Mavi Kurt Ruhu
yuno44907
Üye
Baştan söyleyeyim, bu şeyi okurları düşünmeyerek yazdım. Yani kendi istediğim gibi, okurun istediği gibi değil.

Hikaye hakkında Mavi Kurtların Geçmişi
Mavi kurtların gezegeni olan yunois'i SAM'liler tarafından işgal edildi. Pek çok kurt öldürüldü. Öldürülemeyenler zayıflatıldıktan sonra Dünya'ya fırlatıldı. Bunlardan biri MasterMind'di. MasterMind diğer kurtları toplarsa yunois'i geri alabileceğini düşünüyordu. Duygu yoğunluğundan kaynaklanan göz yaşlarıyla vakit kaybetmeden çalışmaya başladı. O duygulardan nefret ederdi. Duygular zayıflıktı. En son 8 yaşındayken ağlamıştı. Ve şimdi lanetler yağdırarak ağlarken şu 4 kelimeyi tekrarlıyordu, "İntikam. Ben onlardan zekiyim."

Mavi kurtlar belli bir aşamadan sonra yok edilemez oluyorlardı. Onlar zayıflatılıp Dünya'ya atılanlardı. Zayıflatılmak ruhlarından bir parçayı söküp alıyordu. Onların ruhu iyileşebilirdi ama ruhları parçalandığında hafızalarını da kaybediyorlardı. İleriki bölümlerde ölümsüz bir mavi kurdun ölümsüzlüğünü daha iyi anlatacağım, şimdi gizemli kalması daha iyi.

Mavi kurtların Dünya'da bulunması zayıf insanlara çok zarar veriyor ve Dünya'daki güç dengesini mahvediyordu. MasterMind'in yunois'e geri dönmek istemesinin bir nedeni de buydu. Şimdi hafızasını kaybetmiş ve belki de kendisinden daha güçlü olan mavi kurtları bir araya getirmeye çabalayacak ve muhtemelen başarısız olacaktı.



1 Shok'un ilk günü
Shok genç ve deneyimsiz bir savaşçıydı ama SAM'liler tarafından öldürülemeyecek kadar güçlüydü. Onu da baygın bir şekilde Dünya'ya bıraktılar. Zayıflatma işlemi sırasında hafızasını ve ruhunun büyük bir bölümünü kaybetti. Belki de kişiliği değişmişti ama o bunu bile hatırlamıyordu.

Ayıldığında bir binanın tepesindeydi ve 14 yaşlarında yeşil kısa saçlı esmer bir kız onu izliyordu. Ayağa kalktı. O ayağa kalkarken kız biraz ürktü çünkü Shok 220’ cm boyundaydı ve çok kaslı bir yapıya sahipti. Kızın endişeli bakışları kurtadamın hafif gülümseyişi ile son buldu. Bir süre birbirlerini süzdüler. İkisi de böyle bir yaratığı ilk kez görüyordu.

Ve çekinmeden başladılar konuşmaya.
"İlginç, adımdan başka bir şey hatırlamıyorum." dedi Shok düşünceli bir ifade ile.

Kız gülümseyerek cevap verdi, "Hafızanı kaybettiğini de hatırlıyorsun."

Shok bu sefer sadece bakışlarıyla değil ağzıyla da gülüyordu. O gülünce kız da güldü. Kızın bu kadar sakin olması ilginçti. Shok bu güzel ve şirin kızdan hoşlanmıştı.

"Peki o zaman, bana buraya nasıl geldiğimi anlatır mısın?" dedi Shok. Burası ona evi gibi his ettirmiyordu. Kız gökyüzünde bir ışığın belirdiğini ve onun o ışığın içinden düştüğünü anlattı.

Shok bunun bir portal olabileceğini düşündü. "Anlıyorum. . ." dedi kenarda küçük saksılarda duran bitkilere bakarken. "Biraz da kendinden bahset." dedi Shok. Kız ona bu binada oturduğunu söyledi sadece. Sonra kız gitti ve Shok yeniden uyudu.

Hava karardığında kızın uzaklaştığını his edip uyandı. Nereye gittiğini merak ediyordu. Uykulu uykulu takip etti onu. Keskin duyuları ve tırmanma yeteneği bu takibi çok kolaylaştırdı. Daha sonra o küçük kız gibi kokan yaratıklar fırladı pek çok yerden. Bir çeteye benziyorlardı. Burası çok garip bir gezegendi. Her yerde binalar vardı ama gökyüzü azıcık kararınca binalara aldırmadan her yer çetelerle dolmuştu.

Yaratıklardan biri küçük kızı yaraladı. Shok hemen dövüşün ortasına atıldı. "Neler oluyor?!" diye sordu aceleyle yeşil saçlı kıza.

Küçük kız, "Sonra anlatırım." dedi. Shok sayısı iki elinin parmaklarını geçmeyen yaratıkların hepsine aynı anda elektrik akımı vererek birkaç saniyede öldürdü. Yeşil saçlı esmer kız saldırıdan korkup geriye atlamıştı. Shok bunlara hiç bir anlam veremiyordu.

Öfkeyle kıza bağırdı, "Burada neler oluyor?"

Kız öncekinden daha çok ürküyordu şimdi. "Sana benzeyen diğer varlıklardan farklı kokuyorsun, o serseriler de farklı kokuyordu. Cevap versene!!" dedi Shok giderek artan merakından kaynaklanan öfkesiyle.

"Sadece beni burada istemediler tamam mı!" dedi kız ağlayarak uzaklaşırken.

Shok onu merakla takip etti. Kız koşarken arkasına bakıyordu. Kız takip edildiğinin farkındaydı, Kurt onun takip edildiğinin farkında olduğunun farkında ve kız ayrıca onun, onun takip edildiğini fark ettiğini bildiğinin farkındaydı(Cümleden ne anladınız?). Bu şekilde birbirlerinden haberdar bir kovalamacanın ardından kız bir binaya girdi. Kurt, kız ile arasında kızın sakinleşmesi için büyük bir mesafe bırakmıştı. Bu nedenle kızın ardından binaya girmesi uzun sürecekti. Bina, binalar. Ne çok bina vardı bu gezegende. Hiç beğenmemişti bu kalabalık yeri. Binaya biraz yaklaşmışken küçük kızın çığlığını duydu. Bacakları endişeden kaynaklanan hızla hareket etti ve anında kızın içinde bulunduğu evdeydi. Uçuyor muydu ne? Uçabilirimiydi ki, onu da hatırlamıyordu.

İçeri girdiğinde kılıçlı ve küçük kız gibi kokmayan ama ona benzeyen bir varlıkla karşılaştı. Onu ilgilendiren şey nasıl göründükleri değil sadece silahları ve kokularıydı. Kızın ise sol kolu kopmak üzereydi. Kılıç ile feci şekilde yaralanmıştı. "Acımış olmalı." dedi pis pis sırıtarak ev sahibi yani kılıçlı adam.

