Warhammer 40k The Mischief
Lord Inquisitor
Üye
Saga I=

------------------Prologue------------------

Part I

Devastator adlı katedral gemisi yavaşça uzayda süzülüyordu. Uzayın dingin karanlığı Warp'taki Kaos çığlıkları ile bozuluyordu. Ancak Devastator Engizisyona ait bir gemiydi. Gücün ve kadretin bir simgesiydi. İçindeki en iyi warpdriverlar ve Engizisyon mensuplarıyla korkusuzca Warp'ta dolanıyordu. The Black Hand olarak bilinen Ordo Malleus yargıçları Eye of Terror civarında rutin devriyelerine bulunuyorlardı.

Daha sonra rutin olmayan bir şey dikkatlerini çekti. Bir uzay gemisi enkazı. En aşağı 2000 yıllık ve Alpha Legion'a ait. Böylesi bir enkazın kaçırılması çok yazık olurdu. Bu sebeple Devastator komutanı ve Lord Inquisitor William Blade araştırılması emrini verdi.

Part II

Alpha Legion Space Hulk:
"Lanet olsun burada bir yerlerde kayda değer bir şeyler olmalı. Olmak zorunda." dedi Colonel Locust. Kendisi yetkin bir Grey Knight idi. Kendisiyle beraber Colonel Revver Devastator'daki 200 Grey Knights'a komuta ediyordu. Tespit edilen Space Hulk'u araştırmak için görev almıştı. Ama şu ana kadar bir ilerleme kaydedememişti.

Kendi komutasındaki altı kişilik elit tim hızla yollarına devam ediyordu. Kısa bir süre sonra sürekli aynı yollardan geçtiklerini anladılar. Ellerindeki Kaos'a duyarlı Halberd'ler oldukça sönüktü. Ne olduysa olmuş ama Kaos bu gemiyi tamamen terketmişti. Yine de bu gemide bir şeyler olmalıydı.

Kısa süre sonra daha önce dikkat etmediği bir ayrıntıyı yakaladı. Sanki her koridor birbirinin aynıydı ama hepsinde farklı bir işaret vardı. İşaretler ancak uzman bir Librarian taraından çözülebilirdi ama hiç Adeptus Astartes yoktu. Yine de bunu bildirmeliydi. Lord Inquisitor William Blade belki bilebilirdi. Bunun düşüncesiyle telepatik frekansla Lorduna ulaştı.

"Lordum Blade, Kaotik Labirent bulguları var. Yardımınızı talep ediyorum." Ancak beklediği cevabı alamadı. Çünkü Lord William hızla cevap verdi. Durum hiç de iç açıcı değildi. "Negatif. Saldırı altındyız. Kaos birlikleri gemiye çıkarma yaptı. Konumunuzu koruyun. Asla Space Hulk'u teslim etmeyin. İmparator adına aramaya devam edin.é
Colonel Locust, merakla takımını da alıp merkez lobilerden birine yol aldı. İlerde Devastator'a doğru açılmış bir Warp Deliği bulunuyordu. Bu deliğin yarısında ise bir Kaos Savaş Kruvazörü normal uazy-zamana geçmeye gayret ediyordu. Eğer bunu başarabilirse oldukça büyük bir sorun olacaktı. Colonel Locust hızla tekniker Orwald'a döndü. "Kardeş Orwald, bu geminin silah mekanizması çalışabilir mi?" Ancak, Kardeş Orwald olumsuz anlamda başını salladı. "Zannetmiyorum efendim. Yine de Makine Ruhkarının yardımına ihtiyacımız var. Bir Adeptus Mecanicus olmadan çok zor." Ancak, Colonel Locust ikna olmamaıştı. Hızla köprüye gitmeye başladılar.

Bir süre sonra köprüye varmışlardı. "Ne yapın ne edin ama bu lanet geminin silah sistemlerini devreye sokun. İmparator bugün zferle onurlandırılmalı." diyerek emrindeki adamları işe sürdü. Ama ümitsiz bir işti. Bütün bilgisayar sistemleri kaos tarafından kirletilmiş ve garip sembollerle kaplanmıştı. Yine de azimkar Grey Knights çabalıyordu. Bu sırada Colonel Locust Devastator'un zor durumunu biliyor ve savaşan arkadaşlarının acısını hissediyordu. Ama kendi görevi vardı. Sabırsızlıkla adamların başında beklerken, zihninde derinlerde bir yerde bir ses duydu. Bu ses ona büyük bir arzu ile "gel" diyordu. Colonel Locust deneyimli bir şövalyeydi ve kaos'un oyunlarından anlardı. Bu sefer işin içinde kaos yoktu. Çok daha güçlü ve çok daha etkili bir güçdü bu ve inatla Ona "gel" diyordu. En sonunda Colonel Locust adamlarına baktı. Hiçbiri bu sesi duymuşa benzemiyordu. Adamlarının yanından ayrılıp tekrar labirente yöneldi.

