Vampire: The Masquerade - Winds of Gehenna
CoraxCorax
Üye
Çanlar kimin için çalıyor? Bölüm 4

‘Seviştikten’ sonra yatakta doğruluyorum. Zihnimin bir kısmı çığlık çığlığa. Gerizekalı çocuklarla dolu bir mezbaha gibi. Ayağa kalkıyorum. Therese kendinde mi bilmiyorum, ama kendindeyse bile hareket etmiyor. Giyiniyorum.

Pipomu yakıyorum. Elimde tabancam var. Colt Single Action Army. 1875 yapımı. Silahın kendisi ve içindeki 5 mermi bile benimle konuşuyor. Aynen yatak gibi. Üstünde yansımamın olmadığı ayna gibi. Parmağım tetikte geziniyor. Okşuyorum onu, tıpkı Therese’in kalçasını okşadığım gibi.

Patlama.

Karşımdaki ayna parçalıyor. Koridorda ayak sesleri! Lanet olası Mossad ajanları! İçeri biri giriyor, kim olduğunu anlayamadan silahı ona doğrultup tetiği çekiyorum. Uşağım, sırdaşım ve Ghoul’um Marcus yere yığılıyor.

Yere yayılan kanın yarattığı şekili izliyorum. Therese hala kendine gelmedi. Garip, malikane kalabalık olmasına rağmen, silah sesini kimse duymadı herhalde. Bodruma iniyorum. ‘Evcil hayvanlarım’ aynen bıraktıklarım yerdeler. Kapıları teker teker açıp onlara ateş ediyorum. Her birine bir mermi. Silah boşaldığında ellerimi ve dişlerimi kullanıyorum. İçimdeki yaratık akıttığım her kan damlası ile biraz daha yüzeye çıkıyor.

O anda zihnimde Hemingway’in sesini duyuyorum.

“Eee, söyle bakalım dostum, Çanlar kimin için çalıyor?”

“Siktir git Ernest”


CoraxCorax
Üye
Çanlar kimin için çalıyor? Bölüm 5

Bodrumda, kobay olarak kullandığım insanların cesetlerinin üstündeyim. Kana doymuş vaziyetteyim. Bu öfke dalgası nerden geldi bana, hiçbir fikrim yok. Laboratuarıma gidiyorum, raflarda çeşitli solüsyonlar var. Rastgele birini alıyorum elime, ‘Melangé’ yazıyor üstünde. Açıyorum şişenin kapağını ve tarçınımsı bir koku laboratuara yayılıyor.

Birkaç dakikaya Therese gelecek. Evimi geçici olarak paylaştığım ötekileri henüz hissedemiyorum.

Kokuyu içime çekiyorum

Therese gelmedi.

Gelen başkası.

Bir zamanlar Downtown hastanesinde saklanan kadim yaratık geldi.

“Görünüşe göre yaramaz bir çocuk oldun Black, seni cezalandırmam gerekecek. Sana ne yapacağım biliyor musun? Önce şu kazığı kalbine saplayacağım, ardından seni malikanenin bahçesine taşıyacağım. Güneş doğana kadar orda kalacaksın. Ancak, ayaklarıma kapanıp af dilersen belki seni bağışlarım.”

Elinde bir kazık var, korkmam gerekir, ama korkmuyorum. Sesler susmuş durumda, onlara en ihtiyacım olduğu vakit çenelerini kapattılar.

Uzun zamandır ilk kez zihnim sessizliği tecrübe ediyor.

Kadim Dişi’ye yanıt vermiyorum. Bana doğru yaklaşıyor, gözlerim kazıkta. Kolunu havaya kaldırıyor, tam saplayacak iken…

Karanlık.

Yatağımdayım. Yanımda Therese var. Bana sırtı dönük. O biçimli vücudunu izliyorum, bir yandan da kontrol ediyorum elinde kazık var mı diye.

Camarilla’dan yoruldum, Sabbat’tan yoruldum, Anarchlardan, Pisha’dan, Lanet olası Caine’den yoruldum.


