Amatörce (Hakkaten..)
Misafir
Sabah sabah güldürdüğün için sağol Tuğbek abi. Haftaya çarşamba ofis' i basacağım orda ol. Can' ada iki çift lafım olacak. =P

Röportaj gerçekten güzel olmuş bu arada.
FeylingFeyling
Üye
Valla Apprentice kıskandım seni, benim incelemelerime yorum yazanları bırak, eeööö diyen bilen yok, hani eeuu ya da sadece e! diyip kaçan da olur :) . O kadar dedik kılıçlarınızla gelin baltalarınızla gelin, kimi yumrukla gelir (monk oluyor onlar).
Böyle kısa yazılar yazmak da okumak da zevklidir, röportaj ise çok iyi olmuş, klavyene sağlık (içine bişey kaçmasın tuşların).
desert78
Üye
Yok yok,bu hiç amatörce değil! :)
Apprentice
Üye
Spoiler:
İnanılmaz mutlu oldum yorumları okuyunca. Gerçekten hakketiğimi düşünmesem de çok gururum okşandı. Ne kadar teşekkür etsem azdır. Yine de bu yorumları okuyup "hmmm bi yazsın bakalım nasıl yazıyo?" diyenler varsa muhtemelen hayal kırıklığına uğrayabilir =) . Çok geciktim yazmak için çünkü ne yazık ki özel hayatımda türlü türlü problemler yaşıyorum (okuldu, sevgiliydi =)). Tuğbek Ölek'e Amatörceye konuk olduğu için sayısız teşekkür ediyorum tekrar. Konunun çok kalabalık (post kalabalığı, resimdi yazıydı) olmasından dolayı giriş ve çıkışlarda problem yaşadığınızı biliyorum =), tavsiyelerini değerlendiriyorum fakat ben farklı farklı konular açarsam çok görüntü kirliliği olurmuş gibime geliyor. Bu yüzden sizden 3. sayfanın ilk postundaki linkten konuya giriş yapmanızı yada giremediğiniz sayfayı ziyaretçi olarak ziyaret etmenizi istemekle yetinmeye şimdilik devam edicem. Umarım okurken güzel vakit geçirirsiniz. Bir de bu dönem benim için biraz zorlu geçicek ve yanıma bir yardımcı arıyorum ilgilenen olursa bana ulaşırsa sevinirim. İyi vakit geçirin ve tekrar çok teşekkürler.




Dosya Konusu No:5  CounterStrayk Gibin

[center]

FirstPersonSHOOTERtarihi
[img width=568 height=418]http://diablobasher.files.wordpress.com/2008/04/doom01.jpg[/img]


Herkese tekrar merhabalar. Güzel bir dosya konusu hazırlama arzusu vardı şu sıralar içimde ama hangi konu hakkında ne yazıyım bilememiştim. Sonra dedim oyun mu yazsam yine diye ama düşünmek için geçen sürede ondan da vazgeçtim. Neyse geyiği bırakıyım (:)) çünkü görünen o ki ne yazıcağımı buldum =) Siz şimdi arkanıza yaslanın, rahatlayın gevşeyin. Zaten muhtemelen içli dışlı olduğunuz bir konu hakkında dökümanlar okuyacaksınız (kim fpsleri sevmez ki..) Bu dosya konumuzda (evet havaya girdim) fpsler niye en çok sevilen oyun tarzlarından biridir, nasıl gelişmiştir, ne kadar daha gelişebilir, türün  öncü oyunları, fasulye ve faydalarından bahsedicez
:boo:




