Hunter The Vigil - Berlin Günlükleri - Karakterler
Gabriel Archangel
Üye
Preset: Kurye

İsim: Barnabas "Polonius" Gwidon

Yaş: 25

Kişilik: Sürekli gezen, peşine takılan ve paketini ulaştırmasını istemeyenlerden kaçan birisi için oldukça sakin... Polonya'dan Almanya'ya ailesiyle göçtükleri 10 yaşından beri kuryelik yapıyordu. Okuldan sonra, ara tatilde, yazları ve tüm o yıllar boyunca en rezilinden en klasına kadar her çeşit insanla tanıştı, iş yaptı. O "Kurye Çocuk!"tu... Herkes onu severdi, bir gün önce taşıdığı paketi ele geçirmek için ona ateş açanlar ertesi gün onu kendi paketlerini taşıması için gülümseyen yüzleriyle davet ederlerdi. O "Kurye Çocuk!"tu, Herkes onu severdi..! İşini seviyordu aslında Almanya ve Polonya'da girip çıkmadığı yer kalmamıştı, her deliği bilir nerelerin uzağından geçmesi gerektiğini bilirdi. Patikalar, orman yolları, kestirmeler ve daha nicesi onun saklı sırlarıydı, en olmayacak zamanda işlerini halletmesini sağlayan güzel şeylerdi bu bilgiler...
Ama herşey cennet değildi. Yıllardır ailesini görmemiş, Üniversite'yi yarım bırakmış ve pek çok hasım kazanmıştı. Rus Mafyası hiç hazzetmiyordu ondan, işini bitirmemelerinin tek sebebi, Türkler ve Almanları arkasına almasıydı. Bu hayattan bıkmaya başlamıştı, içi sıkılıyordu, huzursuzdu... O sakin kişilik yavaş yavaş eiryip gidiyor gibiydi...

Görünüş: Beresinin altından omuzlarına dökülen kızıl saçları, siyah gözleri ve uzunca boyuyla bir Polonyalıdan çok bir İskandinava benzesede yakışıklıca bir gençti Polonius. Eskimiş kot pantolonu ve daha da eski deri ceketi ile biraz berduş havası versede, gözlerindeki parıltı sinir bozucu bir hayat aşkını yansıtıyordu. Yeni uzatmaya başladığı sakalları yine peşinde birilerinin olduğunu göstersede, onlardan da kurtulabileceğini bilen rahat bir duruşu var...

Envanter:

1974 BMW 2002 Lux
Yarım paket Polska (Polonya Sigarası)
Kibrit kutusu
İsviçre Ordu Çakısı
SIG-Sauer P250 DCc + Şarjör
oropheroropher
Üye
Preset :
Spoiler:
18) Dolandırıcı

Kendinizi bir dahi olarak görüyorsunuz. Hatta bir filozof. Çünkü, hayatta alabileceğiniz tüm risklerin hesaplamasını yapabileceğinize inanıyorsunuz. Sizin için tehlike ne kadar büyük boyutta olursa, karşılığında alınacak ganimet o kadar fazla olacak. Bu amaçla yaşıyorsunuz, daha doğrusu, amaçsız yaşıyorsunuz. Yarın nerede olacağınızı bilmiyorsunuz, ancak hayatta gelmeyi istediğiniz yerin burası olmadığını da gayet iyi biliyorsunuz.

Ne var ki, büyük bir "iş"in ardından, bir bavul dolusu para ile Berlin'e dönerken yolda karşılaşacağınız kazada göreceklerinizi, hayatınızın sonuna kadar unutamayacağınızın farkındasınız. Ancak farkına vardığınız bir şey daha var: Şahit olduklarınız, yanınızdaki ağzına kadar para dolu çantayı değersiz kılabilecek kadar muazzam.

Ne kadar riske girersen, o kadar fazla kazanırsın.

