Yunan Mitolojisi
ElladanElladan
Üye
[img width=399 height=650]http://i46.photobucket.com/albums/f144/polaroid77/ApollonetDaphnduBernin1622-1623Vill.jpg[/img]

Mitoloji denince akla hemen Yunan mitolojisi gelir, bilmem ne kadar ilgilenirsiniz mitolojiyle, eğer biraz merakınız varsa benim gibi, biraz okumuşsanız var mıdır sevdiğiniz bir mitolojik öykü? Benim en sevdiğim hikâyelerden biri Tanrı Apollon ile bir su perisi olan Daphne’nin hikâyesidir.

Apollon bir gün ormanda gezerken bir ırmağın kıyısında Daphne’yi görür, saçları, gözleri, teni o kadar güzeldir ki, Tanrı oracıkta âşık olur ona. Daphne ile konuşmak ister fakat Daphne, Tanrı Artemis gibi sonsuza kadar temiz kalmaya yemin etmiştir. Babası ne zaman ondan bir torun istese o:

“Ey, dünyaya gelmeme sebep olan sevgili babacığım, kadınlık görevlerini bilmeden ve birisinin karısı olmadan, bağımsız olarak yaşamama müsaade et... “ diye cevap verirdi.

Güzeller güzeli peri Apollon’u karşısında görünce arkasını dönüp kaçmaya başlar ve Tanrı da peşinden koşmaya. Apollon bir taraftan perinin ardından koşuyor bir taraftan da ona sesleniyordu:

“Daphne, yalvarırım sana dur, benden sana zarar gelmez. Ben senin düşmanın değilim, dur peri, dur; beni peşinden koşturan yalnız sevgimdir; lütfen, hızını biraz yavaşlat, hiç olmazsa, arkandan koşanın kim olduğunu öğren. Arkandan koşan ne yaban bir dağlı; ne de dik yamaçlarda keçilerini otlatan kaba bir çobandır. Ben Işık Tanrısıyım. Benim babam bütün Tanrıların büyüğü olan Zeusdur.”

Bu takipten iyice ürken Daphne ağaçların arasında rüzgâr gibi koşar, bu sırada bu güzel periyi yakalamayı iyice arzulayan Apollon ona yetişmek üzeredir. Daphne ne kadar hızlı olsa da ardındaki bir Tanrıdır ve güzel peri yorulduğunu hisseder. Birden durup ayağını yere vurur ve

“Ey, toprak ana, beni ört, beni sakla, beni kurtar.” diye yakarır.

Yalvarışı o kadar içtendir ki, sözleri biter bitmez Daphne uzuvlarının sertleştiğini hisseder, gri renkli bir kabuk göğüslerini kaplar, kokulu saçları yapraklara dönüşür, kolları dallar halinde uzanır, küçük ayakları kök olup toprağın derinliklerine dalar, başı da büyük bir ağacın tepesi haline gelir.
Güzel periyi kucaklamak isterken bir defne ağacına çarpan Apollon şaşkına dönmüştür. Ağacın sert kabuğunun altında genç perinin kalbinin hâlâ attığını hisseder o sırada.

“Daphne.” der, “Bundan sonra sen Apollon’un kutsal ağacı olacaksın, senin solmayan ve dökülmeyen yaprakların benim saçlarımın çelengi olacak. Ve değerli kahramanlar, muharipler, ünlü şairler, büyük işler başaranlar, hep senin yapraklarınla mağrur alınlarını süsleyecekler.” Apollon’un bu sözlerine karşılık olarak defne ağacı onun lütfuna teşekkür etmek için dallarını yavaşça sallayıp başını saygıyla eğer.


Mitolojide her şey bir sebebe bağlanır bir yerde mitolojinin çıkış noktası da insanların olaylara açıklama getirme ihtiyacıdır. Apollon aslında çok iyi bir okçudur ve kendiyle övünmeyi çok sever. Bir gün kendisi gibi iyi bir okçu olan Afrodit'in oğlu genç Eros ile karşılaşır ve onun okçuluk kabiliyeti ile ilgili alaycı sözler söyler. Buna karşılık, Eros öç almak ister ve iki ok hazırlar. Biri altın suyuna batırılmıştır ve saplandığı kişiye tutku ve sonsuz aşk verecektir. Diğer ok ise saplandığı kişiyi aşk ve tutkudan tamamen uzaklaştıracaktır. Altın ok Apollon'un kalbine saplanır ve Daphne'ye umutsuzca âşık olur. Fakat ne yazık ki diğer ok Daphne'nin kalbine saplanmıştır. Daphne, Apollon'dan sürekli kaçar ve âşkını reddeder. Aşkını ölümsüzleştirmek isteyen Apollon’un her zaman kafasında defne yapraklarıyla betimlenmesinin ve defne ağacının yapraklarının dökülmemesinin sebebi budur işte.
Çağlayan
Üye
Altın Elma

Olimpos dağında, Thetis ile Peleus'un görkemli düğününe davet edilmişti tüm tanrı ve tanrıçalar; her davette eğlencelerin neşesini bozan kavga ve nifak tanrıçası Eris hariç. Buna içerlemişti Eris ve intikam almak için altın bir elmanın üzerine “en güzele” diye yazdı ve düğün yemeğinin en neşeli anında şölen sofrasının ortasına fırlattı.

