Bleach FRP - Chaos Arc
Elegie
Üye
Dosojin ve Yusei arasında geçen tartışma, zaten keyifsiz olan ortamın iyice soğumasına neden olmuştu sanki. Yusei'nin takım arkadaşına saıldırdığını duyunca, elinde olmadan şaşkın bakışlarını ona çevirdi. Sinirlenmiş gibiydi, kendini savunuyordu elbette, ama takım arkadaşına saldırmak? Bunun nedenini bilmek isterdi, zira kendilerine saldırma ihtimali de olabilirdi, değil mi? Gerçi, Yusei'nin bir sorunu var gibiydi. Bas bas bağırışı, "ölüme terketmedikleri" için isyan edişinin "sadece bir rüya" olmadığına adının Noroi olduğu kadar emindi. İyi olup olmadığını sormak isterdi ama Yusei onun olduğu tarafa hiç bakmamıştı. Birden, kopan yaygarada Daisuke ve Malysthar'a daha da yaklaştığını farketti ve onları biraz rahat bırakmaya karar vererek yeniden yerine kaydı.

Dosojin'in arabayı park ettikten sonra aşağı inerek yaptığı sohbeti, Noroi pencereden izliyordu. Davranışları, şu ana kadar gördüğü davranışlardan oldukça farklı gibiydi. İki davranışından biri rol olmalıydı, ya onlara rol yapıyordu, ya da bu insanlara. Bunun cevabını alması da pek uzun sürmemişti, zira yanlarına dönen Dosojin küfür ederek yine aşağı inerken gerçekten doğal görünüyordu. Aradan geçen sürede Dosojin'in dostlarıyla sohbet etmesi esnasında takımlarına yeni gelen eleman, Quincy, rahatsız olmuş olacak ki bir açıklama yapma gereği hissetmişti. Dikkatini ona çevirdi Noroi, ve kulakları ona cevap veren Yusei'deydi. Belli ki Quincy de daha önce onların arasındaydı-tıpkı Daisuke gibi- ama Daisuke'ye gösterilen karşılama yerine böylesine rahatsız edici tepkileri almasının nedenini bilmiyordu. Bu konuşma sırasında dikkatini Dosojin'den çekmişti ama Dosojin dikkatleri yeniden üzerine almasını biliyordu. Aşağı inerken aracın kapısının hemen önünde karşılaştığı Quincy'e gülümsedi. Her savaşçı saygıyı hak ediyordu ve rahatsız bir savaşçı doğru kararlar veremez, iyi iş yapamazdı. Kendini tanıtan Yusei'nin arkasında yerini alarak Sol olarak anılan adama hafifçe eğilerek selam verdi.

"Chouta Noroi." Kısa bir açıklama, yeterli olmalıydı. Zira ne yaşını söylemek gibi bir alışkanlığı vardı, ne de başka bir bilgi verme. Kendine engel olamayıp homurdanarak elini ensesine attı ve ovalamaya başladı. Bu kaşıntı onu gerçekten deli edecekti.
[WT]Elessar
Üye
- 私の名前はDaisukeである。 私はDosojin程に気違いではないことを望む。

Spoiler:
Lütfen bilgisayarınızda "Doğu Asya Dilleri" yüklü olsun.. (:

Meali: Adım Daisuke. Umarım Dosojin kadar manyak değilsinizdir.
YojimboYojimbo
Mod
Sol iri eliyle çenesindeki bir tutam sakalı okşarken, gri gözleriyle araçtan çıkanları süzmektedir.

Daisuke'nin söyledikleri üzerine şaşkın bir ifadeyle Dosojin'e seslenir.

"Hey bu da ne demekti şimdi? Nereden bulursun böyle adamları Dosso?"

Yardımcı kaptan deri ceketinin iç cebinden çıkardığı sigarasını yakarken, küçük bir tebessümle Daisuke'i süzerek, omuz silkmekle yetinir.

"Aaaah! Herneyse yeterince mani oldum size! Kabalığımı bağışlayın!"

Dev adam, suratına yayılan büyük sırıtışla Dosojin'i kucakladığında, yardımcı kaptan adamın kolları arasında neredeyse kaybolur.

