İzmir ve İzmirli
ThyestesThyestes
Üye
Aslında bu yazı yayınlanalı bir hafta civarı oldu fakat okuyamayanlar için paylaşmak istedim çünkü çok güzel anlatmış Yılmaz Özdil bu zor zamanlarda İzmir'i.

İzmir


Türkiye'den sıkıldığım zaman İzmir'e giderim ben.

Simite gevrek deriz biz...

Çekirdeğe çiğdem.

Kordon elektrik aleti değildir.

Kumru da kuş değildir bizim için...

Yengen'i yeriz.

Sen sigorta dersin...

Biz asfalya deriz.

Uzatmayız...

Gidiyom geliyom deriz.

Domates dediğin, domat işte.

Evimiz isterse 800 metrekare olsun, balkonda otururuz. Hıdrellez filan gibi mazeretler uydurur, sabaha kadar sokaklarda içeriz. Bi oturuşta 60'ar 80'er midye yeriz, istifno severiz, cibez'e bayılırız; gece 3-4 gibi boyoz'a dalmazsak, kan şekerimiz düşer! Boş lafa karnımız toktur bu arada, tırışkadan teyyare gibi atasözlerimiz vardır...

*

Paraşüt kulesinden atlamayana kız vermezler; kızlarımızı da tavlayamazsın ha... Canı çekerse, o seni tavlar! Liseye giden kızının erkek arkadaşının olması kasmaz babaları; kendilerinin de kız arkadaşı vardı lisede... Bak iddia ediyorum, okey şampiyonası düzenlense, İzmirli kadınlar alır kupayı... Erkekleriyle kahveye giderler çünkü... Şaşırdın di mi? Al buna da şaşır, nargile içerler... Askılı giyerler, şortla gezerler, öküz gibi bakarsan, bi çakar, bi de duvardan yersin... Gönül Yazar'ız, Sezen Aksu'yuz; bir gül takıp da saçlarına, çıktı mı deprem sanırdın kantosuna, Karantinalı Despina'yız... Sensin Varoş! Biz tenekeli mahallede bile el ele gezeriz.

*

Erkeklerimiz de fena değildir hani... Detaya girmeyeyim, Ayhan Işık, Metin Oktay, Mustafa Denizli mesela, bi fikir verir sana... Ertuğrul Özkök'ün kırdığı cevizleri okuyoruz; eşi kafasına ütü atmış... Ayıptır söylemesi, Mahsun Kırmızıgül'le Alişan'ı ayırt edemeyiz biz.

*

Gülümseriz.

*

Enginarın başkentidir; İzmirlidir incir. Kazandibi hemşeri... 78 çeşit köftemiz olduğu için, McDonald's'ın bunalıma girdiği tek şehirdir... Zeytinyağı severiz, dünyanın en boktan durumuna bile düşsek, zeytinyağı gibi üste çıkmayı daha çok severiz... Sana ne birader, keyfimizin káhyasıyız, yazlıklara gitmek için 8 şeritli otoyol yaptık; Güzelbahçe, Seferihisar, Urla, Karaburun, Çeşme, öbür tarafta Dikili, Foça, çipurayız... Pak Bahadur'u özleriz... Durup dururken faytona bineriz, bi yere gitmeyiz aslında, öööle turlarız... Hava güzel, daralırız, okulu ekeriz. Mezun olduktan sonra öğretmeniyle kadeh tokuşturmayan öğrenciyi zor bulursun İzmir'de.

*

Siz sembol diyorsunuz ama, saat kaç diye Saat Kulesi'ne bakanı bulamazsın, altında buluşanlar bile zahmet edip kafasını kaldırmaz, birbirine sorar saati! Rahatızdır... Çocukları Kemeraltı'da kaybederiz, alışverişe devam ederiz, esnaftan biri bulup getirir, çıkışta Kemeraltı Karakolu'ndan alırız... Ağlayıp zırlamak bi yana, çoğu dondurmayı bitirmediği için ayrılmak istemez karakoldan, iyi mi... Aceleye gelemeyiz! Bir sene önceden duyurmaya başla, de ki, 22 Ağustos saat 20'de tiyatro başlıyor... 20.30'da geliriz... Sanatçılar da İzmirliyse, tiyatro zaten 21'de filan başlar... Uçak 6 saat rötar yapsın, istifimizi bozmayız, bizim için ekstra bira içme vesilesidir bu... Kuyruk olmaz, çünkü kuyruk varsa, İzmirli sıkılır, gider. Pratiktir... 201 sokağı bulduysan, yanındaki 202'dir. Tek tek isim vermeye üşeniriz.

*

35'imiz var.

35 buçuğumuz da var.

34 plaka gördük mü, kapışırız... Arkadan sirenleriyle isterse Cumhurbaşkanı gelsin, bana mı sordu, tarladan gitsin, makam arabasına yol vermeyiz.

