Vampire: The Masquerade - Winds of Gehenna
Gabriel Archangel
Üye
Plaza Romania'yı ne hale getirdiniz b*k herifler! diye gürlemişti çingene dev alışveriş merkezinin yıkılan kanadından kaçarken, İsa'nın çizmeleri adına yorulmak bilmiyorlar!

Neredeyse bütün gece tuzaktan tuzağa sürüklemiş pek çoğunu silkelemişti kuyruğundan ama kuçular ısrarcıydı, ancak Abel'de yakalanmamakta ısrarcıydı, sadece tek sorunu vardı arada sırada zihnine hücum eden şeylerdi, bunlar görüler ve bilgiler gibi abanıyorlardı zihnine ana hepsini bastırmayı başarmıştı, önce kaçmalı, sonra düşünmeliydi. Çarpışmaktan vazgeçti o an zira gerçekten de şehri yakıp yıkabilecek güçteydi bu herifler ve o anda yeniden güdüleri sararken benliğini o ses yeniden yükseldi zihninde, Kaç Abel! Bu sefer kaç Gümüş Pençe ve Gölge Lord senin için geliyor! Kaç!

Yeniden topukluyordu ve artık yorgundu, hala inanmıyordu sahip olduğu güce ama kaçmalıydı, hem neydi bu pençe ve gölge saçmalığı? Umursamadı, İhtiyar'ın yanına gitmeyecekti, gidemezdi. Bir bakkala girdi, birkaç dolar bıraktı ve bakkal uzaklaşınca, telefonu kaldırıp uluslar arası numarayı çevirdi karşıdan soğuk ve kibar bir ses yükseldi... Black Malikanesi! ve ardından ahize boşlukta bir an durduktan sonra hızla yere çarptı...

Yeniden aynı boşlukta çekiliyordu, ama bu defa neler olduğunu biliyordu Matrix gibiydi ama farklıydı, istediği her yere gidebilirdi, her yere girebilirdi. Aynı yıldırım yeniden etrafını sararken şaşırmadı bu bir Elektrik Ruhu'ydu... Bu kadar ayrıntıyı nereden bildiğini bilmiyordu ama daha sonra düşünecekti. Abel birden yanında belirdiğinde Marcus'un gözlerindeki bakış görülmeye değerdi. Çingene göz kırpıp; Bana temiz birşeyler ayarlaman mümkün mü Marcus? diye sordu en masum ifadesiyle ve devam etti; Beckett yada efendini görmeliyim ayrıca! diye bitirdi sözlerini uzaklaşırken, Ghoul ise hala elinde ahizeyle arkasından bakıyordu.
CoraxCorax
Üye
Saulot ile konuştuktan sonra Nahum'un dinlenmesini fırsat bilip babam Malkav ile sevgilisi Arikel'i izledim. Malkavian ve Toreador klanları arasında her zaman bir bağ sezinlemiştim, demek ki bu bağ aşk bağı imiş. Heh, Arikel Malkav'a aşık olduysa en azından onun kadar deli demektir. Onlar sevişirken öyle pozisyonlara şahit oldum ki, Kama sutra'nın yazarı utancından kendini öldürürdü görseydi.

Golconda... Bir zamanlar böyle kurtuluş hikayelerine inanmazdım, batıl inanç diyip geçerdim. Ancak, bu yaşadıklarımdan sonra, biraz da göt korkusuyla, inanmaktan başka bir seçeneğim olmadığına karar getirdim. Kaybettiklerim büyük, artık istediğim gibi davranamayacağım. Mesela demin Mary'ye uyurken tecavüz etmeye çalıştım, ama Nahum sağolsun, bir türlü beceremedim. Yorgun olmasına rağmen beni engelledi, yetmezmiş gibi iki saat onun vaazını dinledim. Aseksüel piç.

Kazandıklarım ise, öncelikle 4. nesil bir vampir olmak. Yanında eşantiyon olarak Fortitude ve Obeah disiplinlerine sahip oldum. Özellikle bu Obeah disiplini sayesinde tıp alanında zaten bir efsane olan konumumu yaşayan bir tanrı statüsüne çıkarabilirim. Ama Nahum buna da izin vermez. Bencil piç.

Etrafımdaki zaman bir süredir benim kontolümde akıyordu zaten ama ufak gezintiler bile çok yorucu oluyordu bazen. Nahum'un sayesinde geçmişi istediğim zaman ziyaret edebiliyorum. Gelecek hala zor, ama geçmişi bilmeyeni geleceği fethedemez.