Shok onu önemsemiyordu. Önemli olan merakıydı. Sadece, "Neden farklı kokuyorsunuz?" dedi.

Ev sahibi "Defol git ucube!" diye bağırırken kılıcını Shok'un karnına saplayarak cevapladı soruyu. Kılıç sadece bir kaç santim derine inebilmişti. Shok etinden kılıca doğrudan bir akım verince öldü ev sahibi. Ne saçma bir gezegen burası diye düşünerek isyan etti.

Cesetten gelen sese baktığında kızın cesedi yediğini gördü. "Nesin sen? Bir çeşit hastalık mı?" dedi şaşkınlıkla.

Kız bir an durdu. Kurdun onun bir yamyam olduğunu öğrenmesinden korkmuştu. Bu nedenle sürekli Shok’dan kaçmıştı. Söyleyecek bir şey bulamıyordu, her şey ortadaydı. Yemeye devam etti.

Kendi türünü yiyen kız oldukça tiksinç görünüyordu. Kurtadamlar bile kendi türlerini yemezken bu yırtıcı bile olmayan varlığın kendi türünü yemesi çok saçmaydı. Onu öldürmek istedi bir an. Sonra kızdan nefret etmedi sadece acıdı çünkü yardım etmeseydi kız bir günde iki sefer ölmüş olacaktı. Kız sanki acı çekmişti ya da hala çekiyordu. Ruhu büyük zarar görmüş olabilirdi. Bunu davranışları belirtiyordu. Yalnız hissetmeseydi Shok'la konuşur muydu o terasta? Acı çekmemiş olsaydı öyle kolay ağlar mıydı? Yaşamaktan bıkmış olmasa öyle şuursuzca dövüşüp yaralanır mıydı?

Shok eğilip kıza baktı. Kız ona bakmadı. Sonra ceseti birlikte yediler. En çok karaciğerin tadını beğenmişti Shok. Kız ise daha çok bağırsakları yiyordu.






2 Shok'un düşüşü
Açtı gözlerini Melisa ve dün iki kere hayatını kurtaran kurtadamı incelemeye başladı. Her ne kadar mavi kurt olarak anılsa da çok azıcık mavi, daha çok beyazdı. Lacivert renkli kaplan çizgileri vardı sırtında ve biraz da kollarında. Bacaklarını pantolonu kapatıyordu. Pantolonu çok sağlam bir şeyden yapılmıştı. Kuyruğu ve boynuzları yoktu. Elleri ve ayakları insansıydı. İnsandan farklı olarak parmakları kısaydı. Bedeni çok sıcaktı ve kısa yumuşak tüyleri gıdıklıyordu. O an onu istedi ama korkarak çekindi çünkü kurtadam çok iri yapılıydı(yanlış anlayın=P).

Shok aslında uyanmıştı ama belli edip kendisine sokulan kızı utandırmak istemedi. Bunlar güzel anlar, bu duygular güzel duygulardı. Anı bozmamalıydı. Hem kendisi hem onun için.

Dün uyumadan önce, ev sahibini yedikten sonra küçük kız Shok'a adını sormuştu. Shok soruyu cevaplamıştı ama kızın adını sormamıştı. Kız bunun üzerinde durmayıp, "Benimki de Melisa." diyiverip söylemişti adını. Böylelikle iyice tanışmışlardı. Shok onu çok merak ediyordu fakat geçmişi hatırlayıp ağlar filan diye soru sormamıştı. Kızın çok acı çektiğini düşünüyordu. En azından ailesi yoktu küçük kızın. Kız ise Shok hakkında Shok'un hatırladığı her şeyi afacan bir çocuk gibi sorup öğrenmişti.

Buzdolabından ev sahibinden kalanları çıkarıp yediler. Shok yumurta yedi ve süt içti. Kız ise sadece cesedi yiyordu. Onlar yemeklerini yerken binaya yanık ve o kız gibi kokan bir şeylerin yaklaştığını fark etti Shok. Kıza saklanmasını söyledi ama kız gitmedi. Kız karnı tok olduğu sürece herkesi yenebileceğini düşünmüştü o an.

Hazır olduklarında eve gireceklerdi. 4 kişiydiler. Shok'un dün öldürdüğünü sandığı kişilerden bazılarıydı bunlar. Aynı anda camlar kırıldı. Evet bu bir baskındı. Kurda bir silahla ateş edildi. Bu silahtan çıkan üç parmaklı bir kancaydı. Kanca acı vererek parmaklarını göğse sapladı. Kanca atıldığı silaha bir kablo ile bağlıydı. Silah Shok'un bedenindeki elektriği kancanın parmaklarının yaptığı kısa devre ile bir anlık büyük bir patlama oluşturarak boşalttı. Bu patlama aslında çok büyük bir kıvılcımdı. Bütün bunlar o lanet kanca etine saplandığı anda olmuştu. Shok acının ve şokun etkisiyle kendini kaybedip öne doğru düştü. Düşerken ellerini yere koyup doğrulmak istedi ama kollarının gücü yere yatmasını bile zor engelliyordu. Gövdesindeki kancanın daha derine saplanmasından korkup zar zor dizlerinin üstüne oturabildi.

Kendi elektriği tarafından çarpılmıştı. Bu çok korkunç bir şeydi. Konuşacak hali bile yoktu sanki. Boğazında büyük bir acı seziyordu. Tüm kasları bu ani enerji akışından fena etkilenmiş ve aşırı kasılarak incinmişti. İç organları insanlardan farklı olduğundan yaşayabilmişti. Çok yorgundu ve hissedemiyordu.

Bayılmamak için direndi. Sonra neden diye sordu kendine ve anlamsız direnişi bırakıp uyudu.

Her şey bitti. Belki de öldüm. Onu koruyamadım. O küçük yetim kızı koruyamadım. Hala ne olduğumu bilmiyorum. Daha geçmişimi hatırlamadan öleceğim. Merakımı gidermeden ölmek istemiyorum. Öldüm mü? Neden bu kadar hissizim? Neden bu kadar güçsüzüm. Kendimi hasta gibi hissediyorum.

Bilim adamı heyecanla odaya girdi.

"Bakalım bu gün ne getirmişsiniz. Bir yoma ile bir werewolf, ilginç bir çift. Bu ikisini bir odaya koyup özel hayatlarını incelemek isterdim. Werewolf'a bakılacak olursa şu yeni silah gerçekten işe yaramış. Sanırım tam elektroplax'ından vurmuşsunuz onu. Şimdi onu iyice inceleyelim. Bakalım içinde neler varmış. Gerçekten ilginç bir şeye benziyor."

