Hunter The Vigil - Berlin Günlükleri - Kreuzberg Dosyaları
Night EagleNight Eagle
Üye
Yedi gece... Herbiri bir öncekinin aynısı, işkence veren, aklını kurcalayan kabuslarla dolu yedi gece. Şu an kapısına baktığı odada yanıt bulabileceğini düşündüğü, beynini kemiren soruların kaynağı olan yedi gece. Hesabını kimseden soramayacağı, yalnızca göz altı morlukları ve uykusuzlukla sınırlı kalmayp, akıl sağlığını da tehdit etmeye başlamış yedi gece. Ama hayır, hesabını sorabileceği birileri vardı. O odada... Belki göz altındaki şişliklerin inmesini sağlamayacaktı, ancak hiç değilse aklını kaçırmadan evvel, kafasında yer alan sırları çözebileceğine inanıyordu.

Kapının önüne geldiğinde önce saçlarını bir toka yardımıyla toparladı, sonra derin bir nefes çekerek ceketini ilikledi. Ardından yavaşça, üzerinde "Sorgu odası" yazan ahşap kapıyı araladı. Oradaydı işte; günlerdir beklediği sorulara yanıt verebilecek tek kişi... Kapıyı kapattı, elindeki karton kahve fincanını, odadaki küçük, kare masanın üzerine, daha önceden oraya konulmuş dosyanın yanına koyduktan sonra adamın tam karşısındaki sandalyeye oturdu. Ellerini kavuşturdu, birkaç saniye boyunca adamı süzdü.

Avurtları çökmüş, gözleri kanlanmış, cılız ve hastalıklı bir adamdı bu. Kafasındaki saçların çoğu dökülmüş, çürük dişlerini stres ve korkuyla gıcırdatan bir adam... Üzerinde eski, yer yer yamanmış bir oduncu gömleği vardı. Adam, masada tek bir noktaya, dikkatini kaybetmeden bakıyordu.

"Bay Fullermann, rahat olun. Sizi buraya sorgulamak için değil, birtakım sorulara cevap verebileceğiizi düşündüğümüz için çağırdık. Herhangi bir suç işlemediniz, lütfen rahatlayın."

Sözlerin adamı sakinleştiremeyeceği belliydi. Muhtemelen bir hafta önceki kazanın şokundan halen kurtulamamıştı. Psikolojik yardım alıp almadığını öğrenmek için önünde duran dosyaya uzandı. Sarı kapaklı karton dosyayı açtığında, ilk önce yaşanan kazanın detaylarına ilişkin kayıtlar ve fotoğraflar karşısına çıktı. Bunları hızlıca geçerek, adamın kaydını aramaya devam etti.


[img width=450 height=327]http://img189.imageshack.us/img189/356/ertecar.jpg[/img]

Sonunda aradığını bulmuştu. Karşısındaki adama benzemeyen, sağlıklı ve gür saçlı bir vesikalık, adı, soyadı, sicili...  Merakını yenemeyerek, kafasını dosyadan kaldırmadan sordu:

"Orada tam olarak ne oldu, Bay Fullerman? Nasıl bir olay oldu ki, sizi bir hafta içerisinde bu hale getirdi?"

Birkaç saniye boyunca sorusuna yanıt alamayınca, adama doğru baktı. Adam halen aynı sabit noktaya bakıyor, bir yandan da solgun bir yaprak gibi titremeye devam ediyordu. Zavallı adamdan cevap alamayacağını anlayınca, dosyayı okumaya devam etti. Görüşüne göre, bu 7 gün içerisinde herhangi bir tıbbi veya psikolojik yardım almamıştı. Dosyayı kapattı, kahvesinden bir yudum alarak tekrar adama baktı:

"İsterseniz sizin için bir doktor ayarlayabiliriz. Oldukça bitkin görünüyorsunuz. Yine de halen geç sayılmaz.."

Yine adamdan en ufak bir tepki dahi gelmedi. Bu işin sonu biryerlere varacak gibi değildi. Bu durumdaki bir kişiyi konuşturmayı denemek bile saçmaydı zaten. Sonuçta akıl sağlığı yerinde görünmeyen birisinden ne derece sağlam yanıtlar alabilecğeini bilemiyordu, ancak ne olursa olsun, cevaplara ihtiyacı vardı. Buna rağmen şu an yaptığı işin ne kadar mantıksızca olduğunu düşündü bir an. Bu adamın yardıma ihtiyacı vardı, sorgulanmaya değil.

Dosyayı ve kahvesini alarak sandalyeden kalktı.

"Size bir doktor bulacağım. Böyle devam ederseniz, ölebilirsiniz. Bir süre hastanede kalmanız sizin için daha iyi olacaktır."

Kahvesinden bir yudum daha aldı, sandalyeyi yerine itti. Arkasını dönüp kapıya doğru yöneldi. Tam kapıyı açacağı an, boğuk ve acı bir feryat duydu. Ani bir hareketle arkasını döndüğünde, adamın eliyle tuttuğu boğazından oluk oluk kan aktığını farketti. Yardım etmek istedi, ama edemedi. Vücudu kaskatı kesilmişti adeta, ne adama doğru ilerleyebiliyoor, ne de geri dönebiliyordu.

Adam bir eliyle kanlar içindeki boğazını tutmaya çalışıyor, bir yandan da düşmemek için can havliyle masaya tutunuyordu. Birkaç saniye sonra hareketleri yavaşladı, sonra da durdu. Masayı tuttuğu eli yavaşça kaydı, oturduğu sandalyeyle beraber, masanın yan tarafına düştü.

Adamın yere düşmesiyle, odanın kapısının açılması bir oldu. İçeriye giren polis memuru, yerde kanlar içinde yatan adama baktıktan sonra, alelacele silahını kılıfına koyarak seslendi:

"Bayan Engelbrecht, siz iyi misiniz?"

Bu, ajan Engelbrecht'in bir hafta içerisinde yaşadığı olaylar içerisinde en gerçekçisiydi belki, belki de en yakın olduğu... Ancak, kesinlikle en korkuncu değildi.
discussioncontroller