Yoruldum. Gerçekten yoruldum.

Bu sözlerimi ‘cobweb’ de kimler duyuyor hiçbir fikrim yok. Ancak, kardeşlerim, unutmayın:

Çanlar kimin için çalıyor?




CoraxCorax
Üye
[spoiler=Uyarı]Bu yazı, yüksek doz "Arkham Asylum: A Serious House on Serious Earth" alınarak yazılmıştır.

A Serious House on Serious Earth Bölüm 1

Çalışma odamdayım. Therese’in yeni misafirimizden pek memnun kalmadığını biliyorum ama sesini çıkarmıyor, şimdilik. Abel kızı buraya getirerek büyük bir risk aldı, zira kurt inine kuzu getirdiğinin farkında. Ama çaresiz bir vaziyette, dışarıda daha büyük etoburlar varken kurtlar o kadar tehlikeli gözükmüyor gözüne.

Telefonum acı acı çalıyor. Saatime bakıyorum, gece yarısına yaklaşmış. Antik ahizeyi kaldırıyorum.

-Merhaba Profesör Black, biliyorum vakit geç, özür dilerim ama bir acil durum var.
-Önemli değil Pearl, sorun nedir?
-Abraham, yani 7 numaralı hasta giderek kötüleşmekte. Gördüğü sanrılar artmakta, ne yaptıysak fayda etmedi. Sürekli kan ile ilgili şeyler sayıklıyor.
-Anlıyorum. Hemen çıkıyorum, ben gelene kadar onu yatıştırmaya çalışın.

Marcus’u çifte kumrularımızı gözetlemekle görevlendirdiğim için, yalnız gideceğim. Yıllar boyunca pek çok akıl hastanesinde pek çok öğrencim oldu, ama Pearl içlerinden en iyisi. Küçüklüğünden beri eğitimi ile ilgilendim. Geleceği parlak, doğru kararlar verebilirse tabii. Onunla birlikte yaptığımız seanslarda onunla ilgili en yakınının bile bilemeyeceği şeyleri öğrendim. Zihninin bir köşesinde ben varım, bu köşenin yarısı beni bir ebeveyn olarak görüyor, öteki yarısı da daha samimi duygular içeriyor.

Kendimi bir ebeveyn olarak düşünmemiştim şimdiye kadar. Bunda childelarımın hepsinin fazla yaşayamamasının etkisi var.

Evden çıktıktan yaklaşık 15 dakika sonra akıl hastanesine varıyorum. Devasa metal kapı yavaş yavaş açılıyor. Arabamı içeri sürüyorum.

Los Angeles Aziz Michael Hastanesi

Hastane personeli beni kapıda karşılıyor. Pearl en önde. Arabamdan inip onlara doğru ilerliyorum. Hastanenin başhekimi birden kalabalığın önüne geçiyor.

-Hoş geldiniz, Profesör.

Sesinde kıskançlık var.

Pearl ona danışmadan çağırmış beni. Otoritesinin sarsıldığını düşünüyor. Sikmişim onun otoritesini, rüya yorumlamaktan başka bir bok yapamayan sığır!

Ona aldırış etmeden ilerliyorum, Pearl'e doğru. Beraber hastanenin içine giriyoruz. Hastane personeli bayadır aramızda bir şey olduğundan şüphelenmekte ama bu ikimizin de umurunda değil.

Hastaneye girdiğimde o tanıdık koku sarıyor beni. Bu eski binada çok fazla anım var. Bu bina inşa edilirken de ben buradaydım; şimdi, nerdeyse 70 yıl sonra, gene buradayım.

“Buradayım ve burada kalacağım.”