Neşterini kurdun göğüs kafesine yaklaştırdı. Yeşil kısa saçlı esmer yetim kız ona engel olmaya çalıştı. Çırpınışları zincirleri koparamazdı.









3 Melisa, zavallı Melisa
Mavi renkli neden böyle?
Çünkü o bir uzaylı ucube!
Onun kanı mavi jöle!?
Onu akıtırken zalimce gülümse!
Merak etme umursamıyor kimse
ama dur!
Gözlerindeki nefreti görmezden gelme!
O bir uzaylı ??ne!?
Peki o neden böyle?
Bunu bilmiyor kimse.
Zayıf düşmüş,
kendini kaybetmiş.
O sadece uzaylı ucube!!!

Shok o gün ölmemeliydi. O gün ölemezdi. Bir şeyler yapmalıydı. Hala baygındı. Hala rüya görüyordu. Hala kendine kızıyordu. Yaratıcıya kızabilirdi ama yaratıcıya inanıp inanmadığını bile hatırlayamıyordu aptal herif. SAM'lilerin onu Dünya'ya postalarken yaptığı zayıflatma işlemi hafızasını ve neredeyse tüm gücünü almıştı ondan. Hadi size bir yüzde vereyim. SAM'lilerin ondan alabildiği güç %95 filandı. Yani aslında Shok bundan yirmi kat güçlüydü. Bir kendine gelse şu odadaki herkesi öldürebilirdi ve o azgın gücüyle onu tutan zinciri, zincire bağlı olan duvarı yıkabilirdi.

Hayır, hiç bir şey yapamazdı. Bunlar için henüz çok erken. O hala çok yorgun. O hala hasta. Şimdi tek yapabildiği soğuk neşter etine dokunduğunda cinsel içerikli rüyalar görmek. Soğuk ve keskin metalin dokunuşları bedenini okşuyor. Bu daha çok bir kaşıntı. Yo hayır, bu cinsellikle alakalı değil, bu kanamakla ilgili. Acı, giderek artan acı. Derine inen neşter.

Shok bedenini yaran neşterin verdiği acılarla sonunda uyandı. Hani elektrik çarpması sinir sistemini ve kaslarını mahvetmişti ya, bu hissizlik bundan kaynaklanıyordu. Bulanık görüntüye bakıp “Hey o benim kanım.” dedi. Bilim adamı ona baktı. Onun gözlerinin içine. Uykulu, yorgun, uyuşuk gözler. “Evet, peki neden mavi ve jöle kıvamında?” dedi bilim adamı. Neden mi mavi? Neden olacak, kan zaten mavidir. Acaba onun ki farklı bir renkte miydi? Doğru, Melisa'nın kanı kırmızıydı değil mi? Sakince “Ben bir uzaylıyım.” dedi Shok. Adam şaşırdı. Sonra mutlu bir şekilde tepinmeye başladı. Eline keşfedilmeyi bekleyen bir beden geçmişti.


Büyük bir istekle yırttı uzaydan gelen werewolf’un göğsünü. Kemiklerin üstündeki tabakayı görebiliyordu. Onun kaburgası yoktu. Göğsünde tek bir kemik vardı. Çelik yelek gibi. Lanet olsun, onun içini nasıl açabilirdi. Shok göğsü açılırken inlemişti. Yüzü ilginç ifadeler almıştı. Terlemişti. “Acıyor lan!” diyerek bağırdı bilim adamına. “Üzgünüm uyuşturucu kullanmayacağım. Sadece yatışman için ereksiyon hapı verdim.”dedi sapık bilim adamı. Shok adamın ne dediğini anlamamıştı. Onun gezegeninde yoktu böyle şeyler.

Adam sapıkça onu biçmeye devam etti. Aşağıya doğru ilerletti yarığı. Bunlar olurken Shok bedeninin tamamını kasıyordu. “Ah! Yapma acıyor!” dedi şok acının ritmine uygun bir ses tonlamasıyla. Adam “Kendini kasarsan elbet acır. Lütfen gevşe ve sakin ol. Bitmek üzere olduğunu düşün. Yoksa sürekli sana az kaldı, bu son filan mı diyim!” dedi öfkeyle. O kasıldığında etini kesmek daha zordu. Nihayet göbeğine ulaşmış, göğüs kemiğinin bittiği yeri bulmuştu. Tek engel o yumuşak, kaygan göbekti. Onu da aşabilirse organlara ulaşabilirdi. Adamın son söyledikleri mavi kurdu iyice korkutmuştu. “Lanet olsun. Ölüceğğm! Burada ölüceğğm.” dedi korku dolu gözlerle bakarken boşluğa.

Umut tükenirken yeniden belirdi. Son kasılmalar kaslarının iyileştiğini gösteriyordu. Artık gücü vardı. Elektrik çarpmasının verdiği yaralar iyileşmek üzereydi. Ayrıca psikolojik zorlanmalar bedeninde yeniden elektrik toplamıştı. Adam neşteri kibarca yeniden saplarken çarpıldı. Çarpılmıştı ama ölmedi. Hala zayıftı Shok. Melisa ise orada, köşede durmuş ağlayarak onu izliyordu.


“Hemen buraya gelin!” dedi bilim adamı koluna çarpan elektriğin verdiği acının öfkesiyle. Odaya doluştu üç kişi. Adam emirler yağdırdı “O ayıldı. Artık onu öldürün. Onu ölmüşken incelemek daha kolay olacak.”. Melisa “Durun, durun!” dedi ve ağlamaya devam etti yada başladı. Bu daha kötü bir ağlayıştı. Bir bıçak göbeğe saplandı. Derin göbeğe. Bu neşterden daha kötü, daha büyük.

Her şey bitmişti. Shok kaybetmişti. Hayatını değil, savaşını. Sanki tecavüze uğramıştı. Şu sapık bilim adamının bir ???iciden ne farkı vardı? Ağzından kan gelmiyordu. Hayır gelmiyordu. İnsan olsaydı gelirdi ama onun anatomisi farklıydı. Ve onlar içeri girdiler. “Durun, hareket etmeyin. Eğer hareket etmezseniz, ölümünüz daha kolay olacak.” dedi içeri girenlerden birisi. Bunlar kurtarıcı meleklerdi. Aslında cezalandırıcı. Ellerinde kılıçları vardı. Kocaman kılıçları. Hala beyaz giyiniyorlardı. Beyaz onlara yakışıyordu ve çabuk kirleniyordu. Onlarda çabuk kirleniyordu zaten. Belki de zaten kirlilerdi.

