Okur İncelemelerim
FeylingFeyling
Üye
[center]F.E.A.R[/center]
[center]First Encounter Assault Recon[/center]


              Bir oyunu incelemeden önce o oyun hakkında notlar tutmak, oyunla işiniz bitip ya da orta vadede bitirilebilecek gibi değilse bitmeden, incelemeye oturduğunuzda, oyun hakkındaki hislerinizi, size yaşattığı atmosferi, heyecanı taze tutmak, inceleme yazmanın gerekliliklerinden olmalı. Tabii kimi oyunlar o bayıldığınız derin, içine çeken atmosferi sağlamayabilir; kimi de aşırı heyecanlı, adrenalin deposu değildir; kiminde duygu yoğunluğunun d’sine bile rastlamazsınız. Ama yine de o oyunun iyi bir oyun olduğu bilicinde olabilir, hevesle sonuna ulaşmaya çalışabilir, oynamadığınız vakitlerde geri dönmeyi düşünebilirsiniz. Hatta bu tür oyunlardan biri de F.E.A.R. olabilir.

[center][img width=467 height=350]http://img266.imageshack.us/img266/2403/fearwallpaper25.jpg[/img][/center]
[center]Sevgili Fettel biraderimiz, saykik olmanın etkilerinin, soğuk taşa oturmakla birleşince ne kadar korkunç olabileceğini öğrenir...[/center]

              Fear’da kontrol ettiğimiz karakter adı sanı olmayan ama bir şekilde eğitimde gösterdiği yetenek sayesinde komutanının olup biten her halta tek başına rahatça gönderebildiği bir F.E.A.R. (First Encounter Assault Recon) üyesidir. Günün birinde saykik bir komutan tırlatıp, emrindeki Replica askerlerle harekete geçince, bu devletin ordusu, polisi yokmuş gibi sap gibi bizi olay mahaline gönderirler. Biz de tabii buna pek kafa yormayız çünkü üstün reflekslerimiz kıçımızı her türlü beladan kurtarabiliyordur. Buradaki üstün reflekslerimiz olayı, oyunda zamanı sınırlı bir süre yavaşlatabildiğimiz anlamına geliyor. Oyun boyunca gezinirken  pek de yol üstünde olmayan bazı yerlerde bu “zamanı yavaşlatma süresi”ni uzatan hatta bunun yanında maksimum canımızı da arttırabilen gizmolar bulmamız mümkün. Çatışmalarda kullandığımız silahlar da gayet günümüz silahları diyebileceğim makineliler ve tabancadan, EMP ve “havan topumsu bazuka”ya kadar uzanıyor (Uydurma Silah Teknolojileri Inc. ) . Buraya kadar Fear zamanı yavaşlatabildiğimiz normal bir aksiyon oyunu gibi gözüküyor değil mi? Yukarıda bahsettiğim “biraz aksiyon” kısmından sonra oyunun “biraz atmosfer” kısmına bakalım.

[center][img width=500 height=375]http://img513.imageshack.us/img513/771/fear2f.jpg[/img][/center]
[center]"Alma" mazlumun ahını...Üzerinden 100 yıl geçse de bu espriyi yapmamam imkansızdı.[/center]
           
             Fear’da sağlanan atmosfer, bize yaşattığı duygudan besleniyor ve o da adı üzerinde “korku” . En yoğunu, en korkuncu değil belki ama karşılaştığımız script sahnelerle, kapıştığımız sıradışı Replica askerlerle oyun bize korku atmosferini aşırıya kaçmadan, cıvıtmadan sunuyor (cıvıtan korku aksiyonu için bakınız Doom 3; Her karanlık kolonun arkasından bir imp çıkar, sayfa 34) . Burada oyunun Halka, Karanlık Sular gibi yapımlardan yaptığı bir alıntı var, videolarında ve oyun hakkındaki her resimde kesinlikle göreceğiniz kırmızılar içindeki küçük kız. Arada bir duyduğunuz fısıltıları, köşelerden kendini gösterip cızırtılar eşliğinde önünüzden geçmesi falan… Biliyorum çok korkunç değil ama bütün bunları cıvıtmadan ayarında veriyor ve gerilimli bir atmosferi gayet iyi sağlıyor.
Zaten Fear’ın güzel kısmı da bu. Kapalı mekânlarda yaşadığımız orta büyüklükteki çarpışmaların, silahlarımızın, patlayıcılarımızın, zamanı yavaşlatmamızın kullanılışı; düşmanların çoğu zaman gelişmiş birer yapay zeka örneği göstermeleri; gerilimli oynanışın hepsi, gayet dolu, gayet doyurucu bir şekilde sunuluyor.