Evdeki zavallıları artık komadan çıkartayım, tecavüz de edemediğime göre öyle mal mal yatmalarının hiçbir getirisi yok artık. Bazen düşünüyorum, benim kadar düşmüş biri bile Golconda yolunu yürüyüp affedilirse, teoride bütün vampirler affedilebilir. Hatta Caine bile! Caine'e kurtuluş yolunu anlatsam, bana borçlansa, sonsuza kadar kölem olsa, ne güzel olurdu! Bu kadar fantazi yeter, Therese geliyor. Herzaman giydiği kısa ve transparan geceliğini giymemiş, poposundaki kırbaç izlerini gizlemeye çalışıyor. Onun yerine uzun, siyah bir gecelik giymiş. Delilik adına! Lanet olası bir rahibeye benzemiş kaltak!

Biz vampirler her ne kadar yaralarımızı iyileştirsek te, bazı yaraların iyileşmesi diğerlerine göre daha uzun sürebiliyor. Sanırım ısıtılmış kırbaçta biraz aşırıya kaçtım. Neyse, bir dahakine normal kırbaç kullanırım, güzel Therese'imi böyle siktiğimin rahibesi gibi görmek istemem.

Therese'i tam kucağıma oturtmuş, iş üstündeyken Marcus geliyor.

Efendim, çingene uyandı, sizi görmek istiyor.

-Üçlü istermisin canım?
-Hayır tabi ki! O pis çingeneyi çıplak vücuduma 5 metre bile yaklaştırmam!
-Üçlüden kastım, onun verici değil, alıcı kısımda olmasıydı aslında, bir dildo alıp sende katılabilirdin, neyse... Tamam Marcus, beklesin biraz, geliyorum.
Gabriel Archangel
Üye
Odasının kapısını açtığı anda normalde yatıyor olması gereken yerden bir duman hüzmesi yükselip dağılmıştı; Gülümsedi, normalden uzun olan köpek dişleri iyice ortaya çıktı böylece; Bak bunu sevdim! diye mırıldanırken soyunup duşa girdi. Kafasının içinde bir şeyler dolaşıyordu, çeşit çeşit görüler; Warders da neyin nesiydi? Metis'in anlamı neydi? Bilmek istemiyordu, duştan çıkıp Marcus'un bıraktıklarını giydi, aynada kendisini gördüğünde gülümsedi, takım ona yakışmıştı. Buna alışabilirdi. Çıkarken Mary'e baktı ve ona ne diyeceğini bilemedi. Odadan çıktı.

Birden tüm tüyleri dimdik oldu; garip bir koku vardı. İğrenç ama bir o kadarda tatlı kokuyordu, öğürmek istedi ama kendisini tuttu. Birde kusarsa kendiliğinden uyanmasının fırçasının yanında ikinci bir fırça daha gelebilirdi. Birden dudaklarından; Wyrm! fısıltısı süzüldü. Evin her tarafından geliyordu koku, kendi odası hariç, buradaki koku biraz daha temizdi. Bilmek istemedi!

Kafasında uyanan bir sürü şey vardı; Ravenesco bile artık gerilerde kalmıştı. Black'in beynine sapladığı ilaç olabilirdi bunları tetikleyen ama onunla konuşmadan emin olamazdı. Malikanenin ana salonuna girdiğinde etrafa başka gözlerle bakıyordu; zevkle döşenmişti, çarpık bir zevkle ama yinede hoştu. Gülümseyip rahat bir yer seçti ve beklemeye başladı. 
Gabriel Archangel
Üye
Pıst! diye bir ses yükseldi odada, fısıltı gibiydi ama kafasının içinde yankılanmıştı; istifini bozmadan oturmaya devam etti, Black yine oyun oynuyor olabilirdi...

Artık zihnine giremez, ehehehe! diye devam etti aynı ses Hele ben varken kimse giremez! dedi ve kıkırtıları Abel'in zihninde çınlamaya başladı. Çingene daha cevap veremeden ses araya girdi; Kabalığımı affet, önce kendimi tanıtayım. Ben bir Delilik ruhuyum, Luna'nın yaratımlarından biriyim. Benim gibi ruhlar deliliğin kol gezdiği adeta hava gibi solunabildiği yerlerde yaşarız ki bende uzun zamandır buradayım, ancak senin gibi bir kuçu kuçu ile karşılaşacağımı, hemde bu Wyrm tohumunun evinde karşılaşacağımı hiç sanmıyordum Metis!