[/center]
[b]
Birinci Şahıs Kamerası. Direk gözden, counter gibin, vurdulu kırdılı ve bu tarz kelimeler kullanarak bilmeyenlere tasfir etmeye çalıştığımız bu oyun türünün hastaları olduğu gibi nefret edenleride bol bol vardır. İlk nefret edenlerden bahsediyim. Genelikle bu türün oyunlarından nefret edenler muhtemelen oynamayı beceremeyenlerdir çünkü bu kişiler özellikle türün ilk oyunlarından beri takipçisi değilse ve şimdiki fpslerin ilk bölümlerinde bulunan "WSAD" ile yürüyorsunuz "o tuttuğun mouse" gibi öğretici kısımlarla ilk defa karşılaşıyorsa, fpsler o kişiler için load game yazısından ibaret olabilir. Durum böyle olunca nefret etmelerini yargılamakta bana kalırsa yanlış olur.. Bir de vahşetin en bolluk bulduğu oyun türümüzdür FPS. Öldürmek üzerine kurulmuştur sonuçta, öldürmenin hissini iyi veren oyunlar piyasada yükselmiştir genellikle ve herkes elinde silahlarıyla onu bunu öldürmekten keyif almayabilir. Nefret edenlere hayatta mutluluklar dedikten sonra gelelim hastalarına; Bir çok oyun arasında siz farkında olmadan sizi en çok oyalayanı genelde siz o oyunu oynadığınız sırada en çok kendinizi kaptırmanızı sağlayandır. Karakterin gözünden görmek ve o olmak başka hiç bir oyun türünde sizi o karakterle fpslerdeki kadar çok bütünleştirmez. Bununla birlikte fpslerde ustalaşmak gibi bir unsurumuzda vardır, herkes bir diğeri kadar iyi nişancı olamayabilir ve koridordan çıktığı anda karşısına çıkan düşmanların kafalarına birer birer kurşun sıkmanın verdiği başarı hissi Fps türünün beğenilmesinde büyük rol oynar. Türün ilk oyununu bilmeyenler varsa hemen söyliyim. "Wolfenstein 3D" ile bu rüya gerçek olmuştur. Oyunu oynadığımı hatırlıyorum ama oyunu hiç hatırlamıyorum inanın, oyun hakkında bilgi sahibi olmak için size şöyle ekşi linkini veriyim (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=wolfenstein 3d). Sonrasında bu yeni türün en popüler oyunu olan "DOOM" meydana çıkmıştır, çok kısa sürede efsane olmuş ve tüm PClerin göz bebeği haline gelmiştir, ufak beyinleri korkutmuş, zorlamış ve kendi özgün dünyası içinde ilk ciddi fps serüvenimiz olmuştur. Abisi Wolfensteindan daha fazla silah ve düşman seçeneği sunmuştur. 1993 yılında, ben daha 5 yaşındayken bu oyunun aynı zamanda LANdan oynama desteği olmasıda beni inanılmaz şaşırttı. Ne kadar hızlı gelişiyor aslında şu teknoloji değil mi?
 
Doom bu kadar tutunca tabiki firmalar fps türünü bugünki haline getirene kadar her seferinde yeni bir özgün fikir bulmaya çalıştılar (yani kesin öyle yapmışlardır =) Tamam fps iyi güzel, ne de güzel adam vuruyoruz ama biraz da rol yapma öğemiz olsa keşke diyen firmalardan ilki Betheseda Softworks "Oblivion" ı yaptı. Aman ne Oblivionı ya pardon. DaggerFall'u yaptı. Yıl 1996 ve ilk FPS/RPG Daggerfall ile babalarımız, abilerimiz Bethesedanın bu günlere kadar gelen ruhsuz suratlı ortaçağ ırklarıyla ilk defa bir fps oyununda buluştu. 

[img width=380 height=285]http://www.rampantgames.com/blog/uploaded_images/daggerfall-733422.jpg[/img]
(V.A.T.S sistemi çıksın bidaha gelicem!!)

Oyunu hiç oynamadım fakat hakkında yapılan yorumları okumanızı tavsiye ederim yine. Şu ekşi linki (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=daggerfall), şu da wiki (http://en.wikipedia.org/wiki/Daggerfall)








-------------------------------------------------------KESTİK----------------------------------------

EDIT: Sorumluluk sahibi okuyucu Quendarth özel mesaj yoluyla bir hatamı dile getirdi. Buyrun direk onun ağzından ne hata yapmışım bakalım.

FPS Tarihi konusunda eksik varsa uyarın demişsin, o yüzden bu mesajı atma gereği duydum.
Birinci kişi kamerasından oynanan ilk RPG Daggerfall değil, aynı serinin (The Elder Scrolls) ilk oyunu olan Arena'dır. Daggerfall serinin ikinci oyunu.

Ve şunu da belirteyim; Daggerfall hakkında FPS/RPG demişsin. Burada da ufak bir hata var. Bildiğin gibi FPS'deki S'nin açılımı Shooter'dır. Ama TES serisi oyunlarının shooter'la alakası yok. FP ve RPG kısmı doğru, ancak S biraz fazlalık olmuş Smiley. FP-RPG daha uygun bir tanım olabilir sanırım :).