“Claymore!” dedi bağıran bilim adamı. Sonra o pısırık adam (bilim adamı) ona doğru koşan kızın kafasına vurdu asit şişesini. Eğer duman bombası yapabilirse kurtulurdu. Eline şişeyi aldı ve içine metali attı. Çalkalayacaktı. Kız, başka bir kız onu kesmeseydi. Diğer üçü zaten salaktı. Biri makinalı tüfeğiyle ateş etmeyi başardı. Kızlar vuruldu. Omzundan, öteki karnından. Karnından, midesinden; kurşunlar sırtından çıkana dek. Sonra onları da biçtiler. Odada Melisa, ben ve o beyaz giyinen kızlar kalmıştı. Melisa'ya yaklaştı bir tanesi. Kılıcı kaldırdı. Melisa korktu. Gözlerini kapattı. “Imm, ıhı.” gibi ağlamaya hazırım anlamına gelen sesler çıkarttı. Sonra hızla sallanan kılıç. Benim gözlerim bile zor gördü ki ne kadar iyi bir görme yeteneğim olduğunu hatırlamıyorum. Sonra hızla uçtu Melisa'nın kolu. Tavana çarptı. Duvara da çarptı. Duvardan yere sekti, yerden tekrar tavana. Ben, ben sanırım şok oldum ve bayıldım yada kan kaybından bayıldım. Emin değilim ama çığlık atmıştı sanırım. Çığlıkla karışık ağlamak. . . Çığlık, gözyaşlarıyla birlikte. . .

Beğenenler: Samson

yuno44907
Üye
4 Yeni bir gün
Âşık mıyım bilmiyorum
Daha bunu anlayamadan öldün
Kimsin bilmiyorum
Bunu sormadım ama sen umursamadan güldün
Seni bilmiyorum
O halde neden ölünce üzüldüm

Bilmiyorum
Tanımıyorum
Anlamıyorum
Hatırlamıyorum
Lanet olsun!

Üzüyorsun
Ağlatıyorsun
Acı veriyorsun
Peki öyle olsun!

Yalnızlık. Melisa artık yok. Artık kimse yok. Ne yapardı Shok yalnız kalınca? Bunu bile bilmiyordu. İçinde büyük bir sıkıntı vardı. Sevdiğini kaybetmenin, tek arkadaşını kaybetmenin, bedeninin deşilmesinin verdiği sıkıntı. . . Sonunda gözlerini açıp bakmak istemediği gerçeklerle yüzleşti. Ne Melisa vardı, ne Melisa'nın bedeni. Kopan kolu bile yoktu. Sadece etrafa saçılmış olan kanı. . . Belki o gelenler onu yemişti. Bu kötü kokan yaratıklar normal kokanları yediğine göre birbirini de yerdi.

O beyaz giyinen kızlar nereden gelmişti. Bunu Shok bilmez, artık ben anlatıyorum. Dünden önceki gün yani Melisa ile beraber ev sahibini yedikleri gün Shok pek çok kişiyi öldürmüştü. Elbette bu yaygarayı herkes duydu. Polis suçluların birbirini öldürmesini umursamazdı. Evet, o ev sahibi de kanunsuzdu. Bu nedenle polis bu işe karışmadı. Claymore ise yamyam yaratıkları, vampirleri, yomaları öldürmeliydi. Üstün duyularıyla onların, bilim adamı ve arkadaşlarının saklandığı yeri buldular. Hatırlarsanız bilim adamı ve arkadaşları Melisa'ya saldırmıştı ve Shok Melisa'yı kurtarıp onları öldürdüğünü sanmıştı. Bir kısmı ölmüştü, bir kısmı yaşayıp iyileşmişti. Sonra Shok ile Melisa'yı işkence yaparak eğlenmek için kaçırmışlardı. İşte orada Claymore devreye girdi ve ortamdaki tüm yomaları öldürdü. Evet, o ölenler başı boş yomalardı. Shok'un öldürdükleri de onların arkadaşıydı. Melisa ise kimsesi olmayan bir yomaydı.

Şimdi Shok'un bu zincirlerden kurtulup belirsizliğe yol alması gerekiyordu. Hareket edecek hali yok iken bu zincirler büyük engeldi ama şimdi kolaylıkla parçalayabilirdi onları. Zincire asıldı. Asılmak yetmedi. Çekti zinciri, bütün kas gücüyle çekti. Olmuyordu. Burada öyle mal mal kalmıştı. Kas gücü yetmiyorsa ruhsal gücünü kullan gibi şeyler hatırladı. Elektrik akımıyla parladı bedeni. Elektrik akarken mavi, patlarken sarıydı. Elektrik kaslarını güçlendiriyordu. Pilli bebek gibi bir şeydi Shok. Zincire asıldı irileşen kollarıyla. Duvar çatladı. Bir daha asıldı. Zincir duvarı parçalayarak fırladı. Shok kafasını yere vurdu tabi. Şimdi diğer zinciri koparmalıydı. Zincirlerden kurtulduğunda artık tamamen özgürdü. Yaşadıkları onu kızdırmıştı. Evet özgürdü. Melisa artık ona ayak bağı olmuyordu. Canı ne isterse yapabilirdi. Ne yapmak istiyordu? Bu gezegeni hiç tanımıyordu. Ruhsal durumu çöküntü içindeydi. İşkence, ölen dost, kendi kendisini yiyen yamyamlar. . . Anlıyordu. Bu gezegende her şey savaşla çözülüyordu.

Acımasızca insanları öldürdü. Öldürdükçe güçlendi, savaşmayı öğrendi. Onların karaciğeriyle beslendi, evet sadece ceset yiyordu artık. Tam bir canavar olmuştu, dizginlenemez bir vahşi hayvan.

Öldür öldürenleri
Onlar katilse hepsi ölmeli
Biz gülümseriz ama ağlar kimileri
O zayıfların kaderi kimin umurunda ki
Hey leş yiyici
Aptal ölü yiyici
Hayvan, leş ???ici
İnan ki doğru yoldasın

Shok’un hikayesi baştan başlıyor.





5 Birden fazla
“Hey sen.” dedi bir ses. O bunu umursamadı. “Sana diyorum.” diye tekrarladı. Cesedi yiyen Shok durdu ve ona sesleneni koklamayı denedi. Fakat cesedin kokusu her şeyi bastırıyordu. Ona seslenen konuştuğunda ciğerlerinden çıkan sese bakılırsa iriydi ama sorun değildi. Cesedi yemeye devam etti. “Arkadaşlarımı yemeyi bırak ??ne.” dedi hiddetlenen ses. Shok sonunda arkasına bakmaya ikna olmuştu.

Arkasına dönerken “Ne var?” gibi bir şeyler söyleyecekti fakat gördüğü şey sözünü yarıda bıraktıracak kadar hayret vericiydi. Şaşkın bakışları yüzünü kaskatı kesti. O, o karşısındaki bir mavi kurttu. Evet maviydi. Yumuşak mavi tonunda ki bedeniyle karşısında duruyordu. Karnı beyazdı ve ortasında bir sembol vardı. Neyin sembolüydü bu?

