Berlin Günlükleri - Kan İzi
Night EagleNight Eagle
Üye
[center][img width=500 height=250]http://img190.imageshack.us/img190/4510/berlinchrocicles2bar.jpg[/img][/center]

Roten Tyrann Gece Klübü, Berlin
24 Ekim 2008
01:20


Berlin'in doğu kısmında, müziğin de geri kalan herşey gibi sınırların dışına çıktığı, kendi sınırlarını aşmayı tarz haline getiren bir çok gece klübünden yalnızca biriydi Roten Tyrann. Avrupa'nın gece hayatının, müzik ve eğlence kültürünün merkezi haline gelmiş Berlin için gayet sıradan bir ortamdı hatta.

O gece Tyrann'da yaklaşık 1 haftadır çalışmaya başlamış Alex için, bir başka yoğun işgünüydü yalnızca. Saatin ilerlemesi ile birlikte klüp sınırlarını aşmaya başlamış, güvenlik en uç noktaya çıkmıştı. Bir yandan okul masraflarını nasıl denkleştireceğini düşünen genç barmen, diğer yandan da klübün kapısından girdiğini güçbela farkettiği uzun paltolu, topallayan adamı süzüyordu.

Paltolu adam, bara doğru yöneldi, yan tarafta öpüşen çifte aldırmadan bulduğu boş tabureye oturdu. Barmene el işareti yaptıktan sonra alnındaki yaradan süzülen kanı, cebinden çıkardığı kanlı bir mendil ile silmeye çalıştı.

-Bir... Bira.

Adamın güçbela konuşabildiğini farkeden Alex, birkaç saniye daha adama baktıktan sonra, birayı çıkarmak için arkasını döndü. Biranın kapağını açıp döndüğünde, adamı tezgahın üzerine kapaklanmış vaziyette buldu. Birayı tezgaha koydu, hafifçe eğilerek adamı dürtmeyi denedi;

-Bayım, uyanın.

Biraz daha sarstı, ardından her ihtimale karşı nabzını kontrol etmek için elini adamın boynuna doğru götürdü. Elini yavaşça çekti, korkuyla çevresine bakındı. Ardından gözü, adamın paltosunun sırt tarafındaki küçük deliğe takıldı. Böyle bir olayın,bir gün başına geleceğini biliyordu. Ancak hayır, şimdi bunu yaşamak için çok yanlış bir zamandı.

[hr]
Senaryonun bu kısmında yer alacak karakterler:

FireMc - Alexander Carpenter (Dil Öğrencisi)
Fool Arcana - Haine Rozenstrauch (Dedektif)
Mad Dok - Mikael Frei (DJ)
Yojimbo - Preston Roman Bright (Avukat)
Electronation - Achille Cesar Beaumont (Tamirci)
Çağlayan - Catherine (Fahişe)
anger rabbit - Siegmund Kuntz (Emekli Polis)
Çağlayan
Üye
Üzerine yığılmış ter kokan adamı iğrenerek süzdü Catherine ve adamı ittirmeye çalışarak "Kalk üzerimden, süren bitti" dedi öfkeyle. Adam "Borcum ne kadar?" diye sordu zorlukla doğrulmaya çalışırken. Catherine, adamı vücudunu ezen dev bir kum torbasıymış gibi ittirip uzaklaştırdıktan sonra yataktan kalktı ve "800" dedi sigarasına uzanırken. Adamın üzerinde gerçek bir şok dalgası yarattı bu bedel, az önceki uyuşuk hali birden yok oldu ve "800 mü? Ben bakirelere o kadar vermiyorum lanet olası fahişe!" diyerek ayağa kalktı bağırarak.

Sigarasından derin bir nefes çektikten sonra "Hiçbir bakire bugün talep ettiklerini yerine getiremezdi de ondan" dedi umursamaz bir ses tonuyla Cath. "İlk istediğin en az 50 ederdi, sonraki pozisyon 150 değerinde, üçüncüsü 250 idi ki az kalsın belimi sakatlıyordun, dördüncü pozisyon da kime sorsan 100 eder."

Adam dökülmüş saçlarını kaşırken "Ama sadece 550 eder bu?" dedi itiraz edercesine. Cath sigarasının dumanını odanın tavanına üfledi ve "Kalanı da süre ve işçilik bedeli, canım" dedi adama dönerek. "Bazı şeylerin normale göre daha kısa olması sebebiyle sana özel indirim yapabilirim tabi."