[center][img width=468 height=350]http://img227.imageshack.us/img227/9206/fear.jpg[/img][/center]
[center]Kolbastıda doruk noktası, Replicabastı; Pompalım olduğu için hiç bu kadar sevinmemiştim![/center]

             Tamamen tatmin edici olmayan kısımları da var oyunun. Mesela hikâyesinin aktarılışı; hikâye oyuna, olaylarla, diyaloglarla, ara videolarla değil de, gezindiğimiz ofis ortamlarındaki, telefon kayıtları, dizüstü bilgisayar verileriyle sunuluyor ki bir çok aksiyona meraklı oyuncunun bütün bunları iplemeden basıp geçeceğine eminim. Bir başka eksi noktaysa, oyunun aşırı kapalı olması. Geçtiği kapalı mekânlar çeşitlilik gösterse dert olmazdı ama o kadar çok ofis ortamlarında geziniyoruz ki insan operasyon bittiğinde bir masa başı iş de bana ayarlarlar mı, sıkıcı ofis hayatına adapte olabilir miyim diye düşünmeye başlıyor. Yine de kutu kutu ofis bölmelerinde gezerken oldukça doyurucu çatışmalar yaşıyorsunuz da şirket hayatı gözünüze fazla batmıyor.

[center][img width=455 height=338]http://img17.imageshack.us/img17/121/fear250505.jpg[/img][/center]
[center]Sinir bozucu olması için uğraşılmış ve başarılmış bir karakter. Az koşturmadın bizi adi Norton.[/center]
             
             Fear’ın kimseyi sıkmayacağını, üzmeyeceğini bildiğim bir kısmı varsa o da grafikleridir. Ayarlarda 640’a 480 seçseniz bile adam gibi gözüken (tabii o "çözünürlüğü yarıya indir" tikini kaldırmanız koşuluyla, yoksa PSX grafiklerini bu nesilde tecrübe edersiniz.) grafikleri yüksek ayarlarda patlama efektleriyle birleşince gerçekten harika gözüküyor. 640 demişken, Geforce 5500’lü antika bilgisayarımda en düşük ayarlarda bile hiç fena gözükmemesi, her yazımda vurguladığım standartları mecburen düşük olan arkadaşların dikkatini çeksin. Diğerleriyse yüksek konfigürasyonda göz ziyafetine hazır olsunlar.
            Bu incelemenin amacı aslında biraz da hazır Fear 2 çıkmışken, hala Fear nedir yenir mi, başlasam beni sarar mı (öpücük bile verir…) deme cüretini gösterenlere bir fikir vermesi amacıyla idi. Yazılanlar sizi tatmin etmediyse bin öğütten yeğ olan (yeeaah olan) Fear Demo’yu da deneyebilirsiniz ki, kendisi oyundan doğrudan alınan bir bölüm değil, oyunun bütün olayını sıkıştırılmış formatta sunan bambaşka bir bölümdür, o size anlatır, selamımı söyleyin yeter.