Adamın pençelerinden kurtulduğunda, zoraki bir gülümsemeyle karşılık vermeyi ihmal etmez. Bu esnada yere düşen sigarasına bakıp homurdanarak, cebinden yeni bir dal çıkarır ve yeniden araca doğru yönelir.

"Seninle görüşmek güzeldi Sol!"

Sürücü koltuğuna yayılırken, elindeki sigarayı yakarak, diğerlerinin de araca binmesini bekler.

---

Bane Barony'nin -bir Wagoneer'ın ancak sığabildiği- dar ve "canlı" sokakları, dış dünyayla büyük bir tezat oluşturmaktadır. Hemen her sokak başında kurdukları tezgahlarında, çatal bıçak takımından, altın kaplama bir A K-47'e kadar ellerine geçen her şeyi satmaya çalışan, üzerleri dövmelerle kaplı, garip aksanlı satıcılar, araç her durduğunda bir goblin sürüsü gibi etraflarını sarıp para dilenen pasaklı veletler, bedenlerine yapışmış lateks giysilerle erotik filmlerden fırlamış gibi duran fahişeler... Evet bu sokaklar kesinlikle canlıydı.

Dosojin, kısa bir süre -zor da olsa- yol aldıktan sonra (ki bu arada bir kutu nemlenmiş gofret ve iki tane masa lambası almışlardı bile) küçük bir irish pub'ın önüne park edebilir jeep'i.

Gözlerini western filmlerinden fırlamış gibi duran bar kapısına dikmiş olan yardımcı kaptan sakin bir ses tonuyla konuşur;

" Quincy ve küçük hanım benimle geliyorsunuz. Yusei ve Daisuke soldaki dar sokaktan geçerek, pub'ın arkasındaki kapıda bekleyin. Bu kapıdan küçük, sıska, sarışın, kepçe kulaklı, irlandalı bir herif telaşla fırlarsa..." Suratına psikotik bir gülümseme yayılır. "Fazla acımasız olmayın, yalnızca ben gelene kadar kendisini orada tutun"

Dosojin araçtan indikten sonra kapıyı kapamadan önce tekrar seslenir.

"Ha... Diğerleri, sadece bagajdaki..." sesini kısar "şaraplara ve araca iyi bakın. Döndüğümde burada yalnızca üzerinde oturduğunuz döşeme ve sizi bulmak istemiyorum."

Yardımcı kaptan aracın kapısını kapatarak pub'a doğru ilerlemeye başlar.
Elegie
Üye
Arabanın içinde dar sokaklardan geçerken pencereden dışarıyı izliyordu Noroi. Arabanın etrafını saran pasaklı giyimli, pis görünüşlü çocuklar yaklaştıkça başını pencereden diğer tarafa, içeri çevirdi. O çocuklara acıyabilirdi belki, ancak bir tanesiyle bir anlık göz göze gelmelerinden sonra, onların bakışlarındaki hain masumiyetsizliği anlayıvermişti. Burası pek "tekin" bir yer değildi ve belli ki bu çocuklar çocukluklarını çoktan geride bırakmışlardı. Tezgahlarını açmış birşeyler satmaya çalışan insanları incelerken, birden bir dövmesi olmasını ne kadar istediğini farketti. Dövmeleri severdi ve her zaman özenmişti, ona her zaman çok güçlü görünmüştü dövmeler... Dosojin'in tüm karşı koymalarına rağmen aldığı iki masa lambasına baktığında hafifçe gülmeden edemedi, ama kendisini tutması gerekiyordu zira kıkırdamasını Dosojin duyarsa, o lambaları kafasında bin parçaya ayırabilirdi.