“Sen bir mavi kurtsun.” dedi Shok hayretle. Karşısındaki “Evet maviyim, sen de siyah beyazsın nolmuş?” dedi. “Hayır ben beyazımsı mavi üzerine lacivert çizgiliyim, seninse bütün bedenin aynı mavi tonda.” diyerek karşı çıktı Shok. “Kapa çeneni serseri. Arkadaşlarımı yedin.” dedi mavi kurt. “Bir an onların yanından ayrılıyorum ve sen gelip bütün ailemi öldürüyorsun.” dedi nefretle. Mavi kurtlar da yavru kuşlar gibi ilk gördüklerine bağlanıyorlardı. Yoksa bu hafızasını kaybeden herkesin yaptığı bir şey miydi?

Kurtadam ailem dediği insanların intikamını almalıydı. Shok herifin kendi ırkını hatırlamadığını anlamıştı. Bu nedenle bu adam çekinmeden onu öldürebilirdi. Artık ikisi de hazırdı. Kurtadam Shok’a doğru koştu. 190 santimlik beden 220 santimlik bedene çakıldı. Shok acıyla inledi. Artık yaraları iyileşmişti fakat o bölge hala zayıftı. Karnına çakılan omuz canını gerçekten acıtmıştı. Birde ??ne iyice bastırmıyor muydu? Elektrik verdi herife. Acıyla geri sıçradı kurt. Shok onu izlemeye başladı. Tekniklerini anlamalıydı.

Kurt elinde bir güç topladı. Elinin üstünde, havada beyaz bir top oluşmaya başladı. Top büyüdüğünde ve parıltısı azaldığında onun bir ateş topu olduğunu gördü Shok. Tamamen küre şeklinde bir toptu. Ateş gibi şekilsiz değildi. Küçük bir yıldıza benziyordu. Turuncu rengiyle parlıyordu. Çok yoğundu. Sanki katıydı ama kesinlikle sıvıydı. Ateş değil lavdı bu. Shok rakibini gözlemleyince nasıl bir belaya bulaştığını anladı. Artık hamlesini yapabilirdi. Elinden topa bir yıldırım gönderdi. Kurdun eli çarpılınca, elindeki top dağıldı ve elinin üstüne aktı. Eli yanmıyordu kurdun. O yanmıyordu. Shok artık korkuyordu.

Shok ona bütün gücüyle saldırdı. Elektrik ona etki etmiyordu. O zaten yanmıyordu. Ayrıca Shok onun bedenindeki elektronları hareket ettiremiyordu çünkü ısınan elektronlar çok hızlı hareket ediyorlardı ve kontrol edilmeleri zordu. Bunun üzerine Shok kaçmaya başladı. Kurt buna izin vermedi. Ateş topu fırlattı Shok’a. Shok’un artık koşacak hali yoktu. Fena şekilde yanmıştı sırtı ve bacakları.

“Derdin ne senin ha?” dedi Shok yerde yüzüstü yatarken. Kurt “Son duanı et ibne!” dedi Shok'u umursamayarak. “Dur be, ne acelen var.” dedi Shok onu öldürmek üzere olan kurda. “Ne diyorsun be?” dedi kurt. “Sen hafızanı kaybettin koç. Anneni, babanı, diğer kurtları hatırlıyor musun?” dedi Shok. “Anlıyorum. Bu seni kurtarır ama yine de sana ????vüz edeceğim.” dedi kurt.
Ne pislik herifti bu kurt. Kendi ırkından birine yabancı bir gezegende birlik olmaları gerekirken ????vüz ediyordu. Bu herif tam bir sapık olmalıydı. Shok’ta öyleydi zaten. Belki de bu onun üstünlüğünü kabul ettirme yöntemiydi.








6 Tek Vücut
Rammstein-Mann gegen mann
Kader üzerimde güldü
Ve bana verdi özgürlüğü.
Sıcak bir yıldıza atılırım,
Cilde çok yakın gözden çok uzak.
Kaderimi kendi ellerime alırım.
Arzum erkekleşti.

Temiz suyun öldüğü yerde,
Çünkü kendini tuz içinde lekeler.
Küçük prensi akılda tutarım,
Kraliçesiz bir kral.
Bir kadın benim hakkımda yanıldığında
Sonra bütün dünyanın kafası karıştı.

Adam adama karşı,
Bir beyefendiye ait cildim.
Adam adama karşı,
Bir tüyün kuşları bir araya toplanır.
Adam adama karşı,
İki sahibin kölesiyim.
Adam adama karşı,
Bir tüyün kuşları bir araya toplanır.

Bütün odaların köşesiyim.
Bütün ağaçların gölgesiyim.
Hiçbir bağlantı kaçırmaz zincirim,
Şehvet arkadan çektiğinde.
Bana hain der cinsim.
Bütün babaların kâbusuyum.

Adam adama karşı,
Bir beyefendiye ait cildim.
Adam adama karşı,
Bir tüyün kuşları bir araya toplanır.
Adam adama karşı,
Fakat kalbim donar bazı günlerde.
Adam adama karşı,
Orada çırpan soğuk diller.

Schwulah

İlgilenmem denge ile.
Parlar Güneş yüzüme.
Fakat kalbim donar bazı günlerde.
Orada çırpan soğuk diller.

Schwulah

Adam adama karşı.

Shok ve Lav. Shok, Lav’ın ailesini yiyerek borçlanmıştı. Borcunu Lav’ın ailesi olarak ödedi. Evet, elbette o kurdun adı Lav’dı. Çok ortak yönleri vardı. İkisi de sapıktı, öldürmeyi seviyordu, başı boştu. Hep bunu yaptılar. Para için öldürdüler. Öldürdüklerini yediler ve bazen de ***. Hatalı ilişkileri devam etti. Nedenini düşünmediler sadece devam ettirdiler. Etrafta onlarca ceset varken buna ne gerek var diye sormadılar. Hiç düşünmüyorlardı. Sanki sürekli kafaları güzeldi ama aslında durum tamamen berbattı. Sıkılıyorlardı. Mutsuzlardı. Kendileri gibi güçlü olanlarla karşılaşmamaya çabaladılar. Sürekli kaçtılar ve saklandılar. Bu hayat çok karanlıktı. Bu yaşamak değildi.

Bir gün yanlış bir bölgeye denk geldiler. Böyle serseri hareketlerin böyle kötü şeylere neden olacağı belliydi. Bu sefer bulundukları yer suç dolu bir bölgeydi. Kumarhaneler, barlar, içinde neler döndüğü anlaşılamayan binalar, maskeli adamlar. . . .