Cath'in bazen bedelini canıyla ödemekten zor kurtulmasına rağmen yapmaktan vazgeçemediği kötü bir huyu vardı: Yattığı erkekleri aşağılamak. Bu seferki de farklı sonuçlanmadı. Öfkeden suratı kıpkırmızı olmuş adam Cath'in suratına hızlı bir tokat geçirdi. Catherine yüzünü tutarak yere çöktü ve "Yüzüme değil, aptal herif!" diye bağırdı. Yüzü morarmış bir fahişe en az 2 gün müşteri bulamazdı. Ancak adam hırsını alamamış olacak ki yere yığılmış fahişenin karnına tüm gücüyle tekme attı.

Catherine acıdan iki büklüm oldu yerde, ağzından kan tükürdü. Zorlukla çantasına uzanmaya çalıştı, tırnak törpüsünü adamın baldırına saplamak kendisine vakit kazandırabilirdi belki. Zira çığlık atsa bile gece kulübünün binayı sarsan gürültüsü içinde sesini kimseye duyuramazdı. Ancak korktuğu olmadı, adam tekmenin devamını getirmedi. Üstelik kadının üzerine toplamı 900 eden banknotları savurup odayı terk etti arkasından kapıyı çarparak.

Catherine sırıtarak uzandı paralara, ince parmakları kağıt paraların üzerinde kıvrıldı. Avcunun içinde buruş buruş olan yeşilleri neşeyle inceledi. Adam fazladan bir 100lük daha vermişti incinen gururunun bedeli olarak. Doğruldu, dudağındaki kanı elinin tersiyle sildi, etrafa saçılmış paraları çantasına doldurdu. Etrafa savrulmuş kıyafetlerini giydi üstüne, yatağın yanındaki aynaya bakıp saçını ve makyajını düzeltti.

Gece kulübünün ikinci katındaki odadan aşağı inmeden evvel aynanın karşısında yüzünü de kontrol etti Cath. Neyse ki atılan tokat ile yüzü şişmemiş ya da morarmamıştı. Aşağıya inip gece kulübünde dans etmekten yorulmuş birkaç sarhoş müşteri daha bulabilirdi. Aynaya son kez baktı Catherine. Hazırdı...

...ancak aşağıya indiğinde karşılaşacağı manzara için değil.
YojimboYojimbo
Mod
Buğulu aynayı eliyle sildikten sonra, bir hayaleti andıran suratını süzmeye başladı. Morarmış göz kapaklarını, sol kaşının üstünde –geçen gün dikişlerini kendi almaya çalıştığı- yaranın etrafında toplanan iltihabı, suratını kaplayan kirli kızıl sakalını… Yüzüne yayılan sarkastik gülüşe karşı koymamıştı, aynada görmeye alıştığı, o Calvin Klein kataloklarından fırlamış tipten ne kadar uzak olduğunu fark ettiğinde...

Uzun, üzeri çiçek desenli havluyu beline sardıktan sonra, sararmış fayanslarla kaplı küçük banyodan, ikinci sınıf bir otele ait olan odasına geçmişti.

Koyu kahverengi perdeleri açtığında suratına vuran güneş gözlerini kamaştırmış, hatta irkilerek geriye doğru attığı bir adım, ayağını yatağının yanındaki küçük dolaba çarpmasına ve acıyla inlemesine neden olmuştu. Ağız dolusu birkaç küfür savurduktan sonra, -hafifçe sekerek- üzeri gazete kupürleriyle kaplı yatağa oturdu. Gazete kupürlerinin tamamı, Jeff Gibbs -nam-ı diğer Terzi'nin-, aylarca üçüncü sayfalarda boy göstermiş kurbanlarının trajik ölümleriyle ilgiliydi.

  Berlin’deki kan dondurucu cinayetleri bir süre sonra aniden durduğunda, halk derin bir nefes almış, "canavarın" öldüğü dedikodularının yayılması uzun sürmemişti. Lakin Londra’da Terzi'nin işçiliğiyle süslenmiş bir dizi cinayet, Gibbs’in yalnızca yorucu iş günlerinin ardından seyahate çıktığını ve adım attığı her yere bavulundaki kaosu götürmekte ısrarlı olduğunu işaret etmekteydi.

