Death Note: When Reapers Fall
Electronation
Üye
gliserin, glisern, coraspin, talcid, coraspin, prezervatif, şampuanlar ve yaşlı kadın. yaşlı kadın mı ? nekadardır burada ki ?

"eee bayan, ne istemiştiniz ?", "birşey almak için gelmedim soluklanıp kalkacağım." "iyi peki."

çabuk soluklanıp kalksın istiyorum. tanrım lütfen dükkanımda ölmesin, lütfen. kıçım sandalyeyle birleşti, eğer kalbi durursa buradan kalkamayabilirim ya da aslında kalkarım, evet evet kalp masajı yaparım.

kalp masajı... "dup dup dup dup" kulağımı elimle kapatınca duyabiliyorum. tanrım sıkıntıdan neler yapıyorum, kalp dinlemek istesem steteskopumu kullanırım.

evet yaşlı kadın gidiyooooor "görüşürüz !" umarım görüşmeyiz. tansiyonun fırlarsa yine gel ! evet evet yine gel ! sana tansiyon ilacı satmak istiyorum.
allenthealien
Üye
McDoery barında yine biralar hızlıca tüketilmekteydi. Fabrikadan yeni çıkan Sean O'Nolan, McDoery'e geldiğinde gözleri arkadaşlarını aradı. Gelmediklerinden emin olduktan sonra bardaki taburelerden birine yerleştirdi yorgun bedenini. Barmen onu görür görmez hemen birasını doldurmaya koyuldu. Hemen önüne gelen birasından memnun bir şekilde selamladı barmeni ve ilk yudumunu aldı.

Canı sıkkındı, fabrikada yine aynı günlerden birini yaşamıştı. Eski heycanları özlüyor gibiydi. Barın üzerinde duran küçük televizyondan çıkan sesler bardaki gürültüden anca kulağına gelebiliyordu. Bi an televizyona baktığında haberleri gördü. Yine kazalar ve yine ölümler. Barmene bıkkın bir şekilde bakarak kanalı değiştirmesini istedi. Bu haber görüntüleri onu daha da sıkmışa benziyordu. Bardağının dibindeki birayı da yudumladıktan sonra parasını tezgaha bıraktı. Arkadaşlarını daha fazla beklemek istemedi.

-Ben gidiyorum Marcus, beni beklemesinler.
-Tamam söylerim.

Selam verdi ve bardan dışarı yağmurlu bir akşama bıraktı kendini.

Yakasını yukarı çekti ve ayaklarını serbest bıraktı. İç cebinden sigara paketini çıkarttı. Bi sigarayı dudaklarına yerleştirdi ve yakıp derin bir nefes çekti. Sanki bu nefes herşeyi daha iyi yapıcakmış gibi geldi bir an, ama pek birşey değişmemişti. Sokak ışığında aydınlanmış, yağmurda ıslanmıştı. Herşeyi eskisi gibi yapıcak bişey, sigara ve biradan başka bişey olsaydı diye düşündü. Ayaklarının kontrolünü aldı ve geri evine döndü.
deadcomander
Üye
Kendime geldigimde asansorden inmis bavullar elimdeydi. Taksiden inip oraya nasil geldigimi hatirlamiyorum. O kadar yorgunudum ki dizlerimden asagisindaki bolgeyi hissetmiyordum. Natali kapiyi acarken gozlerinin kapanmak uzere oldugu belli oluyordu. Ben yolda en azindan iki saat uyumama ragmen onun gozunu bile kirptigini hatirlamiyordum. Ama bunu dusunebilecek bir durumda degildim. Tek dusundugum sey su bavullari birakip biraz uyumakti.

Kapiyi actigi sirada bir an ayaginin paspas'a takildigini gordum. Bavullari elimden biraktigim anda onu tutmak icin atildim. Sol elimi karnina attim ve sag elimi yarim saniye sonra boynuna attim. Ve bunun onun canini yakmayacagini dusundum.

"Sen olmasan ben bu sakarlikla ne yaparim?"
"Dusunmek bile istemiyorum..."

Hemen onu kaldirdim ve halini gormek icin yuzune baktim. Gozleri yorgun bakamsina ragmen yuzu her zamanki gibi mukemmeldi.

"Iyi misin?"
"Iyiyim, sadece biraz uykuya ihtiyacim var."

Basimi salladim ve bavullari almak icin yoneldim. Iceri geldigimde onu yatak odasina giderken gordum.