Özellikler: Yalan söyleme, dolandırıcılık, kanun bilgisi, baştan çıkarma, kimlik değiştirme, silah kullanma



Ad :
Jesus Cristobal

Yaş :
28

Kişilik :
Biraz bencil, biraz umursamaz.. Bu hayatta en çok değer verdiği kişi kendisi olduğundan başkalarının değerleri pek umrunda değil.. duygularını paylaştığı kimse olmadı bugüne kadar, kimse onu tanımadı bu yüzden.. gerçek anlamda bir tanımadan bahsediyorum.. onun ne hissettiğini, ne düşündüğünü bilen yok.. o nasıl isterse o oldu bu zamana kadar, ötesi değil.. canı mutlu gözükmek istiyorsa mutlu, kızgın gözükmek istiyorsa kızgın belledi herkes onu.. ama gerçeği kimse bilemedi.. çünkü o hayatını yalanlar üzerine kurmuştu.. dolandırdığı insanları saymak istese baş ağırısından uyuyamazdı muhtemelen.. bugüne kadar nadıramadığı kimse olmadı.. çünkü iki adım ilerisini düşünmeyi öğrenmişti bir kere.. onu diğerlerinden ayıran zekasıydı.. asla hafife alınmaması gereken zekası..

Görünüş :
Şu anki kimliğine uygun bir şekilde ;

kısa saçlı, sinek kaydı traşlı, dışarıdan bakıldığında bir üst düzey yönetici izlenimi veren, bunu giyimi ile destekleyen bir görüntüsü var.. 1.85 boylarında, vücut çalışmışlığı yok ama fit bir yapıya sahip..

Envanter : Bir adet büyük bavul ve bir adet "bond" çanta..

Geçmiş :

Ona geçmişini anlatan kimse olmadı.. kendi hafızasının yettiği kadarını biliyor sadece.. son yıllarda o kadar fazla yalan söyledi ki hatırladıkları bile silindi yavaş yavaş.. belki anne ve babası ile büyüyebilseydi ona geçmişini anlatan birileri olabilirdi.. ama onları hiç tanıma fırsatı olmadı..

hayal mayal hatıraları var büyüdüğü yer ile ilgili.. onlara hiç anne ve baba dememişti.. çünkü en başından söylemişlerdi ona evlatlık olduğunu.. bu yüzden daima minnet duydu onlara.. çocukluğunun geçtiği o ev hollandadaydı.. Rotterdam mıydı? yoo yoo Delft olması lazım.. gün gelip evden ayrılma vakti geldiğinde ne o eve, ne o sokağa, ne o mahalleye, ne o şehre, ne o ülkeye bir daha geri gelmeyeceğine söz vermişti.. ve o sözünü tuttu.. kendi kendine planladığı gelecekte sahip olduğu bir geçmiş olamamalıydı.. kendi geçmişini kendisi yaratmalıydı.. bu nedenle geçmişte onunla ilgili ne varsa, arkada bıraktı tek seferde.. minnet duyduğu tek şey evlatlık olduğunu öğrenmesi değildi.. şanslıydı çünkü.. Delft Teknik Üniversitesinin (Technische Universiteit Delft) İki profesörü tarafından (Fizik ve Matematik) büyütülmüştü.. çok eğlenceli bir çocukluğu olmadı belki ama.. o iki ihtiyar bugün yaşadığı hayatında en çok ihtiyacı olan şeyi geliştirmişlerdi.. zekasını..

Hayatının bundan sonrası onun geçmişi değil.. yarattığı karakterlerin geçmişi.. gittiği her ülkede farklı bir isme, farklı bir tipe ve farklı bir geçmişe sahip oldu.. sadece avrupada değil, dünyada gitmediği ülke kalmadı.. hayatını insanları kandırarak geçirdi.. kimi zaman bir şirketi, kimi zaman evlenme ümidi olan bir kadını, kimi zaman gözü yaşlı bir anneyi kandırdı.. kim olduğu mühim değildi.. onu bekleyen bir para var ise her türlü riske girerdi.. risk olmadan bu hayat onun için yaşanmaz hale gelirdi.. çok az yakalanma tehlikesi yaşadı.. bu durumda ise polisleri kandırmak pek zor olmadı onun için..