  Bir süre sonra, her cinayette cesetlerin üstüne işlenmiş ipuçları hızla artmaya, terzinin etrafındaki çember de iyiden iyiye daralmaya başladığında, insanlar bu katilin yalnızca bir kopyacı olduğuna kanaat getirmeye başlamıştı. Terzi'nin bu kadar basit hatalar yapabileceğine peşindeki dedektifler dahi inanamıyordu.

 Lakin, uzun süredir bu katili, canavarı, dahiyi kendine saplantı haline getirmiş Preston için işin rengi çok daha farklıydı. O, terzinin diğer katillerden farklı olduğunu düşünüyordu. Yalnızca insanların derisini yüzen ve onlara tecavüz eden beyinsiz bir canavar değildi Gibbs. Oh hayır... Onun yaptığı işten keyif alması için birilerinin ensesinde olduğunu hissetmesi gerekiyordu. Sanatını icraat ederken onu takdir edecek, ondan korkacak birileri olmadığı sürece yaptığı işin ne anlamı vardı ki? Evet, buna emindi… Fakat her bağımlı gibi terzi de işin ucunu kaçırmaya başlamıştı. Artık cinayetlerinin ardından "kasıtlı olarak" bıraktığı ipuçları, her an yakalanmasına sebep olabilecek hale gelmişti…. Ve oldu da. Muhtemelen en büyük hazzı, son cinayetinde yaşamış olmalıydı, yakalanacağını bilmesine rağmen işlediği… Cesetin üstüne kırmızı, yünlü bir iplikle tek bir kelime işlenmişti. "Teşekkürler"

   Terzi Londra’da yakalanıp Berlin’e teslim edildiğinde;  tutkularından yoksun, yalnızca kendisinden beklenilenleri vermek üzerine kurulu yaşamından iyiden iyiye tiksinen Preston için beklediği an gelmişti işte. "Tam da zamanında" diye iç geçirmişti. Bu maskeli baloyu daha ne kadar devam ettirebileceğine emin değildi çünkü.

   Gibbs ile iletişime geçmesi uzun sürmemişti. Sonuçta Londra’nın en büyük Hukuk Şirketlerinden biri babasına aitti. Adamın soğuk ses tonunu telefonda işittiğinde uzun süredir ilk defa ürperdiğini hissetmişti. Hoşuna gitmişti bu duygu… Muhtemelen kendisini ona yüzlerce mektup yollayan budala hayranlarından biri sanmıştı ama bu önemli değildi. Terzi'nin avukatı olmak fikri bile Preston için yeterince heyecan vericiydi.

   Londra’ı terk ederken geriye bıraktığı tek şey, küçük bir nottan ibaretti. "Bir süre yalnız kalmalıyım. Beni aramayın."

Karısını henüz üç aylık bebekleriyle yalnız bırakmanın ne kadar bencilce olduğunu düşüncesi başına ağrılar girmesine neden oluyordu zaman zaman. Dolabın çekmecesini açıp çıkardığı kutudan önce bir Prozac, ardından bir Apranax hapını ağzına atarken düşündü. "Bencillik? Affedin..."

Planı da tam olarak buydu Preston’ın… Hayatında bir kere olsun bencil olmak… Suratına tekrar küçük, psikotik bir sırıtış yayılırken, yeni müvekkilinin kurbanlarının resimleri üzerine uzanıp uykuya daldı.
Fool Arcana
Üye
"Gerçek...Biraz tehlikelidir onları bilmek, onlara dokunmak, onları hissetmek...Ve sonra Dünya Evi'nin kapıları açıldı, hepimizi buyur etti yüce güç, kan salonlarında kırmızı şerbetler içtik ve arındık birbirimizden, başka bir gerçeklikte tekrar görüşene dek"


Alarm huysuzca başında çalmaya başladı, Haine karışmış saçlarını kurcaladı, baş ucunda her zaman klasik olarak duran bir paket Camel'ını eline alıp yaktı. Dedektif rozeti ve silahı başucunda duruyordu. Eviniz bir kere işgal edildiyse asla eskisi gibi rahat uyuyamazsınız demektir. Gerçi bu aynı ev değildi, Berlin dışındaki o güzel iki katlı evinden çıkalı 1 sene geçmişti. Şimdi Berlin'in göbeğinde bir apartman dairesinde yaşıyordu tek odalı. Büyük alanına tahammül edemiyordu eski evinin, her tarafı kan ve Carys kokuyordu. Buna tahammülü yoktu...Hayır...