Bir bara oturdu Shok ve Lav. Çok kalabalıktı. Bu serserilerin para kazanıp barda eğlenmekten başka hayatları yoktu. Birbirlerine sataşıyor bazen de kadınlar hakkında konuşuyorlardı. Kadınlar da vardı barda. Onlarsa erkeklerden daha serttiler. Sayıları azdı, erkeklerden daha az. Kendilerini korumak için böyleydiler hiç şüphesiz. Belli ki kişilikleri ve görünüşleri aslında farklıydı.

Shok ve Lav hatalı ilişkilerini vurgularcasına taburelerini karşı karşıya koymuş, bacaklarını birbirlerinin üstüne atmış iki sevgili gibi oturuyorlardı. Pek çok kişi onlara sataşmak istedi ama ucube gibi görünüyorlardı ve bir ucube asla anlaşılamazdı. Kısacası o iki kurtadamdan korktular. O ilginç dövmeler. Her ikisinin de bedeninde. Sanki Şeytan tarafından çizilmişlerdi. Mavi tüyler, mavi renkli kurtadam olmazdı. Boyları uzundu. Sırtları mavi, karınları beyazdı. Shok’un sırtı ve karnı neredeyse aynı renkti fakat Lav’ın bedeninde bu renk farkı çok belliydi.

Adamlardan biri dehşete kapılmıştı. Dövüş çıkacağı kesindi. Yabancılar daima dövüş getirirdi. Çelimsiz bedenlere baktı Ejder ve sırıttı. “Hey, ne o? Korktunuz mu?” dedi gülerek. Gözleri gerçekten gülüyordu. Ejder o ikisinden daha ucubeydi. O simsiyahtı. Uçabilirdi, çok hızlı uçardı. Tüm devlet peşinde olduğu halde kafasına göre gezebiliyordu. Ülkedeki en güçlü varlıklardan biriydi o. 166cm boyundaydı sadece. Sadece küçük bir bedendi. Karnında sağ omzundan sol kalçasına kadar ilerleyen ve içi görünmeyecek kadar derin birbirine paralel 3 yarık vardı. Bu dev yara ile nasıl yaşadığını kimse anlayamıyordu. Ejder’in iç organlarının halini düşünmek ise akıllara zarardı. Bütün bunlara rağmen o yara hiç kanamazdı ve o delice dövüşürken bile acımazdı.

Onun gülümsemesi bunu yapacağı anlamına geliyordu ve o da bunu doğruladı “Bunu sizin yerinize ben yaparım. Şimdi kimler kalıp izlemek ister?”. Yeni gelen yabancılara gıcık olan ama onlarla dövüşmeye cesaret edemeyen grup bir şey demeden dışarıya koştu. Barın sahibi olan kadın pompalı tüfeğini Ejder’in kafasına tuttu ve “Bunu dışarıda yapacaksın değil mi?” dedi anlamsız bakışı ve ses tonuyla. Ejder yerde yuvarlanıp kahkahalar atmaya başladı. Bu kadını ve barını bu nedenle seviyordu. “Yaşamayı gerçekten umursamıyorsun galiba.” dedi Ejder. Ona silah doğrultan bar sahibi “Ölmek umurumda değil.” diyerek cevapladı soruyu. “O halde seni o kadar hızlı öldüreceğim ki hissedemeyeceksin.” dedi Ejder. Sağ elini havada hızla sağdan sola salladı ve havada kırmızı bir kesik oluştu. Bu kesik hızla bar sahibi kadına ilerledi ve kadını iki büyük parçaya ayırdı. Küçük parçalar da vardı ama onları saymadım. Hepsi 1 saniyeden kısa sürmüştü ama kadın ölmemişti. Karnından ikiye bölünmüştü ve çok acı çekiyordu.

Shok ve Lav ise barın boşalmasını fırsat bilip öpüşmeye başlamışlardı. Masaya doğru ilerledi Ejder ve “Hey siz ikiniz. Burası benim bölgem, emirlerime uyun.” dedi. Shok ve Lav, Ejder’i görmezden gelip öpüşmeye devam etti. Belki de görmemişlerdi. Kafaları güzeldi çünkü. İçmeseler bile güzeldi zaten. Ejder öfkelendi. Hiç sabrı yoktu bu adamın. Shok’u tek eliyle kaldırıp fırlattı. Tahta eşyalar zarar gördü.

Lav ona baktı, “Hey, bu yaptığın da ne oluyor şimdi?” dedi sakince. “Burası benim bölgem dedim ??ne! Burada tanrı benim.” dedi Ejder. Lav susmadı “Şu bölge işini hiç anlamıyorum serseri. Ne yapacaksın bu bölgeyi? Huh?üne mi sokacaksın?”. Lav umursamaz tavırlarla devam etti ve içkisini içti. Ejder yeniden havada kırmızı bir kesik meydana getirdi ve Lav’a doğru fırlattı. Sandalye, masa ve Lav’ın elinden düşen bardak kırıldı.

Lav, Shok’a seslendi “Hey Shok, burada önemli bir sorunumuz var. Şimdi uyumayı bırakıp onunla savaşır mısın?”. Shok sızıp kalmıştı. Lav, Ejder’in ayaklarının dibinde yatıyordu ve hafif yaraları vardı. Ejder gülümseyerek Lav’ı yine tek kolunu kullanarak havaya kaldırdı. Lav ile birbirlerine bakıyorlardı. Ejder gülümsüyordu, Lav’ın bakışları yine anlamsızdı. Lav, Ejder’in yüzüne balgam attı. Ejder tiksindi ve dikkati dağıldı. Ardından Lav, Ejder’in kolunu yakıp ondan kurtuldu. Bileğinden fazlası yanan Ejder yanığı tuttu. Öfkeliydi, çok öfkeli. Sonra Lav ateş topunu hazırladı ve Ejder’e yaklaştırdı. Ejder hızla geri çekildi ve Lav’ın arkasına geçti. Şimdi Lav’ın sırtında derin bir kesik vardı. Lav acıyla bağırdı.

“Yalvarmaya başla çocuk.” dedi Ejder. Lav ondan yavaştı ve Ejder ona çok yakındı. Shok, Lav bağırınca uyanmıştı. Yerde yatarken Ejder’in Lav’ı dövdüğünü gördü. Sadece dövmüyordu, onu neredeyse doğruyordu. Bu herif, kurbanını uzaktan kesebiliyordu. Havada ilerleyen kırmızı şey yapıyordu bunu. O kırmızı şey parmak uçlarından çıkıyordu. Eli insan eli ile aynı olan bu yaratık nasıl sadece çıplak elini kullanarak bu kadar tehlikeli kesikler oluşturabiliyordu? Çok hızlı yaptığından bunu anlayamadı Shok. Sonra o Ejder’in kanlar içinde bıraktığının Lav olduğunu hatırladı. Çok dalgındı ve sarhoştu. Silkinip kendine geldi ve ona saldırdı.

