Vampire The Masquerade - Winds of Gehenna - Karakter Sayfası
Fool Arcana
Üye
[center][img width=750 height=179]http://img30.imageshack.us/img30/5332/vtm.jpg[/img][/center]


Buraya seçtiğiniz presetlere göre karakterleri koyalım, daha önce başlıklarımız iki kere patladığı için artık hepsini aynı yere koymayacağım, karakterleri kaybetmeyelim en azından.

[center]Şablon:

İsim:
Yaş:
Klan (varsa):
Fiziksel özellikleri:
Karakter yapısı:
Disiplinler (varsa):
Silahlar (varsa):
Geçmiş:[/center]

Karakter bilgilerinden başka birşey yazmayınız, sorularınız için;

http://www.oyungezer.com.tr/component/option,com_smf/Itemid,26/topic,13812.0/
Laughing Madcap
Üye
Preset 2

Spoiler:
Anarch Sire'ınız tarafından Karanlıklar Dünyası ile 5 sene önce tanıştırıldınız. Gecenin o bilinmeyen yaratıkları ergenliğinizden beri ilginizi çektiğinden çok yadırgamadınız, vampirlerin gerçek olduğunu öğrendiğinizden beri fantastik bir öykünün karakteri olduğunuzu hissediyorsunuz.Vassal olduğunuz için sizi yaratan kişiye bağlılığınız büyük ve kan ihtiyacınızı karşıladığı için ona ihtiyacınız var. Geçiminizi insanlara uyuşturucu satarak karşılıyorsunuz, üç yıldır sizi yaratandan haber almadınız ve telefonlarına çıkmıyor, bu sebeple Los Angeles'ta genellikle bulunduğu barlarda onu arıyorsunuz.

Preset özellikleri: Sire'ınızın klanından bir disiplin,pazarlık,temel sokak dövüşü,göz dağı,insani hisler,ahlak duygusu,vicdan,psikolojik sorunlar,kan bağı.



İsim: Eric Letham (Erkek)
Yaş: 26
Klan: Brujah
Fiziksel özellikleri: Siyah saçlı ve kahverengi gözlü Eric, özellikle vücut geliştirmeye çalışmasa da, mesleği nedeniyle sık sık çıkan kavgalarla beraber ortalama bir vücuda sahip.Yine mesleğininin getirisi, karın bölgesinde bir bıçak yarası var.Özellikle gençken sık yaptığı "sigarayı kolunda söndürme" yüzünden kollarının iç kısmında yanık izleri var.
Karakter yapısı: 26 yıllık hayatında, yaşamın suratına pek gülmemesi nedeniyle oldukça karamsar bir karakter yapısı var. Bu sürekli düşünceli- karamsar düşünceli- hali nedeniyle psikolojik sorunları oluşmaya başladı.
Disiplinler: Celerity
Silahlar: S&W Revolver, bir miktar mermi, bıçak.
Geçmiş:

Spoiler:
Dünyanın en normal insanı bile sadece bir kötü gün geçirmesiyle beraber dibi boylayabilirdi.Bir kötü gün.. Eric için bu 8 yıl öncesiydi. Babasının beyin kanaması geçirmesi, 2 ay sonra ölmesi ve bunlardan 3 ay sonra annesinin intihar etmesiyle beraber Eric hayattan ve dünyadan birşey beklemez oldu.

İçindeki boşluğu doldurmak için uyuşturucuya başlayan Eric okulu da bırakmıştı. Her işsiz uyuşturucu kullanıcısı gibi, para suyunu çekmeye başlamıştı. Böylece uyuşturucu satıcılığına başladı. Hayatında çizgi romanlar ve uyuşturucudan başka birşey yoktu.Sürekli günlerini düşünüyordu.Yaptığı iş iğrençti, kendisi iğrençti, hayatı iğrençti. 5 sene öncesine kadar...

Herzamanki gibi alım-satım da bir problem çıkmış, alıcı malı beğenmemiş ve iade etmek istiyordu. Tartışma kavgaya dönüştü ve Eric müşterinin arkadaşları tarafından ölesiye dayak yedi.Tüm malı ve parası alınmış, her tarafı yara bere içinde, vücudundaki birsürü kırıkla bir sokak köşesinde öylece yatıyordu ki o geldi. Kurtarıcısı. Efendisi.

Artık gecenin oyuncularından biriydi. Küçüklüğünden beri ilgi duyduğu hayalin aslında bir gerçek olması,hatta onun bu gerçeğin içinde olması... Hayatındaki bu gerçeklik problemi onu ruhsal yönden iyice dengesiz yapmış olsa da hayatında yeni bir sayfa açılmıştı artık. Efendisi sayesinde, son 5 senesini sorunsuz geçirdi. Ancak uzun zamandır efendisinden haber alamıyordu. Oldukça endişelenen Eric, L.A. barlarında efendisini aramaya başladı.
Eflatun
Üye
Kalıp 16

İsim:Ghassan "Gas" Hourani
Yaş:52
Envanter: Glock  45 ACP. ,39   mermi (3 şarjör),  TOSHIBA PDA G910, 1 paket Djarum Black, Rezistanslı çakmak, Antika bir Kur'an.
Özellikleri:Araştırma,Genel kültür,Arşiv kaynakları,Ateşli silahlar,Teknoloji,Dayanıklı psikoloji,Retorik