Part III

Artık adımlarını kendi atmıyordu. Colonel Locust'u çağıran ses her neyse artık kontrol ondaydı. Hızla ve kesintisiz bir şekilde labirent boyunca yolunu buluyordu. En sonunda labirentin merkezine ulaşmıştı. Kaos'un muhtemelen en kudretli simgeleriyle donatılmış ve çarmıha gerilmiş bir sürü cesedin olduğu bu yer bir tür kafir tapınağına benziyordu. Colonel Locust bu tip yerlerde kaos hissetmesi gerekirken hiçbir şey hissetmiyordu. Sadece o ses vardı. O ses merkezdeki tabuttan geliyordu. Artık insanı deli edecek bir güçle iliklere kadar işlemişti. Colonel Locust Kaos'dan çok daha güçlü bir etkinin içine hapsolmuştu.

Ses yavaşça "AÇ!" diye emretti. Colonel Locust bunu yapmak istemediği halde yavaşça tabutu açtı ve hiçbir şey bulamadı. Aksine bir şey Onu bulmuştu. İçerisi bomboştu. Ama artık ses içindeydi. Ses her yerindeydi. Colonel Locust sebest olan az bir iradesiyle bir kaos ruhunu serbest bıraktığını zannetti ama bu özgür irade hemen yutuldu. Diz üstü çöken Colonel Locust yavaşça ellerini başına koyup öylece durmaya başladı.

Ses ise konuşmaya devam etti. "Merak etme.... Artık ben varım."

Part IV

"Locust!!! Kendine gel!" Lord Inquisitor William Blade Colonel Locust'u sarsıp duruyordu. En sonunda Colonel LOcust'un içindeki ses "uyan" dedi ve Colonel Locust yavaşça uyandı. Boş gözlerle Lorduna baktı. Sanki nerede olduğunu bilmiyor gibi bir hali vardı. Ama yine de hızla toparlandı. "Lordum Blade? Ne? Ne oldu?" ancak soruya bir cevap beklemeden kederle belindeki kılıcı çekti ve hızla kılıcı hara-kiri pzisyonuna getirdi. "Başarısız oldum! İmparator adına bu utançla yaşayamam."

Ancak Lord Inquisitor William Blade öyle hızlı bir şekilde elinin tersiyle Colonel Locust'a vurdu ki hem kılıç hem de Colonel Locust yere yuvarlandı. "Nerede ve kimin karşısında olduğunu hatırla!" Colonel Locust hemen toparlanıp kılıcını yere saplayıp diz çöktü. "Affedin Lordum Blade!" Lord Blade zaten affetmişti. Colonel Locust neredeyse en iyi adamıydı. Bir süre baktıktan sonra elini uzatıp Onu ayağa kaldırdı. "İmparator adına seni tebrik ederim Colonel Locust. Bulduğumuz bu gemi Alpha Legion'a ait olan Septa Alveolaria yani Horus'un filosundan olan ilk gemilerden!" Lord Blade keyiflenmişti. "Bu gemiyi bulduk ve artık Terra'da! İmparator'un kederli sevgilisi bu gemi şimdilik Adeptus Mechanicus'un elinde ama kısa zamanda gerekli ayinleri yapmak için bize teslim edilecek.... O zaman içindeki sırları ortaya çıkaracağız."

Colonel Locust şaşırarak Lorduna baktı. "Lordum biz Terra'da mıyız? Ne...Ne zaman geldik? Ben...Ben ne haldeydim? Ayrıca neden beni tebrik ediyorsunuz?" Soruları düzensiz ve hızlıca söylemişti ama Lord Blade anlatmaya başladı. "Bu geminin bulunuşu ile Kaos ikiye bölünecek... Rivayete göre güçlü bir C'Tan ruhunu Alpha Legion yenebilmiş. Bunda adı anılmayacak kişinin yardımını almışlar. Ancak, gemi C'tan ruhunu Eye of Terror'a taşırken kaybolmuş. Her ne kadar bu kadar güçlü bir ruhu tespit edememiş olsak da, olmadığı anlamına gelmiyor. Kaos artık elimizde! Eye of Terror'un fethi yakındır! Ayrıca Eldar ve Tau İmparatorluğu da elimizdeki bu sınırsız güçle Imperium karşısında ezilecektir! Sen çetin bir mücadelenin sonunda tabutu bulmuitun ve sırları ortaya çıkarmıştın. Sen asil bir Grey Knight'sın. Belki Inquisitor bile olabilirsin."