  Kendisine bu ince davranışı için teşekkür ediyorum ve tam olarak öğrenmeden yanlış bilgi verdiğim için özür diliyorum. Quendarthın bahsettiği ve Betheseda tarafından yapılan ilk fps oyunu "Arena"dan da aycı özürdilerim =)  (Şaka yaptım ilk FP/RPG diyecektim ihih :P)


------------------------------------------------------------------------------tamam devam------------





Eeeee Doom bu kadar tutarsa nolur diyen ID SOFTWARE, aman canım daha Quake diye bir oyun çıkarıcaz biz daha dedi ve 1996'da QUAKE ile yeni bir salya akıtan oyuncu kitlesi daha kazandı. Quake ile gelişen grafikler 1997'de çıkan QuakeII ile o zamanlar için benzersiz boyuta gelmeye başladı. Artık öldürme hissi, koridorlarda gezinen yaratıkları ufak ellerimizle tararken korkudan gözlerimizi kapatığımız günler başlamıştı. Toplanıp "bizde QUAKE-II oynayalım" dedikten sonra "hayır Fifa oynayalım" diyen uyuz çocuğu aranızda hatırlamayan varmıdır acaba?

  Yine bu sıralarda (1996 sanırım) 3D REALMS'ın platform oyunu Duke Nukem de bir fpsye dönüşüp bize bir fps oyununda şifre yazmanın bazen ne kadar gerekli olabileceğini gösterdi. Zordu be bu oyun, şifresiz çatır çatır oynayanlara hep kıl olurdum, aynı zamanda benim favori oyunum olmuştu. (DNGOD!) Belkide oyundaki striptiz kulübünün bunda biraz etkisi olabilir.

[img width=400 height=300]http://img213.imageshack.us/img213/7425/dukenukem3d1gg1.jpg[/img]
(weapon raised derken?)

Ve tabiki bu öncüleri takip eden yüzlerce FPS  geldi geçti bilgisayarlarımızdan ve konsollarımızdan.  Her seferinde biraz daha gelişti ve bugünki halinde artık "vay anasını neydik ne olduk" diyebileceğimiz yere kadar geldi. Sper alma sistemi, sniper zoomları (nefes tutmalar), her seferinde daha gerçekçi animasyonlar, değişik görüş modları, yaratıcı silah fikirleri, WSAD ve mouse'un büyük aşkı, ctrl ile eğilip yavaş yavaş yürüyüp gölgelerde gizlenmeler, bir kurşunla ölebildiğimiz gerçekçi oyunlar, seçim şansı sunan senaryolar, karakterimizi geliştirip daha iyi nişan almamızı sağlayan FPS/RPGler, mükemmele giden grafikler, sayısız multiplayer modları, araçlar, yanımızda savaşanlara emirler yağdırma olanakları, yakın dövüşte hakimiyet sağlayan yenilikler, ceset taşıma, Q ve E tuşuyla koridordan kafamızı çıkarıp etrafı kolaçan etme ve daha aklıma gelmeyen yüzlerce yenilik. Wolfenstein 3D piyasaya çıktığı gün bir gün başlatığı akımın bu günlere geliceğini bilebilirmiydi acaba.


  Neyse efendim bir yazının daha sonuna geliyoruz. Umarım akıcı bir yazı olabilmiştir. Çok bilgili olduğum bir konu değildi açıkcası yazmak için araştırırken bende size yazdıklarımı kendim öğrendim. Gönül isterdiki daha fazla şey bilseydim de yazsaydım burda. Eğer bir yanlış bilgi verdiysem lütfen özel mesajla beni uyarın. Eklemek istediğiniz herangi birşey olursada aynı şekilde bana ulaşın ve bu postun içeriğini biraz olsun geliştirelim. Tekrar teşekkürler, iyi forumlar.








bfrheostatbfrheostat
Üye
Weapon raised olayını güzel yakalamışsın ;D  Fesatsın fesat :D
FeylingFeyling
Üye
OGZ sansür bandına koptum. (Weapon Raised'a birşey diyemiyorum, millet Duke'ü öyle sevmiş.)
Kısa boyutuna göre oldukça yeterli bir tanıtım olmuş. Okurken zevk aldım. Bilmeyen arkadaşlar için de gayet bilgilendirici olmuştur. Malum o antika oyunları bu saatten sonra oynayarak öğrenemezler (öğrenmek de istemezsiniz inanın, geçen sene Wolfenstein3D oynadım, başım döndü, kusuyordum. Return to Castle Wolfenstein da aynı etkiyi bıraktı nedense, ondan kaç yıl sonra çıkmış olmasına rağmen.)