Kendi bilmediği geçmişini başkasıan anlatamazdı,, yoktu öyle birşey.. sen kimsin? ne yaparsın ve ne yapardın diye sorsalar o an canı kim olmak istediyse onun geçmişini anlatırdı.. kendi ismini son kez onu yetiştiren iki kişiden duymuştu.. o ismi bir daha asla kullanmadı.. kendi geçmişine ait olan hiçbir şeyi kullanmadığı gibi..

Şu an cebinde taşıdığı kimlikte Jesus Cristobal yazıyordu.. İspanyada iyi bir vurgun yapmıştı ve yeni rotası olarak Almanya'yı seçmişti.. Almanya için seçtiği karakter Sevilla'dan Berlin'e iş için gelen bir İş Adamıydı.. ismini gece uyku tutmadığı için kurcaladığı bir otel dergisinde görmüştü.. iki sayfa aralıklarla adı geçen iki kişinin isimlerini birleştirip oluşturdu.. Jesus Cristobal.. kulağa karizmatik geldiğini düşünmüştü.. şimdi o kadarda emin değildi.. Uçağı Berline iniş yaptı ve elinde, İspanyadan hatıra para dolu bir bavul ve nereye gitse asla yanından ayırmadığı çantası ile yürümeye başladı.. Berlin'e daha önce geldiği için aşinaydı sokaklarına.. bir taksi çevirdi ve gitmek istediği yeri aktardı.. gitmekte olduğu yol aslında herşeyi değiştirecekti..
Electronation
Üye

Preset:
Spoiler:
Berlin'in sanayi bölgesinde, bir Audi servisinde ter dökmeye başlayalı seneler oldu. Yaşınız genç, ancak hayat tecrübeniz kesinlikle üst düzeyde. Ustanız, sizin için her zaman bir hoca görevi üstlendi, sizi her zaman kolladı. Yaşamınız onun sayesinde şekillendi. Onun sayesinde liseyi dışarıdan bitirdiniz, onun sayesinde bu serviste iş bulabildiniz. Ölümünden sonra bile, onun sözlerini takipe ettiniz.

Gücünüz ekonomik durumunuzda değil, kişiliğinizde saklıydı. Ustanız, sizi hiçbir durumda yılmayacak birisi olarak yetirtirmeye çalışmıştı. Başarılı da oldu. Ancak son zamanlarda gördükleriniz, sizin dayanıklılık sınırlarınızı bile zorlayacak türdendi.

Özellikler: Atletik yapı, dayanıklılık, fiziksel güç, soğukkanlılık, kaba kuvvetle tehdit



Ad: Achille Cesar Beaumont

Yaş: 26



Kişilik:
Spoiler:
Achille kendini frenlemesini bilen,  aşırı zor sinirlenen bir karakter. Sinirinden çatlasa bile kendini frenliyebilir. İnatçı bir karakterdir, hedefine ulaşmak için elinden geleni yapar, bazen kendi sınırlarını zorlar. Bu frenleme mekanizması ve inatçı yapının sebebi ustasının ona öğrettikleridir. Eğer biri veya birilerinin çok yardıma ihtiyacı varsa yardım eder, bunun dışında insanlardan uzak durur. İçki içmeyi sever, özellikle birayı. Hafta sonları uğradığı bir bar vardır. Genellikle yalnız içer ve evine döner. Achille'in kızlarla arası pek iyi değildir. Ayrıca dakik bir insandır. Bir de  Achillenin kişiliğinin bir de karanlık tarafı vardır, başından geçen acılı ölüm olaylarından sonra ölüme karşı ürkütücü bir soğukkanlılık edinmiştir. Panik insanı değildir.