Dosojin arabadan atladıktan sonra şaşırtıcı bir biçimde öyle sakin bir sesle konuşmuştu ki, Noroi onu duyabilmek için öne uzanmaya yeltenmişti. 'Küçük hanım', kendisi için pek kullanılmayan bir tabirdi, kendisine seslendiğine enim olmadan önce biraz tereddüt edebilirdi lakin grupta ondan başka kız yoktu elbette. Tabii Dosojin'den aşağılamak amacıyla takımdakilere kız diye seslenmesi beklenebilirdi... Arkadaşlarına 'görüşürüz' dercesine hafifçe gülümseyen bir bakış attıktan sonra araçtan indi ve Dosojin'in arkasından içeri yürüdü. Önlerinde bekleyen cümbüşün hayalleri aklında dolaşırken hevesli, hafif bir gülümseme ister istemez yüzüne yerleşivermişti.
KurtulanSamaKurtulanSama
Üye
Bane Barony'nin dar sokakları Rukongai'den çok farklıydı. En dış ve en fakir sokaklar bile Bane Barony'ye kıyasla çok daha... Lükstü. Bu sokakların her tarafından tehlike akmaktaydı ve gerçekten de tek derdimizin Bakemono ya da Hollowlar olmayacağından emindim. Bir de bu gigailerin içinde Shinigami güçlerim elimden alınmış olarak dolaşmak kendimi yeni doğmuş bir bebek gibi çıplak ve savunmasız hissettiriyordu...
[WT]Elessar
Üye
Bane Barony’nin sokakları bana nedense Rukongai’yi hatırlattı; ama aynı anda çok da farklıydı. Buradaki canlılık oradakinden çok daha fazlaydı ama Rukongai, burası kadar tehlikeli değildi. Her köşebaşında bir tehlike yatabilirdi burada, hem burada savunmamız çok daha az Rukongai’ye  (veya Soul Society ve Seireitei’ye) göre.

Yusei ile pub’ın arka kapısına gittik; bizle beraber bir fahişe vardı sokakta. Bir süre sonra o da kendine bir “eş” bulup ayrıldı. Pub’ın arka kapısında artık kimse yoktu bizim dışımızda.

"Küçük, sıska, sarışın, kepçe kulaklı, irlandalı bir herif..." demişti değil mi? Sanırım belli bir adamın kaçmasını bekliyor...

Sanırım.

Açıkçası bu kapıdan hızla çıkan herhangi birini durdursak sanırım istediği şeyi yapmış oluruz. İçeride neler olacak acaba; umarım bizimkisi fazla bir karmaşa yaratmaz.

Dosojin ve 11. bölükten biri içeri girecek ve karmaşa olmayacak. Daisuke bu kadar hayalci olduğunu bilmiyordum... Quincy'e acımaya bile başlayabilirim.

Bu arada, ne kavgası yaptınız ben yokken? Dosojin arkadan bıçaklama gibisinden bir şey söylemişti yanlış hatırlamıyorsam... İster istemez sırıttım.

Evet. Benimle alakası olan bişey değil. Bazen kontrolümü kaybediveriyorum işte... Daha sonra anlatırım. Sen bana Seireitei'de olanları anlat.

Fazla birşey olmadı, bir gün bir hollow saldırısına uğradık, o kadar.

Umursamazca havaya baktım.

Umarım burada da onlara rastlamam, bir hollow için biraz güçlü görünüyorlardı. Hem ayrıca; Omeada fuku-taicho'yu bir daha geriye doğru uçarken görmek istemem. :)

Sizi buraya gönderdiklerine göre ufak birşey olmasa gerek.

Ne diyebilirim ki, hiç bir yerde istenmediğimi düşünmeye başladım artık. Olan Malysthar ve Noroi'ye oldu. :)

Ahah... En azından 3. birlikte seni bekleyen biri var... Tanrım bu gigai fazla sıkı...

Lily, evet... Şu an için yapabildiğim tek şey, onu tekrar görebilmek için yaşamak. İstanbul denen yerde umarım fazla bir aksiyon yoktur...

Olduğunu sanmam... Burada bile Dosojin dışında ciddi bir tehdit yok...

Dosojin dışında bir tehdit olursa Dosojin'in kaçmayacağını kim söyleyebilir ki?

Bir ahmak olabilir ancak sırf keyif için onu yardımcı kaptan yapmış olamazlar.

Hisagi fuku-taciho varken Dosojin'in yanında savaşmam ben...

Ancak Hisagi-sama burada değil. Yani Dosojin'e güvenmek zorundayız... En azından bizi bir hollow ile karıştırmayacağına...