EarthquakeR92
Üye
:) güzel bi' yazı olmuş bu da...
masterchiefemre
Üye
yazılarının devamını bekliyorum :)
Apprentice
Üye
Spoiler:
Oyunları bir kenara bırakıp arada bir yaptığım gibi alakasız bir konuda yazmak istedim umarım beğenirsiniz. Ufak bir tavsiyem olucak, yazıyı okurken yavaş olun ve cümle cümle kafanızdan yazanları geçirin. Ben öyle yaptım daha güzel oluyor =)


kısa hikaye:1  düşünsenize


           [center]ALACAKARANLIK
[img width=717 height=343]http://img91.imageshack.us/img91/74/foefffva8.jpg[/img]
[/center]
  [b]

Bir gün....



  Işıklarınız bir anda kapanıyor. Elektrikleriniz gitti sanıyorsunuz. Sonra saatlerce (6 saat kadar) süren beklemenin ardından tüm şehirde en ufak bir lambanın bile  yanmadığını farkediyorsunuz. Siz bir terslik olduğunu düşünürken bulunduğunuz mahallenin bir kısmında büyük bir patlama oluyor. Oraya gitmek için arabanıza biniyorsunuz ama bir türlü arabanız çalışmıyor. Sağınıza solunuza panikle bakarken sizle aynı durumda olan komşularınızın tedirgin suratına şahit oluyorsunuz. Patlamanın geldiği yerden yükselen feryat seslerine doğru koşmaya karar veriyorsunuz. Oraya koşan topluluğun arasında neler olduğuna dair fısıltıları dinleyerek koşmaya devam ediyorsunuz. Vardığınızda, yere çakılmış bir yolcu uçağından geri kalanlarla karşılaşıyorsunuz. Her yerden çığlıklar işitiyorsunuz. Savaş olduğunu düşünüyorsunuz.....


Yaklaşık 1 hafta sonra.


Şehirde hala 1 lamba bile yanmıyor ve kimsenin arabası çalışmıyor. Telefonlar çalışmıyor. Hala bir cevap alamadınız. Topluluk halinde yürümeye karar veriyorsunuz, kaos hakim her bir sokağa, bazıları ise çoğu zaman evinden çıkmıyor ve siz gökyüzüne bakıyorsunuz, yıldızlar her zamankinden daha berrak gözüküyor.. Mum ışıkları görüyosunuz evlerde. Nereye yürüdüğünüzü bilmiyorsunuz ya da olanlar hakkında tam olarak bilgi sahibi olan herangi biri bulamıyorsunuz. Sadece yürüyorsunuz bir ışık görme umuduyla..


1 ay sonra...


Şehir gün geçtikçe karışıyor. Etraf yağmalanmaya başlıyor, polisler ve jandarmalarla konuşma fırsatı buluyorsunuz ama onlarında olan biten hakkında hiç bir bilgisi yok ve asayişi sağlamakta zorlanıyorlar. Silahları halen çalışıyor fakat telsizleri açılmıyor bile. En ufak bir cevap bulmak için uğraşmaya devam ediyorsunuz. Para değerini kaybediyor ve hiç bir cafe ya da restorant açık değil. Acıktıkça sağdan soldan bulduğunuz yiyecekleri yemeye başlıyorsunuz.


3 ay sonra...


Alışıyorsunuz biraz olsun. Geceleri bilmediğiniz yerlerde uyumaya ve sokaklarda güvenlice dolaşmaya. İnsanlar birçok kez toplanıyor ve şu ana kadar hem fikir olunan teoriler tartışılıyor. Teknolojiye veda eden şehriniz hala bu kaosun bitmesini bekliyor. Etrafta yiyecek yapan iyi kalpli bazı vatandaşlar herkesi doyurmaya çalışıyor, polis ve askerler bu kaos durumundaki düzeni  içinde bulundukları şartlara uygun bir şekilde kurmaya çalışıyorlar.