CoraxCorax
Üye
A Serious House on Serious Earth Bölüm 2

-Biliyor musun canım, Bir zamanlar bu hastanede bölgenin en azılı suçlularından biri tedavi görüyordu.
-Profesör, burada tedavi görenlerin çoğunluğu bahsettiğiniz türdendi zaten.
-Evet canım, ama Martin Hawkins, ah o bambaşka idi. “Kuduz Köpek” derlerdi ona. Kadınlara, kız çocuklarına tecavüz edip öldürürdü. Kurbanı öldükten bir kez daha tecavüz eder, sonra onların kafasını kesip vajinalarını parçalardı.
-Peki ne oldu ona?
-Çok trajik bir şey. Elektroşok seanslarımızın birinde, makine kısa devre yaptı. Kuduz Köpek’ten geriye dumanı tüten bir ceset kalmıştı. Ah, ne günlerdi…
-Profesör?
-Evet, sanırım geldik.

7 numaralı oda. İçindeki hasta pek çok doktor tarafından umutsuz vaka olarak görülüyor, ancak Pearl bu hasta ile çok ilgileniyor. Nedenini öğrenmeliyim.

Bizi takip eden stajyerlerden birinden bir sandalye istiyorum. Elimde o ufak sandalye ile giriyorum odaya. Yalnızım.

İlk işim tabureyi hemen solumdaki köşeye koyup, üstüne çıkıp, güvenlik kamerasını etkisiz hale getirmek. Pearl’ü tanıyorsam, ki çok iyi tanıyorum, odaya birkaç dinleme aleti gizlemiştir. Onları da bulmam pek zaman almıyor.

Ben bunları yaparken hastane çalışanlarının Abraham ismini taktıkları, bir zamanlar evli ve 2 çocuk babası olan hasta, beni dehşet dolu gözlerle izliyor. Zavallının korkudan sesi çıkmıyor, nerdeyse nefes bile almıyor.

Onu bu hale getiren, ailesini elektrikli testere ile doğratan adam tam karşısında duruyor çünkü.

Kapı vuruluyor. Dışarıdakinin Pearl olduğunu biliyorum, benim burada ne halt yediğimi merak ediyor. Kapıyı açıyorum, sert bir yüz ifadesi takınıp, rahatsız edilmek istenmediğimi söylüyorum. Pearl korkudan geri çekiliyor, sanırım yüz ifadem tahmin ettiğimden çok daha sert.

Odada Abraham ile tekrar baş başayız. Zavallı ağlıyor.




CoraxCorax
Üye
A Serious House on Serious Earth Bölüm 3

Odanın dışı çok kalabalık. Herkes ne yapacağımı merak ediyor, özellikle de Pearl. Açıkçası, bende merak ediyorum, Abraham’ın seneler boyunca sessiz kalıp ta şimdi “kendine gelmesi” çok garip.

Ona doğru ilerliyorum yavaş yavaş. Ben ilerledikçe o geri çekiliyor, ta ki sırtı duvara yaslanana kadar.

Birden kafasını kaldırıp bana bakıyor. İşte o anda boynundaki şırınga izlerini görüyorum. Gözlerinden nerdeyse ateş fışkıracak.

Üstüme atlıyor. Yere düşüyorum. Daha önce hiç karşılaşmadığım türden bir tuzak. Dişleri boynumdan sadece birkaç santim uzakta. Uzun zamandır yapmadığım bir şeyi yapmanın zamanı geldi. Bu disiplini kullanmayı sevmiyorum, ama şu anda mecburum.

Ben ortadan kaybolunca Abraham şaşırıyor, bunu kullanıp onu üstümden atıyorum ve tekmelemeye başlıyorum. Tekmeledikçe kendimi kaybediyorum bu gölgeler diyarında. En sonunda kendinden geçiyor bu kullanılmış kişi.

Bilinmeyenin korkusu sarıyor dört bir yanımı, bu gölge diyarına geçtiğimde her zaman olduğu gibi. İçinde bulunduğum odanın duvarları tuğlalardan değil de, sisten oluşmuş. Elimi uzatıyorum ve elim o sis yığınının içinden geçiyor. Garip… Daha önce hiç böyle olmazdı.