Spoiler:
Geçmiş: Timur Çeçenistan'da dünyaya geldi.  Babası Suriyeliydi. Savaş, yıkım, toplu katliam, tecavüz gibi her acıyı gördü. Rus ordusunun bir baskınında ailesini kaybetti. Operasyonun arkasındaki bürokratları araştırdığında emrin Kremlin'den verildiğini öğrendi. Hayatta kalabilmesi FSB'nin etkin olduğu Kıta Avrupası'ndan kaçabilmesine bağlıydı. Asya bozkırlarında göçebelerle kayıtdışı bir hayat sürdüğü 3 yıldan sonra Şangay'da ki bir arkadaşıyla iletişim kurdu. Arkadaşı hala FSB tarafından arandığını teyit etti. Arkadaşı yakın zamanda pasifiği geçecek bir  yük gemisinde  bir iş önerdi. Timur iş teklifini kabul etti. 2 aylık zorlu bir yolculuktan sonra Çin'e kaçak girmeyi başardı. Gemideki buluşma gece yarısı gerçekleştirilecekti. Buluşmanın FSB tuzağı olduğunu anladığı anda çok geçti. Gene de şansı yaver gitti .Kremlin'in hatası hayatın her olasılığa gebe olduğunu unutmaktı .Kurşun yemesine rağmen ajanları atlatmayı başaran Timur bilincini kaybetti. Kendine geldiğinde küçük bir kulübedeydi. İçerden bir Amerikan televizyonunun sesi geliyordu. Şangay'da ki arkadaşı Gennady onu kurtarmış ve beraberinde Amerika'ya getirmişti. Los Angeles'in dışındaki kulübede iyileşene kadar dinlendi. Bu sırada yeni kimliği olan Ghassan Hourani'yi çalıştı. Babası ona Arapça öğrettiği için rolünde zorlanmadı. LA Tribute'de ikinci bir şans elde etti. Bir Organiztsiya üyesinin peşinde haber kovalamaktaydı ki, tüylerini diken diken eden bir snuff kasetle karşılaştı. Video da ki genç kız ölen kız kardeşine o kadar çok benziyordu ki, araştırmasını bu yöne kaydırdı. Bilgi kaynaklarının onu yönlendirdiği evde karşılaştıkları ise... Çeçenistan'da bile karşılaşmadığı türden şeylerdi... İnsan kötülüğü ile ilgili çok şey görmüş olan Gas için bile bu videodaki kötülük başka bir şeydi. Derin bir karanlık. Hiç hissetmediği bir korkuyla kuşatıldı zihni, benliği, ruhu, bedeni...  İşin peşini bıraktı.... kendini “dinin yasakladığı” şeylerde kaybetti bir süre. Bu sürecin ona yaptıklarını gördüğünde tekrar işe sarıldı. Sonraki beş yılını bir işkolik olarak geçirdi. Zevkten sofuluk derecesinde uzak duran bir kuşkucu olup çıktı. Şimdiyse doğruya olan inancını yeniden kazanmaya çalışıyor.  Santa Monica ise yeni bir dava gibi gözüküyor ama  her şey geçmişte başlamamış mıydı?   İnancını kaybetmiş bir Müslüman olmasına rağmen, katoliklerin yaşayacağı türden güçlü bir suçluluk duygusunun esiri. Tek istediği yaralanmış ruhunu bütünleyerek bir şifa bulmak. Bunu yapmak için davayı çözmesi gerektiğini biliyor. Sınırları zorlaması gerektiğini. Doğa ile doğaüstü arasındaki...


[hr]
http://img29.imageshack.us/img29/6038/stepdeghassan.jpg > Bu resim Moğolistan'da göçebelerle birlikte yaşadığı sırada bir çocuk tarafından çizilip hediye edildi. Hala saklamaktadır.
[hr]
Fiziksel özellikleri:Siyah göz, şakakları kırlaşmış koyu kahverengi kısa kesimli saç, aklaşmış kirli sakal, 1,70 boyunda. Koşmak ve yüzmek vücudunu biçimlendirmiştir. Sırtında "Mae Culpa" yazan bir dövme vardır.
Karakter yapısı: Amerika’da bir arap olmak? Ne beklenebilir ki? Her gün tekrar tekrar savaşın içine atılmak bir insanın karakterini nasıl biçimlendirir? Savaş bazen önyargılarla bazen mafya ile bazen de hükümet iledir. Silahlar ise tarihler, banka hesapları, ses ve video kayıtlarıdır.  Sınır durumlarda yaşamanın verdiği ruhsal güce sahip fakat yaralı bir karakter. İşkolik. Kronik uykusuz. Kahve-sigara adamı. İyiye olan inancını yeniden kazanmaya çalışan bir kuşkucu. Ruslara karşı kendisinin de farkında ve rahatsız olduğu bir önyargıya sahip. İnancı ve kuşkuları arasındaki çelişkiler verdiği kararları etkiliyor. Bu çelişkileri tepkisizlik maskesi altında saklıyor. İkna kabiliyeti yüksek. Arapça, Rusça, İspanyolca biliyor...
Görünüm:Acı Kahve uzun kollu sweatshirt, petrol rengi bir kot, dağcı ayakkabıları, Kırmızı-gri motorcu ceketi, sol kulakta gümüş bir küpe.
CoraxCorax
Üye
Preset 7

İsim: Christopher Black
Yaş: 234
Fiziksel özellikler: uzun boylu, zayıf, bir vampir için bile soluk tenli, siyah saçlı ve siyah gözlü. İnce bir bıyığı var.
Karakter yapısı: Sürekli terzi elinden çıkma 1. kalite takım elbiseler giyer, inatçı, pratik zekalı ve hazırcevap. Son zamanlarda paranoya ve şizofreni belirtileri gösteriyor.
Preset Özellikleri - Malkavian disiplinleri(Obfuscate, Auspex, Dementation), Psikolojik dayanıklılık, Yüksek zeka, Birçok yabancı dili bilme(birkaç ölü dil dahil), Yüksek Camarilla statüsü, Tıp, biyoloji, kimya ve psikoloji-psikiyatri bilgisi.
Envanter: Colt Single Action Army ve mermileri, üstünde Black ailesinin arması bulunan bir hançer, Pipo, tütün, tek camlı gözlük(monocle)
Spoiler:
Geçmiş: 

1775 yılında Güney İrlanda’da şu an terk edilmiş olan bir şehirde doğdu. Babası o şehrin soylusu olduğundan hiç açlık veya sefalet çekmedi. Babası şatolarından çıkmasına pek izin vermediğinden çocukluğu genellikle 4 duvar arasında geçti.

Bu 4 duvar arasındaki tek zevki okumaktı. Şatonun kütüphanesindeki her kitabı en az ikişer kere bitirdikten sonra anladı ki içindeki bu bilgiye olan açlık dinmiyor, aksine çoğalıyordu. 20 yaşında Londra’ya gitti. Oradaki bütün kütüphaneleri gezdi, bütün koleksiyonları ziyaret etti. Oradan Paris’e geçti. Oradan sırasıyla Madrid, Prag, Budapeşte, Bükreş ve Moskova’ya. Ancak ne var ki, ondaki bu bilgi açlığı başkalarının da ilgisini çekti.