Colonel Locust neler olduğunu hala tam anlayamamıştı. Neler yaptığını bile hatırlamıyordu. Neler olduğunu sorunca ise ilginç cevaplar almıştı. Kaos Kruvazörüne açılan ateş sonucu Warp Kapısından geçmemiş ve arada kısılıp iki uzay-zaman arasında kaybolmuş. Ateş ise Space Hulk'dan açılmış. Daha sonra irtibat kopmuş ve saatler sonra Colonel Revver komutasındaki şövalyeler tarafından köprüde bulunmuş. Tüm takımı katledilmiş ama daha çok sayıda World Bearer Legion'unudan Chaos Marine öldürülmüştü. Daha sonra Spce Hulk'u da laıp Terra'ya warp sıçraması yapılmıştı. Bunları daha yeni öğreniyordu. Ama biliyordu ki space hulkun çalışmasını sağlayan ve takımını katleden kendisiydi. Daha doğrusu içindki sesdi. Ya da Ruh.....

Lord Blade Colonel Locust'u odasında bırakırken "Akşam üzeri onur töreni var. Engizisyon Tapınağında ol!" dedi.

Part V

Colonel Locust Terra'nın en büyük Adeptus Mechanicus tapınağında bağlı bulunan Space Hulk'un içinde bulunuyordu. İçeriye bir ruh gibi girmişti. Kimse Onu görmemişti. Kimse onu hissetmemişti. Ne olduğunu kimse anlamamıştı. Köprüde öylece duruyordu. Sonra konuşmaya başladı. Çıkan ses kendi sesi değildi. Gözlerinin bebekleri kaybolup simsiyah bir boşluk oldu. "Yine buralarda olmak çok güzel! Zavallı canlılar.... Artık geri döndüm. Gerçek gücümü toparlayınca geri döneceğim ve o zaman bir hasat daha olacak!"

Cümle bitince tüm Space Hulk bir anda çalışmaya başladı. Daha sonra büyük bir ivme ile İskeleden ayrıldı. Daha Terra atmosferindeyken kusursuz bir Warp sıçraması yaptı. Geriye kargaşa içinde bir Terra bıraktı. Neredeyse tüm Terra bu olaya şahit olmuştu.

Space Hulk'un arkasından Devastator da Warp Sıçraması yaptı ama içinde sadece Lord Inquisitor William Blade vardı. Colonel Locust'u tanıyor ve biliyordu. Dahası o gün Space Hulk'un içinde neler olabileceğini de iyi biliyordu. Space Hulk Sesora IV adlı Eye of Terror'un en korkunç gezegenine gidiyordu. Lord Inquisitor Terra alıcılarına şu mesajı verip warp sıçramasını yaptı.

"Aranılan C'Tan Ruhu bulundu. Kafir Locust komutasında Septa Alveolaria Sesora IV adlı gezegene sıçrama yaptı. İmparator adına!"

Saatler sonra Terra Yüce Lordları Sesora IV'e yakın mevkilerdeki tüm Adeptus Astartes'e emir gönderi.

Ancak Sesora'ya gidenler sadece Imperium değildi.

Büyük bir savaş yaklaşıyordu.                     
talonmaster
Üye
etraf karanlıktı.nerdeyse bir gece lordunun bile göremeyeceği kadar bir karanlıktı.yüzbaşı şero deliler gibi nefes alıp vererek koşuyordu.ağır yaralıydı.elindeki baltayı savuramayacak kadar yaralı ama buna rağmen koşabilmesi onu bile şaşırtmıştı.sonra nedense karanlığı yaran bazı yeşil işaretler ortaya çıkmaya başlayınca şero durdu.merakla işaretlerin yanına doğru gitmeye başladı.biraz daha yaklaşınca olduğu yerde durdu.gözleri faltaşı gibi açılmıştı. sesi kısık bir şekilde kekeleyerek "cc..c'tan!" dedi.birden işaretler hareket etmeye raptor'un tam önünde toplanmaya bşaladı.şero sadece izliyordu.kaçacak gücü yoktu. olsa bile iradesini bu şey herneyse tamamiyle alıp götürmüştü.aniden ortaya çıkan yeşil ışık yığını karanlık birşey doğurdu. elinde asası ve kirli pelerini ile nightbringer.
"anne çok üzgünüm"diyebildi sadece yüzüne gelen orağa karşı.

"hııaaa" diye çığlık atarak uyandı. yüzbaşı şero.etrafına bakınıyordu.kölesini gördü.bitkin haldeki kadın ona "lordum iyimisiniz" diye sordu.başını öne doğru sallayarak beni merak etme"dedi.köleye tebessüm ederek.bu bırakın gece lordlarını hiçbir kaos marine kölesine iyi davranmazdı.belki de şero bir ilkti.köleye "ben uyurken önemli bir şey oldu mu" diye sordu.
-evet lordum.birkaç dakika önce efendi sahaal bir saat içinde komuta odasında olmanızı emretti.çok önemli bir görev olduğundan bahsetti.ve efendi raven'in sizinle paylaşmak istediği birşey varmış
"haberler için sağol"dedi armoruna doğru yürürken."şimdi lütfen zırhı-"
"peki efendim"diyerek power armorun parçalarını kaldırmaya başladı.

on dakika sonra komuta odası...