FeylingFeyling
Üye
Uzun zaman sonra korkunç uzun bir inceleme yazdım. Gerçekten kısacak yer bulamadım, akıl vermek isteyen var mı? Ha bir de o hiç gelmeyen süper yapıcı eleştiriyi bekliyorum. Sevgi kelebeğiniz Hellpit İstanbul'dan bildiriyor (Iscaaah!)
FeylingFeyling
Üye
[center]Final Fantasy Dissidia[/center]


[center]Bayık “En iyi kim?” geyiği[/center]


            Küçüklüğümüzden beri farklı platformlardaki karakterleri birbirine kırdırmaya meraklıyızdır. Raistlin mi daha güçlü Coren mi, Tanis mi döver Drizzt mi, Snake mi daha iyi sneak eder Sam Fisher mı? Bazıları bu fantezilerini tatmin etme fırsatı buluyor tabi. Marvel vs Capcom, Super Smash Bros, Kratos vs bütün Soul Calibur ahalisi şeklinde hoş yapımlar gördük. Bunca kapışmadan sonra sıra bize de gelmeliydi. Ki görelim Squall mı döver Cloud mu?

[center]
[img width=480 height=272]http://i35.tinypic.com/347iv40.jpg[/img][/center]
[center]Bana kalsa Gabrant döver ama... Kimse Final Fantasy 12 oynamadı!!![/center]


[center]FF 2’den hoşlanmazken kendini Firion kasarken bulmak[/center]


            Oyunumuz, muhteşem bir videoyla ve dövüş oyunlarında zerre hikâye aramayanlar için gayet iyi bir hikâyeyle başlıyor. Karakterlerimiz, senelerdir ana seride kontrol ettiğimiz kahramanlar ve onların ezeli düşmanları. Düzenin tanrısı Cosmos ve yıkımın tanrısı Chaos’un şampiyonu olmak bize kalmış. Karakterlerin kimisi uzaktan ataklar ve büyüler kullanıyor (Terra, Kuja,…); kimisi yakın dövüşte yıkıyor (Garland); kimisi karşı atak üzerine (heybetli Exdeath), kimisi de tuzaklar üzerinde uzman (uyuz Emperor) Hepsinden biraz yapabilen dengeli karakterler de var. Fakat aynı konuda uzman karakterler bile aksiyonda farklılık gösterebiliyor. Bu da bize 10unu sonradan açabildiğimiz 20 bambaşka karakter sunuyor.


[center]Anlatırken robota bağlanılan menü silsilesi [/center]


            Başlangıçta her menünün kendine has alt menüleri, start’la girilen ve gelmiş geçmiş FF karakterlerinin ağzından okunan manual’leriyle, menüler karışık gelebilir. Ama zamanında velet halimizle FF8’in junction menülerini çözdüğümüze göre bunlara alışmanız 15 dakika sürecektir emin olun.
            Diğer dövüş oyunlarından aşina olduğumuz quick ve arcade battle seçeneklerinden, koşullarını bizim belirlediğimiz veya random seçilen karşılaşmalar yapabiliyor; PP menü ile yeni karakterler, alternatif karakter kostümleri, müzikler, sesler ve multi karşılaşmalarda avatarımız olsun diye karakter kartları açabiliyoruz. Player Settings ile başlangıçta yaptığımız isim, oynanış kalıbı gibi seçenekleri değiştirebiliyoruz. Hinlik yapıp bonuslar kazandığımız özel günü zırt pırt değiştirmeyelim diye değişiklikleri bir hafta sonra aktifleşecek şekilde yapmışlar. Sanki hiniz biz hıh!?
            Ana menüden Story’yi seçerek, Prologue bölümü ile Dissidia dünyasına giriş yapıyoruz. Burada orijinal Final Fantasy’nin ana karakteri Warrior of Light ile tutorial’ı hallettikten sonra Cosmos tarafındaki karakterlerden istediğimizi seçebiliyoruz. Karelere ayrılmış oyun tahtasında elimizdeki hareket puanlarını (destiny points, DP) harcayarak ilerliyoruz, düşmana komşu bir kareye ulaştığımızda, onu seçip savaş ekranına geçiyoruz. İlerledikçe harcadığımız puanlar eksiye düşse bile devam edebiliyoruz ama bu durumda fazladan DP ile bölümü bitirmenin kazandırdığı bonusları kaçırıyoruz.