Sigarasından ilk iki nefes aldı ve dolaba yürüdü, bir tane Lustral çıkartıp yuttu. İlaçlar belki daha iyi hissettirmiyordu ama çalışabilmesini sağlıyordu. Paraya ihtiyacı vardı ve ölmeye hazır değildi. Dosya kapatılmıştı fakat bırakmak istemiyordu. Önündeki pek çok engel Carys'ın intikamını almaya engel olamayacaktı. Herşey bu kadar basit ve netti kafasında.

Uyan, çalış, geri kalan zamanda kapatılan dosyayla ilgili araştırma yap, yemek ye kahve iç ve çalış, psikolojini dengede tut ve yaşamaya bak, intikamını alınca ölebilirsin. Basit ve net.

Kahvaltı yapmayı bırakmıştı uzun süredir, bir kahve ile akşam yemeğine kadar durabiliyordu, vücudu zayıflamıştı, gözlerinin altı mordu, eski tipinden eser kalmamıştı, kirli sakalları 1 yıl içinde beyazlamıştı, sadece yorgun bir insandı, sadece yorgun.

Haine banyoya girdi, yüzünü yıkadı ve suratına baktı.

"Üç kere işe yaramaz bir pislik olduğunu söyle"

Sadece baktı ve derin bir "ah" çekip gözlerini ovuşturdu.

Acıkmıştı orası kesin, uzun süredir birşey yememişti adam gibi, dolapta dünden kalma yarım bir pizza olmalıydı, dolaba seğirtti ve soğuk soğuk yemeye başladı. Bir yandan filtre kahvesini en acı olabilecek şekilde pişirmişti ve yudumluyordu.


Televizyonda ilgi çekici birşeyler aradı fakat yok gibiydi. Kapattı ve camdan baktı biraz, tekrar genç olabilmeyi diledi, en azından Carys ile tanıştığı zamana dönse, güzel olurdu.

Carys ile tanıştığı zamana dönse güzel olurdu.

Carys ile tanıştığı zamana dönse.

Carys ile...

Carys...

Anlayamadı, ağlıyordu, inanamadı önce, gelen şeyler tuzlu gözyaşlarıydı, herşeyin, yaşadıklarının, yaşayacaklarının, kaderine ve Tanrı'nın (Varsa o o.çocuğunun haddini bildirmek isterdi ya) ona yaşattığı kadere klişe bir şekilde, veryansın etti ve ağladı.

Ağladı, içini döküyordu aslında fazla birşey değildi. Herkesin ara sıra ağlama ihtiyacı vardı değil mi ?

Sonra sustu, bir sigara daha yaktı, tek başına oturdu ve gri bulutlara baktı. Cep telefonu yanıp sönüyordu, arayan ortağı Janice idi, Janice iyi bir kızdı, ama Carys gibi değildi ki...

Carys gibi.

Carys...

"Ve sonra kristalden yapılma hayatlar kırıldı herşeyin altında. Onur, sevgi, sadakat ve rüya birbirine girdi, hepsi kanla kaplıydı yaratıcının ellerinde, bir terazi ve bir ok. Dengede durmaya çalışıyorlardı kendi spektrumlarında, tek bilinen gerçeklerin yalanların doğurduğu küçük piçler olduğuydu, yalanlar ise insanlarla düzüşüp kendi gerçekliklerini yaratmaktaydılar..."
Mad Dok
Üye
Wer zu Lebzeit gut auf Erden


wird nach dem Tod ein Engel werden


"Yine bu iğrenç grubu açtı dengesiz velet...of..."

Alt kattaki korumanın yüz ifadesinden ne düşündüğünü tahmin edebiliyordu Mike, buruşan suratına bakmaya da bayılıyordu. Adama işkence etmek büyük zevkti onun için, gıcık kaptığı her hareketi bulup gözünün önünde yapmak için can atıyordu. Hiçbir halt da diyemezdi; zira Mikael'e bulaşmak, kulüpteki tüm o manyak keş arkadaşlarına bulaşmak demekti. Özetle tehlikeliydi, aralarında hiç tekin olmadığı bilinen tipler vardı.

