Warhammer 40k The Mischief
Gabriel Archangel
Üye
Yıllar yıllar öncesine daha bir savaşçı olmadan öncesine uçmuştu adeta zihni, beyninin içinde bir kuzgun uçuyordu, değişiyordu deliliğini bile bastıran birşey vardı ve bu garip birşekilde yabancı birşey tarafından zorlanıyordu, zihninin sağlam kalan kısmı İmparator'a ulaşmaya çabaladı ama İmparator yoktu ve o an İnsan'ın yaratılışından beri temeli olan içgüdüleri bütün kontrolü ele geçirdi, ne delilik ne akıl ne de başka birşey sadece özgür kalan içgüdüler; avlanma, savaşma ve kan dökme haricindeki içgüdüleri bir fırtına gibi Dark Eldar'ın üzerine hücum ediyordu, kadın onu durdurmaya çabaladığında bile bunu ancak zihinsel güçleriyle yapmıştı... Gabriel'in içinde artık delilikle daha da kuvvetlenen içgüdüleriyle hareket eden birisi vardı... Sevelana ile giderken bir fısıltı döküldü kadının kulaklarına doğru; Tatlı kızıl kan, cici kara ruh!
oyunsever94
Üye
Lorum ayağa kalktı.Yüzünde hafif bir gülümseme vardı.Küçümseyen bir bakışla eldarlara baktı.Migferinin olduğu köşeye gitti onu eline aldı ama giymedi.Onun yerine köşeye oturdu.Miğferi kucağındaydı.Sonra uzun zamandır duymadığı bir melodiyi mırıldandı zihninden.Ve gene o her zaman hayal ettiği mavi gökyüzünün altındaydı.Hiç bir kötülüğün veya karanlığın buraya giremeyeceğini biliyordu.Burası loruma ait bir yerdi.Lorum havada yüzen ve üsütünde yemyeşil çimenlerin,çiçeklerin ve bazende ağaçların bulunduğu toprak parçalarından birindeydi.Üzerinde olduğu parça küçüktü ama loruma yetiyordu.Oraya uzandı ve gökyüzünü seyretmeye başladı.

-*Önemli olan zihni korumaktır.Çünkü insanın bildiği herşeyin yanısıra tüm inançları ve duyguları burda yatar.Zihni korumak beden denilen o silahlı gemiyi korumaktan daha önemlidir.Zihnini koruyabilirsen bedeninide zaten korumuş olacaksın.*

-Teşekkürler Azakniel.Öğretmenim.

Lorumun içinde bir hayvan yatıyor olabilirdi ama bu hayvan huzurlu bir kurttan başka bir hayvan değildi.Şu an için.
Kalixis
Üye
Kalixis fikrini değiştirdi ve uyumak yerine ısınmaya karar verdi ve beklemeye başladı...
anger rabbit
Üye
Raven çevreye odaklanmıştı. O kadar ki, Kalixis'in uyuma aptallığını bile gözden kaçırmıştı. Huzursuzdu gece avcısı "Burada bir şeyler olmalı diye" düşündü... "ve biz bu açık alanda, kocaman bir ateşin dibinde, ceylan gibi bekliyoruz" yanan ateşin dibinden biraz uzaklaştı ve karanlıkta herkesten iyi gören gözleriyle huzursuzca etrafı taramaya başladı. Keskin gözlerine ramen göremeyeceği şeylerin onlara baktığından habersizce...
talonmaster
Üye
şero kalixis'in uyuklamaya başladığını görünce yanına giderek onu uyanık kalması için sallamaya başladı bir yandanda "uyansana sersem ölmekmi istiyorsun"diyordu.
Lord Inquisitor
Üye
------------------------------------DM------------------------------------
Clan XelTawii Şehri,
------------------------

Eternal Sister Sevelana artık iyice içindeki hayvani duygulara esir olmuş, düşmüş, onurunu yitirmiş Raven Guard yüzbaşısı Gabriel'i devasa bir odaya getirmişti. Koyu yeşilden kızıl kahverengine değişen ve yumuşak renk geçişlerine sahip sanat eseri gibi bir odaydı burası. Oda demek belki de çok komik kalırdı. Koca bir cemaat bile buraya sığabilirdi. Odada doğal mineraller kristallenmiş bir halde tavanı süslüyordu. Kendiliğinden oluşmuş gibi duran bu oda Dark Eldar'ların karanlık ustalarının elinde şaheser halini almıştı.