Ejder, Shok onu çarpınca acı ile inledi fakat saldırı bittiğinde eski gücüyle ve hızıyla Shok’a saldırdı. Shok, Ejder onu boğazından tutup havaya kaldırınca onu yine çarptı. Ejder onu uzağa fırlatıp elektrik akımından kurtuldu. Shok’un saldırıları Lav’ı etkilemediği gibi Ejder’i de etkilemiyordu. Lav ise kanlar içinde yerde yatmış dövüşü izliyordu. Elinden gelen bir tek buydu. Shok şaşkınlığı üstünden attı. Herifin Lav’a yaptıklarını hatırladı ve bu öfkeyle ona doğru koştu. Ejder havayı kesen kırmızı şeyle saldırdı. O saldırırken Shok saldırıp onun saldırısını bozmayı denedi. Ejder kolu çarpılınca ıskaladı. Shok artık ona vurabilecek kadar yakındı. Ejder’e saldırmaya devam ediyordu ve o acı içinde inliyordu. Sonra bütün gücüyle yumrukladı onu. Ejder uçup duvara çakıldı. Elektrik akımı çok canını yakıyordu ve acı çekerken hareket edemiyordu. Ejder kalktı. Yine etkilenmemişti ve kırmızı ışığı yeniden fırlattı. Aradaki mesafeye rağmen saldırısı başarılı olmuştu. Artık Shok’ta kanlar içindeydi. Sonra Shok’u kafasından tutup kaldırdı ve hızla duvara fırlattı.

İşe yaramıyordu. Sevginin gücü filan işe yaramıyor. Her şeyi yapıyorlardı ama bu Ejder için hala oyundu. Onları yavaşça öldürüyordu. Kafalarından tutup duvarlara fırlatarak.









7 Micheal?!
Ejder o ikisini öldürecekti. Kararlıydı. Onlara zerre kadar acımıyordu. Shok ve Lav artık sadece dayanmaya çalışabiliyordu. İkisinin de hareket edecek gücü kalmamıştı. Ejder’in yumrukları yumuşak bedenlerini şekilden şekle sokuyordu. Pek çok yerleri kanıyordu. Onları yumruklamak Ejder için çok zevkliydi. Onlar kadar dayanıklısını bulmak biraz zordu. Öyle kolayca ölmüyorlardı. Bu mutlak sondu.
_____________________________ ___________
“Hey Ejder, bu kadar yeter. Bırak onları artık. Yeteri kadar oynadın.” dedi Micheal. Ejder mızıktı “Yaa abi ya!”. Micheal tekrar etti “Bırak uleyn!!”. Ejder ikisini bıraktı. Kafaları yere çarptı. hareket etmeden birbirlerine bakıyor, ağlıyorlardı. Micheal işaret parmağını hızla onlara uzatarak bir şeyler söyledi yine hızla. İkisi bir anda iyileşti. Herkes şaşkındı Micheal dışında.
“Gene ne saçmalık planlıyor bu adam?” diye düşündü Ejder. “Şaşıracak bir şey yok. Hepimiz mavi kurduz.” dedi Micheal. “Mavi kurtta ne?” dedi Ejder. Micheal “Sana bahsetmedim değil mi? Bu bizim türümüz, insanlar ile ejderhalar gibi.” dedi gülümseyerek. Ejder yıllardır Micheal ile birlikte yaşıyordu. Micheal neden ona bundan bahsetmemişti? Bu biraz garipti. “Bana bak, bir şeyler mi biliyorsun sen?” dedi Ejder. Micheal gülümsedi yine.
_____________________________ ___________
Ejder de mavi kurttu. Lav ile Shok’tan farkı yine rengi ve farklı olarak kokusuydu. Bu adam ceset gibi kokuyordu ve rengi çok koyu bir siyahtı. Micheal ise 169 cm boyunda ve her yeri açık mavi üzerine mor çizgili, bir kulağı yırtık, kulaklarında küpe yerine ikişer tane sarı halka geçirmiş olan bir kurtadamdı. Ejder’e göre çok kassız bir yapısı vardı ama Ejder ona abi diyordu.
Ejder, Shok ve Lav’dan özür dilemedi. Onlarla konuşmadı. Onlardan üstündü. Onlar o ne derse yapmalıydı. Onlar ise bu tavırlara anlam veremedi.
_____________________________ ___________
Grupta sessiz, şaşkın, çekingen bir hava sezdi Micheal, “Hadi gidip bir şeyler yiyelim.” dedi. Ejder çiğ et, Shok ile Lav kızarmış et, Micheal vanilyalı dondurma yiyordu. Micheal’ın dondurma yemesi yeni gelenler için ilginçti. Şaşkınca onu izliyorlardı. Micheal bunun üzerine “Şaşırmayın, et çok sağlıksız. Benim hafif bedenime çok ağır gelir.” dedi. Diğer kurtadamlar ise tamamen etoburdu.
Artık 4 kişilik bir aileydiler. Daima Micheal’ın emirlerini uyguluyor o ne derse yapıyorlardı. Shok ve Lav, Micheal’ın gücünü bilmiyordu. Sadece Ejder’den güçlü olabileceğini düşünüyorlardı.
Yemekleri bitince lokantadan ayrıldılar. Sakin sokaklarda yürürken, her yönden oklar bedenlerine saplandı. Micheal heyecanla “Bunlar bayıltıcı, onların işini çabuk bitirmeliyiz.” dedi. Sonra camlardan polisler fırladı. Ejder, Shok ve Lav, Micheal’ı çember içine aldılar. Elektrik, ateş ve kızıl kesici ışık ile polislere saldırdılar. Bu Shok ile Lav’ın polis ile ilk savaşıydı. Polisler yanıp yere döküldü. Onlar ucuz android lerdi.
Micheal “Polis sizin yeteneklerinizi incelemek için saldırmış olmalı.” dedi o ikisine. Micheal yine saldırmamıştı. Micheal o ikisi için giderek daha ilginç hale geliyordu. Yine onun gücünü görememişlerdi. Polis hakkında sorular sordu Shok ve Lav. Polisin ne olduğunu bilmiyorlardı. Micheal anlattı.
_____________________________ ___________
Dünya 2012 yılına gelindiğinde 7 milyar nüfusa sahipti. Yeni nesil çok geri zekâlıydı. Her yerde terör vardı. Devletler baş edemeyince idama başladılar.
2013 itibari ile gezegende pek çok mavi kurt ortaya çıkmaya başladı. Ayrıca vampirler, kurtadamlar, ejderler de vardı. Bunların bir bölümü uzaydan, bir bölümü karanlık boyuttan tanrının cezası olarak geldi. Geriye kalan ucubeler insanlar tarafından yapıldı.
Sonra hükümetler ardı ardına idam cezasını kaldırmaya zorlandı. Artık idamlar gizli yapılıyordu. Hapishaneler taştığından işkence cezası uygulamaya karar verdiler. Suç liderleri bunu onayladı. Artık polis suçlulara vahşice işkenceler yapıyor ancak onları sakat bırakmıyordu. İşkenceden korkanlar suçu bıraktı. Korkmayanlar ise suçu azalttı. Suçluların suçluları öldürmesi kimsenin umurunda değildi.
İlerleyen teknoloji ile robotlar, homonculuslar ve mutantlar ortaya çıktı. Lanet ile beraber gelen yaratıklar ve cinler ise büyüyü getirdi. Böylece her şey daha karmaşık bir hale geldi. İnsanlar ise bu istilacılara karşı tedbir olarak geliştirildi. Artık daha çevik, hızlı, güçlü ve dayanıklılardı.
_____________________________ ___________
Yani eskiden kurtadamlar sokakta gezemez iken artık bu tarz olaylar normal karşılanıyordu. Sokağın ortasında bir kurtadamın bir vampiri parçalaması bile doğaldı. Bu gezegende mavi kurtlar sadece misafir, davetsiz konuklardı.
Micheal ise her zamanki gibi plan yapmıyordu. Sadece bu günü ve yarını düşünüyordu. O burada mutluydu. En önce kendi çıkarlarını düşünüyordu. O yanlış bir liderdi.