"Sen git ben birazdan gelirim"
"Tamam"
"Bir daha boyle bir vakitte evde olacagimiz bir ucaga beni bindiremezsin. Uyuyamamak cok rahatsiz edici. Senin uyuyuyamaman daha kotu."

Bana bir kasi kalkik, gulumser ve kollari kavusmus bir sekilde dondu.

"Nedenini ogrenebilir miyim?"
"O guzel yuzunun azicik yorgun gorunmesine uzuluyorum..."

O sari saclari arasindaki gulumsemesi biraz artarak yatak odasina yurumeye devam etti. Bavullari girise birakarak biraz oturma odasina gectigimde saate baktigimda saat 05:37'yi gosteriyordu. Bu saatte uyuyamayacagimi dusunup biraz televizyon izlemek icin yoneldim. Koltuguma oturdum, kumandayi da biraz aradiktan sonra buldum. Herhangi bir kanala bastim. Bir haber kanalina denk geldigimi anladigimda televizyonu kapatma istegime ragmen belki degisik birseyler olmustur diye bakinmaya devam ettim. Degisiklik yoktu her zamanki gibi olumler, kazalar, cinayetler...

Hepsini kapatip yataga dogru yoneldim. Bunlardan artik cok sikildim...
Kolombus
Üye
Vnimanie ! Vnimanie ! Bir sonraki istasyon.

Viktor kalabalığı yardırarak metrodan indi. Yürüyen merdivenlerle caddeye çıktı, bir sigara yakıp yürümeye başladı.

Londra'nın arka sokaklarından birisinde bir araba tekerleğine girmiş ve bedeni parçalanmış şekilde bulunan Robin Hawkins ismindeki kurban 1 Aralık 2011 günü bulundu.

Kötü bir ölüm şekli diye düşündü.Evinin bulunduğu sokağa girdi, yola bakarak yürüyordu. Apartmanının önünde durdu, başını önce sağa sonra sola çevirerek baktı, ardından içeri girdi. Asansörle 2. kata çıktı. Kapısında bulunan 3 ayrı kilidi farklı 3 anahtarlıktaki 3 ayrı anahtarla açıktan sonra kapıyı kapattı, kitledi ve anahtarları üzerinde bıraktı. Ne yiyeceğine karar veremeyip kendini ödüllendirmek istedi, yan caddedeki suşi barı arayıp 2 roll sipariş etti.

Üstünü değiştirip eşofmanlarını giydikten sonra masasının başına oturdu ve laptop'unu açtı. Gündeme biraz göz gezdirdi;

PUTIN BAŞKA BİR KADINLA GÖRÜNTÜLENDİ

mouse'u aşağı indirdi;

NIGHT FLIGHT'TA BÜYÜK KAVGA, CİNNET GEÇİREN BARMEN 2 KİŞİYİ YARALADI


Boş, sadece boş haberlerdi. Kafası bugün gazetede gördüğü ölüm haberinde kalmıştı. Zavallı adam. O sırada zil çaldı,kapıya gitti.

- Kim o ?
- Siparişinizi getirdim.

Viktor 3 kilidi de teker teker açtı, kapıyı araladığında karşısında kısa boylu, çekik gözlü bir çocuk sıkıntı ve merak karışımı bir mimikle karşısında dikiliyordu.

- Siparişiniz, 300 ruble..

Viktor çocuğun eline 350 ruble tutuşturdu, torbayı aldı ve bir şey demeden kapıyı kapadı.Çocuk asansöre binip aşağı inerken kendi kendine düşündü :

İyi bahşiş verdi, keşke sık sık yemek söylese. Ama tam bir manyak, tek kilidin nesi yetmiyor ki ?
PISLIXPISLIX
Üye
1 Aralık 2011. Sabah hastahaneye vardığında morgda üzeri örtülü 2 ceset gördü Dr. Sağbırakmayan. Asistanıyla beraber eldivenlerini giyip incelemeye koyuldular.

"Koskoca St. Mary's Hastanesi'nde morg işlerini yapacak bir adli tıp doktoru yok mu? Neden benim gibi biri yapmak zorunda bu işi..." diye söylendi. Aslında bundan biraz da memnundu. Genel Cerrahi'nin getirdiği yoruculuğun yanında bu bir tatil gibiydi.

