Bilge olmak ya da Zeki olmak
FLC
Üye
Snake dedi:


Eh, işte çok çalışarak yeteneğini geliştirirsin diyorum ben de sabah beri.



Ama yetenek diye bir şey yokki? Michael Angelo gibi olmak için, işi gücü bırakıp gitar çalsanız yeter, hayvan gibi gitar çalarsınız sonra.

O adam da ayrı manyak zaten. Ama 55 yaşında falan sanırım şimdi.

[img width=337 height=277]http://www.spirit-of-metal.com/membre_groupe/photo/Michael_Angelo_Batio-13163.jpg[/img]
Fool Arcana
Üye
Performans herşeydir.

Tabii kimisi günde 1 saat çalışarak o noktaya gelirken kimisinin günde 10 saat çalışarak gelmesi gerekir.

SnakeSnake
Üye


Performans herşeydir.

Tabii kimisi günde 1 saat çalışarak o noktaya gelirken kimisinin günde 10 saat çalışarak gelmesi gerekir.



İşte bu. Burada da zeka ve yetenek devreye giriyor işte. Ben de bunu anlatmaya çalışıyorum. 1 saat çalışanla 10 saat çalışan arasındaki farkı yetenek belirliyor işte. Biri zekasını kullanarak yeteneğini daha kolay geliştirirken diğeri yeteneğinin daha sınırlı olduğu bir alanda daha fazla çalışarak yeteneğini geliştiriryor.
Pixelponny
Üye
Ben çalışmanın yetenekli insan için gerektiğini düşünmüyorum (yeteneğini sergilemek için yaptığı çalışma haricinde). Fazladan çalışma sadece rekabet durumunda, eğer sizin gibi yetenekli insanlar çevrenizdeyse gerekir. Elbette çevre odağının gelişmesiyle rekabet, bununla beraber gereken çalışma da artar.

Tanıdığımız bir çok sanatçının durumu bunun gibidir. Dünyaca tanınan sanatçılar, girdikleri rekabetten dolayı daha çok çalışmak durumundadır. Ancak belki de 1/1 çevrelerinde yeteneklerinin bile çok azını kullansalar dahi takdir edilirler (hatta bazan çok çaba bu çevreyi aşar, anlaşılamaz).
SnakeSnake
Üye
Katılıyorum.
Pyros
Üye


"Yeteneğim yok" cümlesinin bir bahane olduğunu anladı insanoğlu. Eistein bile "Yaratıcılığın %1'i deha, %99'u çok çalışmadır" dememiş miydi? (cümle buna benzer bişi idi)

Sonuçta o %1 hepimizde var. Görebiliyorsan, koklayabiliyorsan, işitebiliyorsan bu duyularının üzerine çok çalışarak bişiler katmak da insanın elinde.



Çok insancıl bir bakış açısı, ben bu açıyı realist bulmuyorum. Ne kadar yaratıcı olacağın daha kendi üzerinde iraden olmayan 9-10. yaşlarda belirleniyor bence. En azından potansiyel sınırlanıyor.


Bunun dışında sanat tartışmalarında diyebileceğim şey biyolojik yapının (zeka) sanatı ne kadar iyi yaptığınızda tek değil ama önemli bir faktör olduğu. Sanat yapmak için gerekli beceriyi (yetenek değil, enstrümanları ne kadar yeterli kullanabildiğiniz) daha hızlı öğrenebilmek bir yana, yeteneği ifşa ederkenki beceri limitleriniz birinci elden zeka ile belirlenir. Bunun dışında bir filmdeki sahneyi ne kadar yaratıcı yapabildiğiniz, bir melodiyi ne kadar harmonik yazabildiğiniz de direk olmasa da ikinci elden zeka ile bağlantılıdır. Ben bu sonuncuların daha çok akıl ile ilgili olduğunu düşünüyorum ama sonucta ne kadar akıllı olduğunuz yine zekanızla alakalı.
Misafir
FLC dedi:


Ama yetenek diye bir şey yokki? Michael Angelo gibi olmak için, işi gücü bırakıp gitar çalsanız yeter, hayvan gibi gitar çalarsınız sonra.

O adam da ayrı manyak zaten. Ama 55 yaşında falan sanırım şimdi.

[img width=337 height=277]http://www.spirit-of-metal.com/membre_groupe/photo/Michael_Angelo_Batio-13163.jpg[/img]




