Vampire: The Masquerade - Winds of Gehenna
Fool Arcana
Üye
Kolombus
Üye
Otobüsten indiğinde şehre deli gibi kar yağıyordu.. "Vay be" , diye düşündü içinden, şehir hiç mi hiç değişmemişti. Nines'dan telefon geldiğinde ona hiç bir şey sormamıştı, bunun olacağını zaten biliyordu. Hakimiyet altına almış olsalar bile, hiç bir şey sonsuza dek sürmez diye düşündü.. Peronlardan ilerleyip garın dışına çıktı. O sırada, uzakta çok tanıdık birini gördü. Mavi ceketli, pis sakallı bu herif sırıtarak ona bakıyordu. Hızlı adımlarla yanına gitti.

- Hiç değişmemişsin Kolomb, heheh *sigarasından bir fırt çeker*.
- Sen de, Jack *gülümser*. Şehre dönmek iyi hissettirdi, sanırım bana anlatacakların var.
Gabriel Archangel
Üye
Liman... Günler ve geceler boyunca sürmüştü yolculuk, Romanya'dan Amerika'nın Batı Kıyısına; Melekler Şehri Lon Angeles'a... Katedilen miller boyunca aklında tek birşey vardı, o güzel beyaz yüz, o hüzünlü ifade ve o sinsi bakışlar...

Bir kadın için bunları yapabileceğini sanmazdı, hele ki bir vampir için hiç... Ama yapmıştı, bu yolculuk için iyi para ödemişti, gerçi iki mislini yolculuk boyunca kaptan, mürettebat ve kendisi gibi kaçakları dolandırıp yada kumarda soyup kazanmıştı, bu onun işiydi, bu onun hayatıydı. Dolandırıcı, hırsız ve kumarbaz olmasaydı bugünlere gelemezdi, kendisinin ve ihtiyar Gabriel'in geçimini böyle sağlıyordu... Bir aile geleneğiydi...

Seni özledim ihtiyar! dedi küçük bot onu ve diğer kaçakları Santa Monica Limanı'na doğru götürürken... Ölmemeliydin büyükbaba, ölmemeliydin ve beni bu Karanlıklar Dünyası'nın ortasında yalnız bırakmamalıydın. diye mırıldandı ve kendisini bekleyen şeyleri düşündü... Neden bir kadın onun saplantısı olmuştu? Neden kendisini tehlikeye atmak için peşine düşmüştü ki o kadının? Bilmiyordu, ama onu bulunca öğrenecekti...
Roselyn
Üye
"Lanet kar!"

Bir küfür salladı Nadya tezgahı silerken. Dışarıda tipi vardı ve hava böyle olduğunda işler kesat olurdu; insanlar sıcak evlerini, kalabalık ve alkol kokan barlara tercih ederlerdi. Sonuçta, söz konusu alkol ise, her markette vardı. Hatun kaldırmaksa. . . eh, bir gece bekleyebilirdi herhalde, er ya da geç kar bitecekti, değil mi?

İç çekerek bezi kaldırdı, kendisine bir kokteyl hazırladı; öğrendiği temel hareketlerle barda oturan iki adama ve bir kadına ufak bir gösteri yaptı; bahşişi arttırıyordu bu. Sonra kokteylini bir bardağa koyup yakınlarda oturan adamın yanına gitti; anlaşılan siparişi vardı.

Adamın siparişini verdikten sonra niyetini anladı. Bir kaç el çevirmek istiyordu. Tilki gülümsemesiyle sırıttı; anlaşılan Confessions'da bu gece belki de o kadar kötü olmayacaktı?

bario
Üye
"Bu şehir benden korkuyor.Onun en pis yüzünü,insanoğlunun saf kötülüğünü gördüm."

Şehre,"Melekler Şehrine" geleli-yani daha doğrusu kaçalı-yalnızca bir hafta olmuştu.Sahte kimlik ayarlamış-ki ayarlayanı da kan gölü içinde polisin kaldırması için bir köşeye atmış-,oda kiralamış,silah almış ve birkaç gün gözden uzak kalmıştı.

Şimdi işe geri dönme zamanıydı ve yürüyordu işte karanlık sokakta.Tıpkı bir yıl önce,tıpkı tüm ömrü boyunca yaptığı gibi.