İlk cesedi açtılar. Tahmin ettiği gibi dün gece uykusunun bölünmesine neden olan kazada ölen kişiydi bu. Tanınmaz duruma gelmişti. Sesli bir şekilde "Zaten 2 günde bir kez uyuyabiliyorum, senin yüzünden o uykum da bölündü." dedi ve cesedin parçalarını birbirine dikmeye başladı. Cesedin cebinden kimliğini zorla çıkarıp polis raporuyla uyup uymadığını kontrol etti.
İsim: Steve Brown.
Ölüm nedeni: Trafik kazası.
Onaylandı.

İlk cesedi örtüp ikinciyi açtılar. Feci şekilde parçalanmış bir ceset. Polisten gelen rapordaki ölüm nedenine baktı.
İsim: Robin Hawkins
Ölüm nedeni: Trafik kazası.

Fakat bir terslik vardı bunda. Sanki kanı hiç yere akmamıştı, olduğu yerde duruyordu. Parçalanmadan 2 saat kadar önce ölmüş olmalıydı. Ceset üzerinde 2 saat kadar uğraştıktan sonra sonuca vardı ve polis raporunun üzerinde değişiklik yaptı.
İsim: Robin Hawkins
Ölüm nedeni: Trafik kazası
Onaylanmadı.
Doktor tarafından belirtilen neden: Kalp krizi.
Oldboy
Üye
Sabah koşumu yapmak için eşofmanlarımı giyip sokağa attım kendimi. Londa sokaklarında koşarken bir yandan da etrafı gözetliyordum. Islington Town Hall'un önünden geçerken bir anketör milleti çekiştirip onlara anket doldurtmaya çalışıyordu. Hızımı kesmeden devam ettim. İnsanlar koşuşturmaca içindeydi. Benimkinin aksine spor olsun diye değil, işe yetişmek için. "Ruhlarını satmışlar." diye düşündüm. Kendi ideallerini bırakıp başkaları için dur durak bilmeden çalışıyorlar. Kendilerine ayıracak zamanları kalmayana dek üstelik. Bu tarz düşünceler aklımda dolaşırken 1 saatlik koşumun da sonuna gelmiştim. Evime çıkıp sıcak bir duş aldım ve kahvaltımı yaptım.

Kahvaltıdan sonra her gün yaptığım gibi para kazanmak için bilgisayarın başına oturdum. PokerStars'a girip poker oynamaya başladım.
Fool Arcana
Üye
[center]Bölüm 2[/center]

[center]Boşluğa Bakan...[/center]

[center][img width=750 height=1103]http://img175.imageshack.us/img175/5682/deathnote4.jpg[/img][/center]

"O gün okuldan geri dönüyordum. Belkide sadece dönüp bakmasaydım herşey benim için aynı olabilirdi."


"Eh, istediğimi bulamamıştım belki. Buraya gelmemin ulvi bir amacı olduğunu düşünüyordum evet herşey bittiği gibi geri dönecektim, belki de sonunda istediklerimi yapabilecektim. Fakat hayır, ne bir hareket ne bir ses. Eğer defter birisinde ise hala, harekete geçmemişti ve bu sinirlerime dokunmaya başlamıştı.

Çünkü belki de defteri Londra'da aramak ile hata ediyordum. Bütün bir günümü bu düşünceler arasında geçirdim. Çok geç kalmıştım belki ? Defter yok olmuş olabilirmiydi? Efendimin onca yaptıklarından sonra...

Şu genç kız bir şeyler diyor, dikkat edemiyorum. Canım o kadar sıkkın ki obsesif olarak tek bir noktaya odaklanmış durumdayım, sanki oradan çıkıp gelecek. Lanet olsun bugün birşeyler olacağını hissediyordum oysaki...Hayal kırıklığına uğradığımı itiraf etmeliyim...Kira..."



Bu el Kira ve L herhangi bir hamlede bulunmadı.
Zer0
Üye
"Çarşamba... Haftanın tam ortasında, nereden gelip nereye gittiğimizi sorgulamak için müthiş bir gün..."

Dersini dikkatle dinleyen, harıl harıl not alan bir sürü insanın aksine, aklından sadece hayatı sorgulamak geçiyordu şu an. Belki bir kaçış yöntemiydi onun için, hatta bir sürü tanıdığının sırf ders ile ilgili sıkıntı yaşadığı dönemlerde bu tarz düşüncelere kapıldığını biliyordu.