Görünüş:
Spoiler:
Annesinin yeşil gözleri ve kumral saçlarını almıştır ve babasının kaba vücut yapısını, mesleği gereği kas gücü olan ve refleksleri kuvvetli biridir Achille. 1.83 boyunda 79 kiloda hafiften iri yarı bir adamdır. Sakin durur, tepkileri yerindedir.


Envanter:
Spoiler:
Alet kemeri ve bu alet kemerine monte edilebilecek küçük bir çanta, ingiliz anahtarı, düz ve yıldız uçlu tornavida, çekic, küçük bir paket içinde bir miktar çivi, el feneri, piller, isviçre çakısı, sigara tabakası, Lux marka ince sigara, çakmak, küçük bir not defteri ve tükenmez kalem.


Geçmiş:
Spoiler:
Babasının adı Lucien'dir. babası Fransızdır  ve annesi Maria adlı bir İtalyandır.  Achille Albertville/Fransada doğmuştur. 5 yaşına kadar Albertvillede yaşayıp oradan Dijon'a geçmişlerdir 1 yıl kadar orada yaşayıp daha sonra Fransa içinde Nancy ardından Metz'e geçmişlerdir. Achille okuluna Metz'de 17 yaşına kadar devam etmiştti fakat ailesinin geçim sıkıntısından dolayı okulu bırakıp bir motor ustasının yanında işe girdi. Babası demir kesim atolyesinde çalışmaktaydı annesi ise tekstil atolyesinde. Achille tek çocuk olduğundan ailesi geçim konusunda diğer ailelere nazaran daha şanslıydı fakat yinede çok fakirlerdi. Achille babasının arkadaşı olan Marcel'in oğlu Luc ile yakın arkadaşlardı, Luc ise Achille'in çalıştığı atolyenin hemen yanındaki atolyede çalışmaktaydı. Luc kişilik olarak espiri ve taklit yapmayı seven eğlenceli bir insandı, yapı olarak Achilleden daha ufak tefek biriydi kısacası fırlamaydı diyebiliriz. Achille ve Luc iş yerinde olmadığı zamanların büyük bir bölümünü birlikte geçirirlerdi ve ikiside futbol oynamayı çok severdi, atolyelerin arkasındaki boş toprak arazi futbol için çok uygun bir mekandı, vakitlerinin çoğunu birlikte futbol oynayarak harcarlardı.
 
  Achille 19 yaşına geldiğinde annesi gırtlak kanserine yakalandı, tedavi için imkanları olmadığından hastalığa yakalandıktan 4 ay sonra annesi hayata gözlerini yumdu. Bu durum Achille'i derinden etkiledi, Achille artık eskisinden daha mutsuzdu babasıda aynı şekilde karısı Maria'nın ölümünün üzüntüsünü yaşıyordu, Lucien bir şekilde Maria'nın ölümünü atlattı fakat Achille ozamanlar babası kadar güçlü değildi, adeta çökmüştü Luc'da bunun farkındaydı ve Achille'in keyifini yerine getirmek için ona şakarlar, taklitler yapardı. Luc hiçbir zaman Achille'i mutsuzluktan kurtaramadı. Achille bu dönemde işlerini çok aksatmaya başladı, her sabah 7 de ayakta olan Achille öğlenlere kadar uyumaya başlamıştı. Sürekli bir bıkkınlık, üşengeçlik ve yorgunluk hisleri içindeydi. Bu durum bir kaç ay sürdü ta ki Achille 20 yaşına girdikten 1-2 hafta sonrasına kadar, Achille birden bire bu tökezleme döneminden kurtulup tekrar işine döndü. Fakat hala o acının izlerini kalbinde taşıdığından eskisi kadar neşeli değildir.