Komşu olmaları ayrı bir şanssızlıktı tabi, selam bile vermezlerdi birbirlerine. Bazı geceler gürültü sebebiyle polis çağırırdı adamcağız, Mike yüzünden uyku sorunları başlamıştı. Polis uyarır ve gider, bizimkiler yarım saat sonra tekrar başlardı. Apartmanda çoğunlukla öğrenciler oturuyordu, onlar da sorun çıkarmazlardı zaten.

Mike elindeki plastik bardakta kalan suya baktı, hınzır hınzır güldü ve bardağı hızla korumanın keline fırlattı, hemen sonra görülmemek için kafasını eğdi. Kıkırdamayı durduramıyordu, biraz bekleyip yerinden çıktı. Koruma hala tiksinen bir ifadeyle yukarı bakıyordu, kaçınılmaz olarak göz göze geldiler tabi, Mike da dayanamayıp haykırır vaziyette dilini çıkardı, başını hafifçe sağa sola sallıyordu. Koruma söylenerek önüne döndü, büyük olasılıkla intikam yeminleri ediyordu.

Mike çok sağlam, mutlu hissediyordu, az önce yaşananlara gülmekten kendini alamadı. Kafası da çok iyiydi, yeni bir parça girdi ve kendini müziğin zevkine bıraktı. Arada arkadaşlarla, tanıdıklarla göz göze geliyor, karşılıklı içip gülüşüyorlardı.
"Mike! Uçuyorum adamım! Wooohooo!"
Dostu Götz, yanına gelip elini omzuna atmıştı, ayakta zor duruyordu.
"Git kus lan gebereceksin!"
"Sen çok ayıksın sanki (küfür)"
"Ya yürü, çalışırken dibimde durmayın diyorum (küfür), hem yasak hem kıl oluyorum (küfür)! Hadi gazla..."
"Tamam be! Dostumuz Hans napıyor? Ehuhehehe"
"Aşağıda o (küfür) ya, kelini (küfür) gıcık gıcık beni süzüyordu en son"
"Eheh...eeee...aşağıda nerde? Yok lan?"
Mike merak etmişti, favori güvenlikçisi gerçekten de yerinde değildi, sorun olmadıkça ayrılmazdı. Gözüyle aradı biraz, az sonra keli farketti. Hızla kalabalığın arasından geçip bir yere gidiyordu. Daha da ileri baktı, bir şeyler dönüyordu orada. İnsanlar toplanmış, güvenlikçiler kalabalığı dağıtmaya çalışıyordu. Götz de şaşkın şaşkın olayı seyrediyordu, Mike'ın duymadığı ve ilgilenmediği sorular sorup durmaya başlamıştı.
Hans, Mikael'e dönmüştü şimdi, iki eliyle "kes" işareti yapıyordu. Mike anladı, kulaklığından da sesler gelmeye başlamıştı, hızla müziği kesti. Yerinden ayrılmadan neler olduğunu görmeye çalışıyordu şimdi. Bu sefer Götz'ün ne söylendiğini de duydu,
"Adamım, orada bir ceset var sanırım. Ov ov ov..."
FireMcFireMc
Üye
Günden güne alışmıştı şehre. Bir parçasına da o hakim olmaya başlamıştı, kendince. Dil yetenekleri ve bir ortama girerken, sıcak kanlı görünmesi ve sempatik olması ile hemen çevresinde bir sürü arkadaş bulmuştu. Berlin'in gece hayatına hızlı bir giriş yapmıştı tabir-î caizse. Çevresi ile uyum sağlamasının ardından, sürekli takılıp, çevresini daha da genişletmek, daha da tanınabilmek için sürekli bir gece klubünde takılması gerekiyor idi.

Roten Tyrann'ı bugün bir gazetede görmüşlerdi. Ambiyansı, müziği ve bir çok özelliği ile, orası aklında olan ortama girip, kendini göstermesi için biçilmiş bir kaftandı Alexander için. Gece yavaş yavaş şehrin üzerine çökmeye başladığında, Alexander arkadaşlarını teker teker aradı ve Roten Tyrann'ın girişinde buluşacaklarını söyledi.