Kapı açılıyor. İçeri biri giriyor, silüeti tanıdık geliyor.  Ona yaklaştıkça hatları daha da belirginleşiyor. O tanıdığım burun, çene, gözler…

Pearl…

Abraham’ın yerde baygın olması ve benim ortadan kaybolmuş olmam onu gözle görülür bir biçimde rahatsız ediyor. Ah, Pearl… Çok yazık oldu.

Dışarı çıkıyorum, koridorda kimse yok. Yeterince iyi… Tekrar içeri girip kapıyı kapatıyorum. Pearl’ün tam arkasındayım şu anda. Gölgeler diyarından çıkıp, yavaşça kendi dünyamıza ayak basıyorum. Sol kolumu Pearl’ün boğazına dayıyorum.

-Konuş, çocuk.
-Bırak beni, seni manyak! Ruh hastası!
-Bilmediğim bir şey söyle bana.
-Sen gelmiş geçmiş en büyük seri katilsin! Sen insan değilsin! Canavar bile değilsin! Sen! Sen çok daha kötüsün!
-Devam et, birazdan orgazm olacağım.
-Senin neler yaptığını biliyorum! Hepsini! 200 yıl boyunca!

Kolumu gevşetiyorum. Pearl bana dönüyor, gözlerinde ateş var. Ama Abraham’ınki gibi değil, daha sinsice.

-Nerden öğrendin?
-Bunun önemi yok, önemli olan tek şey senin cezanı çekmen, ruh hastası kan emici!
-Sonunda gözlerin açılmış demek. Sevindim. Bak Pearl, dediklerinin hepsinde haklısın. Ben bir caniyim, öcüyüm, annelerin çocuklarını korkuttuğu kötü adamım.

Kollarımı havaya kaldırıyorum

-Ben Delilik Tanrısı’yım.





CoraxCorax
Üye
A Serious House on Serious Earth Bölüm 4

Pearl’ün elinde bir tabanca var, hani o kadınların çantalarına sığacak kadar küçük olanlardan. Onu ilk kez böyle şiddete başvururken görüyorum. Benimle ilgili ne öğrendi ise onu çok etkilemiş demek ki.

-Dinle çocuk. Eğer benim bu kadar zamandır yaptığım her şeyi bilseydin gerçekten, öğrendikten 5 dakika sonra intihar etmiş olurdun. Şimdi tekrar soruyorum, nereden öğrendin?

Gözlerim onun gözleri ile birleşiyor. Silahı tutan eli titremeye başlıyor.

Zihni tahmin ettiğimden güçlü. Bu kız gerçekten childe’ım olabilecek kapasitede.

Zavallı Abraham kendine geldi. Yerde sürüne sürüne Pearl’ün yanına gidiyor.

-Bize söz verdi… Bize söz verdi… Pearl bize intikam sözü verdi… Ama Pearl zayıf… Pearl yapamayacak…

-Yeter Abraham! Git ölene kadar başını şu sandalyeye vur!

-Ne istedin bu zavallıdan? Söyle!

-Ah, sadece deneylerimden birinde kobay olarak kullandım. Dürüst olmam gerekirse, deney başarılı oldu. Ayrıca, ben zamanında müdahale etmese idim, o anda ölenlerin sayısı rahatlıkla 3 haneli rakamlara ulaşabilirdi sevgili Pearl. Sende bilirsin, bilim fedakarlık ister.

-Hayır! Seni dinlemeyeceğim!

-Pearl, eğer beni vuracak olsaydın şimdiye kadar vururdun. Bundan beni dinlemek istediğin sonucunu çıkartıyorum.

Eli daha çok titremeye başlıyor. Onu biraz daha zorlarsam silah istek ile değil de, kazara ateş alabilir. Zihnimde pek çok seçenek var. En kısa zamanda bunlardan birini seçmem gerek. En mantıklı seçenek, onun her daim aç olan beynine yönelmek.

-İndir o silahı Pearl. İndir de sana gerçek beni anlatayım.




CoraxCorax
Üye
A Serious House on Serious Earth Bölüm 5

Odadaki tek ses kaynağı Abraham’ın o kalın kafasının çıkardığı ses.