Abel garipsedi; Metis? diye sordu ve cevabı umduğundan fazlasıydı; Metis, bilmiyor musun Metis? Öyleyse sonsuz bilgeliğimi açacağım sana; Sen bir günah çocuğusun, ailenin Gaia'nın yasaklarını çiğnemesinin sonucu doğan bir Kurtadamsın! İki şekildeğiştirenden olan ama Gaia'nın yine de kabul ettiği ve Theurgelar hariç kimsenin göremediği Delilik ruhlarıyla kutsanmış olanlardansın!

Ruh birşeyleri tetiklemiş gibi, birden Çingene'nin gözleri önünde görüler akmaya başladı; Bir Kurtadam ama yaradılışındaki günah yüzünde asla gerçek formuna bürünemeyecek bir Kurtadam. Yeni ay altında dünyaya gelmiş bir Ragabash. Şehirlerde insanları koruyan bir Glass Walker...

Ruh birden seslenmeye başladı; Beni kabul et Metis! Beni zihninin içine kabul et, yoldaşın olayım, sana Gaia'nın hediyelerini kullanmayı öğreteyim, sadece Deliliğe zihninde yer aç... Bana yer aç! Luna'nın yarattığına zihninde yer aç... Bana yer aç ki bilmediklerini öğreteyim sana, Deliliğin kudretini avuçlarına bırakayım, bana yer aç! Beni kabul et!

Kabul! dedi bir an bile düşünmeden ve zihninde eksiklerin tamamlandığını hissetti; görüleri artık daha anlamlıydı; tüm varlığını hissediyordu. Tüm güçlerinin farkındaydı, belki kusurluydu ama tüm kusurları alt etmek mümkündü artık, o an Deliliğin sesi yeniden duyuldu;

Ve Gaia Abel'i yarattı... Ahahahahaha!
Gabriel Archangel
Üye
Ağır adımlarla pencereye ilerlemeye başladığında, ruhun sözcükleri artık zihninin derinliklerine gömülüyor, doğası gereği Abel'in bir parçası haline geldikçe varlığı siliniyordu. Normalde kar fırtınası yüzünden görülmemesi gereken gökyüzünde Dolunay kendisini gösteriyordu, belki de Çingene görebiliyordu...

Luna'ya güven bırak ışığı içine aksın Metis! Bırak ki özün gerçekliğini hissetsin! Bedenin güçlerini gösterdi, zihnin bir yoldaşa kavuştu şimdi sıra ruhunda... Kendini Luna'nın gücüne bırak Metis! son fısıltısı oldu varlığı artık Abel'in bir parçası olan ve onun benliğince bastırılan Delilik Ruhu'nun.

Pencereyi açtı Çingene ve fırtınayı delip geçen ay ışığını kabul etti. Kulaklarında kurt ulumaları yankılanıyordu, Los Angeles'daki bütün kurtlar uluyordu... Ama Çingene sustu... Ruhunun uluması boyutu aşmış artık Umbra'da yankılanıyordu... O an gördü, karşısında bir an için beliren hayaletimsi varlığı gördü; kendisiydi, ama yansımasıydı da... Dönüşebilseydi olacağı şeydi bu! Ama asla Glabro'dan ötesine geçemeyecekti. Öfkesi adeta yansımasını alevler içinde bıraktı. Sessizdi... Pencereyi kapattı ve ardına dönüp giydiği takımı düzeltti. Bir Glass Walker'dı o, içindeki öz artık serbestti ve onu sürüdekiler gibi davranmaya sevkediyordu. Gülümsedi... Yerine oturmaya hazırlanırken Wyrm'ın kokusu yayılmaya başladı, artık sırıtıyordu, kokuyu ayırt etmişti...

Therese Woerman...

Kadın daha kapıdan girer girmez kendi ismiyle seslenen adama döndü şaşkınlıkla. Abel'di... Pis çingeneydi ama farklıydı, kıyafeti, duruşu, sırıtışı... Çingene ağır adımlarla ona ilerlerken çoktan Dominate denen o kudretli disipline sarılmıştı bile ama hayır, işe yaramamıştı...