Birden ortalık karıştı. Altın elma, en güzel olduğunu iddia eden tanrıçaların haykırışları arasında durmadan el değiştirdi. Rakiplerini alt eden üç güzel tanrıça, Hera, Athena ve Aphrodite, baştanrı Zeus’un karşısına dikilerek altın elmayı en güzel olana vermesini istediler. Çok zor bir seçim yapmak durumunda kalan Zeus, İda dağında çobanlık yapan Paris adlı bir delikanlının güzellikten iyi anladığını ve bu seçimi onun yapmasının daha doğru olacağını dile getirdi; Paris’in aslında bir kral çocuğu olduğunu ancak bu gerçeği kendisinin bilmediğini de ekledi sözlerine. Bu sözlerin üzerine güzeller hiç duraksamadan Olympos’tan İda dağına süzüldüler.

Tanrıçalar Paris’i İda dağının derinliklerinde, zümrüt yeşili suların başında buldular ve bütün ihtişamları ile karşısına çıktılar. Altın elmayı Paris’in eline tutuşturan tanrıçalar bunu içlerinde en güzel olana vermesini istediler. Paris’in şaşkınlığını kararsızlık sanan tanrıça Hera, elmayı kendisine vermesi karşılığında Asya krallığını ona vermeyi vaad etti. Güç onun olacaktı. Bunun üzerine Athena da sonsuz akıl ve başarı vaadinde bulundu. Bilgeliğe sahip olacaktı. Aphrodite ise dünyanın en güzel kadını sayılan Spartalı Helena’nın aşkını vereceğini söyledi. Paris altın elmayı Aphrodite'e uzattı.

3 seçenek arasında ızdırabı böyle seçti Paris.
thelegendman11thelegendman11
Üye
Bir aralar acayip sardıydım Yunan mitolojisine Age of Mythology sağolsun.Şimdi hala o günlerden aklımda kalan tonla şey var.
AlphariusAlpharius
Üye
Altın Elma olayı Truva savaşını doğrudan etklemiştir diyebiliriz :D
O_r_a_k
Üye


Altın Elma

Olimpos dağında, Thetis ile Peleus'un görkemli düğününe davet edilmişti tüm tanrı ve tanrıçalar; her davette eğlencelerin neşesini bozan kavga ve nifak tanrıçası Eris hariç. Buna içerlemişti Eris ve intikam almak için altın bir elmanın üzerine “en güzele” diye yazdı ve düğün yemeğinin en neşeli anında şölen sofrasının ortasına fırlattı.

Birden ortalık karıştı. Altın elma, en güzel olduğunu iddia eden tanrıçaların haykırışları arasında durmadan el değiştirdi. Rakiplerini alt eden üç güzel tanrıça, Hera, Athena ve Aphrodite, baştanrı Zeus’un karşısına dikilerek altın elmayı en güzel olana vermesini istediler. Çok zor bir seçim yapmak durumunda kalan Zeus, İda dağında çobanlık yapan Paris adlı bir delikanlının güzellikten iyi anladığını ve bu seçimi onun yapmasının daha doğru olacağını dile getirdi; Paris’in aslında bir kral çocuğu olduğunu ancak bu gerçeği kendisinin bilmediğini de ekledi sözlerine. Bu sözlerin üzerine güzeller hiç duraksamadan Olympos’tan İda dağına süzüldüler.

Tanrıçalar Paris’i İda dağının derinliklerinde, zümrüt yeşili suların başında buldular ve bütün ihtişamları ile karşısına çıktılar. Altın elmayı Paris’in eline tutuşturan tanrıçalar bunu içlerinde en güzel olana vermesini istediler. Paris’in şaşkınlığını kararsızlık sanan tanrıça Hera, elmayı kendisine vermesi karşılığında Asya krallığını ona vermeyi vaad etti. Güç onun olacaktı. Bunun üzerine Athena da sonsuz akıl ve başarı vaadinde bulundu. Bilgeliğe sahip olacaktı. Aphrodite ise dünyanın en güzel kadını sayılan Spartalı Helena’nın aşkını vereceğini söyledi. Paris altın elmayı Aphrodite'e uzattı.

3 seçenek arasında ızdırabı böyle seçti Paris.