14 yıl boyunca yurtdışında olduktan sonra eve dönüş yolculuğunda Prag da embrace edildi ve 3 sene boyunca Prag da kaldı. Başta vampirliğe uyum sağlamakta çok zorlandı, ama zamanla ve iradesiyle kafasının içindeki sesleri susturmayı başardı. Bunu gören atası onu bu “Malkavian Deliliği”’ni araştırmakla görevlendirdi. Ancak ne yazık ki araştırmaları başarısızlıkla sonuçlandı.

1857 yılında anavatanı Güney İrlanda’ya geri döndü ve Black şatosunu yıkılmış vaziyette buldu. Christopher ayrıldıktan 15 yıl sonra halk isyan etmiş, şatoya saldırmış ve yerle bir etmişti. Aradan çok uzun zaman geçmesine rağmen halkın nefreti hala taze idi. Halkın neden isyan ettiğini araştırırken kendisinin de bir Black olduğunu öğrenen halk ona saldırdı. Christopher zorlukla kaçmayı başardı ancak 20 senedir yanında bulunan ghoulu(aynı zamanda sevgilisi) Lucy öldü.

Lucy’nin ölümünün ardından Amerika’ya gitti. Seneler boyunca tıp, psikoloji ve psikiyatri üzerine çalıştı, ama amacı hep aynı idi, atasının verdiği görevi tamamlayabilmek. İkinci dünya savaşının başlamasıyla Stratejik Servisler Ofisi(Office of Strategic Services) tarafından işe alındı. Ancak savaşın ortalarında taraf değiştirip Almanya adına çalışmaya başladı. "Ölüm Meleği" Joseph Mengele ile birlikte savaş esirleri ve yahudiler üstünde genetik dahil çeşitli araştırmalar yaptı. Savaştan sonra Mengele ile birlikte Arjantine kaçtı. Seneler boyunca Mossad tarafından arandı. 1967 de Amerika'ya geri döndü. Soğuk savaş sırasında Amerika'nın Sovyet psişik araştırmalarına karşı kurulan çok gizli bir örgüt olan Paranormal Araştırma ve Savunma Bürosu'nda çalıştı. Büronun dağıldığı 1993 yılına kadar orda çalıştı.

Paranormal Büro'dan sonra Alaister Grout ile uzun yıllar boyunca çalıştı, ancak bütün bu geçen seneler kafasındaki sesleri susturan tıkaçları gevşetmişti. Zaman kavramını da yitirmesiyle iyice endişelenen Christopher Los Angeles’ı terk etti.

Gitgide daha da tuhaflaşan Christopher birkaç sene sonra tekrar Los Angeles’a döndü . Ancak Grout’un öldürüldüğünü öğrendikten sonra umutsuzluğa kapıldı. Kafasındaki sesleri iyice serbest bıraktı ve artık her şeyi akışına bıraktı…

Roselyn
Üye
Preset 17

İsim:
Nadya “Dice Mistress” Luminitsa (Small Light of Hope)
Yaş: 25
Klan (varsa): Ravnos - Ghoul

Fiziksel özellikleri: Uzun , belinden bir karış yukarıda kalan siyah saçları var. Sadece önden iki tutam kadarı şarap kızılına boyalı ve örülü bir biçimde alnının iki yanından aşağı sarkıyor. Saçının geri kalanı gevşekçe toplu. Gözleri ela, dış kısmı yeşil, gözbebeğine yakın yerler sarıya çalıyor. Boyu 175 , kilosu 52. Ölçüleri 85,65,80 . Teni kumral, ne çok esmer ne çok beyaz. Gözleri hafifçe çekik.

Spoiler:

Üzerinde genellikle askılı tek parça bir elbise ile gezer, rengi değişkendir. Aksesuar delisi olmak ile beraber kulakları,elleri, bilekleri be boynu daima takılarla doludur; genellikle gümüş. Saçında zar biçiminde iki toka vardır. Özel tasarım kıyafetler giymekten hoşlanır. Confessions dışında ise genellikle daha sade ve spor kıyafetler giymekle beraber ona eski sevgilisinden hatıra deri ceketini hiç yanından ayırmaz.

Karakter yapısı: Oyuncu, düzenbaz, insanların ağzından lafı söküp alabilen birisi; sonuçta birkaç shot tekilanın yapamayacağı şey, açamayacağı ağız yoktur değil mi? Kumara bayılır ve çoğunlukla yener. En sevdiği oyun zarlı pokerdir; paralı ya da strip. Sürekli müşterileri genelde dertlerini dinlemekten en zevk aldığı müşterileridir. Bu dertler onun eline oldukça iyi miktarda paralar getirmektedir zaman zaman. Flört etmeyi seven bu kişi için karşındakinin kim olduğundan çok, içinde neler barındırdığı önemlidir.

Disiplinler (varsa): Chimerstry , Fortitude

Silahlar (varsa): İki tane avcı bıçağı, Av tüfeği

Geçmiş: Nadya Los Angeles’ın en dışındaki banliyölerin birinde doğdu. Annesi anasınıfı öğretmeni, babası ise bankada veznedardı. Zamanının çoğunluğunu annesiyle beraber anaokulunda geçiren Nadya, daha küçüklükten sosyal becerilerini geliştirmeye başlamıştı. Babası genellikle meşgul olduğu için onunla zaman geçirebileceği tek aktiviteye yöneldi; geyik avı. Her sene av mevsiminde ava çıkan babası ve arkadaşlarıyla beraber ormana gider, kamp yapar, geyikler tuzağa düşene kadar onlarla zar oynardı. Bu onun en ufak püf noktalarını ve hileleri öğrenmesini sağladı. Geyikler tuzağa düştüğünde ise onların derisini yüzme işi ona kalıyordu, böylelikle avcı bıçaklarını en iyi nasıl kullanabileceğini öğrendi, yaşı ilerledikçe de geyikleri avcı tüfeğiyle vurmayı.