İçinde ölü birisi var Therese! Onu diriltmem senin için sorun olmaz değil mi? dediğinde kadının o ölü dudaklarına yapışmıştı bile... Hissediyordu Çingene, kadının içinde uyuyan deliliği adeta soluyordu, yapabileceğini biliyordu, bir Metis'in büyük güçlerinden biriydi bu! (Madness)

Çingene dudaklarını kadınınkilerden çektiği anda kadın ;Yavaş ol yakışıklı, daha saat çok erken! demiş ve gülümsüyordu. Deliliği gözlerinde hayat buluyor, ve garip bir açlıkla bakıyordu adama; olanları anlamaya çalışıyordu. Adım Jeanette, ya senin ki benim garip kurtarıcım?diye sorduğunda Çingene gülmemek için zor tutuyordu kendisini, Jeanette'in elini tutup dudaklarına götürürken...

Abel... Abel Gabriel Hystareya güzel bayan! Romanyalı garip bir çingeneyim ki bunu zaten biliyorsun... dedi ve koltuğunu tatmin olmuş bir şekilde döndü... Therese'e yaptıklarını düzeltebilirdi ama düzeltmeli miydi? Boşverdi fazladan bir deli daha sorun yaratmazdı, Mary için de bir şeyler yapmalıydı, uyanan bu deli onun için bir tehdit oluşturur muydu? O anda Mary için bambaşka bir plan oluştu kafasında ama hala zaman vardı. Black'i beklemeye karar verdi...

Hem artık sohbet edebileceği bir arkadaşı vardı; Biraz sohbet etmeye ne dersin Jeanette?

 
Jeanette/Therese Voerman
Üye
Sohbet mi! Ne sohbeti seni pis çingene! Benden uzak dur! Uzak dur dedim sana! Öptü birde! Pis sapık! Pis!

Tanrım... Neden vücudumu kontrol edemiyorum?

Neden?

Jeanette... Seni hastalıklı orospu! Seni elime geçirirsem malikanenin bütün bacalarını götüne sokacağım!

Black... Chris... Yardım et... Lütfen...

İşte geldi. Kapının eşiğinde durmuş, bizi izliyor.Neden bişey yapmıyor? Kurtarsın beni!


“Güzel kıyafetler Bay Hystareya, yoksa Bay Hysteria mı demeliyim?”

Kelime oyunları yapacak zaman değil seni deli piç! Çingene ayağa kalkıyor, ne olur defolsun gitsin!

"Ev sahibimin cömertliği ve uşağının zevki! Oldukça kirliydim zira! Ayrıca Abel'i tercih ederim... Sevgili Dayı!"

"Pekala Abel, gördüğüm kadarıyla Bayan Voerman ile aranızdaki buzları eritmişsiniz. Aaaah... Evet. Bayan Voerman. Jeanette Voerman. Onu görmeyeli iki sene oldu sanırım, veya iki dakika, emin değilim. Neyse, onu geri getirdiğiniz için teşekkür ederim, gerçi bunu bende yapabilirdim pek tabii ki ama takdir edersiniz ki Prenslik zor zanaat."

Alnını kaşıyor. Bu yara izi de nerden çıktı?

"Sizde bir tuhaflık hissediyorum, ayrıca garip bir koku var bu odada. Yoksa benden habersiz eve köpek mi getirdiniz?"

Çingenenin Gülümsemsi genişliyor. Bu adamda normal olmayan birşey var.

"Açıkçası ben köpek filan getirmedim ama... Siz daha önce bir tane getirdiniz... Ama sanırım bu sorunu çözebiliriz..."
(Smell of Man)

Black şüpheli bir şekilde bakıyor çingeneye, sanırım neler döndüğünü anladı! Ama... Ama neden sinsice gülüyor?

"Ah, demek öyle. Her zaman dediğim gibi, kafa kafaya vermedikçe çözülmeyecek bir sorun yoktur, sevgili yeğenim."
(Auspex: Karmic Sight)

Tahmin etmeliydim!

Çingene gülüyor. Kutsal ve lanetli herşey adına, neler dönüyor burada!

"Saklamak gibi bir niyetim yoktu, sorsaydın da söylerdim! Açıkçası endişe edilecek bir durum değil bu! Zira bende yeni öğrendim ve keşfedip, tadını çıkartıyorum! "

Yeniden yanıma oturdu.

Lanet olası kaltak! Çek ellerimi onun kasıklarından! Seni yarrak budalası orospu!