-şimdi lordum sesora Iv dediniz değil mi
"evet"dedi yaşlı talonmaster."bir grup gri şövalye engizisyon ekibi ve marineler ufak gruplarla orda dolanıyorlar.ayrıyeten söylentilere göre heresy öncesi kullanılan gemilerden birini ele geçirmişler.aldığımız istihbarat kaos işaretlerinin yanı sıra geminin içinde yeşil parıldıyan bazı işaretler de bulmuşlar."
şero'nun aklına bir an için rüyası geldi.acaba başına gelecekleri görmüşmüydü?"yok artık"dedi içinden.
senden isteğim o gezegene gidip gemiyi ele geçirmeye çalışman kara incinin kaybı gemi filomuzun büyük bir yara lamasına neden oldu.ne yap et ama o gemiyi ele geçir."
"peki ya efendim c'tan ne olacak"
"c'tan veya necronlarla ilgili bir fikrimiz yok ama techpriestlerin gemiyle işi bittiğinde gemi her iki tarafında kirliliğinden arınacaktır.şimdi görev için hazırlıklarınızı yapmanız ve yüzbaşı ravenle konuşmanız için üç saatiniz var."

üç saat sonra hangarda.

bütün marineler ve köleler etrafta görev ve üs kurumu için gerekli bütün eşyaları gemilere yüklüyorlardı.yüzbaşı hangarda  gezerken raven'i gördü.
raven gülümseyerek"yeni gemim nasıl"diye sordu.kara inciden daha küçük olan bu battlebarge'ı gece lordları geçenlerde yaptıkları bir baskınlar kan kuzgunlarından çalmışlardı."raven'a dönderek"rengini beğendim dedi.
"bence eski rengi daha güzeldi"dedi sırıtarak raven ve konuşmasına devam etti."ama bu saldırıdan sonra imparatorluk baya beşimizde dolandı.çok adam kaybettik her üç taraftanda ama içindeki kütüphanede bulduklarımız değdi doğrusu."
"üç taraf mı"diye sordu şero suratını asarak
"red corsairler de talonmasterin isteğiyle bize yardım etti.tabi bunun karşılığında onlara ne verdik bende bilmiyorum.herneyse eğer hazırsak kalkışa geçelim.zaten çok geciktik"
"haklısın"
anger rabbit
Üye
"Neden 2 kişi geldiğimizi anlamıyorum" dedi Sero.

"Ben de bu durumdan pek memnun sayılmam, koca gemiyi tek başına idare etmek hoş değil."

"Warp?"

"Warpa girsek bile bu yolumuzu çok kısaltmaz. Dikkat edilmemek için gezegenin dibine ışınlanamayız. Ayrıca bir kütüphanecimiz yok."

"Senin ne zaman bir kütüphanecin oldu ki! Ayrıca biz kaos tarafındayız, kaosta güvende olmamız gerekir."

"Haha. Söylediğine kendin inanıyor musun? Ayrıca yolculuğumuzun iki durağı daha var. Bir kaos büyücüsü bize orada katılacak. Onu bir yere bırakacağız. Orası gideceğimiz yere de yakın. Oradan normal şekillerde gideriz."

"Peki sen yıllarca uzayda nasıl yok aldın?"

"Beni o yüzden bulamadılar ya. Warpa girmeyince gayet güvende ve tespit edilemez oluyorsun aslında."

....(yolculuk böyle sürer...warptan geçeriz...tekrar bir uzay yolculuktan sonra sesora IV yakınlarına geliriz)
Kalixis
Üye
Captain Kalixis Octavius'un komuta odasından tüm gemideki mürettebata sesleniyordu:Kardeşlerim Kutsal Terra'nın 12 yüksek lordu bize eye of terror'e karşı cihad(kutsal savaş anlamında kullandım) emri verdi şu an birçok chapter'daki kardeşimiz ve Cypra Mundi'deki İmparatorluk donanmasının önemli bir bölümü Sesora IV adlı kafir merkezine gidiyorlar ancak hepsinden önce biz ve bir kardeş chapter daha varacak ve onlara İmparator'un nefretini tattıracağız.Kimseye acımayın kimseye merhamet göstermeyin ve unutmayın bir anlık gevşeklik bir hayat boyu kafirlik doğurur.Octavius warpa girmişti ve çok kısa bir süre sonra da Sesora IV'e varacaklardı.
30 dakika sonra
Kalixis hiç durmadan emir yağdırıyor geminin torpidolarını ve toplarını ateşlemelerini emrediyordu.World Eaters'ın eski gemileri de olsa yine de dikkatli olmayı gerektiriyordu.2.ve 4. Company'lerin tüm marine'leri hazırdı çünkü World Eaters'ın Khorne Berzerker'ları gelmek üzerelerdi ve iki gemi Octavius'a yaklaşmıştı
7 dakika sonra
İçeri giren onlarca Khorne Berzerkerları durdularmıyor.Savaş gerçekten acımasız ve kan kokusu tüm barge'ı bürüyordu captain Kalixis 12-13 civarı khorne berzerker'ın bir kısmını yaralamış bir kısmını da tamamen parçalamıştı ancak gemiyi warptan çıkarıyormak üzereydi ki bir büyücü onu yakaladı ve Sesora IV'e ışınlanmasını bir şekilde sağlamıştı ancak octavius Eye of Terror'den çıkmıştı ve Kalixis ise Sesora IV'de kaldı...
talonmaster
Üye
sesora IV yörünge

