğimiz Yeti mesela) . Genelde herkes en güçlü büyücü ve savaşçıları tercih edecek olsa da, en ezik olduğunu düşündüğünüz karakterle bile, uygun oynanışla ilerlemek, hatta oyun sonu canavarını alt etmek mümkün (Boss da neymiş?) .
             Yine yazının sonuna doğru dimağımın kuruduğu an geldi. İnsana bu kadar duygu yoğunluğu yaşatan, eğlendiren, ruhunu dinlendiren bir oyun hakkında insanın söyleyecek çok, yazacak az şeyi oluyor. Çünkü kafanızdaki o şeker gibi hisleri, kâğıda aktarmaya kalktığınızda, ortada puan tablosu gibi bir yazı kalabiliyor. Bu yüzden kısa keseceğim (kafayı kaldırır yukarı bakar; Evet yeterince kısa…).
             Final Fantasy 6’yı, RYO oyunlarını seven, Gameboy Advance ve Nintendo DS sahiplerine (Final Fantasy 6 Advance); PSone ve PS2 sahiplerine (Final Fantasy Anthology içinde); bilgisayarında SNES emülatörü bulunduran arkadaşlara (Final Fantasy 6 ya da 3 olarak [Amerika’da 3. oyun olarak çıktı, güya anlatmayacaktım bunları of.]) ve PSP’de, GBA veya SNES emülatörüne sahip arkadaşlara; ölçemeyeceğim richter ölçeğinde şiddetle tavsiye ediyorum.
Tavsiye ediyorum ki; Kefka gibi tehlikeli bir palyaçoyla (bunu dediğim için her an zehirlenebilirim…) tanışın ve ikrah edin, Cyan’la kaybedebileceklerinizin değerini bilin, Sabin’le sevdiklerinizi koruyabilecek gücü bulun, son ve en önemli olarak da; Celes ile umuduzu yeniden keşfedin.
             Bunu benim de keşfetmem gerekiyor.


             Oyunun PSone versiyonu için hazırlanan başlangıç videosu, Terra's Theme şarkısının solosuyla birlikte;

             

             
             Yine aynı versiyondaki bitiş videosu (benim favorim);
             
             


            (Videolarda keyif kaçıracak içerik yok, ayrıca trailer ya da klip tadındalar tavsiye ederim.)
Assasin
Üye
Arkadaşlar bende gears of war 2 yi ilk incelememdi linki: http://www.oyungezer.com.tr/content/view/842/213/             
hannibal_king
Üye
Assasin/ Koyduğun inceleme mesajını sildim. İki sebepten dolayı. İlki şu: Konuların bazı sayfalarında çok fazla yazı olduğu zaman diğer kullanıcılar o sayfaları göremiyorlar. Koyduğun inceleme, sayfanın açılmasını engelliyordu.

İkincisi ise: Oyun incelemeleri için herkes kendi konusunu açıyor. Başka bir kullanıcının açmış olduğu konuya kendi incelemelerini koymasan daha uygun olur. Zaten sitenin "Okur İncelemeleri" bölümünde yer alıyor yaptığın inceleme.

Bundan sonra yapacağın diğer incelemelerini de o bölüme koyabilirsin. Ya da "Okur İncelemeleri" bölümüne koymadan sen de direkt olarak, kendi inceleme konunu açabilirsin.
FeylingFeyling
Üye
Sıradaki incelemem ile yine geçmişe gerekli gereksiz bir dönüş yapıyorum. Zaten buradan övgülerimi ilettiğim sistemim güncel oyunları oynatmayı reddediyor. Başlığımın ismini de artık banal "Okur İncelemelerim"den, "Sonradan Görme İncelemeleri" ya da "Nostalji Pınarı" falan gibi birşeye çevirsem iyi olacak.
discussioncontroller