[center][img width=480 height=272]http://i35.tinypic.com/11wcb3k.png[/img][/center]
[center]Satranç tahtası değil tabii ki ama burada da taktik yapmanız gerekiyor.[/center]


[center]Dövüş oyunu değil miydi bu?[/center]


            Sırf sen hemen baymayasın diye geliyorum; Savaşlar: İki çeşit atağımız var, bravery ve hit point atakları. Bravery puanları rakibe vereceğimiz zararı belirlediği için ne kadar yüksekse o kadar iyi; aynı durum rakip için de geçerli olduğundan daire tuşuyla yaptığımız bravery ataklarıyla, onun bravery puanını düşürüyoruz. Rakipten düşen puanlar bize ekleniyor böylece kare tuşu ile yaptığımız HP atakları daha da güçleniyor.
            Rakibin bravery puanlarını sıfırladığımızda canı üzerinde break yazısını görüyoruz (evet, çok vurduk diye kalbi kırılıyor) Break sırasında ataklardan ekstra zarar alır hale geliyor. Ha bir de bir vururum bir de duvar vurur olayı var (wall rush diye geçiyor oyunda) Duvara yapışan dövüşçü de ekstra zarar görüyor.
            Bütün bunları yaparken ortalama büyüklükteki arenalarda üçgen tuşuyla duvarlarda koşuyor, havada süzülüyor, uçuyor kaçıyoruz, bazen da saklanıyoruz (Ben Ultimecia’dan sürekli saklanıyorum mesela, zamanında FF8’den kalma bir korku)

[center][img width=480 height=272]http://i34.tinypic.com/ipw39t.jpg[/img][/center]
[center]Jecth: Dur Tidus! Babaya kalkan el taş olur![/center]
[center]Tidus: Sorun değil, bir "soft" büyüsüne bakar. Hıaayt!
[/center]



[center]Teknik meknik bir yere kadar, peki ya duygular? (Nayır ağlamıyorum!)[/center]


            Şimdi beni oyunlarda sürükleyen bir çok unsur var, mesela bunlardan keşfetme isteğini, yaşatacağı yoğun duyguları, RPG oyunlarını revaçta tutan gelişiyor olmanın verdiği tatmini ve sürekli olan bitenle, içerikle beni oyalayabilmelerini sayabilirim (Bir de kaçış hissiyatı var ki ona girmeyeyim). Dissidia bunlardan, olan biten unsuruyla öne çıkıyor. Senaryo modunda ilerlerken arka planda bir Chocobo yol alıp itemler topluyor ve bize bonuslar kazandırıyor, savaştıkça gil (FF oyunlarının para birimi) ve PP kazanıyoruz. Savaş aralarında parayla yeni eşyalar satın alıyoruz. PP ile yeni özellikler, modlar ve karakterler açıp bütün bu yaptıklarımızı bir de yeni karakterlerle tekrarlıyoruz. Bu sırada savaşan karakterimiz seviye atlıyor, yeni hareketler öğrenip listemize ekliyoruz, yeni summonlar kazanıyor, savaş sırasında bir şeyler yapıyoruz (evet bazen ne yaptığımızdan haberiniz olmayabiliyor) ve bu yaptıklarımız bize bonus ve aksesuarlar kazandırıyor vs. Adam gibi bağlayamadım ama sürekli olan bitenle yoğunsunuz. Size sürekli yapılacak bir şeyler sunulmuyor, tek yaptığınız itemleri güncelleyip sıradaki savaşa ilerlemek ama bu sırada olan biten bir sürü şey oynanışı diri tutmaya çalışıyor.
            Çalışıyor çabalıyor fakat sonuçta bir dövüş oyunu olduğundan, rekabet olmadığı sürece monotonluğa bağlayabiliyor. Burada bizi akıntısıyla sürükleyen nedir? Savaşların harika olması mesela? Özellikle yüksek seviye rakiplerle savaştığımda aldığım tatmin (yenilsem bile) yüksekti. Bölümün ve karakterimin özelliklerini kullandım. Harika grafikler ve büyü efektleriyle arenalarda koşturdum. Hiçbir adımımı da boşa atmadım ayrıca. Hep geliştim, ilerledim. Gerçekten harikaydı, fakat…
Yukarıda da söylediğim gibi bir süre sonra bütün karakterlerle aynı şeyleri yapmaya başlıyoruz. Burada dövüş oyunlarının mücadele yapısı devreye girmeli işte. Yani size online ya da wireless üzerinden rekabet edeceğiniz kanlı canlı rakipler gerekiyor. Ne kadar karakterlerin dizaynları, grafikleri harika da olsa, müzikleri en sevdiğimiz FF parçalarının mix’leri de olsa, oyun kendini ancak rekabetle oynattırabiliyor bir süre sonra. Bunu quick battle’dan ilk kez yüksek seviye bir rakiple kapıştığınızda anlıyorsunuz. Sizin acilen multiplay oynayacak arkadaşlara ihtiyacınız oluyor. Onlarla savaşmalı, friend card ve özel aksesuar alışverişi yapmalı, videolarınızı paylaşmalısınız. Evet isterseniz savaşları kaydedip sonra izliyor ve izletebiliyorsunuz. Bir ara izlettiğim Firion - Emperor kapışması o kadar yoğundu ki Melkor “Neler oluyor, ne alıp veremedikleri var bunların” diyordu. Final Fantasy serisini hiç bilmiyorsun be Milker, cık cık cık :P