Babasının boğazını kesenler,keşler,pezevenkler,torbacılar...
Bu dejenere olmuş cennette,"Melekler Şehrinde" her köşe başında tüm cömertlikleri ile karşısına çıkacaklardı.

Birden bir kadın çığlığı yükseldi ilerideki karanlık sokaktan.Köşeyi döndüğünde pantolonunu indirmiş,ve kadını yere yatırmaya çalışan herifi gördü.Kaşları çatılırken dudak kasları yukarı doğru çekilmişti istemsizce.Bu şehir ona istediğini vermekte oldukça cömertti.

...Birkaç saniye geçmişti aradan.Herifin beyni duvara yapışmış,45'liğin boş kovanı yere çarpmış,kadın dehşetle karşık bir merhamet ifadesi ile sokakta kaybolmuştu.Yandaki binanın yangın merdivenine,oradan da çatısına çıkıp bir şahin gibi baktı şehre,şehrine.Polis sirenleri yaklaşıyordu kırmızı-mavi ışıkları ile.

Aşağı bağırdı:

"Bir gün,bir gün bana o kokuşmuş karanlığınızdan kurtulmak için yalvaracaksınız.Bu şehri ayaktakımının,yaşamak için can alanların kanı ile yıkamam için.O gün geldiğinde ben hayır diyeceğim.Sizi boğazınıza kadar boka batmış,suç, karşınızda pantolonunu indirmişken zavallı bir fahişe gibi ortada bırakacağım."

Bitişikteki çatıya geçip kayboldu.Bu şehirdeki tek avcıyı kendisi sanıyor,yanılıyordu.


Rp dışı=
Spoiler:
Hazır +18 ken böyle çirkin bir karakterin rp'sini yazayım dedim.Rahatsız edici ise üslubumu yumuşatabilirim ama daha vampirlerimiz var yahu.Önce onlar "yımışatsın".Karakter oldukça Rorschach çakması evet ancak böyle bir karakteri WOD'un düynasında kullanmanın hoş olacağını düşündüm. :) :P

Laughing Madcap
Üye
Soğuk... Kar fırtınası L.A. sokaklarını hazırlıksız yakalamış olacaktı ki sokaktakiler evlerine koşuşturuyor, evsizler ise sönmemeye direnen ateşlerine yanaşıyorlardı. Wuntz sokağı da hemen hemen aynı sahnelere ev sahipliği yapıyordu, Salty Maiden barının köşesindeki adam ise bunları pek umursamıyor gibiydi. Paltosunun önü açıktı,kot pantolonunun üstüne siyah bir gömlek giymesi dışında soğuğa karşı aldığı bir önlem yok gibiydi.

Ağzındaki sigarayı yakmaya çalışan adam rüzgar yüzünden pek başarılı olamıyordu.Sinirle sigarasını yere attı ve Salty Maiden'a girdi. Dışarı çıkması pek uzun sürmemişti...Yine.

Cebinden bir kağıt parçası çıkardı, paltosunun iç cebindeki mürekkebi bitmek üzere olan kalemle Salty Maiden'ın üzerini çizdi.

"Hatırlayamadım." ya da "Onu bayadır görmüyorum." 3 yıldır duyduğu tek laflardı. Elini cebine atıp sokakta ilerlemeye başladı. Etrafta koşuşturanların aksine aheste aheste yürüyordu. 3 yıl olmuştu ve efendisinden tek bir haber alamamıştı. 3 yıl! Günden güne umutları tükenmişti, artık arayışı bir alışkanlık olarak yapıyordu. Bu barları daha önce defalarca ziyaret etmişti, hiçbirinden de sonuç alamamıştı. Uyuşturucu satıcılığı yapan biri için barlardan daha iyi bir market olmayışı ve alkolü sevmesi, 3 yıldır bu arayışa devam etmesini sağlamıştı. Hem yapacak başka ne işi vardı ki?

Kafasında binbir düşünceyle 2-3 sokak ilerledi. İçerisinden gümbür gümbür müzik sesi gelen büyükçe bir binanın önünde durdu. Cebinden kağıt parçasını tekrar çıkaran adam doğru yerde olup olmadığını teyit etti.

