Vampire: The Masquerade - Winds of Gehenna
bario
Üye
Yağan karın altında yürüyordu.Uzun süredir görmediği biri ile görüşecekti az sonra."Heh"Eski bir dostla...Az ilerisinde taksiye binen kadına kaydı gözü birkaç saniyeliğine."Güzelmiş" diye düşündü.Hapisten beri bir kadınla beraber olmamıştı.Öncesinde bir kadın vardı.Sevdiği bir kadın.Ondan öncesi ve sonrası da olmamıştı ya zaten.
  Bakışlarını zorlukla kadından almaya çalıştı yürürken.Kadının yorgun ve kederli havası yaklaştıkça daha da ağır geliyordu ona.Tanıdık bir şeyler vardı sanki kadında.Kendini ona yakın hissetti.
  "Ah boşver,zaten gitti" diye düşündü kadın taksiyle uzaklaşırken.Yoluna geri dönüp karlı sokakları arşınlamaya devam etti.Elini pardesüsünün cebine sokup bir kağıt çıkardı.
  "Confession.Orada olmalı."
45'liğini hazırlayıp tekrar paltosunun içine,kılıfına koydu.İşlerin yolunda gitmesini umdu.

 
KurtulanSamaKurtulanSama
Üye
İçimi dökmek iyi gelmişti ancak barmen kız bir konuda yalan söylüyordu hiçbir insan efsanelere inanan birini normal karşılamazdı ; tabi onlar da inanmıyorsa. "Bu kadar karamsar olmamalısın" demişti ben kapıdan çıkarken. Nasıl olmayayım, cenaze benim cenazem.

Odama çıktım. Birkaç saat önce pardösülü adamın girdiği pencereye yöneldim. "Hiç olmazsa adını söyleseydin. Birden ortaya çıkıp, şehri terket yoksa öldürüleceksin. Ha bu arada ben vampirim seni öldürecek olanlar da ölye diyip kaybolmak kolay tabi." Gerçekten gerilmiştim... Vahşi doğa bu kadar acımasız değildi. En azından işkence etmezdi...
Duyar mıydı bilmiyorum ancak yine de ona söylemek istediklerim vardı ve içime atamazdım. Pencereden dışarya konuşmaya başladım.


-Şehri bu gece terkedersem güvende olacağımdan nasıl emin olabiliyorsun? İzimi sürmezler mi? Eğer yarın gece öldürüleceksem bu çoktan dikkatlerini çektiğim anlamına gelmiyor mu? CEVAP VER LANET OLASI!!!

Kararım kesindi. Sonuçları ne olursa olsun o konferans gerçekleşecekti. Telefonumu çıkardım ve en sık çevirdiğim numarayı çevirdim.

-Hey Mick. Yarın akşam L.A.'de olman lazım. Downtown Empire otel gelince ara ben seni karşılarım.
Roselyn
Üye
Nadya'nın gözleri, bu yabancının ona gösterdiği "aile yadigarı" bıçağı görünne parladı. Tek kaşını kaldırdı, şüpheci bir tavırla adamı süzdü. Evet, iyi bir pazarlık olacaktı. Gülümsedi.

"Pekala. İstediğini vereceğim ancak ödememi peşin alırım." dedi Nadya gözlerini adamın gözlerine çevirerek. "Dediğin kişi bir süre önce buraya geldi ancak bir şey ısmarlamadı. Uzunca bir süre etrafa bakındıktan sonra yanında benim buralarda pek görmediğim biriyle gitti. Yanlış hatırlamıyorsam diğerinin elinde Empire Otelinin kibrit kutusu vardı, hani şu otellerin odalarda eşantiyon bulundurduklarından. Eğer şanslıysan, hala oradadırlar. Hem, değillerse de orada bir iz bulabilirsin belki?"

Elini uzattı. "Ödemem?"
CoraxCorax
Üye
(Dementation başarılı)

Barmenin sağ gözü seğirmeye başlar, birden kahkaha atar.

Black gülümsedi.