Kuvars taşları, Akikler, doğal Sitrin ve Ametistler tavanı bir mücevher bahçesine çevirmişti. Kendiliğinden ışıldıyan Ulbaka böcekleri ise şeffaf küreler içersinde odaya dağıtılmıştı. Bu kürelerin içersinde doğal bir mavi ışık saçan bu böceklerin ışığı mineral kristallerinin binlerce yüzünde kırılarak içerisini gök mavisi bir ışık banyosuna boğuyordu.

İnsanların hareket edebileceği kadar rahat ama yürekleri korkunun esaretine bağlayacak kadar da karanlık.

Gabriel büyülenmiş bir şekilde bu doğal mağara gibi odaya bakıyordu. Kristallerin muazzam ışık banyosuna, ışığın mucizevi oyunlarına büyülenmiş bir şekilde bakıyordu. Kendisi sadece savaş görmüştü. Bu hayatta sadece savaş ve kan görmüştü. İmparator Ona hayatın güzelliklerini göstermemişti. İmparatorluk'taki kimseye hayatın güzellikleri gösterilmemişti. Sadece savaş ve sadece savaş...

Eternal Sister Sevelana yavaşça Gabriel'i bırakarak Ondan uzaklaştı ve birkaç adım attıktan sonra yavaşça zırhının kopçaklarını çözmeye başladı. Önce kollarını örten kolluk zırhı çıktı.

Süty beyazı kollar... Yine de savaşçıya yakışacak derecede kaslı kollardı bunlar. Muntazam hatlı, şişkin ve tehditkar. İnce ve uzun parmaklar, sivri tırnaklar.... Bir kaplanın pençesi gibi...

Sevelana arkası dönük bir şekilde Göğüs zırhının kopçaklarını açtı. Göğüs ve karın bölgesini örten zırh bir şelalede akan suyun huzur dolu sesi gibi Sevelana'nın narin bedeninden kayarak yere düştü. Geriye İnsan algısının ötesinde kusursuz güzellikte bir beden vardı. Bu bedeni kızıl ve siyah renkli bir elbise örtüyordu. Ama tüm hatları ortaya çıkarmaktan geri durmuyordu.

Sevelana daha sonra miğferini çıkarıp bir köşeye fırlattı. Bel hizasına kadar düşen kızıl ve turuncunun bir karışımı saçları döküldü.

Ve Sevelana daha sonra elbisesinin askılarını sıyırıp üzerinden attı. Elbise satenin mermerin üzerinde kayması gibi süt beyazı tenin üzerinde kayarak yere düştü....

Gabriel hiç hissetmediği şeyler hissediyordu. Baktığı şey...Bir neydi? Böyle bir güzellik olamazdı. Öldürdüğü onca Eldar'ın da böyle olabileceğini düşünüp azap duydu.

Süt beyazı kusursuz bir güzellik vardı karşısında. Dolgun kalçaları olan ve büyük popolu bir kadın.

Sevelana yavaşça başını çevirip arkasında dikilen Gabriel'e baktı. Yemyeşil gözleriyle muzip ama habis bir göz kırptı. Sonra ise odanın ortasında bulunan oldukça devasa yatağa doğru yürümeye başladı. Adımları bir kedi gibiydi. Duruşu bir melekti belki....

Sevelana ah Sevelana...Gabriel Onu istiyordu. İstiyordu. İçindeki hayvan dışarı çıkmak istiyordu. Nasıl inkar edebilirdi ki? Nasıl reddebilirdi ki? Gabriel içinde biliyordu. O insandı. Sevelana Ona bir şey yapmıştı. Testislerini sıktığında içine bir şey işlemişti. Daha önce bu kadar irkildiğini hatırlamıyordu. İçinde bir şeyler dolup taşmıştı. Onları boşaltmalıydı. Bir yola ihtiyacı vardı....

Yatağın ortasına her yerini gösterecek şekilde uzanan Sevelana tahrik edici bir sesla konuşmaya başladı. Sesi bir ses olarak çıkmıyordu. Zihinen kölesi haline getirdiği Gabriel'in kafasının içinde sesleri yankılanıyordu.

