Berlin Günlükleri - Kan İzi
Electronation
Üye
"Leo, sen tam bir gerizekalısın ! Birazdan polisler gelecek ve hepimizi tek tek sorgulayacaklar. Bana vakit kaybından başka birşey kazandırmıyorsun."

  Bu gece yaşadığım en berbat gece değil benim için fakat yinede can sıkıcı. "Leo, hayd..." aptal herif ! Korkup kaçmış olmalı. Şimdi eve nasıl döneceğim ? Lanet olsun, LANET OLSUN ! Sinirlerini yatıştırmak için sigarasına uzandı, ardından çakmağa. Elini tam cebinden çekerken çakmak fırlayıp insanların arasında kayboldu. Hay lanet çakmak. Hay lanet polis !

"Kimliğinizi görebilir miyim ?"
"Buyrun."
"Achille bey, adamın ölümüne şahit oldunuz mu ?"
"Yo, hayır sadece arkadaşımla buraya girdik ve insanlar bir anda barın çevresinde toplanmaya başladılar, daha sonra ben de gidip baktım. Nasıl ya da neden öldüğü hakkında birşey bilmiyor."
"Peki teşekkürler, bir süre daha burada beklemeniz gerekecek."

Cehennemde beklemeyi tercih ederim...

Fool Arcana
Üye
Berlin, 24 Ekim


Sabahın ilk ışıkları haricinde, bu ayaz sonbahar sabahını çekilir yapan pek
fazla şey yoktu. Özellikle önünde polislerin biriktiği ve kapısına sarı bantlar
çekilmiş gece klübünün girişindeyken, insanın içini ister istemez daha yoğum
bir karamsarlık kaplıyordu.

Bir cinayet rapor edilmişti gece saatlerinde, adli tıp ekipleri sabaha kadar olay yerinde olmalıydı.
Dava ise, sabaha karşı hayattan fazla umudu kalmamış bir dedektife verilmişti.
Neden olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu, özellikle de henüz 2 gün evvel benzer
bir olay üzerinde çalışmışken, yeniden bir cinayeti araştırmasının...

...bir sebebi olmalıydı muhakkak, bu kadar şanssız olamayacağını düşünüyordu zira.
Sabah ayazıyla beraber üzerini çiğ kaplamış yeşil-beyaz polis arabaları
parketmişti girişin önüne, kapıdaki bir polis memuru, hararetle birşeyler anlatan
siyah montlu, orta yaşlı adamı dinliyor, bir yandan da not alıyordu defterine.
Haine parkasına sıkıca sarılarak zayıf bedenini öne savurdu, sabahlardan nefret
ediyordu, çoğu güne uyanmaktan nefret ettiği gibi, o günü yaşamaktanda nefret
ediyordu, günü bitirmektende. Elini iç cebine atıp bir sigara çıkartıp yaktı.
Yavaşça konuşan ikilinin yanına gitti ve "Olay nedir?" diye sordu fısıltılı bir
şekilde.

Polis memuru, not defterini kapattıktan sonra, orta yaşlı adama bakarak;

“Evet bay Lingermann. Dediğim gibi, olay sonuçlanana kadar bu klübün kapalı
kalması gerekmekte. Aksi takdirde delillere gelecek her hangi bir zarardan ötürü
sizi sorumlşu tutmak zorunda kalabiliriz. Bir de... gece burada çalışan barmen
kimdi demiştiniz? Adresi veya numarasını verir misiniz?"

Adam, montunun cebinden cüzdanını çıkarıp karıştırmaya başlarken; genç polis
memuru Haine'ye doğru döndü;

"Siz bay Rozenstrauch olmalısınız"

dedi kısaca, ardından kapıdaki polis bantlarını kaldırarak; "İçeri gelin" diye
seslendi.

Haine kamburunu çıkartarak hiç haz etmediği polis bantlarının altından biraz
eğilerek geçti, bu tip suç işlenen mekanlar ona o geceyi hatırlatmaktaydı. 
Bereket versin ki evden çıkmadan önce yarım doz Xanax yutmuştu, bu onu sakin
tutuyordu. Hafifçe sigarasından bir duman aldı ve bir iki öksürükten sonra
konuştu "Durum nedir?"
Polis memuru, dar koridordan geçtikten sonra, gece klübünün ortasında;
Bar bençinin üzerine yığılmış bir cesedin olduğu yere yaklaştı:

"Kurban 42 yaşında. Alman."
Fool Arcana
Üye
Bakışlarını Haine'ye çevirerek, sözlerine devam etti;

"Bekar, 10 sene evvel boşanmış. Federal Büroda çalışıyormuş..."