-Şimdi bana Therese’in nerde olduğunu söyle.
-Yukarda… Ofisinde…
-Güzel. Şimdi dans pistinin ortasına git ve kolların kırılana kadar break dans yap.

Barmen dans pistine koştururken Black asansöre biner, 2. katın düşmesine basar. “Onları uzun zamandır görmedim.” diye düşünür. “Her şeye karşı hazırlıklı olmalıyım.”

Asansör 2. kata vardığında silahını kontrol edip ofise girer. Therese tahmin ettiği yerde, ofisindedir. Black’i görünce oldukça şaşırır.

-Selamlar Santa Monica’nın güzeller güzeli prensesi.
-Black! Çok şaşırttın beni. Senin burada ne işin var?
-Deneylerim için birkaç deneğe ihtiyacım var Voerman. Seni bilgilendireyim dedim de sonra aramızda tatsızlık çıkmasın.
-Sen ve bitmek bilmeyen deneylerin… Pekala. İstediğini yapmakta serbestsin. Olay çıkarmadığın sürece.
-Beni tanırsın Therese.
-Evet tanırım. Çıkarken barmenimi de eski haline getirirsen sevinirim.

Asansöre binip aşağıya indi. Dans pistinde kendini yerden yere atan barmenin omzuna dokundu. “Şimdi bara geri dön.”

Asylumdan çıktığında kendini daha iyi hissediyordu. Barmeni o kadar insanın önünde aşağılamak ona iyi gelmişti. Otoparka doğru yürümeye başladı, ordan sahile inen merdivenlere.
Kolombus
Üye
"Geç kaldın biliyorsun değil mi ?"

"Meksika'dan burası biraz uzun sürüyor Nines.. Ama geldim işte, beni gördüğüne sevinmedin mi ?"

Nines bir sigara yaktı ve içini çekti "Sevindim sevinmedine, fakat o  kadar karanlık bir zamandayız ki...Söylentiler var Tuco...Karanlık söylentiler..."

"Sabattan bahsediyorsan, o lanet olası pislikler her zaman baş ucumuzda olacaklar..."

"Şimdi olanlar her zamanki gibi değil...Büyük oyuncular Tuco, anlıyormusun? Eskisi gibi bizim bölgemiz değil burası, Leopold gücünü arttırdı, Sabbat bastırıyor..."

"Bugüne kadar nasıl geldik, camarilla'yı nasıl indirdik ? Bunları bir düşün Nines.. Birliğimiz ve saflarımıza geçireceğimiz yeni kindred'ler ile, ne sabbat pislikleri, ne de kendini bilmiş aptal avcılar durabilirler karşımızda."

"Eee, nereden başlıyoruz ?"

"Camarillayı biz indirmedik Tuco, bunu yapanı biliyorsun..."

"Senden bir isteğim olduğu için çağırdım seni eski dost"


"Benden ne istersen gözüm kapalı gerçekleştireceğimi biliyorsun Nines.. İsteğin nedir ?"

"Burada 5 sene önce prensi durduran bir yoldaşımız vardı"
"Onu bulmanı istiyorum,şehirde olduğunu duydum fakat benim olduğum yerlerde görünmeyecektir"
"Ona bir mesaj iletmelisin"
"Anladın mı?"


"Evet, anladım."
"Onunla ilgili herhangi bir ipucun var mı ?"


"Elimizde fazla şey yok fakat bunu bilen birisi varsa bu kişi Maximillian Strauss'tur"
"Onunla ben konuşamam...Anarch olduğun bilinmiyor, bunu sen yapmalısın"


"Nines, bunu söyleyen sen olmasaydın o Tremere pisliğine asla gitmezdim, ama bunu senin için yapacağım."

Kapıya doğru yürüdü, son bir kez bara baktıktan sonra Nines'a yöneldi:

"Ha bu arada.. Eric nerelerde ? Bir ghoul çok yardımcı olurdu."


"Eric buralarda olmalı, iletişime geçtiğimde sana haber vereceğim"

"Ayrıca,elimizdeki en önemli ipucu onun Confession'un eski ortaklığını yaptığı, yani orayı işleten kişiden hala para aldığını biliyoruz,bu hatunu  konuştur"


"Pekala Nines... Mor güneşin aydınlattığı binaya gitmeden Confession'a gidip bir iki tek atacağım sanırım. Sonra görüşürüz."