Üstünde siyah ağırlıklı takım elbisesi ile girişte bekliyordu, arkadaşları karanlıkta ağır adımlarla ona doğru yaklaştı. Onlara mimikleri ile içeri girmelerini söyledi. Hepsinin arkasından o da hareketlendi. Güvenlik klübe girmeye çalışan herkese çıkardığı gibi, onlara da sorun çıkardı. Hepsi kimliklerini gösterip, yılan gibi sıyrıldı güvenlikten. Kapıdan girdikleri gibi, yoğun bir ses duvarına rastladılar. Ses ilk başta rahatsız eder gibiydi ama, sonradan kulaklarına ses olarak değil de, müzik olarak gelmeye başladı. Girişteki birkaç kızı bakışları ile etkilemişti bile. Bu gece eğlenceli olacaktı belli ki. Ta ki, merdivenlerden inipte, barın üzerine yığılan adamı görene kadar...
Electronation
Üye
"... hayatta olmaz."
"gece klubü ? fahişeler ? bu ben değilim beni biliyorsun."
"ısrar etm..."
"phf... peki."

Gece vakti ışıldayan araba farlarını izliyordu Achille, elindeki sigarısından bir nefes çekti, araba hızlandıkça ışıklar daha güzelleşiyordu ve araba hızlanmaya devam ettikçe sigaranın dumanı gözlerini yakıyordu Achille'in, sigarasını bitirmeden arabanın camından dışarı attı. Sigara yan aynadan seke seke ilerleyen minik bir ateş topu gibi gözüküyordu.

Achille'in arkadaşı park edecek yer arıyordu, arabalar üst üste binmişti resmen. Aracı iki sokak yukarı parkedip yürümeye başladılar.

Leoyla arkadaş olduğuna pişmandı Achille, Leo sadece zaman kaybıydı. O tam bir sefa pezevengiydi, masraflı, belalı pislik bir sefa pezevengi. "Gece klübüne para kaptıracağım lanet olsun."

İnsanlara sürtüne sürtüne girdiler gece klubüne, cehennem gibi kalabalıktı. İnsanlar yürürken sürtünmeden alev alabilecek durumdalar. Achille bara yöneldi, gördüğü şey...

Sanırım birinin ruhu çoktan alev almış gibiydi.
anger rabbit
Üye
Her sabahki gibi bir gündü ve her sabahki gibi bahçesini suluyordu Siegmund. İnsanlar yeni uyanmış, belki işe gitmek üzere hazırlanmaya başlamışlardı. Her sabah, önünden geçerken kendisine imrenerek bakardı insanlar. Ah bir emekli olsalar, istedikleri her şeyi yapmaya vakit bulabilirlerdi. Oysa Siegmund öyle düşünmüyordu. Bir Narkotik şube polisi olarak çalıştığı yıllar boyunca hayal ettiği -ve her sabah arabalarıyla önünden geçen komşularının imrendiği- bir hayata sahipti sahip olmasına; bahçeli bir evi, arabası, yetecek kadar parası ve bolca boş zamanı vardı. Fakat henüz bir senedir emekli olmasına karşın sıkılmaya başlamıştı. Zaman geçirmenin bir yolunu bulmak için -ki geçse ne olacaktı onu da bilmiyordu- hobilerine vakit ayırmayı denemiş ve bir hobisi olmadığının farkına varmıştı. Televizyonda ilgisini çeken bir şey olmuyordu, bilgisayarlarla arası hiçbir zaman iyi olmamıştı, görüşebileceği bir arkadaşı yok sayılırdı, sporla ilgilenme çabaları da başarısız olduktan sonra -çünkü kendini oyuncuların kullanmış olabileceği maddeleri düşünmekten alamıyordu- tamamen boşlukta kalmış ve hayretle kendini eski olayları düşünürken bulmuştu...

En azından iki gün önce bu durumdaydı. Şu anda ise çimleri sularken bir zamanlar yanında çalışan bir dedektifin ricasını düşünüyordu. Bir ikilem içindeydi. Reddetmek istiyordu, ona da söylediği gibi "bu işleri bırakmıştı" ama içinde onu o klübe çeken bir şeyler vardı. Hem, "bir bak sadece" demişti "bir soruşturmanın ortasındayım ama fena halde tıkandım, sadece fikrine ihtiyacım var". Eh söyle bir göz atmaktan da zarar gelmezdi herhalde?