Seneler sonra.

Siz arabalarla, telefonlarla ya da kısaca teknolojinin  alıştığınız  nimetleriyle vedalaşalı çok uzun zaman oldu. Hala nedeni tam olarak kimse tarafından açıklanmıyor. Artık herkes özgür, cebinizdeki paranın değeri yok, takas sistemi hakim tüm  çevrenizde. Silahlar ve yiyecekler en değerli takas unsurları. Tecavüzcüler, katiller hiç olmadıkları kadar serbestler. Bisikletler yeni ulaşım araçları. Topluluklardan birine üyesiniz. Bir aile gibisiniz. Hep bir arada hareket ediyorsunuz. Sokağın birinde çok eski bir  arkadaşınızı öldüresiye hırpalayan bir adamın, zamanında polis olan başka bir adam tarafından öldürüldüğüne şahit oluyorsunuz o gece. Sonra eski polisin silahını elinizdeki tüm konserve yiyeceklerle takas ediyorsunuz. Silahını size veren adam sizden hızlıca uzaklaşıyor. Gece topluluğunuz yanına dönünce silahı liderinize teslim ediyorsunuz. Yemekler pişiriliyor ateşte ve siz o geceki payınızı yiyip doyuyorsunuz. Bir daha uyanmamak üzere Jeepin arka koltuğunda uyuyorsunuz.

Spoiler: Bu kısa hikaye Ofcmye sorulan elektriğin olmadığı bir dünyada yaşamak istermiydiniz sorusundan ilham alınarak yazılmıştır. Ben yazarken bir anda tüm teknoloji aletleri çalışmamaya başlasa herangi birimizin başından geçebileceklerden yola çıkarak yazdım. Benim yazarken tüylerim ürperdi açıkcası. Şimdi şu karşımdaki bilgisayarı öpesim geldi... Bu arada kaosdan düzen doğabileceğine de kendi kendime yazarken ve kurgularken şahit oldum. Hikayenin edebi bir kısmı olduğunu hiç sanmıyorum =) Bir sonraki yazıda sizi güzel bir süpriz bekliyor hatta kalın.....


Spoiler: Yazıda 1 adet mantık hatası vardır. O hatayı bulup PM yoluyla bana gönderen kişiler Amatörce Özel ödülünü kazanıcaklar   ;D  (ben de o sırada ödül düşüniyim :D )
ArkhenonArkhenon
Üye
 
Spoiler:
Evet sevgili Oyungezerler. “Aha da ? Sen kimsin arkadaş ?! Apprentice'e n'aptın, çabuk söyle !” diyenler biraz sakinleşsin önce ;D  Tamam ? Güvenli midir ? O zaman... Motor !
  Evet millet, eğer bu konuyu takip ediyorsanız, bir süre önce Apprentice'in bir yardımcı aradığını belirttiğini görmüşsünüzdür. Fırsat bulamamasından dolayı burada yokluğunu hissettirmeyecek birisinin peşindeydi ve ben kendisine yazmak istediğimi söyleyince, sağ olsun, beni kırmayıp kabul etti. Sonuç olarak, o aranan yardımcı şahıs ben oluyorum  :D Elimden geldiğince bu köşeye bir şeyler katacağımı ve Apprentice'in üstündeki yükü biraz hafifleteceğimi düşünüyorum. Eh, isterseniz artık yavaş yavaş başlayalım.. Yolcu yolunda, yazar Word'ünde gerek arkadaşlar  :D

Apprentice: Hoşgeldin Canım =)




İnceleme No12 : Uçmaca, kaçmaca, dam üstünden atlamaca



[center]MIRROR'S EDGE
[img width=740 height=416]http://ve3dmedia.ign.com/images/03/18/31891_normal.jpg[/img]
Apprentice: Ben resim altı bulamadım ama yaaaa!!!!  :'(
[/center]



  Bu şehir göründüğü gibi değil. Sokaklardan bakınca, hayat güzel. İnsanlar, “rahat” yaşamı seçen insanlar, işlerine gidip evlerine dönüyorlar. Hiçbir güvenlik korkuları yok. Tabii olmaz... Polisler bunu onlar için hallediyor. Güvenli ve tamamen kontrol altında bir şehir... Callaghan'a oy verin, sizi korusun. Kimden ? Özgürlükten... İnsan olmaktan... O güvenlik binlerce insanın yaşamına mal olsa bile sağlanmalı. Nedense karşı koyan, protesto eden insanlar için aynı güvenlikten söz edilemiyor. Öldürdüler... Binlercesini... Annemi, babamı, hepsini onlar öldürdü...