Tatlı dili ve sosyal becerileriyle liseyi hiç sorunsuz atlattı. Derslerle bir problemi olmadığı için merakını erkekler ve ilişkiler çekmişti. Kızlar tuvaletinde duyduğu dedikodular ise okulda otorite kurmasını sağlamış, onu popüler biri yapmıştı. Bilgiyi doğru yerde kullanmanın gücünü daha o zamanlar kavramıştı Nadya.

Liseden sonra üniversiteye girmeye çalıştı, ancak hayat şehir merkezine doğru gittikçe zorlaşıyordu. Başvurularından cevap alamayınca ve ailesi onun para yardımını kesince çaresiz bulduğu ilk işe girdi; barmenlik. Orada kendine bir usta edindi; kendinden daha tecrübeli ve becerikli olan bu adam önce onun öğretmeni olacaktı daha sonra aşığı. Barmenliğin inceliklerini ondan öğrenen Nadya, bir bar kavgası sırasında bir bıçak darbesi sonucu onu kaybedecekti.

Aşığının kaybını atlatmak için kendini bardaki işine ve kumara adayan Nadya, yetenekleri ile birlikte dikkat çekmeye başlamıştı. Bir gece bara gelen adamlardan biri bütün gece barda oturmuş, onunla muhabbet etmiş, ancak ısmarladığı içkiden bir yudum bile içmemişti. Sohbet, eğlence ve kahkahalar, birkaç el kumar ile birleşince Nadya’ya kaybettiği aşığını hatırlatmış, daha yakın davranmaya başlamıştı. Adı Stefan olan bu yabancı ona yaptığı işte en iyisi olmayı vaddetti; hayatta kalabilmesi için gereken şeydi bu. Fakat Nadya’nın bilmediği şey, yaptığı bu anlaşmanın karşılığında vereceğinin çok daha fazla olduğuydu. Artık bir vampirin ghoul’u olmuştu. Önceleri hiç yanından ayrılmadı Stefan, ancak yavaş yavaş Nadya duruma alışınca onu günlerce yalnız bırakmaya başladı. Artık sadece ihtiyacı olduğunda ve ayda bir düzenli ziyarete geliyordu onu.

Ghoul olmasından sonraki zamanlarda şans onun tarafına döndü; önce daha iyi bir eve çıkmasına yetecek kadar para kazandı, daha sonra ise kenar mahalle barlarından kendini kurtaracak bir işe kabul oldu; Confessions’da barmen olarak çalışacaktı. Ve bulduğu bu işin sonunda barın sahibesi olacaktı.

Şarkı: Genitorturers - Lecher Bitch

SweetNightmare
Üye
Preset 6

İsim: Lucia Silverhand
Cinsiyet: Bayan
Yaş: 24

Fiziksel özellikleri:


- Boy: 1.69
- Kilo: 51
- Saç Rengi: Koyu sarı
- Göz Rengi: Mavi-Yeşil karışımı
- Vücut yapısı: Atletik yapılı, orta cüsseli, aşırı seksi

Karakter Yapısı:


- Hayatını intikam amaçlı yaşayan
- Kolay sinirlenebilen, sinirlerine hakim olamayan
- İçine kapanık
- Hızlı, pratik

Envanter, Giysiler, Silahlar:


- Dual Baret ( Gümüş kaplama, Gümüş mermiler, Birinin Üzerinde " Vampire ", diğerinin üzerinde " Hunter " yazıyor. Dual baretleri için kemerinde özel bir yer var, buraya baretler ters olarak giriyor. Baretlerini kemerine koyunca yazılar yan yana geldiği için, " Vampire Hunter" yazıyor gümüş, italik harflerle. "
- Gümüş, keskin bıçak ( Bıçağının üstünde "Urudie" yazıyor, babasının ismi. Bıçağın aşırı güzel bir tarafı var, o da şu. Bıçağın tutulacak yerinde Die, diğer tarafında Uru yazıyor. Bıçağı bir vampire sapladığında, yani bıçağı sokunca, Uru tarafı vampirin vücudunun içine giriyor ve bıçakda sadece " Die " yazıyor. )
- Kolsuz mavi bluz ve siyah şort ( Vücut hatlarını belli eden, dar )
- Parmaksız siyah eldivenler ve özel kemeri ( Dual baret, 2 şarjör ve özel bıçağı için )
- Siyah botlar

Özellikler:

-Yakın dövüş
-Patlayıcılar
-Okült bilgisi
-Yüksek sosyal beceriler
-Frenzy
-Hayatta kalma becerileri

Geçmiş:


Hazırlanıyor.

Oldboy
Üye
Preset 4

İsim: Vexxer
Yaş: 37
Fiziksel Özellikleri: 1.83m boyunda, 73 kg ağırlığında. Kahverengi gözleri ve kahverengi uzun dalgalı saçları var. Sürekli kendisini kesmekten kaynaklanan bütün vücudunu kaplayan yaraları onu gördüğünüzde midenizin bulanmasına sebep olabilir. Bunlar bazıları anlamlı bazıları anlamsız şekillerden oluşuyor. Sol yanağında Efendisi ile tanıştıktan sonra yaptığı V şeklinde bir yara onu daha da iğrenç gösteriyordu.
Karakter Yapısı: Daha Sabbath ile tanışmadan önce psikopat herifin tekiydi. Kendine ve özellikle karşısındakine acı çektirmekten büyük ölçüde zevk alan bir yapısı var.
Disiplinler: Animalism
Silahlar: 1 adet CRKT First Strike bıçak. 1 adet komando bıçağı. Ve pek kullanmadığı ama ihtiyaç duyar diye yanında taşıdığı SIG Sauer P226 tabanca.
Envanter: 1 paket Camel soft, 1 adet normal çakmak, 1 adet cam pipo, 30gr Metamfetamin, kirliliğinden dolayı rengi zor belli olan kırmızı bir sweat-shirt, yer yer yırtık koyu mavi bir kot -aynı derecede kirli- ve son kurbanlarının birinden aldığı mavi polar.
Geçmiş:

Vexxer ile ilgili en iyi bilgiyi, onun karaladığı sapıkça olan şu paragraflardan edinebileceğimizi düşünüyorum:

Spoiler:

“Kendimin farkına bir yetimhanede vardım. Daha öncesini hatırlamıyordum. 14 yaşında yetimhanede kalan bir çocuğu, sırf tatlımdan yediği için ölesiye dövdüğüm için beni 1x2m’lik bir hücreye kapattılar. P.ç kuruları. Görevlilerden Harry her 2 akşamda bir gelip sırtıma 3 kırbaç vuruyordu. Sanırım haftanın en eğlenceli kısmı bu bölümdü. Yıllar geçiyordu. Hücremde 10 sene kaldıktan sonra yetimhanede bir yangın çıktı. Görevlilerden biri gelip kapımı açtı ve beni binanın daha güvenli bir yerine nakil edeceğini söyledi. Vaktimin geldiğini anlamıştım. 10 yıl boyunca hücremin duvarına sürterek bir bıçak haline getirdiğim kaşığı görevlinin boynuna sapladım. Elimdeki bağları çözüp kaçmaya başladım. Alevlerin bulunduğu bölüme geldiğimde Harry’nin bana doğru koşmakta olduğunu fark ettim. Önünü kesip boğazına bir yumruk attıktan sonra bıçağımla dizkapaklarının altından kesip yürümesini engelledim. Yere yığılan adamı alevlerin yayılmakta olduğu bölgeye götürüp bıraktım. Dışarı çıkarken arkamdan yükselen acı çığlıkları duyabiliyordum. Hiçbir şey bundan daha tatlı olamazdı.

Artık dışarıdaydım. Harabe halindeki bir depoda Metamfetamin pipomu tüttürerek kendimi kesiyor ve yarı uykulu yarı uyanık bir şekilde gündüzlerimi geçiriyordum. Geceleri dışarı çıkıp sataşacak birilerini arıyordum. Genelde eli boş dönmüyordum eve. Çok sevdiğim iki bıçağıma layık biri mutlaka karşıma çıkıyordu. Onları öldürmüyordum, sadece yaralayıp yarım saat kadar önümde acı içinde kıvranmalarını izliyordum. Sanırım 10 sene sonra bir gece yine kaldığım depoya döndüğümde karşımda pek çok insana iğrenç gelebilecek biri vardı. Bir kadın, vücudunun çeşitli yerlerinden sivri kemikler çıkıyordu. Efendim Vichy ile o zaman tanıştım. Bana sadece ilk adını söyledi, kişilik olarak bana çok benziyordu. Benim kadar acımasızdı. Ve onun sayesinde karanlıklar dünyasının sadece benden ibaret olmadığını anladım. Benden çok daha üstün ve delicesine vahşi yaratıklar vardı. Bana kendi kanından vererek hayal bile edemeyeceğim güçler bahşetti. Artık 35 yaşımı bitirmek üzereydim. Bu yaş sadece benim tahminim. Doğum tarihimi sadece beni doğuran oro.pu annem biliyordu. Efendim bazı geceler gelip bana amacımızdan ve karanlıklar dünyasından bahsederdi. Ağzından çıkan her kelimeyi dikkatli bir şekilde dinlerdim. Sanki biri bile uçup gitse Efendim’i üzecek ve beni sevmemesine neden olacaktım. Bir sene sonra efendim yine beni ziyaret ettiğinde yüzünde ciddi bir ifade vardı ve bana vereceği bir görevi olduğunu söyledi. Bu ne büyük bir lütuftu! Efendimi mutlu etme şansını en sonunda elime geçirmiştim. Görevin birini öldürmek olduğunu duyduğumda ise sanki bulutların üzerinde uçuyordum. Bıçaklarım uzun süredir kınlarından çıkmamıştı. Bana lazım olur diye bir tane de iyi görünümlü tabanca verdi. Görevim daha önceki sohbetlerimizde geçen vampir avcıları Society of Leopold’un kokuşmuş lideri Patriach’ın eşini öldürmekti. Nerede bulabileceğimi söyledi ve 2 gece sonra görevimi tamamlamak için depodan ayrıldım. Çok temiz bir iş olmuştu. Komando bıçağım ile boğazında temiz bir kesik, cesedine pek fazla zarar vermemiştim. Efendimin başka planları olabilirdi. Cesedi ona götürdüğümde bana sadece ‘Görevini iyi yaptın Vexxer’ dedi. Bu kalbimi kırmıştı ama ona belli etmedim. Üzülmesini istemiyordum. Sanırım bu anılarımı yazma meselesini artık bıraksam iyi olacak. Yapacak daha önemli meseleler boy göstermeye başladı.”


Vexxer ile ilgili bilgilerimiz bu kadar ki bunlar bile onun sapık kişiliği hakkında yeterli bilgiyi veriyor kanaatimce. - Anonim
Elegie
Üye
Şablon: 19

Spoiler:
Arabistan'ın çöllerinde bir haftadır uzunca bir yürüyüşten sonra yorgunluk ve susuzluk sizi bitirmişti. Altı haftadır peşinizde sizi avlayan "suikastçiler"den kaçmaya çalışıyordunuz. Çölde seyahat etmenin en tehlikeli yanı eğer gün ağarmadan kendinize saklanacak bir yer bulamadıysanız işiniz bitmiş demekti.Büyük ihtimal onu izleyen Assamite'lar bu kadar şanslı değillerdi.

Buradan gitmesi gereken yeri biliyordu, çok yakınlarda Al-Nabar isminde bir şehir vardı ve bu şehirde ufak bir kontağı bulunmaktaydı. Buradan kıyafet,yolculuk için gerekli para ve geri kalan "şeyleri" tedarik edecekti.

Artık tek yürüyenlerden birisi olarak her dakikası paranoyakça suikaste kurban gitme korkularıyla doluydu fakat bunun onu çok daha dikkatli yaptığı söylenebilirdi.

Fakat herşeyden önce Los Angeles'a yapacağı bu seyahat onun açısından önemliydi.

Augustus Giovanni şehire geri dönmüştü.