...

Yaklaşık onbeş saat sonra, yanında neden aldığını bilmediği beylik silahı olduğu halde gece klübünün önünde, arabasında duruyordu. İçerideki uyuşturucunun kokusu iki kilometre öteden alınabiliyordu. Abartılacak ne vardı bunda bu kadar?

Yine de arabasını yakında bir arka sokağa parkederek klübe doğru yürümeye başladı...
Çağlayan
Üye
Bardaki müzik sesi bir an kesildi. Uğultunun, kesilen müzik sesi nedeniyle daha net duyulmaya başlanması yalnızca birkaç saniye sürdü. O arada Catherine merdivenlerden inerken barın üzerine yığılmış adamı ve onun çevresinde oluşmaya başlayan topluluğu fark etti. Gözleri oraya kenetlenmişken ayağının boşluğa denk geldiğini hissetti. Dengesini yitirdi. Gözlerini açtığında, bir adamın bacaklarını gördü yalnızca. Başını kaldırdığında, gözleri kan çanağı, sarhoş olduğu her halinden belli Mike'ın endişeli gözlerle kalabalığı izlediğini gördü.

Mike, merdivenden gelen patırtıları duyar duymaz arkasını döndü ve ayaklarının dibine düşen kızı fark etti. Kız "Lanet topuklular!" diye küfretti kendi kendisine, Mike ise pembe saçlı kızı kolundan tutup hafifçe kaldırdı.
"Cath? İyi misin?"
"Sağol Mike. Off, kalabalık... Neler oldu burda?" dedi Catherine saçlarını düzeltip, kısa eteğini çekiştirirken.
"Götz de bir halt görmemiş, zerre fikrim yok" diye yanıtladı Mike.
"Geçenki gibi mide kanaması ya da alkol koması gibi bir durum mu acaba?"
"Baksana kimse adama yardım etmeye çalışmıyor, ölmüş bu be." dedi Mike sinirli sinirli.
"Kalp krizi mi yoksa?"
"Bu mekanda her şey olabilir kızım, tırsmasam sorabileceğim bir adam var gerçi de...Salla öğreniriz"
"Kahretsin, şimdi aynasızlar gelip her şeyi kayıt altına almak isteyecek, tüm müşteriler eve kaçacak."
"Senin işler kesatlaşacak Cath, belki 1-2 arkadaş ayarlayabilirim de, elimden fazlası gelmez, Onlar da çok ödemez."
"Sağol, iyi gün dostu." diye gözlerini devirip kalabalığa karıştı Catherine, bir şeyler öğrenebilme umuduyla.

Cesedin yanına toplaşan kalabalığı uzaklaştırmaya çalışan iri yarı iki güvenlik görevlisi dışında, ortalıkta hiçbir polis görünmüyordu. Güvenlik görevlilerinden birisi, cesedin paltosunu aramaya başladı. Birkaç cebini yokladıktan sonra, gizlice elini paltonun sağ cebine sokarak bir cüzdan buldu. İçine baktı, ardından kalabalığı gözleriyle keserek cüzdanı arka cebine koydu.

Olayı sadece Catherine görmüştü. Sessizce Mike'ın yanına gitti, arkadaşlarıyla yaptığı geyikten onu çekerek "Mike! Güvenlikçi ölü adamın cüzdanını yürüttü!" dedi fısıldayarak. Mike, Catherine'e eğilerek "Kel miydi o (küfür)?" diye sordu sessizce. Cath başıyla onayladı ve "Ne yapmalıyız, adamı sıkıştıralım mı?" diye sordu DJ'e. Mike, emin bir tavırla "Bekle, komşum o benim, biz sıkıştırırız" diye yanıtladı fahişeyi. Sonra arkadaşlarına dönüp meseleyi anlattı kısaca, Hans'ın yaptığını duyunca Dj ve arkadaş tayfası gülüştü yavaşça. Ardından kıza dönüp "Aynasızlar gittikten sonra beni takip et, apartmana kadar beraber izleyelim, bizimkiler olur diyor" dedi çapkın bir gülüşle. Cath bu gülümsemeyi tanıyordu, "Bana uyar. Ama akşam sende kalırsam kanepede yatarım ve kahve ikram etmek yok. Yorgunum bugün." dedi muzip bir gülüşle Dj'in hayallerini yıkarak.