"Haydi gel İnsan! İçindeki tohumları taşımam için bana ver! İnsan ve Eldar ırkı için yeni bir devir burada başlayacak! Eye of Terror'un seyrettiği bu cehennem yeni bir milenyumun başlangıcı olacak! Haydi!"

Gabriel istemese bile karşı çıkamazdı. İstemese bile ilerlemekten başka yolu yoktu. Gabriel adımlarını atmaya başladı.

Ve bu sırada odanın devasa kapısı çatlayarak parçalandı. Kapının eşiğinde Grey Knight Lorum Verminaard vardı! Miğferini bir köşeye atmıştı. Saçları kendi psişik enerjisinin rüzgarında dalgalanıyor. Göz yuvaları mavi mavi parlıyordu! Dim dik ve adeta Engizisyonun yumruğu gibi ayaktaydı.

Tek bir hamlede Lorum Gabriel'in yanına varmıştı. Gabriel'in boş bakan gözlerine mavi göz yuvalarını dikerek baktı ve sonra Gabriel'i omuzundan kavrayarak ser bir sesle emretti!

"Kim olduğunu hatırla kardeşim!"

Ancak Gabriel tanımyarak bakıyordu. İçindeki hayvan rahatsız olmuştu... Sevelana da rahatsız olmuştu! Öfkeyle bağırdı. Öyle ki Gabriel'in zihnine girmesine gerek yoktu!

"Yok et Onu Gabriel!"

Gabriel bir anda nefretle hırladı Lorum'a ve omzunu kavrayan kolunu tek hamlede attırdı. Ardından inanımaz hızlı bir şekilde Lorum'un karın boşluğuna bir yumruk indirdi. Darbenin etkisiyle Lorum yerden havalanarak uçtu ve tekrar kapı eşiğinin oraya yuvarlandı!

Sevelana tatmin olarak Gabriel'in zihnine girdi ve emrini verdi:
"Öldür onu Gabriel.... O beni senden almak isteyen bir düşman!"

Gabriel bir hayvan gibi hırlamaya başladı. Hırlaması arasında kesik kesik sesi duyuldu:
"Seni...hrrrr....Öldürcem.....Hrrr"

Lorum ayağa kalkarak düşmanına bakmaya başladı.... Çıkar yol yok gibiydi. Bu sırada iç salondaki diğer Eldar Kadınları da saldırgan bir şekilde yaklaşmaya başlamışlardı.
Lord Inquisitor
Üye
-------------------DM--------------------------

T'au savaş takımı ustaca saklanarak eski Imperium üssünün yıkıntılarına ulaşmışlardı. Liderleri el ederek arkadan takip edenleri durdurdu ve sonra yanına çağırdı. Savaş zırhlarının gizlediği yüzleri seslerini de robotlaştırıyordu. Bu nedenle duyulmalarını da kolaylaştırıyordu. Liderleri olan T'au el işaretiyle direktiflerini verdi.

T'au'lar zırhlarının kemer hizasındaki bazı tuşlara basarak görünmezlik alanlarını aktif hale getirdiler. Daha sonra yine zırhlarının ayarlarıyla oynayarak zırhların ısıtma sistemlerini aktif hale getirdiler. Çünkü, bu yıkık üste doğaüstü bir soğuk vardı. Adeta Azrail buraya kendisinden bir işaret bırakmış gibiydi.

T'au'lar daha sonra Imperium üssünün orta yerinde yanan o devasa ateşe doğru doğru yaklaştılar. Nişangahlarının ortasına o ateşin çevresinde çaresizce donmaktan kurtulmaya çalışan üç tane adamı buldular. Bir tanesi yavaş yavaş donmaya teslim olan bir Ultramarine subayıydı. Diğerleri ise Chaos askeriydi. T'au'lar bu durumu çok garipsedi. Chaos ve Imperium aynı yerde, yan yana ve birbirlerine destek olmaya çalışıyorlardı. Bu iş garipti.

T'au'lar silahlarını tam otomatik moda geçirip daha sonra keklik gibi avlanabilecek durumdaki bu üç adamı namlularının ucuna alarak hizalarını aldılar. Daha sonra liderleri olan T'au arkadaşlarına işaret ederek öne çıktı. Üç adamın da rahatça görebileceği bir nokta ateşin ışığından da yararlanabilecekleri bir şeiklde görünmezlik alanını bozdu ve görünür hale geldi.