Yine de, hayatı, neyin doğru neyin yanlış olduğunu sorgulamak onun hep ilgisini çekmişti. Haklı her zaman haklı olmayabilirdi, sadece doğru zamanda doğru yerde olarak kazanmış olabilirdi savını. Haksız ise haklının tam tersi, yanlış zamanda yanlış yerdeydi belki de.

Belki de bu yüzden şu anda hukuk okuyordu, bu yüzden avukat olmak istiyordu. Süperkahramanlara inanmıyordu, gece suçla savaşan birisine dönüşebilmek ise saçmasapan bir düşünceydi. Mahkeme salonlarında ama, ulaşabildiği kadar haksızlığı düzeltebileceğine inanıyordu.

Güncel olayları işleyip, hayattan örnekler veren bir dersti LAW378. Geçen ay gerçekleşmiş olan olayları işliyorlardı şimdi...

"Bu resimde ne görüyorsunuz?"

Hocanın bu sorusuyla dikkatini tahtaya yansıtılmış projeksiyonda bulunan resme verdi. İyi giyimli bir adam görüyordu, yüzü gözükmese de vücut yapısından erkek olduğu belliydi; elinde silah tutmuş, kimisi iyi giyimli, kimisi normal olan bir 3 kişiye bakıyordu. İnsanların yüzünde korkmuş bir ifade vardı, ancak hepsi gözlerini yerde yatan ve artık yaşayıp yaşamadığı resimde belli olmayan kişiye çevirmişti. Anlaşılan silahlı dostumuz, gözüne hedef olarak spor tulumlu birisini seçmişti.

"Çok basit, bir banka soygunu, rehineler, hatta bir tanesini yaralamış, belki de öldürmüş. Cinayet ve soygun suçları birleşirse yeni evi ve turuncu iş tulumuna kendini hazırlasa iyi olur"

"Güzel tespit ve güvenlik kameralarından alınabilen tek görüntü bu. Anlaşılan soyguncumuz kameraları soygundan önce bozmayı başarmış. Resimdeki yaralı kısa bir tedavi sonrası kurtulmayı başardı. Başka fikri olan?"

Bir çok kişi, kimisi hocanın da yorumunun ardından, sınıftan yükselen bu sese katılmıştı. Ancak başka bir ses bu neşeli anı onlar için bozdu.

"Rehineler neler anlatıyor?"

Herkes bir anda kafasını Naruhodou Ryuuichi, ya da arkadaşlarının ona hitap ettiği şekliyle Ryuu'ya çevirmişti.

"Veznedarların ve güvenlik görevlisi bayıltılmış, şu anda gözükmese de veznelerinin arkasında yatıyorlar. soyguncunun tek başına bunu nasıl yaptığı da düşündürücü; ancak ufak bir detay daha, gö-"

"Tahmin etmiştim."

Hoca sözünün kesilmesinden rahatsız olsa da, öğrencisinin görüşünü dinlemek istedi:

"Bir fikriniz mi var Bay Naruhodou?"

"Evet Ryuu, saçmalama, herşey gayet açık görmüyor musun?"

Yüzünde ufak bir sırıtma ile doğruldu ve resmi işaret ederek anlatmaya başladı.

"Emin misiniz? Bakın, soyguncu olarak tabir ettiğimiz kişinin giyimine bakın: Takım elbise. Ben olsam bir banka soygununa beni bu kadar rahatsız edecek bir şekilde gitmezdim. Tamam,bunu kendimi kamufle etmek istediğim için yaptığımı düşünelim."

"İkincisi, para mevzusu. Ben ortalıkta bir para kesesi, çantası ya da benzer birşey göremiyorum. Bu bir soygunsa, para nerede?"


"Nereye varmaya çalışıyorsun Ryuu?"

Sırıtma oldukça artmıştı.

"Çok basit. Resimdeki suçlu elinde silah bulunan kişi değil ve bu da bir soygun değil."

Sınıftan bir uğultu yükselmeye başlamıştı ve bir çok kişi hocanın bu saçmalığı durdurması için yalvarırcasına hocaya bakıyordu. Ancak adamdan herhangi bir ses çıkmadığını görünce Ryuu konuşmaya devam etti.

"Hocanın son söylediğini hatırlayın, tüm veznedarlar ve güvenli görevlisi bayıltıldı. Eğer para alımı da daha gerçekleşmediyse, soygunculara parayı kim verecek, kasaları kim açacak? Hatta bu çalışanların hepsi aynı anda nasıl bayıltıldı? Eğer ortamda tek bir soyguncu varsa bu denli kontrol sağlamak bence imkansız."