Çağlayan
Üye
Spoiler:
Son üç bölüm silindi, Nayt daha kulüpten çıkmamızı istemiyor :) Hikaye nerde diyenlere duyrulur.
Çağlayan
Üye
O sırada Mike'ın arkadaşı Götz yalpalayarak geldi ve Mike'a tutundu, gözüyle Cath'in göğüslerini süzerken gülümseyerek "adam vurulmuş lan" diye kısaca özetledi olayı.

Cath "Belki de dışarıdaki güvenlik görevlisi bişiler görmüştür adam içeri girmeden evvel." deyip Mike ile birlikte bar önüne çıktı. O gecenin kapı görevlisi Paul hala nöbetteydi. "Yaralı bir adamı kapıdan içeri nasıl aldın?" diye çıkıştı Catherine adama. Güvenlik görevlisi, Catherine'e bakarak "davetiyesi vardı" dedikten sonra cebinden çıkardığı kartı Cathy'ye doğru uzattı.

Güvenlik görevlisi istifini bozmadan "Aynasızlar. İşte geldiler..." dedikten sonra, gece kulübünün ön kapısına gelen polis arabasına baktı. Polis arabası sirenlerini susturdu. İçinden 2 polis memuru çıkarak, görevlinin yanına doğru ilerlemeye başladı. Cath gelen polis memurlarına dönmeden evvel Paul'un elindeki kartviziti aldı ve arkasına sakladı.

Bir anlığına paniklemişti ancak içeriye kaçmanın şüpheyi arttıracağını düşünerek yerinde kaldı. Soğukkanlılıkla "İyi ki hemen geldiniz, içeride bi ölü var" dedi Cath. Mike sessizdi. Polis memurlarından irice ve esmer olanı, telsizini kemerine takktıktan sonra, Cath'e dönerek "Evet, neler olup bittiğini haber aldık. Şimdi izin verirseniz birkaç soru sormam gerekiyor" deyip kapıda dikilen Paul'e baktı. Kısa boylu ve daha açık tenli olan diğer memur ise içeriye girmişti. Esmer polis memuru fahişeye dönerek "Cinayetle bağlantılı olabileceğini düşündüğümüz bir başka ihbar aldık. Catherine adında bir fahişeyi arıyoruz. Bu isim bir şey ifade ediyor mu size? Buraya sık gelip gider mi?"

Cath soluğunu tuttu.

"Aradığımız kişi bir fahişe olduğu için, -sizin gibi- bir şeyler bileceğinizi umuyorum" dedi polis memuru kaşlarını çatarak. Cath istifini bozmadan "Ne yazık ki bu gece külübünde yeniyim, üst kattaki sarışın hariç fazla kimseyi tanımıyorum." diye tebessüm etti umursamazca. Polisin kendisine baktığını gören Mike "Hayır. Ta..Tanımıyorum" diye kekeledi.

Polis memuru telsizini eline aldı, "Buraya 2 kişi daha istiyorum. Evet. Büyük ihtimalle aradığımız kişi de bu civarda. Cinayetten sorumlu olma ihtimali yüksek." diye emir verdi civardaki diğer polislere. Ardından kıza dönüp "O halde bir yere ayrılmayın. Birazdan ekip burada olur, ifadenizi almak için sizi karakola görücekler" dedi ciddiyetle.

"Tabii ki memur bey, merak etmeyin" diye yanıtladı Catherine, yüzünde içeride işlenmiş cinayetten ötürü taşıdığı sahte şaşkınlığı ve masum ifadeyi koruyarak. O sırada memurun arkasında duran güvenlik görevlisi Paul, polis memurunun omzuna hafifçe dokundu ve "Pardon, memur bey" diye seslendi. Memur: "Efendim" dediği an, görevli var gücüyle memurun suratına bir yumruk yapıştırdı. Yumruğun etkisiyle yere düşen polisin telsizi, birkaç metre savruldu. Catherine ve Mike şaşkınlık ve minnettarlıkla Paul'e döndüklerinde iri güvenlik görevlisi, Mike'ın kolundan tutarak "Kaçın" dedi gergin bir ses tonuyla.
discussioncontroller