Aslında Parisin dağda çobanlık yapmasının sebebide bu olaydır.Kralın kahini Parisin Truvanın yıkımına ve felaketine sebep olacağını önceden görmüş ve krala bildirmiştir.Kralda oğluna olan sevgisinden onu öldüremeyeceğini bildiği için onu dağlara çoban olarak yollamıştır.
O_r_a_k
Üye
Pandoranın kutusu
Prometheus, Hesiodos'a göre İapetos'la ve Klymene'nin oğlu ve Atlas, Menoitios ve Epimetheus'un kardeşidir.Kendiside bir titan olmasına rahmen tanrılar ve titanların savaşında kehanet yetisi sayesinde tanrıların kazanacağını öngördüğünden tanrıların saflarında yer almıştır.Bu yüzden Prometheus'ta olimposta bulunmaktadır.Tanrılar Prometheus'a insanlar ve hayvanlara kendilerini korumaları için çeşitli armağanlar dağıtması emrini verdi.Prometheus'ta tüm hayvanlara kabuk,zehir,çeviklik vb gibi bir dolu armağan vererek yaşamlarını kolaylaştırdı fakat sıra insanoğluna gelince elinde verecek armağanı kalmadığını farketti.Bunun üzerine ateş tanrısı Hephahistos un alevler saçan ocağından bir kıvılcım çaldı ve insanlara ateşi armağan etti.Bu armağanla birlikte doğal yaşamda büyük üstünlük elde eden insanoğlu zamanla gelişti ve uygarlaştı ve gittikçe tanrılardan uzaklaşıp onları hakişr görmeye kendilerini büyük görmeye başladı.Bunu gören Zeus ve diğer tüm tanrılar bu duruma sinirlendi ve insanoğluna vericek bir ceza aramaya başladı.Zeus balçıktan yapılmış tanrısal güzellik ve zekaya sahip Pandora'yı yarattı.Yani ilk kadını.Ve diğer tüm tanrılar Pandora'ya kendinden bişeyler kattılar.Athena bilgeliğininden,Afrodit güzelliğinden vs sonra pandorayı güzelce giydirip Prometheus'un kardeşine Epimetheus'a eş olarak verdiler.Yanında çeyiz olarak bir kutu (bazı hikayelerde çömlek olarak geçer) ile.Fakat bu kutuyu asla açmamasını tembihlediler.Fakat zamanla Pandoranın yaratılıştan kusuru olan merak (merak kediyi öldürür :)) üstün geldi ve kutuyu açtı.Kutunun içinden dünyaya ölüm,hastalık,cinayet,kıtlık vb tüm kötülükler dünyaya yayıldı.Bura hikaye ikiye ayrılıyor kimisi pandoranın bundan korkup kutuyu kapattığını ve umut kelebeğinin kutuda kapalı kaldığını söyler,bazıları ise kutuadn en son kanadı kırık bir kelebeğin çıktığını ve adının umut olduğunu tüm kötülüklere karşı insanlara direnme gücü verdiğini söyler.Böylece tanrılar insanlara ilk cezayı yani kadını vermiş oldu :).Ayrıca ateşi insanlara veren Prometheus'ta Zeus tarafından cezanlandırılmıştır.Tanrı Zeus tarafından Kafkas Dağında zincire vurulmuştur.Tanrılarca görevlendirilen bir kartal sürekli olarak, her gece yeniden oluşan karaciğerini Yemektedir.Onu Kafkas dağının tepesindeki bu işkenceden Zeus'un oğlu yarı tanrı, ölümlü Herakles kurtarır.Büyük iskender filmindede İskender Kafkas dağlarına bakarak kartaldan ve Prometheus'un cezasından bahseder.

Hikayenin bundan farklı birkaç versiyonu daha vardır fakat ben en beğendiğim versiyonunu buraya yazdım.Daha ayrıntılı bilgi için;
http://tr.wikipedia.org/wiki/Pandora%27n%C4%B1n_kutusu
http://tr.wikipedia.org/wiki/Prometheus
AlphariusAlpharius
Üye
Gaius Baltar'ın Yunan politeizmi hakkındaki görüşleri aklıma geldi: "Would you be serving Zeus? Apparently king of the Gods, who also happened to be, let me tell you, a serial rapist, prone to giving birth out of his own forehead! That's very likely, isn't it?"

Yunan mitolojisinin başlangıcı hakkında biraz bilgi vereyim:

Herşey kaos ile başlar. Kaos bir hiçliktir. Kaostan dünyayı oluşturacak ana benlikler ortaya çıkar: Gaia (Toprak) Tartarus (Yer Altı) Eros (Aşk) ve Erebus (Karanlık) gibi. Gaia kendi kendine Uranos'u doğurur ve onu eşi olarak alır. Gaia ve Uranos'un birlikteliğinden 12 titan doğar. Titanların en güçlüsü olan Cronus Gaia'nın kışkırtması ile babası Uranos'u hadım eder ve kardeşi-karısı Rhea ile dünyayı yönetmeye başlar.