  Bu şehir göründüğü gibi değil... Yukarıdan, en yukarıdan sokaklara bakınca her şey farklı görünüyor. Aşağıdaki insanların güvenlik duygusu bizlerde yok. Olamaz da... Bizler, koşucular, hayatlarımızı ortaya koyuyoruz. Sırf aşağıdakiler ileride daha özgür olsun diye ! Yukarıdan, en yukarıdan sokaklara bakıyorum... Ve arkadan gelen sesi duyuyorum “Teslim ol! Callaghan adına tutuklusun!”. Gülümsüyorum... Elimdeki nota bakıyorum. Üstünde kime gideceği yazılı. Yukarıda, en yukarıdayım. Ve mutluyum, çünkü bu şehirde insan ne kadar yüksekteyse, o kadar tehlikede, ve o kadar özgürdür...




      Selamlar Oyungezerler. Elimizde son zamanların en güzel ve en anlamlı oyunu var. Ben de incelemeye bir an önce başlamak için sabırsızlanıyorum. Tabii biraz heyecan da var  :D  Bu, bu köşedeki ilk incelemem sonuçta.  Mirror's Edge huzursuzlanmaya başladı, ihmal edildiğini düşünüyor, isterseniz onu daha fazla telaşlandırmadan sizleri bilgilendirmeye başlayalım.

      Bilgisayar başında gerçek bir insanı kontrol etme hissine ulaşmak... Birçok oyun firmasının en büyük hayali olan bu fikri hakkıyla ilk kez yerine getirenin DICE olması benim için pek sürpriz olmadı açıkçası. FPS konusunda gerçekten başarılı olan birkaç firmadan biri ve bu kez de bizi yüzüstü bırakmıyor. Hem de isterseniz hiç silah kullanmadan bitirebileceğiniz bir FPS yaparak!

      Oyunun bizlere sunduğu özgürlükler inanılmaz. Faith zaten zeki, çevik ve ahlaklı bir kızımız. İstediğimiz hareketi Birkaç tuşla yaptırabiliyoruz kendisine. Duvarda yürümeler, bir duvarda tırmanmaya başlayıp diğerine zıplama tarzı Matrix-vari hareketler, yerde kayıp bir askerin arkasına geçtikten sonra ayağa kalkıp silahını elinden alarak etkisiz hale getirmeler... Oyunda rahatlıkla yapılabilen hareketler saymakla bitmez. Ve bu hareketler öyle akıcı biçimde gösteriliyor ki oyunda, hayran kalmadan edemiyorsunuz.

      Grafik konusuna gelince, oyunun grafikleri gayet sağlam, fakat minimalist bir anlayış izliyor. Etrafta koşuşturmaya başlayınca ilk başta “Böyle tembellik olmaz. Adamlar resmen kolaya kaçmış.” diyeceksiniz. Ama durun önce. Durun durun. Şimdi etrafa dikkatlice bakmaya başlayın. Aslında oralarda bir yerlerde, yakından baktıkça görebileceğiniz ayrıntılar gizli. Mesela en basitinden bir örnek verelim; asansörlerdeki küçük LCD ekranlardaki haberlere bir göz gezdirin. Şehrin öyküsüyle ve yapısıyla ilgili bir çok haberin yanında, çok garip ve sizi gülümseten, ayrıca şehirde en son hangi deliğe burnunuzu soktuğunuzu konu alan haberleri de görmeye başlayacaksınız  :D Tabii şehir ayrıntısız dedik. Böyle binalar bembeyaz, temizlik abidesi gibi falan...  Aslında o beyazlık özgürlük hissini daha iyi almanızı sağlıyor siz farkında olmadan. Gerçi ben hala o binaları nasıl o kadar temiz tuttuklarını çözemedim  ;D Şehrin temizlik hizmetleri inanılır gibi değil !  :)

      Oyunda Runner Vision adlı bir nimet var. Kızımız Faith, etrafına bakınca kırmızı kırmızı parlayan yerler görüyor ve oralardan ilerleyeceğinizi anlıyorsunuz. Fakat oyunda farkettiğim küçük bir bug, arada sapıtıyor Runner Vision... Geride bıraktığınız noktaları falan da kırmızı gösteriyor, iyiden iyiye kaybediyorsunuz yolunuzu. Fakat oyunu bir kez bitirip de Hard seviyesinde Runner Vision'sız oynayınca, gerçek Mirror's Edge'i o zaman görüyorsunuz.