Pearl ile yerde oturuyoruz, sırtlarımız duvara dayalı. Başı benim omzumda. Ona her şeyi anlattım. 270 küsür senelik hayatımdaki her şeyi ona detayı ile anlattım, son zamanlarda olan olaylar hariç tabi. Tahmin ettiğim gibi bazı şeyleri idrak etmesi zor oldu.

-Bu kadarını bilmiyordum…

-Sana söylemiştim. Şimdi sıra sende…

-Ne? Hem… Hem sen benimle ilgili her şeyi biliyorsun zaten.

-Her şeyi değil. Ben sana dürüstçe bütün hayatımı anlattım, sanırım sende bana bu bildiklerini nerden öğrendiğini söylersin, değil mi?

-Ben… Bir adam…

-Peki bu adam sana nasıl ulaştı? Seninle ilk nasıl temas kurdu?

-İnternet yoluyla… 4-5 gün önce isimsiz bir e-mail aldım. “Eğer o çok sevdiğin, hakkında fanteziler kurduğun Profesör’ünün gerçekte ne olduğunu bilmek istiyorsan benimle Holywood’da Sin Bin’in arkasında buluş.” yazıyordu.

-Sende oraya gittin.

-Evet gittim. Adam garipti. Sanki 50-60 yıl öncesinden kalma gibiydi. Başında fötr şapkası vardı. Sürekli karanlıkta duruyordu, yüzünü göremedim.

-Bu adam sana ne anlattı Pearl? Bu çok önemli.

-Bana seni tandığını söyledi. Hatta bir 70 yıl önce beraber çalıştığınızı söyledi. İkinci Dünya Savaşında karşı karşıya gelmişsiniz. Savaşın sonunda onu öldürmüşsün. Bende imkansız dedim. Bunun üzerine adam güldü.

-Ona nasıl hitap ettin? Kendini tanıttı mı?

-Hayır. Neden bilmem ama, söyledikleri bana doğru geldi o zaman.

Abraham öldü. Ah, sonunda… Pearl ona bakıyor. Elimi uzatıp onun yanağını okşuyorum. Gerekli olan şeyleri öğrendim, şimdi Pearl’e ne yapmam gerektiğini bulmalıyım.

Çok şey biliyor.
CoraxCorax
Üye
A Serious House on Serious Earth Bölüm 6

Odadan çıktığımda etrafımı fark ediyorum. Ben saatlerdir bu yıkıntıda mıydım? Osursam çökecek bir halde burası yahu! Bu terk edilmiş yerde önce etrafıma, sonra da şaşkınlıkla odaya baktığımda olan biteni kavramaya başlıyorum yavaş yavaş. Kafası parçalanmış, kanlar içinde yatan tanımadığım bir adam, elindeki silahla yerde oturan zihni paramparça olan Pearl.

Binanın girişinde iken silah sesini duyuyorum. Aferin kızıma.

Ah, hiç olmazsa arabam hala bıraktığım yerde, bu çok iyi. İstikamet Holywood. O uzunbacaklı ile görülecek bir hesabım var.

Holywood

Bu semte her geldiğimde başımı Susan’ın göğüslerine yaslama isteği duyuyorum. O büyük, sulu, mükemmel bir yuvarlakta... Öhm.

Şafağa kalmak istemiyorsam acele etmeliyim. Önümdeki birkaç saatte hızlı çalışmam gerekecek. Sin Bin’in arkasında müşterisine “çok özel” bir şov sunan kadını ve müşterisini en yakın motele gitmeleri konusunda ikna ediyorum, dostum Benjamin sağolsun. Sonunda yalnızım.

Zaman-Mekan’ı bükmek hiç bu kadar zor olmamıştı. Crowley burada yalnız değilmiş. Korktuğum başıma geldi.

Siyah uzun saç, esmer ten, derinlerden gelen ses...

Dişi...