*

Özetle, arızayız!

*

Erkek çocuklarına en çok "Efe" adı konulan şehirdir orası... Zeybek duyduğumuzda, içimiz cız eder, kalkar oynarız. Hasan Tahsin orada, Kubilay orada, Latife Hanım orada, Zübeyde Hanım bize emanet, bize... Mustafa Kemal de, ağlar kadınlarımız... Sokak sokak, bulvar bulvar, Milli Mücadele Müzesi'dir... İstanbul'daki gibi Birinci Ahmet Çeşmesi falan yoktur orada... Ankara'daki gibi Cinnah Caddesi, Arjantin Caddesi de bulamazsın pek... Recep Tayyip Erdoğan Kavşağı'nı teklif etmez hiç kimse.

Bakın, Tayyip Erdoğan dedim, aklıma geldi... Bugün İzmir'de miting yapacakmış Başbakan.

*

Kendisine ev sahibi olarak, Ayla Dikmen'in Kordon'da üstü açık otomobille gezerken söylediği ve Türkiye'nin anca yıllar sonra keşfettiği parçasını armağan ediyorum: "Ben söylerken gülmedin mi? Falımızda ayrılık var demedim mi? Anlamazdın, anlamazdın..."

Beğenenler: KaNaBu

ElegostElegost
Üye
Çok hoş bir yazı :) Okumuştum geçenlerde. Üç gün sonra gidiyorum İzmirime, oh mis, sabah boyozumu, gevreğimi alacağım *üğp*
Laçin
Üye
Ben izmiri çok severim, orada maalesef sadece 6 yıl kadar kalabildim ama kalbimin başkenti hala orası. =)

İstanbulda çok güzel, ama izmir'in sıcaklığı yok. Hep robot insanlar, hep duygusuz bir şehir. İzmir ise çok farklı...
ttng
Üye
yılmaz özdilin en uzun yazısı olsa gerek bu aynı zamanda. ilk okudugumda izmirli olmamama rağmen memleketinden uzakta yaşayan izmirliye çevirmişti beni birkaç dakikalıgına bu yazı.
Çağlayan
Üye
Akp adayı Taha Aksoy'a ayar veren İzmirli kadınların bulunduğu şehirdir İzmir.

http://www.kentyasam.com/y_haber_goster.php?yazar_id=44&id=2105

Yılmaz Özdil dedi:



Türkiye'den sıkıldığım zaman İzmir'e giderim ben.



Sezen Aksu

izmir’in kızları
ayıptır söylemesi laf aramızda
sevişe sevişe de ölür,
dövüşe dövüşe de icabında
baba sen de ne biçim takardın
kısacık eteklerime benim
merdiven altında
dizimden belime kıvırıverirdim

http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=10963
Dark Templar
Üye
ey güzel izmir be. seviyorum ;D
Çağlayan
Üye
Gavur sıfatından zevk alırız biz ^-^

Petrol şeyhinin biri, üniversitede okuması için oğlunu İzmir'e gönderir.

Çocuk ilk devreyi başarıyla bitirdikten sonra notlar değişmeye ve çocuk hafiften serserileşmeye başlar. İşin kötüsü, memleketten çocuğa gönderilen avuç dolusu paralar da artık yetmemektedir!

Şeyhimiz oğlunu kontrol etmek için adamlarından birini İzmir'e gönderir.

Adam İzmir'e gelince bir de ne görsün? Şeyhin okusun diye gönderdiği oğul okulu bırakmış, kendini karıya kıza vurmuştur. Uzun aramalardan sonra çocuk Kordon'da bir meyhanede bulunur.

-"Ya seydi, bu ne kepazeliktir! Baban seni merak eder! Kalk gidiyoruz Arabistan'a!"

Çocuk:

-"Ayva seydi" der, "Ama önce bir otur da şu manzaraya bir bak..."

Şeyhin adamı "Bunda ne kötülük olabilir ki" diye düşünür ve masaya oturur. Sandalcılar çaparilerini sallamakta, karşıda tepelerin ardında, neredeyse denizin üstünde batan kıpkırmızı güneş, körfezi kırmızının tonlarına boyamaktadır. Manzarayı seyrederken, garsonun getirdiği kavundan bir tane ağzına atar. Ardından peynirin de tadına bakılır. Eh eşek değiliz ya, şu aslan sütü denen meretin de bir tadına bakalım derken orada ipler kopar.