"Confessions" ın ışıklı tabelası, doğru yerde olduğunu gösteriyordu. İçeri girerken yine umudu yoktu. "En azından 1-2 tekila shot" diye düşündü Eric, "Bu gece bulabileceğim en iyi şey olur."
KurtulanSamaKurtulanSama
Üye
"Yakında Ralph, yakında ünlü bir arkeolog olacaksın. Bu yeni uygarlığın kalıntıları ve tezin seni çok ünlü yapacak. Daha 21 yaşında bu kadar büyük bir keşif yapmış biri olarak çok saygıdeğer biri olacaksın."
Taksiden dışarıyı izlerken aklımdan geçen bunlardı. Benim yerimde kim olsa aynı şeyleri düşünürdü. Daha mezun bile olmadan inanılmaz bir keşif yapmıştım, şimdi ise dünyanın önde gelen arkeologlarının karşısında bu buluşumu gösterecektim. Her şey gerçekten çok iyi gidiyodu.
Düşüncelerimi dağıtan taksicinin sesi oldu.

-Empire Otel'ine geldik. Borcunuz 35 dolar.

Cüzdanımdan bir ellilik banknot çıkardım ve taksiciye uzattım.

-Valizlerime yardım edersen üstü sende kalabilir.

Taksici banknotu aldı ve cebine tıkıştırdı. Sonra da homurdanarak arabadan indi ve valizlerimi indirmeye başladı. Ben de arabadan inip Taksicinin indirdiği üç valizden birini aldım ve yavaşça otele yürümeye başladım.
Otele girişimi de yaptıktan sonra odama çıktım, yatağıma uzandım ve olabilecekleri düşünmeye başladım. Massachusetts den buraya yaptığım yolculuğun etkileri de yavaş yavaş kendini gösteriyordu. Yarın akşam sunumum vardı. İyi dinlenmeliydim. Gözlerimi kapattım ve kendimi karanlığa teslim ettim.
AdramelechAdramelech
Üye
Alexander uçaktan indi ve yavaş adımlarla ilerlemeye başladı. Ghoul'unu çağırdı hızlıca.. Lanet olsun şu uçaklara alışmak imkansızdı. Ancak hemen gelmesi gerektiğinden en hızlı yolu seçmişti.

Ghoul'una ona gitmesi gerektiği söylenen yeri tarif etti, mekanın ismi verilmemişti, sadece nerede olduğunu biliyordu. Alexander, Los Angeles havasına alışana kadar Ghoul'u Michael bir araba kiralamış ve bütün eşyaları yüklemişti bile. Yavaş adımlarla arabaya bindi ve hızlıca yol aldılar. Tanımadığı bu parlak şehrin en garip yerlerinden geçtiler. En sonunda daha ışıksız ve basit yerlere ulaştıklarında Alexander biraz daha rahatladı. Sonunda şehrin biraz dışlarında eski bir malikaneye geldiler.

Ne için çağırmışlardı? Ne oluyordu da onu ta İrlanda'dan çağırmışlardı?

Arabadan indi ve Malikaneye doğru ilerlerken bir kaç başka Ghoul'un yaklaştığını farketti. Eşyalarımı taşımasında Michael'e yardımcı oluyorlardı. Onlar eşyaları getirirken Alexander ise hızlıca Malikaneye girdi. Hemen sağındaki merdivenden eski bir yüz göründü... Arch Bishop...

"Seni görmek çok güzel Eski Dostum Alexander."

"Senide görmek bir o kadar güzel Arch Bishop, görüşmeyeli çok değişmişsin, çok fazla güç elde etmişsin." Alexander hafifçe gülümsedi. Her şey çok farklıydı artık. Odada büyük bir gerilim vardı, her şey değişiyordu ve o, bunu kolayca hissedebiliyordu.
CoraxCorax
Üye
“Yavaş yavaş zihnim üzerindeki kontrolümü yitiriyorum. Sesleri artık daha yüksek çıkmaya başladı. Ne yapacağımı bilemiyorum, eski yöntemler işe yaramıyor artık. Seslerin nerdeyse 200 yıldır bana itaat edipte, bu son zamanlarda isyan etmeleri çok garip. İçimde kötü bir his var. Bir şeyler olacak. Yakında. Çok yakında…”