"Dedektif Luther Maynard."

Bir an, bu ismin neler çağrıştırdığını anımsadı Haine, 2 senedir görüşmediği, uzun
seneler boyunca dostu olan kişiydi bu. Neden görüşmediğini veya en son nerede
görüştüğünü hatırlamıyordu. Ancak bu ismi duyunca, içinden birşeylerin
koptuğunu hissetti.

Cesedin kolları barın öbür tarafına erişmiş, gri paltosunun arkasında büyük bir kurşun deliği mevcuttu. Muhtemelen bir .40'lık

Bundan nefret ediyordu işte, sanki onu takip eden bir lanet gibiydi bu. Dünya'da bir şekilde tanıdığı veya ona yakın olan insanların ölüp onu yalnız bırakmasından nefret ediyordu, artık daha fazla kaldıramıyordu, artık daha fazla istemiyordu, kırılmak üzere olan bir cam gibiydi ve fırtına artık özenle inşa ettiği evin temellerini yıkmak için baskı yapıyor gibiydi, sönen sigarasının üzerine bir tane daha yaktı.

"Saha incelemelerinde ne bulundu?"

Genç memur, şapkasını çıkartarak, not defterini açtı;

"Suç aleti muhtemelen bir USP .40 kalibre. Ateş gece 01 civarında edilmiş, o
saatte klüp çok kalabalık olduğundankatil kalabalığa karışmayı ve kaçmayı
başarmış. Barmenin anlattığına göre, adam bir adet bira istedikten sonra yığılmış
bara."

Haine gözleriyle barın arkasındaki raflara bakındı ve bir şişe kanyak bulup eline
aldı
"Sakıncası var mı? Daha iyi düşünmemi sağlar alkol"

Polis memuru, koridora doğru bir bakış attıktan sonra, hafifçe gülümseyerek;

"Sanırım yok." dedi.

Haine taşlaşmış surat ifadesini bozmadan barın arkasına gitti, cebinden bir peçete
çıkartıp konyak şişesini tuttu ve tekrar memurun yanına gelip kafasına dikti.
"Demek kalabalığa karışmış? Hiç görgü tanığımız var mı?"

"Gece buraya intikal eden ilk ekip bir olaya karışmış efendim, bardan çıkan bir fahişe ve bir adam kayıplara karışmış. Olayla ilgileri olabileceğini düşünüyoruz. Ayrıca onların suç ortağı olduğunu düşündüğümüz ve polise yumruk atarak etkisiz hale getiren güvenlik görevlisi de şu an gözaltında."

Haine tekrar şişeyi dikip bir "ahh" çekti. "Güvenlik görevlisini sorgulamak
gerek..."*Bir sigara daha yakar* Öte yandan bölgede çalışan fahişelerle ilgili bir
araştırma yapmamız lazım, barda bu kadın ile diyalog kurmuş kimse varmı, onu
görmüş? Teşhiste yararlanabileceğimiz? Veya en azından bir robot resim
çizebileceğimiz kadar tasvir edebilecek birisi? Eğer güvenlik görevlisi işimize
yaramazsa bu ikinci kartımız olurdu bu oyunda..." *Sigarasından bir nefes verir*

Fool Arcana
Üye
"İlginçtir ki, üst katta bir odadaki halıda kan örnekleri tespit ettik."
"Kan örnekleri merkeze gönderildi, sabıka kaydını -varsa- bulmaları bu sabah saatlerine yetişir." Memur, kolunu hafifçe sıyırarak saatine baktı.

"Bu arada," dedi genç memur, cesedin oturduğu bar taburesinin altına eğildi;
parmağıyla kurbanın ayakkabılarını göstererek;

"Ayakkabıları çamurluydu. Muhtemelen yağmur yağan bir yerden gelmiş"

Haine düşünceli bir şekilde duruldu ve 20 saniye sonra tekrar konuştu; "Maktulun
nereden geldiğine dair bir bilgiye ulaşamadık mı? Beraber çalıştığı insanlardan?"