"Peki ya suçlu kim sence ha?"

"Tabii ki resimdeki diğer herkes."

Uğultuyla karışık yükselen kahkaha, yüzündeki ifadeyi bir parça bile bozmadı.

"Hahahah! Çok iyiydi Ryuu, ama bu kadar geyik yeter ya."

"Geyik yapmıyorum. Bu bir soygun değil, ve elinde silah tuttuğunu gördüğümüz kişi büyük ihtimalle bir veznedar. Hatta bütün bu oyunun sırf ona yönelik hazırlandığına eminim. Güvenlik görevlisi de bu işin içinde olmalı, ve oradaki tüm rehineler de bu oyunun içinde. Yalan söyledikleri anlaşılsa bile bu kadar sayıda ifade birbirini tutuyorsa anlık korku yüzünden polisler es geçmiş olabilir. Güvenlik görevlisi kameraları bozdu - daha doğrusu kayıtlarını kapatıp, belki de anlık resim çekilebilmesi için bir pozisyona getirdi"

"Bütün herşey, az önce Mary'nin de söylediği üzere resimde gördüğümüz kişiyi ömür boyu hapse göndermek için. Sanırım kişisel bir olay, ve ölmekten daha çok acı çekmesini istiyorlar."


"Peki ya bayıltılan veznedarlar?"

"Çok basit. Hepsi için resimde gördüğünüz kişilerden birisi eşleşmişti, hepsi bir veznedarı bayıltmaktan sorumluydu. Bakın, 5 vezne. 3 tane rehine, 1 yerde yatan adam ve 1 de kurban veznedarımız. Sırası gelmişken, yerde yatan adam da büyük ihtimalle sahte kurban, ölümcül bir noktasına kurşunun gelmediğine eminim."

"Kısaca olay şu;"

"Bir, güvenlik görevlisi kameraları kapattı, ve anlık görüntü alınabilecek bir hale soktu."

"İki, veznedarlar bayıltıldı, ki bu büyük ihtimalle kurban veznedarın para ya da silah ile tehditi denmiştir diğer veznedarları oyuna getirmek için."

"Üç, aralarından bir tanesi kendi grubundan başka birisini vurdu ve silahı zorla kurban veznedarın eline tutuşturdu."

"Dört, güvenlik görevlisi anın resmini kaydetti, ardından diğer veznedarların yanına geçip kendini bayılttırdı - bayılma yöntemlerinin bu yüzden ilaçla olduğuna eminim. Resimde de kurban veznedarın yüzünü görseydik, büyük ihtimalle ortamdaki herkesten daha da korkmuş bir ifade görebilirdik."

"Son olarak, kalan herkes rehine numarası yapmaya başladı, eğer ilaç kullandılarsa tuvalet iyi bir kurtulma yöntemi olmuştur."

"Kurban veznedar tam aksini ifade etse de, bütün kanıtlar onun suçlu olduğunu gösterirken polisin tek düşüncesi veznedarın yalan söylediği olmuştur."


Sınıfta derin bir sessizlik oldu. Herkes yeni anlatılan bu uzun hikayenin gerçek olup olmayacağını düşünüyordu.

"Hoc-"

Zil çalmasıyla dersin bittiği sinyali verildi. Ve hoca hiçbirşey demeden sınıftan ayrılmak için eşyalarını toparlamaya başladı. Hiçbirşey söylemeden masanın üzerine bir dava dosyası bıraktı ve sınıftan ayrıldı.

Herkes masanın etrafına toplanmış, dosyayı incelemekteydi. Dosyanın kapağındaki ismi okumakla yetindi Ryuu.

"Londra Piegon Bankası, 17 Kasım 2011, 09:36"

Biraz daha altına baktığında, suçlu bulunanların listesi bulunuyordu. Evet, tek suçludan fazlası.

Naruhodou Ryuuichi, sırıtması bütün yüzüne yayılmış bir şekilde, herkesi geride bırakarak sınıftan çıktı.

Spoiler:

Not: Naruhodou Ryuuichi, soyadı-adı şeklinde yazdım Japon usülü, hitap etmek isteyenler karıştırmasın diyedir bu bilgi :D

Not2: Bunu gün sonundan önce yazmak için tasarlamıştım, post edememiştim şimdi ediyorum, gün sonu gelmiş bile bi okuyayım hımmm
Misafir
Çalar saatin sesine her zamanki bıkkın ifadesiyle karşılık vererek uyandı. Üstünü giyindi. Pencereden dışarıya baktı. Dışarısı oldukça kasvetliydi.