"Tabii canım, endişe edilecek bir durum değil. Hiç de değil. Hiç endişeli değilim zaten, kim demiş endişeli olduğumu? Ben demedim. Bir dakika sevgili Abel, öteki hatta bir dostum var da, biraz bekleteceğim seni."

-----
"Ne var Nahum? Burda götümü kurtarmaya çalışıyorum, bilmem farkında mısın? Şimdi kapa çeneni de şuna bişey çaktırmadan gümüş kurşunlarımı bulayım."

"O engin aklını kullan Malkav'ın Çocuğu. Seni yoketmek istese idi, bunu çoktan yapardı. Başka bir amacı var."
-----

"Ah sevgili yeğenim Abel, beklettiğim için çok üzgünüm. Evet yeni yeteneklerinizin tadını çıkardığınızı görüyorum, çok hoş. Artık kendinizin farkında olduğunuza göre, amacınızı söylersiniz artık?"

Yetenek mi? Ne yeteneği?

"Öncelikle bir ölümlü olarak geldiğim gün kabul etmiş sayıldığım misafirlik kuralları geçerli, ev sahibinden çalma, ona zarar verme! Bugüne kadar bunları çiğnemedim ve çiğnemeye de niyetim yok! Görülerim, gördüklerim bana bir amaç verecek, ama şimdilik sadece bulanıklıktan ibaretler ama bu çatı altındakileri yoketmekten başka bir amaç olacak bu! Bu arada kokun hafiflemiş Bay Black! Eskisinden, malikaneye sinen normal kokundan çok daha farklısın, tıpkı Jeanette ve Therese gibi!"

"Evet, parfümümü değiştirdim. Bunun bana daha iyi gittiğini söylüyorlar. İsmi 'Salubri dö la trallala'. Pek çok az kindred da vardır bu parfüm."

Salubri... Bir yerden tanıdık geliyor bu isim... Bu manyak neden sürekli alnını kaşıyor!

"Ahahahaha! Muhtemelen yapımcısı da 'Saulot Cainson' dır değil mi? Bir ölümlüykende Karanlıklar hakkında çok şey bilirdim ekselans, ama bu konu beni pek ilgilendirmez! Ama bir konuda yardıma ihtiyacım olacak, görüldüğü gibi zihinsel yeteneklere kavuştum ama hala bir acemiyim! Birisinin bana incelikleri öğretmesi lazım!"

Bana göz kırpıyor. İğrenç.

Jeanette, seni geberteceğim.


"Heh, bir kurtadama hocalık yapacağım hayatta aklıma gelmezdi, öldükten sonra da gelmedi. Ne dersin Nahum? Hay aksi, bunu sesli söylememişimdir umarım.

Kurtadam mı? Hasiktir!

"Neyse, diğer kurtadamlara kıyasla uygar biri olduğunu gösterdin, uygarlık çok önemlidir, yoksa hayvanlardan farkımız olmaz. Değil mi Jeanette, canım?"

Bana bakıyor! Bakma bana! Kirliyim! Kötüyüm Bakma...

Ne olur bakma aşkım...

Elimde olmadan tahrik edici bir şekilde dudaklarımı yalıyorum. Aşkım bana acıyarak bakıyor.


"Ah... Therese'i şimdiden özledim."
CoraxCorax
Üye
Evimde bir kurtadam var, Jeanette geri döndü, evim leş gibi köpek kokuyor, Marcus tedirgin ve alnım kaşınıyor.

Harika. Hayat gerçekten harika.

Nahum kurtadama karşı harekete geçmememi söylüyor. Aynı taraftaymışız onunla. Buna inanmak çok güç benim için, en son bir kurtadam gördüğümde bir düzine vampiri parçalamakla meşguldü çünkü.