"Hayır efendim. bir haftadır merkeze hiç uğramadığı bildirilmiş. Ayrıca, bir şey
daha var;"

Memur, elini cesedin saçlarına götürdü, alnına düşmüş saçlarının bir kısmını
kaldırdı. Alnı ve şakağının üst kısmının kesişiminde, bir yara seçiliyordu. Yaranın
çevresine hafiften bulaşmış kan pıhtılaşmış, daha fazla yayılmamıştı.

"Ne demek bu?"

"Başını bir yere çarptığını tahmin ediyoruz. Ancak adli tıp uzmanları kasıtlı yara
olabileceğini söylüyor, adam ölmeden önce yarasını temizlemiş."

"Kan izlerinden yola çıkarak böyle düşünmüşler"


Gizem, bu davada diğerlerinde olmayan birşey vardı, içine çekildiğini
hissediyordu Haine, aynı karısının dosyasındaki gibi kendisini bu davanın içine
çekilmiş hissediyordu. Tedirgindi fakat soğukkanlılığını korumakta
zorlanmıyordu, biraz da alkol yüzünden rahattı.

"Elimizdeki göstergeler birbirinden kopuk ve güvenlik görevlisi dışındaki opsiyonları, güvenlik görevlisini
sorguladıktan sonra değerlendirmek istiyorum."

"Tabi efendim. Şu an merkezde tutuluyor olması lazım" dedi genç memur.

"Kurbanın eşyalarına ve üzerindekilere hiç dokunmadık teşhis edildikten sonra, siz incelersiniz belki" diye ekledi.
"Evet, müsaade edersen..."

*Eline plastik eldivenler geçirip kurbanın yanına eğilir, önce bir üzerine bakar...*

Kurbanın dizine kadar uzanan paltosunun dış ceplerinde sert birşey yoktu.
Kemerinde ise bir eksiklik hissetti Haine, silahı veya rozeti de kayıptı. Biraz daha
yukarı çıktığında ise, paltonun iç cebinde kanlı, buruşturulmuş bir kumaş mendil
bulur. Diğer iç cebinde ise, mühürü açılmış bir zarf eline gelir.

Haine zarfı farkeder ve memura çaktırmadan kafasını ona çevirerek "Dışarıdaki
duruma bakıp bana bir haber verirmisin? Herhangi bir gelişme varmı? Maktulun
bir yakınına ulaşmışlar mı?" diye gereksiz bir bahane uydurur...

Memur, bakışlarını sertleştirir, birkaç saniye Haine'nin yüzüne bakar. Ardından
şapkasını takarak, "Tabi.." der kısık bir sesle. Dışarı doğru yönelir.

Beyaz zarfın üzerinde ilk göze çarpan şey, ön tarafındaki sökülmüş mühür ve
üzerinde yer alan sembol oluyordu. Zarfın arkasında ise, elyazısıyla "Herr
Maynard'a" yazılmıştı.

(Mühürdeki sembol;
http://img62.imageshack.us/img62/9926/d34edcopy.jpg)

Haine sembolün üzerindeki yazılardan "Keltic,Teutonic,Roman,Greece" gibi ülke
isimlerini seçer fakat buna bir anlam veremez ancak daha sonra bunu bir uzmana
götürmesi gerektiğini aklına not eder, mektuba devam eder*

Fool Arcana
Üye
Haine, zarfın içindeki mektubu açtığında, yine elyazısıyla yazılmış kısa bir
metinle karşılaşır;

"Herr Maynard

Grubumuz adına, yapığınız araştırmaları bizimle paylaşmanız ve vakfımıza destek olduğunuz için teşekkür eder, araştırmalarınızın neticesini konuşmak üzere sizi daha önce bahsettiğimiz yere bekleriz.

  Lütfen bu mektubu saklı tutunuz."

Alaric Eberly
First Scholar-Gesellschaftmeister

Haine ifadesiz bir şekilde mektubu okuyup cebine koyar ve genç memura
seslenir, bu sırada maktulun paltosunun iç cebinden kanlı mendili çıkartmıştır.