"nedense bu gemi hoşuma gitmeye başladı"dedi raven gülümseyerek."phobos III her ne kadar siyah inci kadar sağlam değilse de hızı yetiyor.ayrıyeten silahları gerçekten can acıtan cinsten." komuta odasındaki koltuklardan birinde oturan şero elinde ki kahve bardağını sallayarak"beğendiğine sevindim"diye karşılık verdi."ne zaman inişe geçiyoruz.gezegenin görüntüsü bahse girerim ki uzayın bu kısmından daha güzeldir."
-kanlı 13'e toplanmasını söyledim.şimdi hazır bir şekilde podlara doğru gidiyorlardır.
-güzel peki ya gemi.
-diğer kaptanlar ve mürettebat bizi bıraktıktan sonra bölgeden çıkacak
-ney?
-değil zurna talonmaster'in emri böyle.daha fazla gemi kaybedemiyeceklerini söyledi.
"haklı esasında"dedi yüzbaşı şero suratını buruşturarak.yerinden kalktı ve kahvesini yakınındaki masaya koyarak"sanki çok gemimiz varmış gibi"diyerek konuşmasını bitirdi."çok merak ediyorum acaba"
"eliphas ta ordamıdır diye düşünüyorsun"diye sordu raven monitörden gezegendeki hareketleri izlerken.
-nerden bildin
-suratından okunuyor.hem merak etme ekipteki herkesin onunla görülecek bir hesabı var
-umarım işimiz bittiğinde lorgara cezalandırması için birşeyler kalır.
raven gülerek karşılık verdi gezegeni izlemeye devam ederken.bir ara gözleri birşeye takıldı."o neydi öyle be"
"ne oldu bişi mi buldun" diyerek raven'in yanına gitti şero."şuna bak dedi"raven görüntüyü geriye alarak
cızırtı dolu görüntüde mor dev bir ejdarha kuyruğuna benzer birşey kıvrılarak kameranın görüş açısından çıkıyordu.
"bence aşağı inmeliyiz"dedi.şero "hadi hazırlıklarımızı yapalım"

birkaç saat sonra gezegen yüzeyi...

"pekala nerden başlıyoruz"ddiye sordu şero raven'e dönerek."şimdilik ilk görevimiz sığınacak bir yer bulmak dedi."raven etrafa bakınırken.esasında şanslıydı.çünkü yakınlardaki dağlık arazide birkaç bina gördü.ya da en azından öyle sandı."galiba gideceğimiz yeri buldum."dedi sırıtarak.birden rüzgar sert bir biçimde esmeye başladı.rüzgar bir süre sonra kum fırtınasına dönüştü.raven'in gördüğü en son şey kumların arasından ona doğru gelen bir kılıçtı..
Lord Inquisitor
Üye
Sesora IV yörüngesinde Devastator içinde:

Lord Inquisitor William Blade hızla yola devam ediyordu. Peşinden hızla Colonel Revver koşturuyordu. Saatlerdir Lorduna dert yanmış ve başarılı olamamışdı. Lordunun aşağılık kafir Locust'un peşinden tek başına gitmesine izin vermek istemiyordu. Ancak Lord Blade kesin kararlıydı. Zaten bir süre sonra Lord Blade Drop Podların olduğu tahliye bölümüne gelmişti. Hızla aktivasyon kodunu girip Podlardan birinin kapısını açmıştı. Bu sırada Colonel Revver cüretkar bir davranışta bulunup Lordunun koluna yapıştı ve Lord Blade'yi kendisine doğru çekti. "Hayır!" diyerek kesin bir şekilde belirtti.