-Malkav'ın oğlu, beni dinle.
-Naber Nahum? Bende ne zaman ortaya çıkacaksın diye merak ediyordum.
-Anlamadım? Ben her zaman senin yanındayım zaten.
-Ah, sadece bir espiri idi, günümüze ayak uydurmaya çalış biraz.
-Malkav'ın oğlu, çocuğun hakkında karışık düşüncelerin var.
-Evet... Therese'e o kadar alışmıştım ki, Jeanette'in geri dönüşü beni alt üst etti.
-Neden? Jeanette senin kişiliğine daha çok uyan bir varlık.
-Evet öyle. Ya da, öyleydi. Bilmiyorum neden ama Jeanette bana çekici gelmiyor artık.
-Böyle düşünmenin sebebi, onun senin yüzyıllardır başaramadığın şeyi başardığı için olmasın sakın?
-Saçmalık. O hiçbir şey becermiş sayılmaz. Jeanette'in tekrar üste çıkması bunun kanıtı. Nahum, hissettiklerim... açıklanamayacak şeyler. Seninle birleştiğimizden beri ben eski ben değilim. Eskiden olsa bu beni dehşete düşürürdü.
-Ama şimdi?
-Şimdi içimde huzur var. Huzur. Uzun zamandır hissetmediğim birşey. Heh, nasıl birşey olduğunu unutmuşum bile.
-Güzel. gözlerini kapa.
-Neden?
-Dediğimi yap.

Gözlerimi kapadığımda beklediğim karanlığın aksine aydınlık karşılıyor beni. Karşımda Nahum var. O kuruttuğum buruşuk, mumyalanmış vucüdu değil ama.

-Yakışıklıymışsın.
-Teşekkür ederim.
-Neden buradayız?
-Christopher Black, neden seni seçtiğimi hiç düşündün mü?
-Biraz. Golconda yolu için benden daha "iyi" vampirler seçebilirdin.
-Evet, seçebilirdim. Ama onlar, senin yapabileceklerinin onda birini bile yapamazlardı.
-Övünmek gibi olmasın ama, sana katılıyorum. Ama benim bile henüz anlamadığım şeyler var. Dişi, Crowley, Abel... bunların bu tiyatrodaki rolleri ne?
-Bunu sana söylemek benim vazifem değil.
-Kimin peki?
-Ne yazık ki bunu da söyleyemem.
-Harika. Çok yardımcı oluyorsun doğrusu.
-Black, hayatta bazı şeyler vardır, onları kendin bulman gerekir. Böyle tehlikeli zamanlarda bile. Bunları bulmak uzun zaman da alabilir, ama yılmamalısın.
-Yaşlanmıyor olmam ne güzel...
CoraxCorax
Üye
Beckett ve Wendel'ı azat ettim. Evimden ayrıldılar, nereye gittiklerini bilmiyorum, umrumda da değil açıkçası; ama biraz akılları varsa, uzaklara gitmişlerdir.

Sevgili yeğenim Mary'ye durumunu açıkladı mı acaba? Kızcağız altına etmiştir veya edecek.

Çalan kapı düşüncelerimi bölüyor. Bugün Marcus dahil bütün çalışanlar da izinli, o yüzden benim açmam gerek.

Bir Kindred. Dişi. Toreador. Beyaz tenli. Kumral. Uzun boylu. 92-69-95. Bana elindeki zarfı verip, gidiyor. O kadar. Tek kelime etmeden. Garip.

Salonda rahat koltuklarımdan birine oturuyorum. Zarf eskiye benziyor, sararmış. Üstünde sadece bir I harfi var. Zarfı elimde çeviriyorum, arkasına bakıyorum. İçinin boş olduğunu anlamam için onu açmama gerek yok. Asıl içerik, zarftaki izler. Parmaklarım bu izlerin üstünde gezinirken zihnimde bazı sesler yankılanıyor.

"Thomas Christopher Augustus Amadeus Corvus Cosmos Blackmoore. Yarın, gün batımından bir saat sonra, Santa Monica rıhtımı."

Gabriel Archangel
Üye
Etrafı çevrilmişti ve "İn"deki Yaşlı bu duruma Koyun Postundaki Kurt demişti...

Kendisine yaklaşmalarına izin verdi, yüzünde oluşan sahte dehşetin kendisine oscar bile getirebileceğinden emindi. Avlarından yayılan kokuları içlerine çekmişlerdi ve sırıttılar uzun dişlerini gösterip ancak saldırmadılar belli ki önce eğleneceklerdi.

Bir minibüse tıktılar ve kısa bir yolculuğun ardından şehir dışındaki ufak bir basketbol sahasına geldiler. Anlaşılan avlarıyla önce basket oynayacaklardı, kazanırsa kurtulacağını söyleyeceklerdi ki öyle de oldu. Bir süre çabaladı avcılarının kendisiyle eğlenmesine göz yumdu. Kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyorlardı kendisiyle ancak canı sıkılmıştı.