Kafasında yapmaya zorunlu olduğu şeyler birikmişti. Yine o masaya oturmak ve kimsenin ilgilenmediği şeyler çizmek istemiyordu. Eski yaratıcılığından çok uzaklaşmıştı. Bunun gibi şeyleri düşünerek baştan savma bir kahvaltı yaptı.

Yayına yetiştirmesi gereken şeyler olduğu halde biraz dışarı çıkmak istedi. Merdivenlerde ev sahibiyle karşılaştı. Adama belli belirsiz bir "günaydın" dedi. O ise aralarındaki konuşmayı bir kaç cümle daha uzatma taraftarıydı;

"Merhaba bay taylor, perşembe günü bir toplantı yapacağız, tüm apartman sakinlerinin gelmesini istiyorum. Gelirseniz memnun olurum."

Taylor'ın cevabı ise soluk bir sesle "gelmeye çalışırım" oldu.

O anda tek istediği oradan olabildiğince çabuk uzaklaşmaktı.
homemir
Üye
Rüzgarlı bir günde evine doğru yürüyordu Akira. Normalde metro kullanırdı; ama artık işsiz olduğuna göre, yeni bir iş bulana kadar cebindeki parayı düzgün kullanmalıydı. Ay başı yakın olduğu için önceki hafta fazlasıyla harcama yapmıştı ve ay başında kira ödemesi vardı. Yeni bir iş bulmalıydı. Bu zamanda krizden dolayı iş bulmak hayli zorlaşmıştı.

Evine geldikten sonra direk mutfağa girdi. Karnı çok açtı. Neredeyse açlıktan karnından sesler geliyordu. Buzdolabını açtı. Geçen hafta aldığı azıcık dana eti vardı. Eli ona tam uzanacakken artık işsiz olduğu aklına geldi. Buzdolabının kapağında bulunan çikolatayı aldı. Çikolatayı çok severdi Akira.

Elinde çikolatası bilgisayarının başına geçti. Mailini açtı. Birkaç üniversiteden arkadaşı mail atmıştı buluşma için. Onların hayatlarında belli bir amaç yoktu. Bu yüzden zamanları da çoktu. Oysaki Akira'nın zamanı yoktu. İlk öncelikle yeni bir iş bulmalıydı. İş bulma sitesini açtı ve biraz göz gezdirdi. Kendisine göre çok fazla iş yoktu. Aslında hiç iş yoktu. Sadece bir ünversite hukuk fakültesi binası için temizlik görevlisi arıyordu. Nedense maaşı diğer temizlik görevlisi maaşlarından yüksekdi. Başka seçeneği yoktu Akira'nın. İşverene bir mail attı ve çikolatasından koca bir ısırık daha aldı.

-----3 gün sonra------

3 gündür işsiz olan Akira'nın morali iyice bozulmuştu. Sadece kiraya yetecek kadar para vardı elinde. Buzdolabındaki herşey bitmişti. Birkaç gündür komşuları yemek getiriyordu ona. Masraf olmasın diye Londra'daki kardeşiyle de telefonda görüşemiyordu. Üniversitedeki temizlik işinden de hala haber yoktu. Akira, mutfağa gitti. Komşusunun yaptığı beyaz çikolatalı meyveli pastadan geri kalanını aldı ve bilgisayarının başına geçti. Maili açtı ve mutlu haberi gördü.

"İş talebiniz onaylanmıştır. Lütfen ***** tarihte görüşmeye geliniz."

Akira sevinmişti. En azından iş bulmuştu. Kendi yemeğini yapabilecelti. Ama biraz üzgündü; çünkü bir üniversite mevzununun iyi bir iş bulamıyordu bu dünyada. Mailde birkaç detay ve özel notlarda yazıyordu. Notlara göre Akira, üniversite okuduğu için yönetim ona boş zamanlarında derslere ve sınavlara girebilme izni vermişti; ama tabii illegal olarak. Bu hak, Akira'yı biraz tesselli etmişti.

"En azından elektrik mühendisliğin yanında hukuk bilgim de olacak. Umarım birgün bu ikisi işime yarar."
discussioncontroller