Pearl’e bunları anlatmalarının sebebi beni öldürmek değildi, başka bir amaçları var.

Zamanın su gibi akıp geçtiğini fark etmem ne yazık ki, çok geç oluyor. Salaklığıma küfredip Sin Bin’in arka kapısına doğru koşuyorum, tahmin ettiğim gibi kilitli. İki tekmede kırıp kendimi içeri atıp, biz hariç her şeye hayat veren Güneş’ten kurtuluyorum.

Kurtuldum... Şimdilik...




CoraxCorax
Üye
Of Wolf and Mad

Hava gittikçe soğuyor. Dışarı artık çok gerekli olmadıkça çıkmıyorum; ölü de olsa vampir götümün donmasını istemem. Hem itiraf etmeliyim ki, böyle güzel bayanlar etrafımdayken neden dışarı çıkayım ki? Bu iki insanın evime gelmesi beklediğimden de iyi oldu. Onları 24 saat izliyorum, yaptıkları herşeyi. Araştırmalarım için çok değerli bilgiler sağlıyorlar bana, özellikle de geceleri... Geçen gece daha fazla feromon salgılattım odalarına, sonuçlar muhteşem oldu, bütün gece hiç durmadılar. Huh, bir uluma duydum sanki. Ahh, dolunay var.

Garip, o kadar senedir buradayım, bırak kurdu, doğru dürüst köpek bile göremedim. İşte! Tekrar bir uluma! Elim masanın çekmecesine gidiyor istemdışı bir şekilde. Altıpatlarım elimde. 1875 yapımı Colt Single Action Army. Dostum Samuel Colt'un hediyesi, güzel ama bir o kadar da talihsiz kızını iyileştirdiğim için. Şimdi, gümüş mermiler neredeydi?

Marcus birden odama dalıyor. Elinde bir çifte var. Ona herkesi ana salonda toplamasını söyleyip gümüş mermileri aramaya devam ediyorum. Hmm dolaplara bakayım en iyisi. Bir steteskop, bir altın külçesi(bunun ne işi var burda), bir bıçak(neyse ki kanlı değil, yakın zamanlarda farkında olmadan birini öldürmüş olamam bununla), bir dildo, bir bıçak daha, ufak bir kutu, bir... Bir saniye, dildo mu!? Birkaç gün önce götümün ağrımasının sebebi bu herhalde. Therese'in egzotik bir fantaziden bahsettiğini buydu sanırım. Böyle bulamayacağım, en iyisi Marcus'a sormak.

Ana salona girdiğimde herkesi beni beklerken buluyorum. "Sizleri bu saatte topladığım için üzgünüm. Ama sanırım, heh, görünüşe göre Hollywood'u kurtlar bastı. Burada bekleyin, ben bi dışarı bakıp geleyim." Therese'in gözlerinde dehşeti görüyorum. Korkudan felç olmuş bir durumda. Beckett yardım etmeyi öneriyor. Benimle beraber kapıya kadar geliyor, ama sonra nedense, geri gidiyor. O başını sağa sola sallaya sallaya salona dönerken ben dışarı çıkıyorum.

Marcus karları iyi küremiş, afferin ona. Sokağa doğru yürürken yavaş yavaş, aklıma çok önemli birşey geliyor.

HASİKTİR! GÜMÜŞ KURŞUNLARI UNUTTUM!

Kafamdaki sesler topuklarım kıçıma vura vura malikaneye geri dönmemi, masanın altına girmemi söylüyorlar. Hemde çok yüksek seslerle. Eh! Yetti ama, susun biraz. Alt tarafı biraz fazla gelişmiş bir köpek.

Bu da ne? Kasıklarındaki bez parçası dışında çırılçıplak bir adam. Yüzü biryerden tanıdık geliyor. Beni görünce ulumaya, havlamaya başlıyor. Taş yok mu taş? Taş mı? Kendime not: Bir daha bir Türkten beslenmeyeceğim. Hmph, ben taş ararken bu çıplak bana daha da yaklaştı. Ben altıpatlarımı çıkarıncaya kadar benim üstüme atlıyor. Tam dişlerini boğazıma geçirecekken onun kim olduğunu anlıyorum.