İsim: Kyria Laodameia Eaven

Fiziksel özellikleri:
Spoiler:

Şeffafmışçasına beyaz teni, neredeyse bacaklarına kadar uzanan saçları arasından parlamaktadır. Hafif dalgalarla süzülen saçları hâlâ bir insan iken kumraldı, şimdi ise solan bu kumral tellerin arasında arada bir sarı teller görünür. Gece kadar siyah, iri gözleri boşluğu andırır birçok kişiye. Oval bir yüze sahiptir, ancak 17 yaşındaki görünüşü nedeniyle hâlâ yumuşak yüz hatlarına sahiptir. Kıvrımsız, düz, yuvarlak burna sahiptir ve dudakları incedir, ama şekilli ve hafifçe şişkindir. 1,70lerdeki boyu, daima dimdik duran sırtıyla asil bir duruşa sahiptir. Kaçmakta olduğu suikastçilerden kalma birkaç yara izine sahiptir, en belirgin olanı ise sırtındaki derin bir kesiktir ki bunu saçlarıyla iyi bir biçimde kapatmaktadır.

Karakter yapısı: Kaçışı nedeniyle en göze batan özelliği dikkati olmuştur. Sürekli etrafı tarayan gözleri paranoyakça bir kıpırtı aramaktadır. Artık hayatı ve ölümü dışında bir şey düşünemez hale gelmiştir, insanlığını ısrarla korumaya çalışan Kyria bu mücadele sonucunda giderek vahşileşmeye başlamıştır. Asil duruşu ve saygıya gösterdiği önem onu Ventrue'larla kıyaslanabilecek kıvama getirmiştir. Yandaşlarına verdiği önem, hepsini bir bir kaybetmesiyle bir intikam hırsına dönüşmüştür.

Silahlar (varsa): 40 cm uzunluğunda bir hançer, staff

Geçmiş:

Spoiler:


“If the people we love are stolen from us, the way to have them live on is to never stop loving them. Buildings burn, people die, but real love is forever.”

Ne kadar zaman geçmişti, anımsayamıyordu artık. Sayma yetisini çoktan yitirmişti. "Sağlığı" tehlikedeydi, çevresindekileri bir bir yok eden büyük korku sanki hemen arkasında, geliyordu. Çölün uçsuz bucaksız sıcağında saklanacak bir karaklık buldu mu birkaç günlük uykulara dalıyor, kalktığında en kederli düşleri sürdürmeye devam ediyordu. Bu yolculukta düşünmeye çok zamanı olmuştu. Zaten ölüme doğduğundan beri en çok yaptığı, yapabildiği şey düşünmekti. Gözleri hâlâ canlılıkla parlarken ne kadar da çok seçeneği vardı. Oysa şimdi yapabildiği tek şey düşünmekti, kaçmak ve düşünmek...

Zaten artık hayatını anımsayamıyordu. Öleli uzun zaman olmuştu.

Ama yine de hatırladığı kadarına sıkı sıkı bağlanmıştı. Savaş alanında ölen babasının öğütlerine, onun yasını tutmasına rağmen yönetime devam eden annesinin şefkatli müziğine, büyükannesiyle okuduğu kitapların aklında kalan satırlarına, oyunlar oynadığı kardeşinin anılarına bağlamıştı kendini. Gün ışığını görebildiği zamanlarda gölgelere sığınırlardı saklambaç oynarken. Gecenin karanlığından korkardı. Korkmakta haklı olduğunu öğrenmesi de 17 yıl sürmüştü. O yabancının evlerine ziyareti... O günden beri gölgelerde gün ışığından kaçıyordu. Garip bir şekilde ironik geliyordu.

Nasıl da kaptırmıştı kendini o adama. İlk geldiği an yeşil gözleri Kyria'ya öyle bir bakmıştı ki, kendini anında onun kucağına bırakabilirdi. Yeşil, ama normal bir yeşil değildi. İlk bakışta kahverengiydi sanki, ama irisinin etrafı yeşil harelerle süslüydü. Meleksi bir hare. İriydi o gözler, kocamandı. Omuzlarına dökülen saçları yanan mobilyaların ışığında parlıyordu. Teni, odasında sakladığı porselen bebekler kadar saf ve parlaktı, ancak siyah gölgelere sahip kan kırmızısı kadife giysilerle gizlenmişti. Savaş alanına dönen evlerinde, ailesinin ve hizmetkarların parçalanmış cesetleri arasında, aldığı yaralar tarafından hızla ölüme sürüklenen Kyria'yı bulmuştu. O'nu hâlâ hatırlıyordu, evet, çünkü onun ölümüne uyanmasını o sağlamıştı. Dişleriyle gelen sonsuzluğu kabullenmiş, ölümünden sonraki hayatını da onunla geçirmişti. Bir evlilik teklifi gibiydi ona sonsuzluğu sunması; "Benimle beraber ölümü yaşamak, ailenin intikamını almak ister misin? Tereddüt edip etmediğini hatırlamıyordu, ama kararan görüşünde anımsayabildiği son şey, hayata tutunurcasına ellerinin omzuna tutunduğuydu.

Bu onun ikinci hayatının başlangıcıydı. Beraber yaşadığı süre boyunca, ailesini geri getirebileceğine inandığı yeni bir sanatı keşfetmişti; nekromansi. O'nun da benzer bir amacı vardı. Kaybettiklerini geri getirme isteği, ölüme hükmetme isteği. Onları öldürenlerden, kasabaya saldıran kurtadam sürüsünden intikamlarını almışlardı,  ama yaşarken korktukları ölümün bir parçası olarak, onu engellemeye çalışıyorlardı belki de. Mutlu muydu? Belki başaramamış, onarı sonsuza dek kaybetmişti ama artık yeni bir çevresi vardı ve O'nun yanında "yaşayabildiği" için mutluydu.

Avcılar onu bulana kadar. O günkü savaş, karmaşa, öldüğü günden daha korkunç ve vahşiceydi. Yandaşları, arkadaşları olmuştu; insanlığını kaybetmemiş ama sevdiklerini kaybetmiş, kendisi gibi lanetli gece yaratıkları. Hepsini bir bir kaybetmişti. Ve O'nu da... İlk sevgilisi, son aşkı, ölümdeki kocası... Üstelik, kendisini ikinci kez korumaya çalışırken.