Günlüğün kapağını kapattı, saatine baktı. Evinin bodrum merdivenlerini inip, şifreyi girerek kapıdaki elektronik kilidi açtı. Evin geri kalanına kıyasla oldukça steril idi bodrum. Cebindeki anahtar ile 2. hücrenin kapısını açtı. Yeri ve duvarları köpükten olma odada ağzı maskeli, deligömleği giymiş biri duruyordu. Kapıyı açar açmaz üstüne atladı ama yerinde bir tekme ile zavallıyı hücresine geri yolladı. Ceketinin iç cebinden bir şırınga çıkardı. Hücredeki zavallı şırıngaya ve şırınganın taşıdığı turuncu sıvıya dehşetle bakıyordu.

“Şimdi, uslu bir çocuk ol. Canın fazla yanmayacak.”

Sıvıyı enjekte ettikten sonra saatine baktı. Solüsyon etkisini yaklaşık 5 dakika sonra gösterecekti. Zavallıyı deligömleğinden çekerek 1. hücrenin kapısının önüne götürdü. Deligömleğini ve maskesini çözdü, ardından cebinden başka bir anahtar çıkarıp hücrenin kapısını açtı. Karşısındaki normal giysili biriydi bu sefer.

“Hey piç kurusu! Seni mahvedeceğim! Geberticem seni!”

Ancak sözünü tamamlayamadı. Black hücre 2’den aldığı zavallıyı içeri itti, ardından kapıyı kapattı. Saatine baktı, yaklaşık 4 dakikası vardı. Ofisine çıkmak için yeterli bir süre. Ofisine çıktı, masasındaki bilgisayarda birkaç tuşa bastığında Hücre 1 deki kameralar aktif hale gelmişti. Tekrar saatine baktı, 5 dakika dolmasına 17 saniye vardı. Birden hoparlörlerden gelen sesle irkildi. Solüsyon etkisini erken göstermişti.

Hücre 2 deki zavallı, artık bir zavallı değildi. Hücre arkadaşının gözlerini yerken Black kamerayı kapattı. Günlüğünü tekrar açtı o günün girişinin altına ufak bir not düştü.

“Numune 47 tahmin edilenden 17 saniye erken etkisini gösterdi. Ancak ortaya çıkardığı sonuçlar bu hatasını göz ardı etmemi sağladı. Numune 47 diğer numunelerden çok daha fazla etkili. Kurban 1 dakika bile dayanamadı. Oldukça iyi…”

Piposunu yakıp içine çekti. Keyfi biraz yerine gelmişti. Ayağa kalıp içkilerin bulunduğu odaya gitti. En arka sıradan cam bir şişeyi aldı. Yanında getirdiği kadehe 2 parmak kadar boşalttı o kırmızı şaraba benzer, ama kırmızı şarapla uzaktan yakından alakası olmayan sıvıyı. Yaşam sıvısını içerken gülümsedi. Numune 47'nin sonuçları keyfini yerine getirmişti.

"Sırada numune 48 var..."
FLC
Üye
New Jersey'nin kendi halinde, sıkıcı derslerde çiziktirdiği birkaç karalamanın keşfedilmesiyle başlıyor denebilirdi onun hayatı.

O zamana kadar bir şey yapmamış, sıralarda dirsek çürütmüş, günleri ne anlattığını bile bilmediği öğretmenlerinin sıkıcı seslerine, durmadan kafa sallamakla geçiyordu. Oysa onun kafasının içinde yüzlerce renk ve kurgu vardı. Bazen kırmızı renkler birleşerek bir demet gülü oluşturuyor, bazen de gök mavisi kafasının içini dolduruyordu. Yeşiller ormanları yeryüzüne yayarken, sarı papatyalar üzerinde çeşitli renklerde böcekler uçuşuyordu.

Bu sırada önündeki sıraya inen ince sopa, tüm gülleri soldurdu, gökyüzünü kara bulutlarla donatıp, ormanları kül etti.