T'au subayı arkasında yaylım ateşi açabilecek bir saldırı takımı olduğunu bildiğinden gayet rahat bir şekilde hareket ediyordu. T'au dilinden vazgeçerek Ortak Dilde konuşmaya başladı:
"T'au bölgesine izinsiz giriş yaptınız. Sizi teslim olmaya davet ediyorum aksi halde sizi zorla tutuklamak zorunda kalacağım. Yüce iyilik adına zorluk çıkarmadan bizimle gelin."

T'au kendi silahını da ateşlemeye hazır bir şekilde tutarak beklemeye başladı.
anger rabbit
Üye
Kardan ilerleyen Tau'yu ilk farkeden tetikteki Raven olmuştu. O görünür olmadan hemen önce... Tek bir tau subayı sorun değildi aslında. Fakat hem bu subayın yanlarına yalnız gelmeyecek kadar akıllı olduğuna emin olduğundan, hem de arkasında, karda çokça ayak izi durduğundan, raven direnmek seçeneğini elemişti bile.

T'au subayı konuşurken hala nasıl bir yanıt vermesi gerektiğini düşünüyordu Raven, bir yandan da ateşe rağmen beyni uyuşmuş gibiydi. Yanına gelen Seroya ve üşüyen Kalixise baktı. T'au subayı cümlesini bitirmiş, bir yanıt bekliyor gibiydi:

"Burasının T'au bölgesi olduğundan haberimiz yoktu" dedi "öte yandan bu soğuk yere kendi isteğimizle de gelmiş sayılmayız, fakat bunun konumuzla bir ilgisi yok tabii." T'au tepki vermedi "Korkmayın, sizinle savaşmaya niyetimiz yok. Eğer yolu gösterme nezaketinde bulunursanız bölgenizden çıkmaya da memnun oluruz. Ama tutuklanmayı tercih etmem. Bırakın bizi, gidelim."
Lord Inquisitor
Üye
---------------DM--------------------------

T'au subayı pek de tatmin olmuşa benzemiyordu ama aktif olarak çatuşmaya da girmesi emredilmemişti. Kafasında hızlıca bir değerlendirme yaptı. Anlaşılan bu üç kişi de buraya bir şekilde tesadüfen gelmişti. Bölgede artan Dark Eldar varlığı T'au Subayının bu ihtimal üzerinde durmasını sağlamıştı.

T'au subayı konuşmasını bitirmiş olan Raven'a bakarak, silahını yere indirirek konuşmaya başladı. Temiz ve akıcı bir şekilde Ortak dilde konuşuyordu:
"Sizi serbest bırakamayız. Buradan yürüyerek çıkamazsınız. Donarak ölürsünüz. Bu nedenle bir Hammerhead çağıracağım. Sizi buradan alacağız ve savaş kampında Shas'O'nun karşısına çıkacaksınız. O ne derse onu uygulayacağız."

T'au subayı daha sonra beklemeden elini miğferindeki transmittere götürdü ve T'au dilinde konuşarak bazı emirler verdi.

T'au subayı konuşmasını bitirince yeniden silahını çekmemişti. Bu da anlaşılan bu T'au'nun saldırgan olmadığını gösteriyordu. Yine de tedirgin olarak bakıyordu.
Gabriel Archangel
Üye
Grey Knight içindekini delirtti; Oradaydı Raven Guards ve diğer Marineler savaşa tutuşmuştu... Lord Flick eEngizitör'ün içinden hortlayan C'tan avatarınca ölmüştü, Chaplain Howler Engizitör'ün elinde ölmüştü... Bunların sebebi Blade'di... Engizisyon'du... Şimdi karşısında bir tanesi verdı ve Sevelana'yı onun ellerinden almaya çalışıyordu...

Haykırmak istiyordu, ama kime haykıracaktı? Yitip giden, kimseyi umursamayan İmparator adına mı? Sadece hırladı, öfkesi içinde körükleniyordu...

Öleceksin Engizitör, sen ve Engizisyon'un bütün hain köpekleri... Elime geçen bütün Engizitörleri parçalayacağım... 

Gabriel Lorum'a saldırdı...

Hamle 1 - Grey Knight'ın yüzüne yumruk...
Hamle 2 - Grey Knight'ın kaburgalarına yumruk...
Hamle 3 - Grey Knight'ın kafasına darbe...
discussioncontroller