Artık kaybetme sırası onlardaydı.


not: Editlerim ilerde, geliştirmek amacıyla. Eksik kaldı bazı şeyler.
Gabriel Archangel
Üye
Spoiler:
8-Çingene (Unisex)

Romanya'da bir söz vardır

"Karanlıkta olduğunu bildiğin şeyi bilmiyorsundur"

Eski bir çingene ailesi olan Hystareya'lara mensup genç bir çingene olarak hayatınızı Romanya'da sahte vampir avcılığı ve kumar oynayarak kazanıyordunuz. Karanlıklar Dünyası'nı bilen ve kapsadıklarını anlayan birisi olarak bunlardan uzak kalmayı seçtiniz, taa ki günün birinde Romanya'ya gelen bir turist olan Ravenesco ile tanışana kadar, Dünya'nın en güzel varlığı olan Ravenesco'ya kalbinizi armağan etmek istediniz fakat kim bir çingeneye bakardı ?

Özellikle hayatını hile ve kumar ile kazanan birisine.

Ravnos klanını biliyordunuz ve tanıyordunuz, sadece çingene olmaları ile sınırlı benzerlikleriniz olan bu klandan bir vampire tutulacağınızı asla bilemezdiniz.

Ravenesco'nun Amerika'da Los Angeles'ta yaşadığını öğrendiğiniz zaman onun peşinden mülteci olarak bir tankerle kaçak bir şekilde Amerika'ya gitmek zorundaydınız, kara sevda dedikleri bu olsa gerek...

Preset Özellikleri: Yüksek sosyal beceriler,Kumar,El çabukluğu,Retorik,Hırsızlık,Sokak dövüşü,Psikolojik dayanıklılık.



İsim: Abel Gabriel Hystareya

Yaş: 25

Klan (varsa): -

Fiziksel özellikleri: Orta boylu, sağlıklı, dinç ve zaman zaman yaptığı işlerden koşarak uzaklaştığı için kısmen atletik bir vücuda sahip, uzun kahverengi saçlı ve siyah gözlü

Karakter yapısı: Günü yaşayan, pratik zekâlı, hafif ukala; bir çingene nasıl olabilir ki başka?

Disiplinler (varsa): -

Silahlar: Colt Anaconda, Mermiler ve bir adet bıçak

Geçmiş:
Spoiler:
Şimdilik kalsın..! Ayrıntılı bir şekilde döşeneceğim..!
KurtulanSamaKurtulanSama
Üye
Şablon: 12

İsim: Ralph WENDELL
Yaş: 21

Fiziksel özellikleri:
-Boy: 1.80
-Kilo: 72
-Göz rengi: Gümüşe kaçan mavi
-Saç: Uzun, Siyah
-Vüçut yapısı: Orta cüsseli, atletik yapılı

Karakter yapısı: Doğaya düşkün, modern insanların yapaylıklarından kaçan ve insandan önce dünyada var olmuş yaratıklara hayranlık duyan bir kişi.

Silahlar: Babamın hediyesi olan isviçre çakısı

Geçmiş:

Spoiler:
Babamın beni ilk defa kampa götürdüğü zamanı hatırlıyorum. Henüz 5 yaşındaydım, daha ilk gecede bir baykuş'un ötmesinden korkup çadıra saklanmış ve hüngür hüngür ağlamıştım. Annem hep ormanın tehlikeli bir yer olduğunu söylerdi zaten. Babam ne zaman kamp konusunu açsa ayılar ya da kurtlar tarafından parçalanan kampçıların haberlerini babamın önüne atıverirdi. Sanırım o zaman annemin gerçekten haklı olduğunu düşünmüştüm. Orman korkunçtu; hele geceleri...

Bu fikrimi değiştirmem uzun zaman almadı. İkinci gün babam beni ormanın içinde gezdirmeye başladı. Bana nasıl yol bulacağımı anlatıyordu(Ben dinlemiyordum o ayrı mesele)...
Bu şekilde bir süre gezdikten sonra bir yavru kurda rastladık. Annesinin cesedinin başında duruyor çaresizce onu uyandırmaya çalışıyordu. Sonra bizi farketti. Gözlerindeki bakışı asla unutmayacağım. O kadar masumdu ki.

Babam yavru kurda kamp yaptığımız alanda bir süre bakmama izin verdi. O an çok mutlu olmuştum ve bu mutluluğum o yavru kurtla harcadığım her saniye artıyordu. Ben Ralph Wendell, anneme göre ormandaki en korkunç yaratıklardan biri ile arkadaş olmuştum. O kadar iyi hissetmiştim ki kendimi. Ondan sonra orman bana asla tehlikeli görünmedi. Aksine ormanın o garip, kendine has sesleri huzur vericiydi.

Ondan sonra babamla sık sık kampa gittik. 13 yaşıma geldiğimde bana hediye olarak bir çakı almıştı. İlk olarak nedenini anlamamıştımancak annemin nasıl bağırdığını iyi hatırlıyorum. Kendimi kesermişim. "İnsanlar hep diğerlerinin onlardan daha aptal olduğunu düşünür" derdi babam. O sene babam bana çakıyı avlanmak için nasıl kullanacağımı öğretti.

16 aşımda bir dinazor segisine gittim. Dinazorlar ile her zaman ilgili idim. Bir zamanların en görkemli canlılarıydılar ama onları bu kadar yakından görmek... Sadece fosilleri bile kalbimin bir sinekkuşunun kanat çırpması kadar hızlı atmasını sağlıyordu... O zaman ne olacağıma karar vermiştim.

18 yaşımda Harvard üniversitesi'nin arkeoloji bölümüne burslu girme hakkı kazandım. Ailem'in benimle ne kadar gurur duyduğunu belirtmeme gerek yoktur sanırım. 3. senede uygulamalı saha çalışmaları başladı. İşte kariyerimin zirvesine hızlı bir çıkış yapmamı sağlayacak kalıntıları orada buldum. Bu kalıntılarda kurtlara benzeyen insanlar(ya da insana benzeyen kurtlar) ve kurda dönüşen insanlar vardı.