Gözlerini kırpıştırarak başında dikilen, öğretmenine baktı ve derin bir iç çekti. Yine dakikalar boyu sürecek bir azarlama ve kurtarıcı bir aziz gibi okulda yankılanan zil sesini bekleyecekti. Nitekim, başındaki adamın gözleri kendisine değil, önünde açık olan deftere bakıyordu.

Kurtarıcı aziz sesi, bu kez yüksek köşelerdeki megafonlarla duyrulan zil sesi değil, arkadaşlarının hayret sesleri olacaktı.


Resim yeteneği farkedilince, şu ana kadar okuldaki aksi müdür tipi gitmiş, yerine kendisini yere göre sığdıramadığı bir beyefendi gelmişti. Nihayet iki tarafı da mutlu edecek anlaşma yapıldı ve okuldan alınarak, güzel sanatlar konusunda eğitim verilen özel bir kuruluşa gönderildi.

O basık, kasvetli okuldan kurtulduğuna binlerce kez şükrediyordu akademi kapılarından geçerken. Gerçekten de, burası içindeki yeteneği açığa çıkarmış, ona belki de eyaletin hatta Birleşik Devlet'lerin en büyük ressamları arasına sokabileceğini farkettirmişti.

Dereceyle mezun olduktan sonra, gerçek Amerika'ya yani Los Angeles'ta kendine hayalindeki gibi bir mekan edinmiş, bir odasını da atölye yapmıştı. Fakat rüyası çabuk bitti. Resim konusunda, galerilerden üstüste aldığı başarısızlıklardan sonra, yuvasına dönmeyi bile düşündü. Dünyası, resimlerinde kullanmadığı kadar siyahtı onun için. Ta ki, o karanlığı gümüş bir bıçak gibi yaran, telefondan sonra.

Resimleri beğenilmiş ve galeri açması için istekte bulunulmuştu. Tüm o karanlıklar gidip, yerini gökkuşağındaki 7 kutsal renge bırakmıştı. Sevinçten deliye dönmüştü, belki de belini büken onca şanssızlıktan sonra, hayali olan büyük ressamlığa olan yolu oluşturmuştu bu gelen telefon.
Gabriel Archangel
Üye
Limana çıkartılmamışlardı, zira hâlâ suç mahalliydi, bir kadın paramparça edilmiş ve bir heykel süsü verilerek limana bırakılmış olduğundan polisler inceleme için kapatmışlardı Pier'i. Bot sahile yanaştı...

Önce Abel atladı tekneden omuzunda çantasıyla ve uzaklaşırken botu kullanan Boris isimli gemiciye el sallayıp sahil ile Santa Monica arasında kestirme olan tünele doğru ilerlemeye başladı. Birkaç çift gözün iskelenin altından kendisine baktığını farketti, ama zihni boşvermesini telkin etti ve iki adım attıktan sonra çoktan unutmuştu bile...

Tünel boyunca merdivenleri tırmanıp ilerlerken aklı karışıktı; Amerika'dayım... Lanet Amerika'dayım, Las vegas'a gidip bu serserileri temiz oynayarak bile donlarına kadar soyabilirim ama aklımda olan ne? Lanet bir...    diye homurdanarak otoparka ulaştı Ana cadde ve ikinci cadde arasında tercih yaparken, ana cadde tarafında duyduğu bir sesle irkildi ve o tarafa baktı... Bir adam ve kadın iş pişiriyorlardı ve giyimine bakılırsa kadın bir fahişeydi... İkinci caddeye doğru yollanmaya başladı, insanlara mahremiyet sunmak gerekirdi...

Aslında köyden şehre gelmiş bir köylü gibi merakla etrafına bakması gerekirken etrafı bilmiş bilmiş süzüyordu, iç güdüleri harekete geçmişti, onun önünde yeni bir şehir yoktu... Yolunması gereken yeni bir kaz vardı, ah birde şu lanet olasıcayı aklından çıkartabilseydi... Etrafta dolanırken acıkmış olduğunu farketti ve bir süre sonra Surfside Diner isimli kafeteryayı gördü... Midesi iyice guruldamaya başlamasıyla ve içeri dalması bir oldu... Pek kalabalık sayılmazdı ortalık ama etrafta ölü bir hava vardı, çingenelerin en kötü zamanlarda bile yerinde olan keyifli mutlu havasını özlediğini farketti ama hemen kendine geldi ve bir masaya oturdu...