Şeyhin oğlu ve izmir tarafından ayartılan adam, yorgun ve akşamdan kalma olduğu anlaşılan bir sesle, 15 gün sonra, efendisini arar:

-"Ya seydi, Veled mazbut velâkin memleket puşt!"
YojimboYojimbo
Mod
Bir de bu şehir adamı "İzmirli" yapıyor siz farkına varamadan. Daha üniversiteyi kazanana kadar İzmir'in plajları dışında gözümde herhangi bir değeri yokken, geçen gün İstanbul'dan bir arkadaş İzmir'le ilgili bir kaç eleştiri yapınca anında savunmaya geçtiğimde dank etti kafama. "Aha lan İzmirli olduk hakkaten." diye :)
Çağlayan
Üye
9 Eylül...

Şansımız varmış... Birkaç kıta gezdik.
Şunu iddiayla söyleyebilirim...
Dünyanın hiçbir yerinde İzmir'deki kadar güzel batmaz güneş.

Yine öyle bir vakit...
Bitmeyen enerji, kavuniçi bir top olmuş, trajik bir yangının küllerinden yeniden doğan şehrin ufuk çizgisinde, körfeze usul usul iniyor.
Rakının dibine vurma saati...
Takvimler, 1923'ü gösteriyor.

Adres, numara 248, Kordon...
Naim Palas... İkinci kat...
Cumbada oturuyor Mustafa Kemal.
Sevmez fazla yemeği.
Leblebi var yine önünde...
Garson titriyor. Çünkü çocuk, Rum.
Sesleniyor Gazi, şefkatli bir ses tonuyla...
"Vre Dimitri" diyor, "gel bakayım."
Çocuk, "buyur pasam" diyor, ş'lere dili dönmeyen, kırık dökük Türkçesi'yle.
"Sizin Kosti" diyor... İşgal sırasında İzmir'e gelen Yunan Kralı Konstantin'i kastederek... Sizin Kosti, geldi mi buraya?
Geldi pasam...
Oturdu mu bu masaya?
Oturdu pasam.
Güneş batarken rakı içti mi?
İçmedi pasam.
E o zaman sormadın mı çocuk, ne halt etmeye almış İzmir'i?

İşte böyle batar güneş orada.

Nereye götürsem bilmem ki, nereleri gezdirsem, bugün sizi İzmir'de...
Mustafa Kemal Bulvarı'na mı götürsem, Alsancak'a mı? Lozan Meydanı'na mı, Montrö Meydanı'na mı? Hasan Tahsin'in ilk kurşunu attığı yerde dua mı etsek, Zübeyde Hanım'ın kabri başında rahmet mi okusak? Anacığını emanet etmiş, adam gibi adam bu şehire... Kız almış. "Denizi kız, kızı deniz, sokakları hem kız hem deniz kokan" bu şehirden... Evlenmiş. Latife Hanım'ın köşküne mi götürsem? 26 Ağustos kapısından mı girsek fuara, Kahramanlar kapısından mı? Oradan girmiş süvariler İzmir'e... Çok şehit vermişiz. İsimleri meçhul. Onun için kısaca Kahramanlar demişiz, o semtin adına... İlk girdikleri noktada da, Şehitler Abidesi var... Bu vatan için İzmir'de ilk düşenler... Onların isimlerini biliyoruz... Oraya mı gitsek acaba? İkinci Tümen Dördüncü Alay'dan Konyalı Mehmet, Akşehirli Hakkı, Avanoslu Ahmet... Şehitler Abidesi deriz ama, ismi başkadır aslında... "Vatan ve Namus Anıtı..." Oraya mı gitsek? Başlarında Yüzbaşı Şerafettin vardı. O caddenin şimdiki adı. Oraya mı gitsek? Fahrettin Altay Meydanı'na mı, yoksa Cumhuriyet Meydanı'na mı? "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir ileri" diyen heykele...
Cadde mi gezsek... Dumlupınar caddesi, Şehitler, Gaziler, Vatan, İstiklal, İnönü, Akıncılar, Şehit Fethi caddesi...
Yoksa bulvar mı gezsek... Gazi, Fevzipaşa. Mahalle desen... Egemenlik mahallesi, Kurtuluş, Mehmet Akif, Millet, Kubilay, Sakarya, Ülkü, İnönü, 19 Mayıs, Tınaztepe, Kocatepe, Duatepe, Zafertepe, Hürriyet mahallesi...
Semt mi gezsek... Çankaya da var, Bayraklı da... Hatay var kardeşim, Hatay.
Okul mu gezsek... Atatürk Lisesi, Cumhuriyet Lisesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Hakimiyet-i Milliye, Misak-ı Milli, Gazi ilkokulu...
Atatürk Stadı'nda Altay'ı mı seyretsek, Alsancak Stadı'nda Altınordu'yu mu?

Sadece şehir değildir orası.
"Milli mücadele müzesi" dir.
Adım attığın her yerde gördüğün isimlerle.
Bahçedir...
Kanla sulanan, terle yeşeren.

İstanbul'daki gibi Birinci Ahmet Çeşmesi falan yoktur orada... Ankara'daki gibi Cinnah caddesi, Arjantin caddesi de bulamazsın pek...
Recep Tayyip Erdoğan Kavşağı'nı teklif etmez hiç kimse...