"Hey Tuco"
*Ona kendi Desert Eagle'ını uzatır*
"Bunu senin taşımanı istiyorum hombré"


"Oh, bunlardan birine dokunmayalı çok olmuştu. Sağol."

"O halde dikkatli ol ése"
"Sonra buraya uğramayı ihmal etme"
"Jack ve benim sana anlatacaklarımız var"


"Tamamdır..."

Last Round'un kapısını sert biçimde kapatarak, Confession'a doğru yürümeye başladı.
Fool Arcana
Üye
Kadın uzun zamandır yalnızdı, uzun zamandır açtı, uzun zamandır kaçaktı.

Dünya'yı tekrar dolaşıp bu kışın göbeğinde Los Angeles'a tekrar gelmişti, izinin bulunmaması için eski kontaklarından hiçbirisi ile iletişime girmemişti, şehire sessizce gelmek daha bir akıl karı gibi görünmüştü.

Sabbat ve Avcıların ortaya çıkışı yetmemiş gibi şehire büyük oyuncular gelmişti.
Yaptığı yolculuklarda bir sürü kişi tanımıştı ve bu sürekli değişen dünyada bir iki güzel yüz daha görmüş, onları sevmiş fakat asla gerçekleşemeyeceğini bildiği hayalleri bir kenara bırakıp tekrar Los Angeles'a gelmişti işte...

Doğu Avrupa güzeldi aslında, insanları daha sıcak ve daha şakacıydı.

Bütün bunları düşünmek ona acı veriyordu. Sığınağına geldiğinde herşeyin yerli yerinde olduğuna sevindi ve kilitli kasasını açtı, burada para yerine 10 20 tane farklı farklı kimlik vardı, kimileri farklı ülkelerin çoğu ise Amerikan.

Bunlardan birisini eline aldı, bu akşam bu kişinin görünüşüne ve adına ihtiyacı vardı.

"Pisha Roosevalt"
bario
Üye
Bar,sürekli değişen ışıklarından,müzikten ve dans eden bedenlerden olsa gerek,başını döndürüyordu.Cebinden bir dal sigara çıkarıp dudakları arasına koydu.Sigarasını yakacak bir çakmak ararken eski dostunu gördü.

Derin bir nefes çekip ona doğru yaklaştı kalabalığın arasından."Nicodemus"."Borcunu ödemenin vakti geldi.Körfez Savaşı'nda az kıçını kurtarmadım."diye düşünüyordu eski silah arkadaşına yaklaşırken.

Bunun hayatının dönüm noktası olacağından habersizdi.

Nicodemus o gece Confession'daydı, burası günahkarları barındıran pis bir mekandı fakat buna rağmen en fazla bilgiyi burada bulabiliyordu, iki eski dostuyla buluşmak için buradaydı ve onlar gelene kadar buna katlanmalıydı ve biri işte buradaydı.

Eski dostunun birden bire böyle gözünün önünde belirmesine sevinen Nicodemus kafasını içkisinden kaldırdı ve konuştu "Frank! Seni lanet olası gel buraya" adama sarıldı ve bir sigarada o yaktı,
"Sanırım şimdi Theodore'yi beklemeliyiz ha"

"heh." "Uzun zaman olmuş be.Zaman saçlarına yaramadı demek..."

"Ah, ne diyebilirim ki dostum bu şehir benden çok şey götürdü"

"Bilirsin müzik... yani bu tarz sevmem Nicky.Ben Blues adamıyımdır.Burada arkadaşını bekliyoruz sanırım.Neden? Kim bu herif?"


"Yüce babamızın selamı olsun kardeşlerim.Leopold?"

Kimi beklediklerini çözmüştü işte.Adam karşılarında ayakta dikiliyordu.İri yarı gözlüklü ciddi bir adamdı.Devlet görevlisi ya da ajan falan olmalıydı.Her neyse onun tek derdi istediği ismi alıp ölen kadınla ilgili avına devam etmekti.