Türkiyede gerçekleştireceği konseri kaldığı otelde beklerken kat görevlileri odasına yemek götürmüş garibimin. Ama bizim Batio bir güzel ayar vermiş görevlilere, gitarı ile çalıştığını ve rahatsız etmemelerini söylemiş. Anlayın işte nasıl bir manyak olduğunu. =)
biwalybiwaly
Üye
Çoğu kişi çok bilgili insanları zeki sanır ama aslında zekanın bununla alakası yoktur.
astek
Üye
bilgelik ve zeka... Bu iki kavramı birbirinden ayıran temel etken seçilen yollar ya da basit anlamıyla ahlak veya hayattan ne istediğinizdir dye düşünüyorum. Çünkü evet zeki biri derken asıl demek istediğimiz çözüm yolları üreten ve bunu çoğu kişiden daha kolay ve çabuk yapan biridir yoksa sırf biri rain man takılıyor diye zeki demeyiz. Düşünülmeyeni düşünmesi ve bunu pratik çözümlerle hayata geçirip birşeyleri değiştirmesini bekleriz :)
Tam da burda bilgelik ve yaşanmışlık arasındaki fark aklımıza geliyor belki de. Hayatın bizden izinsiz yüzümüze fırlattığı herşeyin bize birşeyler kattığı kuşkusuz ama bu bilgelik midir? Çok yaşayan çok mu bilir yoksa sadece kendi bildiğini mi bilir? Veya tek doğru budur, bunu anlamayanlar aydınlanmamıştır da der mi? O halde bilge olabilmesi için o kişinin neye inandığı ve onu bilgelik diye yorumlayacak insanın da aynı şeye inanıp inanmadığı da önemlidir.
Bilge diye andığımız insanları düşününce genelde bir yolla,bir şekilde iç huzuru bulmuş ve bize de bulmamızda yol gösterebileceğine inandığımız bir insanı düşünürüz çoğu zaman. Çünkü hayatın karanlık yüzüyle yüzleşip orda kalan biri savaşı kaybetmiştir. Ayağa kalkıp savaşmaya devam edebilenlere saygı duyarız ki onlar bize ilham verir, yalnız olmadığımızı hissettirir. Ama bu da inandığın ya da inanmadığın şeylere bağlı bir karakter durumudur çünkü aynı şeyleri yaşamış bir başka biri her güne fukitol (or fuckitall) haplarıyla başlayıp sadece nefes alarak yer işgal ediyor da olabilir. Sizin önceliklerinize sahip olmadığı için yatıp kalkıp banka hesabını düşünüyor olabilir. O halde bilgi sahibi biri bunu başkalarıyla paylaştığı ve faydalı olabildiği ölçüde bilgedir belki de aksi halde herşeyi kendi bilir... Yada geçmişte yaşananlar ile gelecekte yaşamak istedikleri arasında kaybolup gider. Tüm hayat bir hatırlamaya ve beklemeye dönüşür...
Buna Bill Hicks güzel bir örnektir aslında. İlk baktığınızda hiçbir şey umrunda olmayan hiçbirşeyi beğenmeyen birini görürsünüz ama sonradan farkedersiniz ki asıl amacı insanların varolan ikiyüzlülüğünü, hayatın çifte standartlarını insanların yüzüne vurmaktır. Zamanında inandığı şeylere inanmayı artık güç bulsa da savaşmaya devam etmştir. Hatta kansere rağmen buna devam etmiştir.  "Today, a young man on acid realized that all matter is merely energy condensed to a slow vibration — that we are all one consciousness experiencing itself subjectively. There is no such thing as death; life is only a dream, and we are the imagination of ourselves..." hicks
Yetenek ise çalışma ile yeşerir uzanabileceğinden fazlasına dokunabilmesini sağlar. Ama eğer ki yetenekliyseniz :) classic gitar ın yaşayan en büyük efsanesi Paco De Lucia 'dır. Peki bu insan Andalucia 'da doğmasaydı? Peki ya ailesi gitarı daha çocukken kafasında kırıp, Çalış!! deseydi? Ama sonradan bakıyoruz ki bu şahıs 55 yaşında çaldıklarını 10 yaşında da rahat rahat çalıyor. Bu bir deha evet ama ne yazık ki fırsat ile bütünleşmeyen, şans ile kutsanmayan hiçbir yetenek varolamıyor. Yine de Medyanın şirket zihniyetinin yarattığı yetenek diye sunulan leşler ise unutulup gidilmeye mahkum kalıyor ( en azından bununla avunabiliriz) Dvorak babası gibi kasap kalabilirdi, Syd barrett o kadar uçmasaydı dünyayaya belki daha fazla birşeyler verir Roger Waters'ı yollardı kendi yerine belki :)
Mesajı dinleyici bulan, standart ve normların diretmelerine karşı koyabilecek bir yaşamı zorlayanlar eninde sonunda hatırlanıyor. Belki bir kişi belki binlerce.. Önemli olan biz kendimizi nasıl tanımlıyoruz? Mutlu muyuz kendimizle?
Çıkış yolu var mı tünel sonundaki ışığa güneş gözlüğüyle mi bakmaya alıştık da yolumuzu bulamıyoruz? yoksa bu düzen içinde birşeyleri başabilmek için 200 sene yaşmak bile yeterli olmayacak mı? Kan pıhtısından gelen toza dönüşüp gittiğinde ne anlamı kalacak? Biz neye inanıyoruz? neyi seviyoruz? Eğer bunu bulduysak yapalım belki ilerde (bill Hicks öldükten sonra ama neyse) :) bilge, dahi olarak da anılırız ama en azında varlığımıza birşeyler katarız...
There is no death.. It's just a ride.. 
FLC
Üye
There is no spoon!
discussioncontroller