Buruşuk mendilin içinde, mendilin kapanan uçlarını birbirine yapıştırmış kan
pıhtılaşmıştı. Alelacele temizlediği belliydi yarasını, mendili de hızla cebine
koyduğu...

Bu esnada, koridorun girişinden polis memuru çıkagelir, yavaşça yaklaşır
dedektife; "Birşey bulabildiniz mi?"

Haine mendili gösterir "Bu kanlı mendil dışında birşey yoktu, bunu incelemeye almalıyız, ben şimdi sanık dostumuzu ziyarete gideceğim"

Memur, eline bir eldiven geçirdikten sonra, mendili delil torbasına koyar.
"Tamam efendim, ben de buranın sahibinden barmenin adresini alıyorum. Öğleden sonra merkeze getirmiş oluruz."

Haine kafasıyla belli belirsiz onayladı "Güzel...Ben gidiyorum, iyi günler"
Ve kamburunu çıkartarak barın dışına şeritten gerisin geri çıktı
Kafasında pek çok soru ve pek çok bilinmeyen vardı, en güzeli bu rüzgarların onu
başka yönlere savurması ile Carys'ı düşünmüyordu, işte o zaman daha az acıyordu
herşey...

Haine arabasının kapısını açıp içerinin sıcaklığına kavuştuğunda bir iç çekti ve
merkeze doğru sürmeye başladı, içinden sorgulayacağı bu adama karşı nasıl bir
tutun takınması gerektiğini düşünüyordu bir yandan...*
Fool Arcana
Üye
Polis merkezine geldiğinde, işbaşı zamanı yoğunluğu daha merkezin bahçesinde
hissediliyordu. Devriyeye yeni yeni çıkan araçlar, işe gelen memurlar.


  Girişte hiçbir değişiklik yoktu yine. Merkeze girdikten sonra da hengame ve    günün telaşı devam ediyordu.
Sorgu odası, ofislerin hemen sağında bulunuyordu. İçeri Haine'nin girdiğini gören
memur Franz, onun yanına yaklaştı elindeki karton kahve bardağı ile;

"Kahve?" diye sordu. Ardından sorgu odasına doğru bakarak;

"Sanırım niçin geldiğini biliyorum.." dedi ve ekledi; "Sabaha karşı getirmişler, şu
fahişe olayıyla ve geceki cinayetle alakalı olabileceğini düşünüyorlar."

Haine iç cebinden yürüttüğü kanyağı çıkartarak Franz'ın elinden kahveyi alır ve
bardağa biraz döker, elinde hafifçe karıştırdıktan sonra kafasıyla işaret eder. "Bu
orospu çocuğu benim bir arkadaşımın ölümüne sebebiyet verdiyse, Avrupa
yasaları beni ilgilendirmeyecektir"
"İyi polisi oynamayacağım"
Franz, Haine odaya yönelirken arkasından seslendi;

"Dikkat et, adam gece bir polis memurunu yere sermiş"

Haine kafasını tembelce sallayarak içeri girdi...

Sorgu odasının kapısına yaklaştığında, hemen yan taraftaki merdivenleden çıkan
iki polis memuru ve aralarındaki elelri kelepçeli, iri yarı, siyah tişörtlü keçi
sakallı kel adamı farketti.

İri yarı adam, Haine'ye bakarak, polisler eşliğinde odaya girdi.
Ardından polis memurları dışarıya çıktı. Birisi kapının sol tarafına yaslandı, diğer
ise dedektife yaklaşarak:

"İkimiz de kapıda olacağız, ayrıca camın diğer tarafında da 2 kişi olacak" dedi.

"Buyrun" diyerek, kapıyı açtı tekrar polis memuru.
Haine kapıdan geçti ve içerideki iri herife pis pis bakmaya başladı.