En yakınındaki suratına yediği pençe ile daha o anda yığıldı, diğerleri durumu anlamamışlardı ki bir başkasının üzerine zıplayıp göğsünün üzerinde çömeldi. İnsan kokusu dağılıp özü ortaya çıkarken üzerinde durduğu Kara El mensubu göğsünü baskılayan ağırlığın giderek artmasına bir anlam veremeyecek kadar korku içindeydi ki kısa süre sonra göğüs kafesinin içeri göçmesi sonucunda pek iç açıcı olmayan bir şekilde can vermişti.

Karşılarında yaklaşık 3 metre boyunda ve birkaç ton ağırlığında bir savaş makinesi duruyordu artık ve o cüsseden beklenmeyecek kibarlıkta eğlenen bir sesle konuştu; Şimdi benim oyunumu oynama zamanı parlak şeyler...

---

Kanlarının tadı bir b*ka benzemiyor değil mi? diye çınladı zihnindeki Delilik Ruhunun sesi, ancak ruh bir cevap alamadı ve sessizliğe gömüldü.

Düşünüyordu Abel, çok kısa sürede çok fazla şey yaşamıştı... Türlü türlü olayların içine düşmüş, aslında ne olduğunu öğrenmiş, öldürdüğü sahte vampirlerin yerini pençeleriyle geberttiği gerçekleri almıştı ki vampirler Wyrm'ın diğer yaratımları yanında sadece basit birer bez bebek gibi kalıyorlardı.

Ve Mary... Ona kendisinin ne olduğunu anlatması zor olmuştu, hele ki rahminde filizlenen yeni yaşamın da kendisi gibi bir Garou olacağını öğrendiğinde iyice çöküyordu ruhsal varlığı ancak kafasının içindeki yeni dostu bu konuda yardımcı olmuştu ona. Kız şimdi Glass Walkers'ın güvenli evlerinden birindeydi zira doğacak olan bir Glass Walker olacaktı babası kabileye katılmamış olsa bile.

Minibüs'ü Black'in Malikanesine yakın bir yerde durdurdu ve artık etkilenmediği fırtınayı umursamadan malikaneye doğru yürümeye başladı. Kapıya ulaştığında Black'in verdiği yeni anahtarlarını kullandı.

Black ve diğerleriyle farklı bir ilişkisi vardı artık, bedeni güçlerini sürü ile öğreniyordu ancak zihninin saklı güçlerini disipline etmesini sağlayan Black olmuştu. Güçlerini nasıl bir yoğunlukla yönlendireceğini biliyor, karşısındakinin aklıyla onun mevcut kişiliğine en ufak bir zarar vermeden istediği gibi oynayabiliyordu.

Ancak bu hikayedeki gerçek rolü ne olacaktı?
CoraxCorax
Üye
"Yarın, gün batımından bir saat sonra, Santa Monica rıhtımı."

Mesaj buydu. Garanti olsun diye gün batımından tam 59 dakika sonra rıhtımdaydım.

-Pek değerli Los Angeles Prensi Lord Blackmoore, hoşgeldiniz. Sonunda sizinle tanışabildiğim için onur duyuyorum. Bendeniz Mahatma.

Genç görünümlü bir adam. Genç, ve oldukça güzel, çekici. İç gıdıklayıcı. Harika görünüyor. Bu görünüş bir maske ama. İçimden bir ses gerçek yüzünü kimseye göstermediğini söylüyor.

-Mahatma demek, İstanbul nasıl?

Kısa süreli bir şaşkınlık gözlerinde beliriyor.


-Her büyük şehir gibi. İyi ve kötü tarafları var.

Beraber yürüyoruz. Yanlız değiliz ama. Etrafımızdan insanlar geçip gidiyor. Bazıları insan gerçekten, bazıları da bir taklit. Av peşinde olanlar, amacı bizi koruma olanlar.

-Son zamanlarda yaptıklarınız dikkatimizi çekti Bay Black. Uzun bir süredir birini arıyordunuz, onu buldunuz ve kuruttunuz. Ama sanırım, siz Amerikalıların dediği gibi, elinizde patladı.

-Ben Amerikalı değilim. Kökenim İngiliz. Tadı o kadar da güzel değildi zaten.

-Komik biri olduğunuzun farkındayım Bay Black. Bir insan iken de böylemiydiniz acaba?

-Bilmiyorum, uzun zaman oldu.

-Evet, gerçekten de uzun zaman. Bu taraftan lütfen.


Bir yata biniyoruz. Çok lüks değil, ama idare eder.
discussioncontroller