Bu olaylardan kısa bir süre sonra Luc bazı iş imkanları olduğu için Almanyaya gitme kararı aldı ve Achille'i de Almanyaya gitme konusunda ikna etti. Achille babasını Fransada bırakarak Luc ile Almanyanın Kaiserslautern şehrine yerleşmişti. Tek odalı bir evde Luc ile beraber kalmaktaydılar. Kısa süre içinde Luc ile iş bulup çalışmaya başlamışlardır. Bu dönemde Achille sigaraya başlamıştır. İşler tıkırında gitmektedir, Luc ve Achille Fransada kazandıklarından daha fazla para kazanıyorlardır. İş çıkışları ara sıra gittikleri bara uğramışlardır burada Luc aşırı şekilde sarhoş olmuştur ve bar sahibiyle kavga etmeye başlamıştır. Sarhoş olan Luc masanın üstünden aldığı çatalı bar sahibinin boğazına saplayıp öldürür, olayın hemen ardından olay mahaline gelen polis Luc ve Achille'i göz altına alır. Suçu olmadığı anlaşılan Achille nezarette bir kaç gün geçirip dışarı salınır fakat en yakın arkadaşı Luc cinayetten suçlu bulunur ve hapse atılır. Achille artık Almanyada tek başınadır. Bir şekilde Berline ulaşan Achille iş aramaya başlamıştır, geçmişte motor konusunda bir çok deneyim edindiğinden sanayi sitelerinde diğer işsizlere göre daha avantajlı durumdaydı. Tabii avantajlı olması iş bulacak kadar şanslı olması anlamına gelmiyor.

Artık iş bulamadığından dolayı bıkkınlık geçiren Achille sanayi sitesinin girişindeki kaldırımda oturuyordu elleriyle yanaklarını bastırır şekilde oturup asfaltı izliyordu. Gözü Achille'e takılan Claus Herr Achille'e yaklaşıp "İş mi arıyorsun ?" diye sormuştur babacan gülümsemesiyle. Achille Clausun sözlerini kafasıyla onaylamıştır ardından Claus "Öyleyse benimle gel bakalım genç." diyerek onu çalıştığı teknik servise getirmiş ve orada işe sokmuştu. Claus 46 yaşındaydı, Achille gibi çok şey yaşamış, çok şey görmüştü çok bilgili bir adamdı. Achille'i sadece motor konusunda değil, kişilik konusundada iyi bir şekilde eğitmiştir. Achille Claus sayesinde daha inatçı, yaptığı işe değer veren, kişiliği kuvvetli bir insan oldu.

Claus Achille liseyi bitirip bitirmediğini sordu bir muhabbetin arasında, Achille de kafasını sağa sola sallıyarak "Hayır 17 yaşımda ayrılmak zorunda kaldım." dedi. Claus Achille'e "Peki liseyi bitirmek ister miydin ?" diye sordu, pek amacını belli etmeden. Achille de "Evet isterdim." dedi. Bunun ardından Claus Achilleyi açık öğretime soktu, onu gerek parasal yönden gerek motivasyon olarak hep destekledi, ihtiyacı olan kitapları aldı ve onu kaldığı izbe bir handan kendi apartmanına yakın bir apartmandan bir daireye yerleştirdi. Achille hayatını Claus sayesinde düzene sokmuştu ve ona daima minettardı ve en sonunda Achille açık öğretimi bitirdi, bitirdiğinde 23 yaşındaydı. Bunu kutlamak için marketten viski alıp haberi vermek için Claus'un evine gitti. Anahtarlarıyla kapıyı açtı ve gördüğü manzara onu şok etmişti, Claus dövülmüş ve karnı deşilmiş bir şekilde omzundan tavana asılmıştı. Achille adeta donmuştu bu görüntü karşısında o sırada Claus'un karşı komşusu tesadüfen kapıyı açdı ve Achille'in yanına ilerledi tam "Ne oldu ?" diye sorarken asılı duran Claus'u gördü rengi atmıştı, korkudan elleri titriyordu "Po.. polisi arayacağım." dedi ve koşa koşa eve girdi. Achille hala olayın şokundaydı ve sessizce ağlamaya başladı.
discussioncontroller