[center]
[img width=480 height=272]http://i33.tinypic.com/9ka6us.png[/img]
[/center][center]
Kapkara kasktan önümü göremiyorum, kristalin ışıltısını nasıl göreyim abi?
[/center]


[center]
Ya fırtınanın gözünde yalnızsak?[/center]


            Eh, bu durumda söyleyebileceğim pek güzel şeyler yok. Oyunun da öyle ahım şahım bir hikâye kurgusu yok zaten, bayabiliyor. Sadece bir mantık üzerinden birbirine bağlanmış sürüyle karakter var.
            Geriye size kalan, uzun zamandır FF fanı olarak hayalini kurduğunuz bir şeyin gerçek kılınması ve dişli rakiplerle kıyasıya mücadele. Oyun bu haliyle herhangi bir FF oyunu oynamamış biri için sadece multi kapışma imkânı varsa bir şey ifade edecektir.
            Ben şahsen çevremde FF ile ilgilenen birkaç adam olduğu için tavsiye etmekte zorlanmadım ama maalesef onlar bile bir göz atacak kadar dayanabildiler oyuna. Artık Tekken’e falan bir alternatif olmaktan başka bir işlevi kalmadı onlar için. Ve size söylüyorum, hiç kimse PSP’de Tekken oynayacağım diye delirmiyor (Delirmiyorsunuz, kalbinizin doğrusunu ben biliyorum :) ) Ha ben raporluyum arkadaşım tutma beni diyorsanız, bu platformda daha kaliteli, daha taktiksel, daha karizmatik karakterlere sahip başka bir dövüş oyunu bulamayacaksınız, haberiniz olsun.


MelkorMelkor
Üye

Evet isterseniz savaşları kaydedip sonra izliyor ve izletebiliyorsunuz. Bir ara izlettiğim Firion - Emperor kapışması o kadar yoğundu ki Melkor “Neler oluyor, ne alıp veremedikleri var bunların” diyordu. Final Fantasy serisini hiç bilmiyorsun be Milker, cık cık cık Tongue



öncelikle yaratıcı konu başlığını (okur incelemerim) tebrik ediyorum ve sadece lightning diyorum sana (ff 13'den başka oyununu oynamadım oğlum ne bileyim ben?)
MelkorMelkor
Üye
sayfada çok fazla yazı olduğu için önizleme, yanıtla, alıntı şeyleri çalışmıyormuş. sonraki sayfaya geçmesi için flood yapılması görevini üstlendim efendim.
MelkorMelkor
Üye
bu asil görevi layığıyla yerine getireceğim.
MelkorMelkor
Üye
http://ogzinsomnia.blogspot.com/ reklam da yapalım.
MelkorMelkor
Üye
acaba kahveyle redbull karıştırsam nolur? hmm..
FeylingFeyling
Üye
Beceremedin, hala buradayız hıh!
FeylingFeyling
Üye
Ayrıca geçsek bile işe yarayacağı garanti değil ve de kahveyle red bull mu?
discussioncontroller