Colonel Revver çok genç bir Grey Knight idi. Genç yaşına rağmen kahramanlıkları ve başarıları ile Colonel(Albay) olmuştu. Colonel Revver aynı zamanda Colonel Locust'un yakın bir arkadaşıydı. Bütün bu olan bitenlere bir anlam veremiyordu. Colonel Locust kesinlikle şeytani bir etkinin altında olmalıydı. Locust gibi bir Grey Knight kafir olamazdı. Kaos'un gücü buna yetmezdi. Ama belki daha şeytani bir şey..... Colonel Revver bir anda bahsi geçen C'Tan ruhunu hatırladı. Belki de bu her şeyi anlatıyordu. Ama Lordu tek başına bu kafir ve ıssız gezegende ne yapabilirdi ki? Ortamda söz konusu olan bir C'Tan avatarıydı. Lord Blade asla başarılı olamazdı. Öyle ki İmparator bile C'Tan karşısında ne yapabilirdi ki? Ancak, hemen bu düdşcelerden vazgeçti. İmanının sarsıldığını hissetti. Kemdini toparlayınca acilen LOrduna baktı. Lord Inquisitor William Blade Colonel Revver'a kati bir bakış atmıştı. Colonel Revver başını önüne eğip "Emirleriniz Lordum?" diye sordu. Lord Inquisitor beklenmedik bir cevap verdi. "Ben gezegen yüzeyine iner inmez, Devastator ile birlikte Eye of Terror 20. sektöre geri dönün. Terra'ya Warp sıçraması yapacak şekilde hazır bekleyin. Eeğer bu C'Tan ruhu durduralamazsa acilen geri dönüp Terra Lord'larını uyarın! İmparator Adına!".

Cümlesini bitiren Lord Blade tahliye kolunu çekti ve koca Drop Pod Devastator'dan ayrılıp Sesora IV adlı melanet gezegene doğru düşmeye başladı. Colonel Revver kederle başını iki yana salladı ve emirleri uygulamak üzere köprüye yol aldı.

O sırada Drop Pod içi:

Lord Blade hızla yaklaşmakta olduğu kızıl ve kara gezegene baktı. Gittikçe etkisini arttıran Kaos'u iliklerine kadar hissediyordu. Normalde Kaos bu kadar etkili olmazdı ama sanki başka bir şeyler daha vardı. Daha ilginç ve daha güçlü. Lord Blade bunun şu C'Tan ile ilgili olduğunu biliyordu. Bakışları her daim katı olan Lord Blade katıksız bir kararlılıkla aşağıya, gezegene bakıyordu. Daha sonra telepatik olarak ulaşabildiği her yere ulaşmaya çalıştı. Bir Black Hand olduğu için telepatik yetenekleri çok gelişmişti. Eye of Terror'un farklı yerlerinde çeşitli hareketler sezdi. Bunların bir bölümü kendi gemisi Devastator idi. Diğer bir kısmı ise yoğun bir aktivite içindeki Kaos birlikleriydi. Demek ki, Kaos da neler olduğunu öğrenmek istiyordu. Ayrıca Adeptus Astartes'e ait sinyallerde almıştı. Ne var ki, Locust ya da C'Tan ruhu telepatik olarak hissedilemiyordu. Yavaş yavaş yere çakılma vakti geldiğinde Lord Blade "Locust sen benimsin!" diyerek intikam yemini etti.

Sesora IV Kızıl Çöl:

Kızıl bir çöl..... Başka bir şey değil. Sesora IV sadece kızıl bir çöldü. Hayatın olmadığı, sülfirik bir atmosferle kavrulan lanetli bir yer. Kaos bile bu gezegeni sevmiyor olmalıydı. Sadece ölümün olduğu bir cehennem. Sonsuz bir hiçlik ve umutsuzluk. Engizisyon'a ait koca Drop Pod bu hiçliğin ortasına yeri sarsarak çakıldı. Sonra da ağır basınç kapıları açıldı.

Lord Inquisitor dışarı çıkınca yine telepatik olarak etrafını aramaya kalktı ama hemen bundan vazgeçti. Kaos öylesine güçlüydü ki, zihnini açmasıyla içeriye sızmaya çalışması bir oluyordu. Eski yöntemlerle yola devam etmeliydi. Sıkıntıyla yürümeye koyuldu. Bu çölün bir sonu vardıysa bile o sonu belki de hiç göremeyecekti. Ayrıca zaten bütün Kaos ve C'Tan kendisinin geldiğini biliyor olmalıydı. Yine de kararlıydı. Yoluna devam etti.

Birkaç saat sonra ani bir telepatik sarsıntıyla durdu. Kendisinden biraz ötede kızıl ve yeşil şimşekler çakmaya başladı ve bir tür teleportasyon kapısı oluştu. Lord Blade hızla çekicini eline aldı ve hazır pozisyona geçti. Bir Kaos büyücüsü geliyor olmalıydı. Ancak kapının içinden şaşkın ve sersemlemiş bie Space Marine çıktı. Zırhındaki armalara bakılırsa bir Ultramarine idi ve Captain rütbesindeydi. Lord Blade bir tehdit sezmemiş olsa da, gard pozisyonunda yavaşçana Space Marine'ye yaklaşmaya başladı. Bu sırada hem ağzıyla hem de Marine'nin zihnine sızarak "Kendini Tanıt!" diye bağırdı. Öyle etkili oldu ki Marine sarsılıp yere düştü ve Lord Blade'ye bakmaya başladı.     