  Spoiler:  
      Berkant'ın ellerinden öperim  :) Gerçekten on numara tavsiyeymiş bu Runner Vision'sız oynamak, herkes denemeli.

[b]
      Biraz da bulmacalara değinelim. Aslında oyunda sizleri zorlayacak pek fazla bulmaca yok. Zaten etrafa biraz göz gezdirince çözülemeyecek bulmaca yok. Fakat asıl eğlence hiç duraksamadan bu bulmacaları çözmeye başlayıp, hiç hızınızı kesmeden duvarlardan koşup, hoplayıp zıplamaya alıştığınızda başlıyor. Ayaklarınızın altında koca bir şehir olduğunu farkediyorsunuz. Ve bu koca şehrin en güzel kısımları, yani binaların çatıları, sizin oyun alanınız, eviniz! Bir anda düşündüğünüz her şeyi yapabileceğinizi anlıyorsunuz ve bu emin olun gerçek hayatta bile kendinize olan güveninizi artırıyor. “İnandıktan sonra yapamayacağın hiçbir şey yoktur” sözüne inanmaya başlıyorsunuz( Paradoks oldu galiba  :D ).

      Şimdi bu kadar övdük, “weapon list”imize girip “the ultimate çuvaldız”ı seçelim ve batırmaya başlayalım. Özgürlük hissidir, zıplama, hoplama, etrafa tutunmadır gayet güzel hareketler. Fakaaat, bazen kamera ve oyun öyle sapıtıyor ki, Faith koskoca bir çatıya veya bir boruya tutunamıyor ve siz de loading ekranıyla hasret gideriyorsunuz. Bazen zıplama tuşunuz çalışmıyor, hatta aynı hareketleri ayrı yerde doğru bir şekilde yapasanız bile hatalı bir atlayış gerçekleştiriyorsunuz. Tamam bunlar çok büyük problemler değil ben de farkındayım ama belirtmek istedim yine de. Ayrıca, ellerindeki elektrik şoku aletleriyle peşimden gelen ablalar o aletle ben 5 metre üstlerindeki bir borudayken nasıl beni çarpabiliyorlar hala anlamış değilim, o da ayrı bir konu...

      Artık yazımı yavaş yavaş bitirmem lazım. Zaten bence biraz uzun oldu =) Aslında daha da yazmak istiyorum ama çok uzatıp sizleri sıkmanın da alemi yok. Zaten 2-3 gündür Dead Space oynadığımdan biraz unutmuşum oyunda yaşadığım anları  :( Hatırladığım kadarıyla sizlere aktarmaya çalıştım. Elinizin altında mutlaka tadılması gereken bir tat var. Bu fırsatı kaçırmayın ve son yılların orijinal fikirli şaheserine bakmadan geçmeyin der, ve yazımı kapatırım. Umarım sizin için de en az benim için olduğu kadar zevkli bir inceleme olmuştur. Bundan sonra da burada başka oyunlarla buluşmak dileği ile...


Yapımcıya not: Ulan, sen kalk bu kadar güzel oyun tasarla, sonunda da bu kadar güzel bir müzik koy, sonra biz Extras'tan o müziği dinleyemeyelim... Oldu mu şimdi ya. Ben nereden dinleyeceğim Still Alive'ımı  :(


Yapımcıya serzeniş: Yani üçleme yapıyorsunuz anladık da, bu kadar da havada bitirilmez ki bir oyun arkadaş. En azından biraz daha derleseydiniz toplasaydınız senaryoyu da öyle bitirseydiniz...

Yapımc..... Tamam tamam, sustum  ;D Gidiyorum  ;D ;D


Apprentice: Yapımcıya hede hödö! :D



[center]Resmi Sitesi
http://www.mirrorsedge.com/
discussioncontroller