,,,Aradan saadece yarım saat geçmiş;ancak bütün hayatı anlamsızlaşmıştı.Yolda yürürken paltosuna sarılıp barda olanları düşünmeye başladı.

Önceleri bir tarikattan bahsettiklerini düşünmüştü.Leopold.Zaten bir tarikattı.Vatikan'ın bir kolu.Vampirlerle savaşan.Evet.Vampirler.

Avcı olduklarını ve burada sayılarının azaldığını söylemişlerdi.Diğer adam İngilizdi.Ona iş teklif etmişlerdi.Nicky kendisine ihtiyaçları olduğunu,Vampirlerin-ki sanırım onlara Kindred deniyordu-bir savaş başlattığından bahsetmişlerdi.

Deli saçmasıydı anlattıkları ancak o kadar gerçekti ki aynı zamanda inanmaktan başka seçeneği yoktu.Bu bir din ya da şehir efsanesi değildi.İnanmama lüksü yoktu.Bu,sokaklardaki kan kokusuydu.

"Tanrı'nın ordusu eskisi kadar güçlü değil Theo.Vatikan'da olduğun için bunu bilmiyorsun.Amerika'da 60 kişiden fazla değiliz...Tanrı'nın ışığı sadece Vatikan'da sanırım...Burada yeniliyoruz dostum...güçlü göründüğümüz tek yer LA.Bu yüzden Frank gibilerine ihtiyacımız var..."

Demişti eski silah arkadaşı.Şimdilik onun aklını kurcalayan ise İngiliz'in söyledikleriydi.

"Dünyada siz insanların bilmemesi için uğraştığımız şeyler var.Basitçe öcüler yani..."

"Ama varlar... Aralarında en fazla örgütlenip sizin aranızda yaşayanları ise Vampirler....Drakulayı unut...Van Helsing Onu 1000 yıl önce kazıkladı.Şimdiki vampirler takım elbiseli.... İş adamı kılıklı"

"Ve daha tehlikeli..."

"Bunlar....Her yerdeler ve hatta sen bile olabilirsin.Kısacası artık uyan Körfez Harbi sadece insanların bir savaşıydı. Oysa burada Meleklerle Şeytanlar savaşıyor.Bir zamanlar masal dediğin her çey en az benim kadar gerçek"

"Ve sen insan.... Bu gerçekle yüzleşmek üzeresin"

Demişti İngiliz.Onu sarsan,sanırım sözleri değil,onları sarf ediş şekliydi.

Onunla kontak kuracaklarını,ikili hücreler halinde bölündüklerini ve onlarınkinin adının "Holy Reaper" olacağını söylemişlerdi.İngiliz eline bir haç tutuşturmuş,ruhunu rahatlatacağını söylemişti.

Bu gün böyle bir dünyada neden yaşadığını sorgulayıp,ağzına dayamıştı tabancasını.Şimdi ise neden kafasını duvara yapıştırmadığını anlıyordu.Artık uyanmıştı ve sokaklardaki kan kokusu onu eskisinden daha fazla korkutuyordu.

Elini cebine atıp gümüş haçı çıkardı.Eliyle üst yüzeyini yoklayıp boynuna astı.Kliseye doğru ilerlemeye başladı.Çok uzun bir zamandır O'na ihtiyaç duymamıştı.Ama bugün özel bir gündü.

Fool Arcana
Üye
4:00

Los Angeles bu gecelik bitmişti artık. Şehrin karanlık simaları bu gece güneş doğmadan köşelerine çekilecek ve Tanrı bilir kaç gün sonra tekrar ortaya çıkacaklardı.Bilinmeyen onca şey arasında, görülmeyen onca silüeti görmeye çalışıp ittifaklar kuran, birbirinin kuyusunu kazan,şan şöhret arayan,tek derdi geçimini sağlamak olan,suçluları ve lanetlenmişleri yok etmeye çalışan, bu soykırımdan kaçıp hayatta kalmayı hedefleyen ve daha nice bu zavallı dünyaya tıkılıp kalmış varlığın oluşturduğu uzun metrajlı bir filmin kısa bir bölümüydü bu gece yaşananlar.