talonmaster
Üye
yüzbaşı şero uyandığında etrafına bakınmaya başladı.etraf kan ve insan parçalarıyla doluydu.bir o kadar da sapıkça işkence aletleri..hareket etmeye çalıştı ama bir şeyin kolunu tuttuğuğunu farketti.soluna doğru baktığında kafasını öne eğip sırıtarak" aman çok güzel"dedi.nedenini bilmiyordu ama yorgundu.ama burdan çıkıp raven'a ve diğer kanlı 13 üyelerine ne olduğunu bulmalıydı.nefes alarak zincirleri zorlamaya başladı.birkaç denemeden sonra bu kadar baskıya dayanamayan zincirler gevşedi ve koptu.kendisini yerde bulan şero hızla ayağa kalktı.değil silahları power armoru dahi üstünde yoktu.galiba öncelikle işe silah ve ekipmanlarını aramakla başlayacaktı.bi anda ayak sesleri duymaya başladı.görünüşe bakılırsa noise marineler zincirlerin şakırtısından şeronun kurtulduğunu anlamışlardı.ya da sorgucu bu tarafa doğru geliyordu.emin değildi."umarım üstünde power armor vardır."diye içinden geçirerek kapının hemen yanındaki duvara yaslandı.bekliyordu ve adımlarda yaklaşıyordu.hemen yanında duran sopa benzeri şeyi eline alıp beklemeye başladı.ve kapı aralandı.içeri girdiğinde tam sopayı kafasına indirecekken marcus'u gördü.
-naapıyosun burda be
-asıl sen naapıcaktın o elindeki odunla
elindekine bakmaya başladı.sırıtarak"odun olması için biraz fazla ağır"diyerek elinden attı.marcus"beni raven seni kurtarmam için yolladı."dedi.
-peki ya ekimpanlarım ve silahlar onlarsız bir yere gidemem
"tamam onları sana bulucam"diyerek arkasını döndü.çıkmadan önce bolter'ını ve yanında iki ellilik şarjör vererek"bunları al ve burda bekle eğer gelmezsem de yolunu açmana yardımcı olur"dieyerek kapıya döndüğünde bir noise marinenin sonic blaster'i ile onlara doğru ateş ettiğini gördü.şero yana doğru yuvarlanarak kurtuldu ama marcusun öyle bir şansı olmadı.sonic blastın etkisiyle kafası parçalanan marinenin cesedi yere düştü.noise marine şimdi şeroya doğru bakıyordu.
Kalixis
Üye
Yere düşen Kalixis hızlı bir hareketle doğruldu ve karşısındakiyle konuşmaya başladı
-Engizisyonun burada işi ne?
-Seni ilgilendirmez diyerek Kalixis'e tekrar haykırdı ancak bu sefer de Kalixis yere düştü.Sonra ise kalktı ve şöyle dedi:
-eğer yaşamak istiyorsan bana ihtiyacın olacak Inquisitour!
-olabilir işime yararsın ancak ilk önce sen bana nasıl buraya geldiğini anlat marine.(marine derken küfreder gibi söyledi)
-Ben Yüzbaşı Kalixis Ultramarine Filosunun captain'ıyım ve octavius'la birlikte buraya geldim ancak World Eaters saldırdı ve biz geri dönüş yapamadan bir chaos büyücüsü beni buraya ışınladı.
Inquisitor yalan söylemediğini çeşitli farklı yöntemlerden anladı ondan sonra konuşmaya başladı
-Senin buraya görev yapmaya geleceğini bilmiyordum Yüzbaşı Ben Lord Inquisitor William Blade ve eğer chaos büyücüsü seni buraya yolladıysa büyük ihtimalle yakındadır o yüzden tetikte ol Marine dedi.(yine marine'i küfreder gibi söyledi)
-Her zaman tetikteyim zaten dedi Kalixis.
-Göreceğiz...
Lord Inquisitor
Üye
Lord Blade hızlı adımlarla Ultramarine olan Kalixis'in yanına geldi. Elini marine'nin önünde bir süre havada tuttu ve sonra konuşmaya başladı.
"Terra'ya bıraktığım mesaj üzerine mi buraya gönderildiniz?". Sormuş olduğu soruya bir cevap beklemeksizin arkasını döndü ve hızla kızıl çölün kırmızı kumları üzerinde yol almaya başladı. Marine ise arkasından koşturmaya başladı.

(Saatler sonra.....)

Her yer göz alabildiğine kırmızı ve ümitsizlik aşılayan bir hiçlikti. Çöl bitmiyordu. Ultramarine Captain'ı ve Lord Blade artık devam edemeyeceklerine kanaat edeceklerdi ama inat ediyorlardı. Yola devam için birbirlerini zorluyorlardı. En sonunda ikisi birden yere yuvarlandılar ve kızıl çölün ateş gibi kumlarına yığıldılar.