Bütün bir dönemi bu araştırmalara harcadım ve sonunda bir konferansta bu tezimi insanlara gösterebilecek hale getirdim... Şimdi bu konferans için Los Angeles'tayım...
[WT]Elessar
Üye
Kalıp: 11

İsim: Ilari "Bluestreak" Ilmonen
Yaş: 21
Ülke: Finlandiya
Fiziksel özellikleri:

Spoiler:
Boy: 1,93 m
Kilo: 82 kg
Vücut yapısı: Zayıf, çelimsiz gibi görünen ancak yeteri kadar güçlü ve dayanıklı bir yapıya sahip. Özellikle uzun süreli headbang'lere oldukça alışkın. Omuzları genişçe, kolları ise ince.
Göz rengi: Açık lacivert
Saç rengi & türü (orijinal): Sarı, kalçaya kadar uzanan düz saç.
Saç rengi & türü (boyalı): Belli yerlerinden maviye boyanan (şerit halinde); sarı, kalçaya kadar uzanan düz saç.
Yüz tipi: Nispeten uzun, ten rengi neredeyse saçı ile aynı. Herhangi bir "facial hair" yok.


Karakter yapısı:
Oldukça yaratıcı, inatçı, gitarına ve müziğine sıkı sıkıya bağlı, espri yapmayı fazla sevmeyen (bilmeyen değil), asi ve çocuk ruhlu.

Silahlar (varsa):
Bir gitar, kullanmasını bilenlerin elinde, tehlikeli bir silahtır.
PRS CE 24
Johnson 6200 Blue
Fender Mb4 Bass Cobalt Blue

Geçmiş:

Spoiler:
Los Angeles. Melekler Diyarı... Henüz bir şans perisini bile görememiş ben için anlamsız; klişe dolu insanların adımlarıyla sessizliği bozulan boş bulvarlara sahip, kara bir bataklık. Görünürde, herkesin en alımlı kostümleri giydiği, en güzel parfümleri sürdüğü, en alımlı sevgiliye sahip olduğu Amerikan Rüyası. Görebilen gözler içinse kokuşmuş domuzların cirit attığı, yeraltında ise sıçanların kol gezdiği pislik dolu bir yer.

Ben de o göremeyen gözlere sahiptim birkaç yıl öncesine kadar. Tüm grubu peşimden sürükledim bu lanet şehre. Hepsi de karşı çıkmışlardı; "Barlarda iyi kazanıyoruz; şansımız varsa burada keşfediliriz." demişlerdi bana. Bense karşı çıkmıştım onlara; "Los Angeles.. Melekler Şehri.." deyip duruyordum. Aklımdan başka hiçbir şey geçmiyordu. Tüm arkadaşlarım beni vazgeçirmeye çalıştılarsa da inatçılığımı bilenler kısa sürede geri çekildi. Grubum ise bana 3 ay direnebildi. Tek şartla kabul ettiler zaten, "Dönüş parasını asla ama asla harcamayacaktık".

Ne umutlarla binmiştim o uçağa, hala dün gibi hatırlarım o günü; o lanet günü... Tüm havalimanını neredeyse birbirine katacak kadar kendimden geçmiştim. Güç bela yatıştırmışlardı beni. Gözüm ne arkadaşlarımın bana lanet okuduğunu, ne peronların numaralarını, ne de hemen yanımızdaki perona doğru ilerlemekte olan; kırmızı ve sırtını tamamıyla gösteren o iç gıcıklayıcı elbisesiyle herkesin gözünü kamaştıran esmer güzelini görmüştü. Tamam, kadını görmüş olabilirim.. (: Her neyse, konuya devam edeyim. LA'ye indiğimizde hepimiz bir boşluğun içine çekilmiştik. Gittiğimiz yolu bilmeden arşınladık o gri kaldırımları; en yakın (ve en ucuz) yeri ayarladığımızda içimizden küfrediyorduk adeta. Rahat yerimizi bırakıp buraya gelmek ne büyük bir saçmalıktı...

Ancak hala bunları göremeyen her şeye (neredeyse Polyanna'yı da aşarak) imkansız bir optimistlikle bakıyordum. İlk gecemizde sahnede bizi dinleyen beş kişi vardı. Evet, beş. Bar sahibine bedava çalışacağımızı söylemeseydik kesinlikle atılırdık. Sonraki konserlerimizin hiçbirinde bu sayıyı 20'ye çıkaramadık. Bir kişi hariç tüm dinleyenler değişiyordu.

20'li yaşlarında gözüken bir hatun sürekli konserlerimize geldi. Hiç aksatmadan, tümüne... Garip gelmişti (hoş, hala garipsiyorum) ama bir yerden sonra alışmaya başladım. Siyah uzun saçları her dans ettiğinde belini sarıyordu; sanki bir tanrıçanın ebedi güzelliğini alıyordu dans sırasında. Alnını hafifçe kapatan perçemi, bir başkasını demode gösterirdi ama onda mükemmel gözüküyordu. Genellikle siyah giyerdi; onu en fazla omuzlarını açıkta bırakan, kollarından bağlamalı giysisin içinde gördüm. Genelde kendisini sıkı sıkı saran kot pantolon giyerdi, ancak arada onu İspanyol etekle görmedim değil. Değişik bir stili vardı, sanki rastgele seçer gibi giyiniyordu ama her nasılsa tüm giydiği şeyler üstüne bir şekilde cuk oturuyordu. Bara girdiğinde herkesin gözü ona çevriliyordu; nasıl çevrilmesindi ki? Herkesin gözü onda; onun gözü ise bendeydi. Ehm.. güzel şey tabi farkedilmek.

Tabi bu "farkedilme" durumu başkaları için geçerli değildi. Arkadaşlarım bir gece, yüzüme tek bir laf edecek gücü kendilerinde bulamadan gittiler. Tek ben kalmıştım bu yolculukta ilerleyen; onlar olmadığına göre artık çok daha fazla çalışmalıydım. Başka bir barda daha işe başladım; birinden çıkıp diğerine gidiyordum. İlk günümde onu tekrar gördüm. Adeta beni gözleriyle soyuyordu; onun karşısında, o güzel ve alımlı gözleri karşısında durmak bile cesaretimi ölçmeye yetiyordu. Sahnede onun bakışıyla kendimden geçiyor, bazen başkasının çaldığını bile düşünüyordum. Ancak hiç tanışma fırsatım olmadı onunla. Ne zaman şarkılarım bitse, o aniden yok oluyordu. Bir gün onu kaybetmeyecektim...
Bu tartışma kapatıldı.
Aktif Başlıklar
discussioncontroller