Rhea ile Cronus'un 6 çocuğu olur. Demeter, Hera, Hades, Hestia, Poseidon ve Zeus. Babası Uranos'a yaptıklarını hatırlayan Cronus, aynısının kendi başına gelmemesi için tüm çocuklarını doğdukları anda yutar. Fakat Rhea Zeus'a acımış, ve Cronus'a yutması için kundağa sarılı bir taş vermiştir. Zeus Cronus'tan habersiz büyür ve bir gün Cronus'a bir ilaç vererek yuttuğu çocukları kusmasını sağlar. Kardeşleri ile birleşen Zeus Cyclopsların da yardımı ile Titanları  alt eder ve onları dünyanın en derin kısmı olan Tartarus'a hapseder. Ağabeyleri ile dünyayı payşasan Zeus gökyüzünü kendine seçer.

Bu olaylardan sonraki ilk dönem Altın Çağ olarak bilinir. Dünyada insanlar vardır fakat barış hüküm sürmektedir. Ölüm bir uykudur ve dünyada hiçbir kötülük bulunmamaktadır. İnsanlar ile tanrıların etkileşimi çok fazladır. Bu çağ O_r_a_k'ın bahsettiği Prometheus'un ateşi çalıp insanlara vermesi ile son bulacaktır. Artık kötülük ve ölüm de dünyada bulunmaktadır.

Altın çağdan sonra çoğu öykünün geçtiği "Kahramanlık Çağı" gelir. Truva savaşı, Argonotlar gibi bir çok öykü bu devirde geçer. Savaş ve kötülük olmasına rağmen ölen insanlar hala Elysium'a giderler ve Tanrılar hala insanlar ile etkileşim içindedirler.

Kahramanlık çağından sonra ise Demir Çağı başlar. Günümüz dünyasının bulunduğu bu çağda tanrılar artık insanları unutmuştur.
O_r_a_k
Üye
Mitoloji ile modern dinler birbirine ne kadar yakın aslında.Pandoranın yani mitolojideki ilk kadının dünyaya ölüm ve kötülüğü getirmesi ile 4 büyük dindeki Adem'in eşi Havva'nın şeyrana kanıp Adem'e yasaklı elmayı yedirip ilk günahı işlmesi ve insanlara günahı ve kötülüğü getirmesi.Nedense hep suç kadınlara atılmış buda ataerkil bir toplum düzeninin hatası sanırım.Anaerkil bir toplumda mitolojideki bu hikayeler nasıl olurdu acaba.
Mad Dok
Üye
O_r_a_k dedi:


Mitholoji ile modern dinler birbirine ne kadar yakın aslında.a.


Bildiğim kadarıyla Sümer Mitolojisi'nin modern İslam'ın meydana gelmesinde ciddi bir rolü var, bir ara bu mitolojiyle ilgili bir başlık açabilirim.
AlphariusAlpharius
Üye
Ben de bunun farkına varmıştım birkaç sene önce. Hayat görüşümü baya değiştirdi diyebilirim bu durum.
Electronation
Üye
Bellerophon kardeşini öldürdüğünden dolayı sürgüne gönderilir. Benim burda anlatmaya üşeneceğim ve hikayenin bizi hiç bağlamayan bir kısmından sonra Athena tapınağına sığınıp orada uyur. Rüyasında Athena ona, ona verdiği altın dizginle Pegasus'u dizginlemesini söyler. Bellerophon gençlik yıllarının tamamı boyunca atlar ile ilgili eğitim gördüğünden Pegasusu zorlanmadan dizginlemiş ve adını temize çıkarmak için adını temize çıkarmak için Chimera adlı Aslan kafalı, koç kafalı ve vücutlu kuyruğu yılandan olan ateş püskürten bir yaratığı öldürmüştür. Bu olaylardan dolayı gözünü hırs bürüyen Bellerophon Pegasusla Olympus'a çıkmaya çalışmıştır. Bunu görüp sinirden deliye dönen Zeus büyük bir at sineği gönderip Pegasusu ısırtmıştır. Pegasus huysuzlanıp Bellerophon'u sırtından atmıştır. Athena Bellerophon'u yere çakılıp ölmekten kurtarır ve onu öylece bırakır. Bu olaydan sonra Bellerophon akıl sağlığını kaybedip acı içinde ölmüştür.

Bu hikaye anlatıldığı zamanlarda insanlara hırsın kötü birşey olduğu aktarılmaya çalışılmış gibi geldi bana.
discussioncontroller