Normalde yiyeceklerin isimlerinin yabancı gelmei gerekirdi ama çöken Sovyetler sonrası batı sermayesi hızla Romanya'ya ve sovyet artıklarına hücum etmiş, tüm batı popkültürünü taşımıştı. Garsona; Hamburger ve kola! dedi oldukça iyi bir Amerikan aksanı taklidiyle; pek çok dil biliyordu işinin önemli bir unsuruydu bu İngilizce ve Macarca'yı Romence kadar iyi konuşuyordu, Türkçe ve Almanca'yı ise derdini anlatacak kadar... Moldova ve Romanya'ya kadın için gelen uçkur düşkünlerini tokatlamak için bilmesi gerekiyordu bu dillerden bazılarını...

Yiyecek önüne geldiğinde ve yemeye başladığında kafasında sorular dönüp duruyordu, kalacak bir yer bulmalıydı, aramaya başlayacak bir yer bulmalıydı, geçinecek bir şey bulmalıydı... Ne çok şey bulmalıydı! Kendisine küfretti yemeğini bitirip hesabı ödedikten sonra dışarı çıktı... Lanet kar daha da hızlanmıştı; Bir kanyak ne iyi giderdi! diye ihtiyar Gabriel'i taklit etti ve caddeyi geçerken tabelayı farketti... Asylum!

Bir kanyak gerçekten de iyi gidecek! diye mırıldandı ve içeri girdi... Müthiş bir müzik sesi ortalığı inletiyordu, değişik kıyafetli bir sürü kişi çılgınlar gibi dans ediyordu... Bara yöneldi; Barmen iri yarı, dövmeli, kasap suratlı bir yarmaydı. Ne istediğini sormadan Abel cevapladı; Kanyak!

Barmen gülümsedi ve içkisini hazırlayıp önüne koyarken; İyi tercih! Bu havada bundan daha iyisini öneremezdim! dedi ve bir başkasına döndü... Çingene sırtını Bar'a dayayıp etrafı izlemeye başladı, buradan kendisine pek iş çıkmazdı. Kumar oynanmıyordu, dolandırıcılık yapamazdı zira herkes iyice sarhoştu, geriye hırsızlık, cepçilik, yankesicilik kalıyordu... Gülümsedi ve boşverdi; yeterinden fazla parası vardı... Kadehi boşalınca Barmen'e işaret etti ve hemen yeni bir kadeh geldi, sonra bir tane daha ve bir tane daha ve... Kimse bir Çingene gibi içemezdi, lanet içki içini ısıtıyor ama sarhoş etmiyordu henüz, belki de süngere bağlamalıydı! Boşverdi, içmeye ve etrafı izlemeye devap etti...

Sıkı içiyorsun!diye bir ses geldi Barmen'den; adamın gözlerindeki bakış garipti. Herifte başka birşey vardı ama boşverdi Abel... Gülümsedi; Soğuk hava, kar ve daha çok soğuk! dedi kadehi diklerken... Barmen gülümsedi... Yanında kendi içkisine yumulan kızda öyle. Abel'in gözleri o gülümsemeyi kaçırmadı, muhtemelen üniversite öğrencisiydi yada okulu terketmişti; düzgün bir vücudu vardı, uzun siyah saçları kuzguniydi, sağlıklı bir ten rengi ve güzel gözleri vardı! Hava soğuktu!

Gülümsemek sana yakışıyor! dedi kendisine ve genç kıza bir içki daha söylerken...

---

İsmi Mary'di, üniversitede tasarım okuyor, Rehinci dükkanı'nın üstündeki dairede kalıyor ve şimdi 508 numaralı dairede güzel bir gecenin ardından Abel'e sokulmuş güzel bir rüya eşliğinde uyuyordu... Abel ise bir sigara daha yakmış, yapması gerekenlerden birini listeden düşmüştü bile... Artık kalacak bir yeri vardı, şimdi diğerlerini halletmeliydi... Bu gecelik boşverebilirdi, sigarayı daha yarısına bile gelmemişken söndürdü ve Mary'e sarılıp kendisini uykunun kollarına bıraktı...   

 
 

discussioncontroller