O zaman bir kavga çıktığında beni nerede bulacağını artık biliyorsun... :)

Sanırım biliyorum.
YojimboYojimbo
Mod
Dosojin, Quincy ve ufak tefek Shinigaminin peşinden gelip gelmediğini kontrol dahi etmeden pub'a doğru ilerlemeye başlar.

Sarhoşların kahkahalarına karışarak, Bane Barony'nin sokaklarına yayılan yerel müzik; yardımcı kaptan -western filmlerinden fırlamış gibi duran yaylı kapıdan- içeri adımını attığı anda kesilmişti. Dosojin etraftakilerin temkinli bakışlarına aldırmadan, pub'a sinmiş siyah bira Guinness'in kokusunu ciğerlerine doldurduktan sonra; rahat adımlarla, mekanın en ilerisindeki, üzeri geniş bir İrlanda bayrağı ile örtülü bara doğru ilerlemeye başlamıştır. Arkasındaki Noroi'i küçük bir sırıtışla süzerek "Püff, adaları okyanusun dibini boyladığından bu yana, yabancılara pek sıcak bakmadıkları ortada" Fakat yardımcı kaptan üzerine odaklı bakışların, basit bir "yabancı tedirginliği" olmadığını anlamak pek de güç değildir.

Bara doğru yaklaşan rastalı adamı imalı bakışlarla süzen; kızıl, düz saçları beline kadar uzanan genç kadın, elindeki içi bira dolu kupayı barda bekleyen yaşlı bir adama uzatır. Bu arada pubın eski neşesine kavuşması -sahneleri makyajlanmış bir masadan ibaret olan iki gitaristin çalmaya devam etmesiyle- yalnızca saniyeler sürmüştür.

Dosojin dirseklerini barın üzerindeki İrlanda bayrağına dayayarak hafifçe öne eğilip, sarı camlı güneş gözlüklerinin üzerinden, kadının imalı bakışlarına karşılık verir. Elbette bakışlarının kadının dolgun göğüsleri üzerinde sabitlenmesi uzun sürmez.

Belli ki bu bakışlara alışkın olan kadın, Dosojin'e yönelir, sakin bir ses tonuyla:

"Dosojin..."

Yardımcı kaptan bakışlarının istikametini değiştirmeksizin:

"Sizleri...Ah... Seni görmek de çok güzel... Ingred"

"Ne arıyorsun burada?"

"Hey! Müşterilerine hep böyle soğuk mu davranırsın?" Suratına yayılan muzur bir gülümseme ile "Son gördüğümde daha sıcak olduğuna yemin edebilirim."

Kadının sakin ifadesinin ardındaki öfke yavaş yavaş ortaya çıkmaktadır. Kızaran yanakları ile sesini yükselterek:

"Seni lanet-"

Dosojin aniden bakışlarını kadının ikizleri üzerinden yanındaki yaşlı adamın önündeki siyah biraya odaklar:

"Önce şundan bir tane de ben alabilir miyim?"

Kadın derin bir nefes aldıktan sonra tekrar sakinliğini kazanmaya çalışır;

" Hayır... Onlar yabancılar için değil... Biliyorsun."

"Aaah... Yapma, ben bir yabancı mıyım? Hele yaşadığımız onca şe-"

Kadın adam sözünü tamamlamadan önüne bir adet Siyah İrlanda birası koyar.

"Yalnızca iç şunu ve çeneni kapa!"

Dosojin birayı süratle kapıp, tepesine diker.

"Dosojin, burada ne aradığını söylemeyecek misin?"

Biranın çenesindeki bir tutam sakalına bulaşmış, Guinness'in meşhur kaymaksı köpüğünü eliyle sildikten sonra parmaklarını ağzına götürmeyi ihmal etmez.

"Eski dostları görmek-"

"Pickie burada değil."

"Hey buradaki tek dostum Pickie mi yani?"

"Pickie'nin de seni dostu olarak gördüğünü pek sanmıyorum"

"Ona getirdiğim şeyi gördüğünde bunu bir kez daha düşünecektir?"


---

Yusei ve Daisuke pub'ın arka kapısında beklerken, geldikleri ara sokaktan iki silüet onlara doğru yaklaşmaktadır.