Konuşmakta zor geliyordu.... Yine de Lord Blade yakındaki Marine'ye döndü. "Söyle Marine! Savaşamadan mı öleceğiz?" ancak Captain Kalixis buna cevap vermedi. "Hayır Inquisitor! Görevimizi yerine getirmediğimiz müddetçe bize ölüm yok!"

(Bir kaç saat sonra.....)

"Uyan Marine! Yolumuz uzun...." Lord Blade çekiciyle yerde yatan Captain Kalixis'i dürttü ve uyandırdı. Sanki ikisi birden bir anda canlanmışlardı ama bunun sebebini anlayamıyordular. Captain Kalixis etrafını inceleyip tekrar Lord Blade'ye baktı. "Bize ne olduğunu anlatmayacak mısın Inquisitor? Bu gezegen nedir? Neden buradayız?" Captain Kalxis cüretkar bir şekilde konuşmuş olsa da Lord Blade anlayışla başını salladı. "Cevaplarını alacaksın Marine ama önce dostları bir araya getirmeliyiz. Bak!" Lord Blade eliyle ileriye işaret etti.

Oldukça uzak da olsa ilerde, bir Drop Pod hızla yere iniyordu. Bu mesafeden bile Pod'un şeklinin Imperium modeli olduğu belli oluyordu. Captain Kalixis merakla "Adeptus Astartes? Ama başka kim olabilir ki?" diye fikrini belirtti. Lord Blade, Pod'un düştüğü yere doğru koşmaya başlarken Captain Kalixis'e "Senin başka birlikler hakkında bir bilgin yok mu marine?" diye sordu. Ancak, cevabı beklemeden uzaklaşmaya başladı. Captain Kalixis kendi kendine "Hayır yok!" dedi ve uzaklaşmakta olan Inquisitor'a baktı. Ardından kendisi de koşmaya başladı.

Bu sırada Blood Angels'a ait drop pod ve Lord Corvus Black de Kızıl Çöl'e çakılmıştı. 
talonmaster
Üye
noise marine yüzbaşı şeronun elindeki bolter'ı görünce gülmeye başladı.tabi bu küçümseme onun kafasına veda etmesiyle son buldu.yüzbaşı şero noise marinenin yere düşmesiyle birlikte odadan çıkarak cephaneliğe doğru yol almaya başladı.arkasından gelen sesleri duyabiliyordu.cephanenin kapısından içeri girdiğinde kapıyı hızla çarparak kapatır o an odada bulunan kölelerden biri silahına sarılır.şero onu öldürdükten sonra diğerine dönerek "eğer yaşamak istiyorsan ekipmanlarımı ver"diye bağırır.

birkaç dakika sonra....

noise marineler kapıyı kırmak için hazırlanıyorlardı.çavuş kıyamet çığlığını kullanarak kapıyı yıkınca bir çığlık sesi duyuldu.marinelerden biri"çok kolay oldu."der.çavuş yanındaki marinelerden birine içeriyi kontrol etmesi için emir verir.marine içeri girer ama bir hırıltı ve çığlık sesinden sonra çirkin makyajlı suratı çavuşun önünde yuvarlanır.sonrasında ise üstünde şimşek resimleri bulunan lacivert zırhlı bir raptor ortaya çıkar.onlara gülerek bakan raptor "veeee iiilerimiz de burda"diyerek zincir baltasını havada savurarark marinelerin üstüne sıçrar
Lord Inquisitor
Üye
Kızıl çölün karanlığında, neredeyse gözgözü görmüyordu ama karanlık kızılla karışmıştı.

Ultramarine ve Lord Blade hızla drop pod'un yere öakıldığı yere geldiler. Ağır basınç kapıları açılmış ve devasa Dreughnought dışarı çıkmıştı.

Lord Corvus Black tüm ihtişamıyla ve karanlığıyla Ultramarine Captain Kalixis ve Lord Inquisitor William Blade'nin karşısında duruyordu. Lord Blade Lord Black'i tanıyordu. İmparatorluğun en meşhur adamı. Hem kafir olup hem de Lordluk ünvanıyla ödüllendirilmiş bir kahraman.

Lord Blade biraz öne çıkıp Lord Black'i selamladı. Her ne kadar Lord Blade engizisyon tarafında olduğu için biraz düşmanca olsalarda Lord Blade diğer engizisyon yargıçlarından ayrı olarak Lord Black'e saygı duyuyordu. "Lord Black!!! Selamlar olsun sana!"

Lord Black de Lord William'a tanıyan bir bakış attı. Yani bir Dreughnougth ancak ne kadar bakış atabilirse o kadar.......
discussioncontroller