İşgal edildiği gün, bir ulusun kurtuluş savaşını başlatan... İşgali bittiği gün, o ulusun kurtuluş savaşını bitiren... Dünyadaki tek şehirdir.

Ve bugün, o gün...
9 Eylül.
Ne güzeldir bugün İzmir'de olmak.
Ve ne zordur bugün İzmir'de olamamak.
Kıymetini bilmek lazım.

Yılmaz Özdil

Beğenenler: Incestus

ElegostElegost
Üye
Yojimbo dedi:


Bir de bu şehir adamı "İzmirli" yapıyor siz farkına varamadan. Daha üniversiteyi kazanana kadar İzmir'in plajları dışında gözümde herhangi bir değeri yokken, geçen gün İstanbul'dan bir arkadaş İzmir'le ilgili bir kaç eleştiri yapınca anında savunmaya geçtiğimde dank etti kafama. "Aha lan İzmirli olduk hakkaten." diye :)


Ah o İstanbuldaki arkadaşlar. Bilip bilmeden o kadar çok konuşurlar ki.
Çağlayan
Üye
Neredeyse 35 yıl yaşamış olmama rağmen Ankara’yı bir türlü sevemedim. Nefret ettiğim söylenemez ama sevemedim işte. Cetvelle çizilmiş gibi duran yolları, işlevsel ama estetikten uzak binaları ve o memur havasıyla bana hep sevimsiz gelmiştir. Ankara için en güzelini sanırım bir Ankara sürgünü olan Cemal Süreya söylemiştir:

Ankara, Ankara
En iyi kalpli
Üvey ana

Bu şehri bu kadar yalın anlatan başka bir şey olamaz sanırım. Sorumluluklarını bilen, asla kötü davranmayan ama sonuçta bir üvey ana olan Ankara.
Bu şehirde insanlar bekler. Emekliliği, askerin bitmesini, rüşvetin gelmesini, gönderdiğiniz evrakın cevaplanmasını, suskun devletin konuşmasını beklerler.
Taşı çatlatacak bir sabırla bir şeyleri beklerler, kim bilir bekledikleri hayattır.
Belki denizi görselerdi beklemezlerdi. Denizi su sanırlar. Suyu görmek için göllerin kıyısına gidersiniz ama su ufka uzanmaz. Bir suyu deniz yapan ufuk yoktur Ankara'nın göllerinde. Oysa ne önemlidir suyun hiç bitmemesi ve uysal bir sevgili gibi gökyüzüyle birleşmesi. O vaatkar ufuk çizgisi, o nasıl güzeldir.
İnsanlar Ankara'da beklerler, kim bilir bekledikleri hayattır.


İstanbul'da ise durum daha vahimdir.
Hayat sanki bir adım ötede duruyor gibidir.
Doğruya doğru, dünyanın en güzel şehridir İstanbul, ama hayat eli çabuk davranır. Daha siz elinizi uzatmadan işveli bir kadın gibi kaçar gider. Bu yüzden hırsla kovalarlar hayatı İstanbullular. Beklediği şeyin belki de hiç gelmeyeceğini söyleyen şeytani fısıltıya rağmen, Ankaralının dingin tevekküllü bekleyişinde bir huzur vardır. Ama İstanbullunun hırslı kovalamacasında ne huzur vardır ne de tatmin.
Dünyanın en güzel şehri hemen kol mesafesindeyken kendilerini yiyip yutan bir kovalamacanın içinde kaybolur giderler. Hayat kaçar, onlar kovalar.


Ama İzmir... İzmir'de hayat beklenmez, kovalanmaz da. O zaten sizinle beraberdir.
Ufkun ötesini muştulayan bir deniz vardır. Mutlulukla dolu, sakin bir sevişmenin tadındadır körfez. Körfez vapurlarının sakin gidişinde hırslarınız yok olur, kovalamayı bırakırsınız, hatta martılara gevrek atacak kadar iyilikle dolarsınız.
Ne varsa bu şehirde, bayatlamış vapur çayı bile nektar olur. Hafta sonları denize doğru bir göç başlar.
"Ey hayat, biz Çeşme'ye gidiyoruz sen de arkadan gel" der İzmirliler muzipçe. Ve ne gariptir ki hayat, uslu bir çocuk gibi onların peşinden gider.

Ne garip, uçak biletinin üzerinde adımın hemen yanında yazan IZM harflerine sevgiyle bakıyorum. Sabırsızım, sevgilisine kavuşacak aşıklar kadar.

Hayat Ankara’da beklenir, İstanbul’da kovalanır, İzmir’de ise yaşanır.

Mehmet Emin ARI

http://www.eminari.com/denemeler/ankistizm.htm
discussioncontroller