Bütün bu hikaye aslında tek bir kişinin hikayesidir, ihanete uğramış, kovulmuş, ayartılmış ve etten kemikten bir kabuğa hapsedilmiş ilk katil'in sahnesidir Dünya.

4:30

O gece bu sahnenin birazdan aydınlanacak sokaklarından yaşadığı yere çekilmek için gidiyordu. Tanrı'nın ışığı ona iyi davranmıyordu ve davranmayacaktı da. Tanrı ile ilgili hiçbirşey onun tarafında değildi, dostları, müttefikleri herşeyi gitmişti, sadece kendisine güvenebilirdi...sadece kendisine...

Birdenbire asırlardır ilk defa hissettiği bir duyguyu hissetmeye başladı, korku...

Bir şey onu çok korkutuyordu, peşinde birileri vardı sanki, kim buna cürret edebilirdi? Onun kim olduğunu bilen iki kişi vardı ve bu iki kişi onu asla satmazlardı, ama bu gece değil...

Sonra kendisini kaybetmeye başladı, sanki tekrar o deliğe düşer gibiydi, son hatırladığı yüzyıllardır duymadığı o evinde olma hissiydi.

"Eve hoşgeldin,sevgilim"

4:50

Yavaş yavaş gözlerini açtı, Venture gökdeleninin tepesindeydi gene, fakat bu sefer garip bir şekilde vücudunu kıpırdatamıyordu, kolları ve bacakları...çarmıha gerilmiş haldeydi...garip ve ironik bir şekilde.

"Pisha?"

"Adımı söylememen gerektiğini hala hatırladığına sevindim, yerini unutmamışsın Tanrı'nın üvey evladı Caine..."


"Neden?"


Kadın uzun bir deri elbise giymişti, muhteşem vücudunu gerip uzun kollarını şehire doğru iki yana açtı;

"Değişim için tabii ki! Dünya'daki bütün bilinmeyen nesneleri topladım sevgilim, artık benim zamanım geldi, sen kendi dönemini yaşadın ve bitti, artık benim zamanım Caine! Kimse önümde duramaz, ne Camarilla,ne İnsanoğlu,ne Sabbat ne *sen*". Ben artık en kadim objelerin gücüne hükmeden bir varlığım..."

"Biz demek istedin sanırım sevgili Pisha'm"

Gölgelerden bir adam belirdi, üzerinde bir takım elbise vardı. Elinde ince bir baston ve kafasında fötr bir şapka vardı, bunun dışında kel bir herifti, fakat Caine bu herifi tanıyordu...Aleister Crowley...

"Crowley...Ölümü aldattığını tahmin edebilirdim, fakat Pisha ile birlik olup bana saldıracak cüreti bulacağını tahmin edemezdim. Seni son gördüğümde ucuz bir büyücüydün...Bana ne yaptın?"

Crowley candan bir kahkaha attı, Caine'i bir iki kere yaşamı boyunca görmüştü ve Pisha'ya olan aşkı yüzünden bu biçimsiz heriften nefret ederdi, fakat ona dürüst olacaktı;

"Üzgünüm eski dostum, o gerildiğin haç zamanında senin babanın yediği elmanın ağacından yapıldı, çıkışın yok Caine, bitti artık, ben bir Ademoğlu olarak seni yendim, dişi yarın ise beni tercih etti, sana ise son ölümünü milyonlarca yıldır görmediğini göstererek vereceğiz, Tanrı'nın güneşini tekrar göreceksin..."

"Hayır..."

"Ah evet eski eşim, bitti artık..."

5:15

Ve sonra, Caine güneşi gördü...


"Adem'in oğlu, Havva'nın oğlu, kardeşin Abel cennetten senin günahlarını affetti. Tanrı'nın bağışlamasını kabul etmeyecek misin?"




"Tanrının bağışlamasıyla değil, kendi bağışlamamla yaşayacağım. Ben benim. Yaptıklarımı yaptım. Bu asla değişmeyecek".