Var gücümle onu itiyorum ama nafile. Bunun üzerine son çare olarak Malkavian Delilik Ağı'na giriyorum. Etrafımda zaman duruyor. Hızlı bir şekilde arıyorum, arıyorum, arıyorum. Aradığımı bulunca, üstümdekine bir felç iniyor. Bundan faydalanıp ayağa kalkıyorum ve yerde hareketsizce yatan adama bakıyorum. Beş veya altı ay önce tedavi etmeye çalıştığım bir vampir.

Kendini kurtadam sanan bir Malkavian... Sanırım bu daha önce hiç görülmemiş bişey...



CoraxCorax
Üye
Ana salona geri döndüğümde, herkesi aynen bıraktığım yerde buluyorum. Beckett, Wendell, Abel, Mary ve gördüklerine inanamayan gözlerle bakan Therese. Beckett’in neden dışarı çıkmadığını anladım. Herkesi odalarına gönderdikten sonra Therese ile baş başa kalıyoruz sonunda. En sonunda cesaretini toplayıp yanıma oturuyor. Koluma dokunuyor. Hayal gördüğünü sanıyor; kör ile yattığından şaşı olmaktan korkuyor. Halbuki bilmiyor ki, o doğuştan şaşı. Aniden sarılıyor bana, bunu hiç beklemiyordum. Yanaklarından süzülen birkaç damlayı hissediyorum.  “Üzülme çocuğum. Üzülme aşkım.” Onu odamıza taşıyorum. Onunla sevişmeyi çok isterdim, ama ne yazık ki işim başımdan aşkın.

Beckett çalışma odamın kapısının önünde. Kurtadamla olan randevumun nasıl gittiğini soruyor bana. Cevap vermeden odama girdiğimde beni takip ediyor.

-Onu da aramıza almaman iyi oldu. Bilirsin, bir söz vardır:
-Evet, evet biliyorum. Bir Malkavian konuştu mu dinle, iki Malkavian bir araya geldi mi dikkatli ol, üç Malkavian bir araya geldi mi kaç.
-Onu söylemeyecektim aslında, ama iyi bir noktaya parmak bastın. Bir evde iki buçuk Malkavian zaten çok.
-Beckett, senin o kıllı götünü setitelerden kurtardığımda böyle küstah değildin? Sanırım senden istediğim şeyi buldun.
-Evet Black, senin istediğin şeyi buldum.
-Güzel. Eeee… Nerde peki?
-Onu ne için istediğimi söylersen bana, belki onun nerde olduğunu söylerim sana.
-Kâfiye ha? Pekala, şu nasıl? Onun nerde olduğunu söylemezsen bana, hemen şu anda senin ve ufaklığın üstündeki Camarilla korumasını kaldırırım. Eminim Setite dostlarımız çok sevinecektir bu habere.  Ah, sanki saldıracakmış gibi kısma gözlerimi, eski dostum. Şimdi, eğer kendi canına ve çocuğunun canına değer veriyorsan, söyle bana. Nerede?
-Rıhtımda. Pasifik Taşımacılık şirketine ait bir depoda.
-Pasifik Taşımacılık? Sabbat’ın paravan şirketlerinden biri bu. Yoksa benden habersiz Sabbat ile mi çalıştın Beckett?
-Evet, çünkü…
-Çünkü, böylelikle bunun izini kimse bize dek süremez! Harika!
-Çünkü, onu taa Çinden buraya getirtebilecek bir Camarilla gemisi bulamadım.
-Ah, pekala. Pasifikteki gemi filomuzu büyütme konusunda primogenler ile konuşurum bir ara.  Gidebilirsin.

Becket köşeye sıkışmış durumda. Köşeye sıkışan hayvanlar çok tehlikeli olur. Bu dönemde  çok dikkatli olmalıyım.
discussioncontroller