Kızıl sakallı ve iri yapılı olanın kalın sesi sokakta yankılanır;

"Hey! Ne arıyorsunuz orada?"

Bu esnada barın arka kapısı gürültüyle açılır. Dışarı fırlayan sıska, küçük bir adam  iki shinigamiye doğru koşmaya başlar.

"Lanet herif!"






KurtulanSamaKurtulanSama
Üye
"Lanet herif!"
Adam bize doğru koşmaya başlamıştı. sıskaydı, ufak tefekti ve belli ki birinden kaçıyordu... Dosojin'in tarifine uyuyordu.
"Daisuke!" Sesimin tonundan ne demek istediğimi anlamış olmasını umarak diğer iki adama döndüm. İkisi de bizden çok daha iriydi. Gigai'lerimizin kısıtlamaları olmasa bu bir fark yaratmazdı ancak daha önce hiç gigai kullanmadığım için ne olacağını bilmiyordum...

"Bela aramaya gelmedik. Sadece şu ufak adamla görülecek ufak bir işimiz var, o kadar."
[WT]Elessar
Üye
Sıska adama doğru hareketlendim. Yeterince yakın olduğumda göğsüne dirseğimle vurmayı planlıyordum (sonrasında da ensesine iyi bir hamle yapıp bayıltmak işime gelirdi doğrusu); onu gözümün önünden kaçırmadan yakınlaşmama devam ettim. Bu arada Yusei çoktan iri adamlara doğru yönelmişti bile...
YojimboYojimbo
Mod
"Bela aramaya gelmedik. Sadece şu ufak adamla görülecek ufak bir işimiz var, o kadar."

Bu sözler, -belli ki mekanın korumaları olan- adamların adımlarını daha büyük bir öfke ve süratle atmalarından başka bir işe yaramamıştı.

" Bay Pickie hakkında konuşurken daha dikkatli olmalıydın evlat!"

Adamların ağızları kızıl ve gür bıyıklarının altında neredeyse görünmediğinden, kimin konuştuğunu anlamak bir hayli güçtü.


Diğer taraftan arka kapıdan nefes nefese çıkmış olan ufak tefek adam karşısında beliren silüeti fark edince aniden duraksar.

"Hey sen de kimsin be! Çekil git önümden!"


Mekanın korumaları patronlarının haykırışını duymalarıyla Yusei'nin üzerine ağızlarından çıkan homurdanmalar eşliğinde çullanırlar.

---

"Ne bu acele Pickie?"

Az önce sıska adamın fırladığı kapıdan dışarı doğru güleç yüzlü bir surat uzanır.

"Cık cık cık... Hiç sana göre değil bu ama... Koşuşturma falan..."

Bu esnada Yusei'yle aralarında birkaç adım mesafe kalmış olan iki dev aniden zor da olsa durabilirler. Yusei, suratlarının görünen kısmının renginin attığını fark eder.

Dosojin elleri cebinde, rahat adımlarla kapıdan uzaklaşarak Pickie'e yaklaşır.

"Size de selam McBear kardeşler!"

Alaycı bakışları Pickie üzerinde olmasına rağmen, Dosojin Yusei'nin karşısındaki adamlara seslenmiştir.

"S..Sağol... Doso..."

Pickie suratına ciddi ve soğukkanlı bir ifade takınmaya çalışarak;

-Eee? Hangi rüzgar attı seni buraya? Görmüyor musun acelem var?

-Öff! Bugün herkesin heyheyleri üzerinde midir nedir? Eski dostlarımı görmeye gelmem bu kadar mı şaşırtıcı?

-Dost?

-Elbette... Eski dost, elim boş gelmedim.

Pickie'nin kepçe kulaklarının sanki bir köpeğe aitmiş gibi hareket ettiğini fark etmek güç değildir. Suratındaki tedirgin ifade yerini memnuniyet dolu bir sırıtışa bırakmıştır. Altın dişleri, bu karanlık arka sokakta dahi parlamaktadır.

-Eh! Ayakta mı bekleyeceksiniz böyle! Haydi içeri geçelim!"


discussioncontroller