[right]Genesis 4:1-16[/right]

Fool Arcana
Üye
Doğduğunuzda önünüzde kocaman bir hayat vardır, ulaşılması gereken basamaklar, önce yürümeyi öğrenirsiniz, sonra yemek yemeyi, konuşmayı.

Yaşınız büyüdüğünde hissetmeyi, aşık olmayı, sevmeyi öğrenirsiniz.

Sonra ardından nefret etmek, kin duymak, ihanet gelir.

Bütün bu duygu anaforlarından sonra her şey bir son bulur, et toprağa dönüşür.

Bazıları için ise bu limitli bir sonsuzluktur, lanetlenmiş ruhlar kimi zaman iki sivri dişin ucunda ölümden sonra yaşarlar, kimi zaman ise Tanrı'nın güneşini gördüklerinde bu sonsuzluk son kez son bulur.


5:16

"Tanrının bağışlamasıyla değil, kendi bağışlamamla yaşayacağım. Ben benim. Yaptıklarımı yaptım. Bu asla değişmeyecek...Ve Pisha...Ben Tanrı'nın alanından çıkalı çok oldu..."


Bunları dedikten sonra güneşin ilk parçaları henüz görünüre çıkmışken birden bire Venture Gökdeleninin üst kısmı kapkara kesildi, Caine ellerini iki yana açarak çevresinde karanlıktan daha karanlık aurasıyla kadının üstüne yürüdü.

"Ben ölemem Pisha, benim son ölümümü görmem demek bu Dünya'nın sonu demek, ben Dünya'nın kaderini belirleyen kişiyim, ben ilk katilim."

Pisha tıslayarak Crowley'e doğru baktı.

"O halde sevgilim, Dünya'nın sayılı günleri kaldı..."

Bunları dedikten sonra kadın Crowley'i tuttuğu gibi kendisini kulenin tepesinden bıraktı.

Caine yorulmuştu,peşlerinden koşmayı istemiyordu, içinde bunu yapacak istek yoktu, tek yapmak istediği evine çekilip günün geçmesini beklemekti...Dünya isteyenin olabilirdi sadece onu rahat bıraksınlardı...

Ve böylece gecenin sakinleri inlerine çekildi, ilk katil dahil herkesin uyuyup yeni bir geceye hazırlık yapması gerekiyordu.

Çünkü belki bunlar...son gecelerdi...

Ve böylece, 2.perde Karanlıklar Dünyası sakinleri için aralanmıştı.

SüleymanAbi
Üye
Los Angeles, Melekler Şehri, nam-ı diğer L.A. Işığın ve karanlığın şehri, karanlığın yaratıklarının güç için savaştıkları şehir. Bazı insanlar için film dünyası, eğlenceler şehri, lüks bir hayat. Benim için ise, yozlaşmış vampirler ve çürümek üzere bir insanlık…

Balkonuna çıkmış egzoz ve sigara dumanı içerisindeki bina yığınına bakıyordu. Dışarısı serindi ve saçları dalgalanıyordu usulca esen rüzgarla. Çıplak ayakla, kot pantolon ve beyaz bir atlet dışında bir şey giymeden durduğu balkon, daha birkaç saat önce vardığı yeni apartman dairesine bağlıydı. Görevi için verilmişti ona bu yüksek fakat bir o kadar da mülevves oda.
Ağzında sigarası, çirkin bakışlarıyla ve umutlu fakat bir o kadar da endişeli gözleriyle taciz ediyordu bu gölgelerin hakim olmaya başladığı sisli şehri.

“Burayı neden seçtiğini anlıyorum galiba.”

Gözlerini kolları ve ağzı bağlı bir kadın için dövüşen birkaç serserinin olduğu sokağa dikmişti.

“Bizimkiler burada iyi iş becermiş anlaşılan.”

Hiçbir etkisini hissetmediği tatsız sigarayı dudaklarından çekerek, bina yığının üzerine doğru bıraktı.

“Bu sefer bu işi başaracağım. Lütfen bize geri dön…”

Şehre arkasını dönerek kapısını araladı ve odasına adımını attı.

“Yüce Set.”
discussioncontroller