Beğenenler: Samson

yuno44907
Üye
8 BlueBall’ın ilk günü
Bu kısım BlueBall ile ilgili. Bir süre bizim 4 manyağı yalnız bırakıp daha duygusal bir mavi kurda gidiyoruz.
Bazılarının boyu bir metreyi aşan çimenlerin üzerine uzanmıştı mavi kurt. Güneş tepesinde parlıyor, sıcak rüzgârlar bedenini serinletiyordu. Ruhu huzurla doluydu. Gökyüzü bulutluydu. Dev kabarık bulutlar kafasının üstünden ağır ağır geçiyor, zihnini rahatlatıyor, içini ferahlatıyordu.

Bir süre sonra gökyüzünde bir ses yankılandı “Ayağa kalk!”. Bu yeri göğü titreten ilahi uğultu mavi kurdu inanılmaz bir paniğe soktu. Hiç kaldırmak istemediği kafasını kaldırıp sağa sola bakındı. Hiç bir şey göremedi ama ses tekrar yankılandı “Ayağa kalksana!!”. Titreyerek ayağa kalktı. Ses inkâr etti “Bak hala yatıyor.”. Mavi kurt “Ama kalktıımm..” dedi ısrarla.

Park görevlisi ucubenin kafasına bir daha vurdu copla. Öteki görevli “Ne ağır uykusu varmış be!” dedi sıkılgan tavırlarla. Sonra beraberce esnediler. “Baksana, biz buna sağlam çalışalım, dayanıklı bir şeye benziyor.” diye öneride bulundu görevli. “Haklısın ama geçen birini böyle öldürmedik mi?” diye karşı çıktı öteki. “Üff oğlum çok malsın hee. Baksana bu yırtıcı bir şeye benziyor, dayanır bu dayanır.” dedi ısrarcı görevli. Öteki hala çekiniyordu “Sen vur o zaman.” dedi.

Az önce çimenlerin arasında yatıp ferahlatıcı sıcak rüzgârların bedenini okşadığı mavi kurt kafasına patlayan copla aniden uyandı. Gördüğü güzel rüyaya böyle zorla veda ettirilince çok sinirlenmişti. Görevlilerin ikisini de üç hamlede uçurdu.

Oysa görevliler görevlerini yapıyorlardı. Çimlere basmak ve üzerlerine yatmak yasaktı.

Oralarda gezinen çevreci Gato olayları gördü ve mavi kurda uçan tekme ile saldırdı. Mavi kurt midesine, göğüsüne, boğazına, çenesine ve kafasına aldığı seri ayak darbeleri ile yere düştü. Çok sinirlenen mavi kurt uçarcasına ayağa kalktı. Gato’nun attığı yumruğu yakaladı. Tekmeye karşı savundu ve Gato’nun karnına boşta kalan sağ yumruğu ile vurdu. O öyle bir vuruştu ki sanki mavi kurdun eli çarptığı yerde devleşmiş ve tekrar küçülmüştü. Bu sefer de Gato uçtu.

O sırada Gato’nun yanında olan kız kardeşi Hotaru hemen dövüşe katıldı. Mavi kurda elinden çıkan mavi ışıklarla saldırdı. Bu ışıklar kurdun görüş açısını daraltırken dikkatini dağıttı. O sırada çok hızlı hareket eden Hotaru mavi kurdun arkasına geçmişti ve sırtına, bedeninin bütün ağırlığıyla, sağ yumruğunu kullanarak yüklendi. Darbeyi böbreğine alan mavi kurt savunmasını istemsizce düşürdü. O sırada Gato da aynı tekniği kullandı ve mavi kurdu ezdi. Kaburgası çatlayan kurt bayıldı.

Hotaru “Abi baksana çok şirin, onu eve götürelim.” dedi ısrarla. Gato, Hotaru’nun hayvan sevgisinden bıkmıştı ama Hotaru mızmız bir çocuk olduğundan ağlamaya başladı ve sonuçta az önce dövdükleri mavi kurt artık yeni evcil hayvanlarıydı.

Beğenenler: Samson

YaMaJJ
Üye
Bu Mavi Kurtlar dijimon mu?

Beğenenler: Samson

Misafir
evrenleri birleştirmiyorsa okumam.

Beğenenler: Samson

yuno44907
Üye
Kaç tane konu açtım, mesaj yazdım hepsini sildiler. Bu adminler benim troll'lük yapıp atılmamı mı istiyor? Burada bir komplo var. Yetiş Hanniball. Yanlış yazdım galiba.

Beğenenler: Samson

DharkanDharkan
Üye
Beğenmiyorsanız karışmayın adamın işine, cevap yazmayın okumayın ne bileyim. Evet bunu diyen bende yuno'ya çok sataştım ama yanlış olduğuna karar verdim, bazen daha anlayışlı davranmak gerek, özellikle yeni üyelere.

Beğenenler: Samson

Misafir
Hannibal kalmadı Tanistlin versek?

Beğenenler: Samson

yuno44907
Üye
Canım sıkılıyor birde sorunlarım var.

Beğenenler: Samson

Misafir
Ne gibi sorunların var? Belki yardımcı olabilecek insanlar çıkabilir.

Beğenenler: Samson

AdramelechAdramelech
Üye
necro warning

ben kunter samson lethe beraber mavi kurt ruhu olmaya karar verdik ne yapmalıyız?

Beğenenler: Samson

discussioncontroller