Kanyaklı kahvesinden bir yudum alıp bir sigara yaktı ve dumanını adamın
suratına üfledi

Odanın ortasında koyu yeşil, dikdörtgen şeklinde bir masa bulunuyordu. Odanın
sağ tarafında büyük bir aynalı cam, masanın kenarlarında ise iki metal sandalye
vardı.
Suratına duman üflenilen adam, hiç oralı olmadı. Dedektife bakışları halen sabit
ve keskindi, kelepçeli ellerini, görünür bir halde masanın üzerinde, parmakalrını
kavuşturarak tutmaktaydı.
Hiç konuşmayacak gibiydi sanki, beton gibi bakmaktaydı Haine'nin yüzüne.
Fool Arcana
Üye
Haine metal sandalyelerden birini çekip ters bir şekilde üzerine oturdu. Adamın
tam karşısında yüzyüze bir şekilde sigarasından bir nefes daha alıp bu sefer
burnundan aşağı üfledi. "Hayatında hiç sevdiğin birini kaybettin mi ?"

İri adam, sert ifadesini bozmadan, gözlerini masaya doğru düşürdü. Birkaç saniye
o halde durduktan sonra, yeniden dedektifin gözlerinin içine baktı:

"Sana her ne yapıldıysa, hayır." dedi sert bir mizaçla. "Anla şunu, ben yapmadım."

Haine istifini bozmadan devam etti "Yapmadın ama bildiğin, gördüğün şeyler var,
yapmadığına inanıyorum, buradan çıkmak istiyorsan bana yardım etmek senin
için tek çıkar yol"
Adam, ellerinin pozisyonunu bozmadan, Haine'ye doğru yaklaşarak, kısık sesle;

"Fahişeyle alakan yok sanırım. Benimle beraber onun için de güvence verirsen,
gördüğüm her şeyi anlatırım."

"İnan bana bu dünya ile tek alakam Xanax hapları, yani fahişe ile alakam yok..."

"Güzel." dedi iri adam, ağzının yan tarafıyla hafifçe sırıtarak. "Bahsettiğim
fahişeyi, bir ekip aramaktaydı gece."
Cama doğru bir bakışa attıktan sonra, devam etti;

"Catherine.. Sürekli o bara gelir, onu korumayı bir borç bilirim. Polsilerin neden
onu aradığını bilmiyorum, ancak Catherine hırsızlık bile yapamayacak kadar
yufka yüreklidir. Cinayetin işlendiği sırada da üst kattaydı...
anlarsın...meşguldü."

O sırada, odanın kapısı açıldı, içeriye, elind ebir dosyayla beraber kapıdaki
memurlardan birisi girdi. Dosyayı masaya, dedektifin önüne bırakarak hızla dışarı
çıktı.
"Kulağım sende" dedi ve dosyaya göz atmaya başladı bir yandan

Dosyada, adam hakkında birkaç bilgi ve sabıka kaydından başka fazla birşey
yazmıyordu. İsmi Paul Otto'ydu, 1970 doğumluydu. Ufak tefek hırsızlık ve adam
dövme suçlarından aldığı sabıkalarının yanına, dün gece bir hırsızlık ve polis
memuruna kaba kuvvet kullanmak da eklenmişti.
Fool Arcana
Üye
Adam, sözlerine devam etti;
"Ölen adam bara ilk girmeye çalıştığında, içeri almamakta niyetliydim. Ta ki bana
bir kart gösterene kadar."
"Ne gibi bir kart?"

*Kendi kartını gösterir *
“Bunun gibi mi”

"Bir kartvizit. Gece klübünün sık müdavimlerinden ve sahibinin dostlarından
birisi, bay Poulan'ın kartviziti."
"
Jacques Poulan"

"Elbette içeri aldım, zira bu giriş yöntemini bildiğine ve bay Poulan'ı tanıdığına
göre, önemli biri olmalıydı"

"Jacques Poulan...Kimdir kendisi?"

"Bildiğim kadarıyla bir işadamı, oldukça zengin bir tip. Fazla tanımıyorum, ancak
patronun yakın arkadaşı olduğu için içeriye bay Poulan'ın her tanıdığını soru
sormadan almamız gerektiği tembihlendi"
*Haine ismi not defterine yazar*
"Peki sonra?
"Yaklaşık 5 dakika sonra klüpten bağrışmalar geldi, ardından polisler..."

"Bu Catherine...Nereye kaçmış olabilir dersin?"

Adamın bakışları tekrar donuklaştı, hafifçe doğruldu oturduğu sandalyede.

Birkaç saniye öylece, sessiz kaldıktan sonra;

"Bilmiyorum" dedi.
Haine adamın gözlerinin içine baktı ve "Bildiğini biliyorum, bunu ikimizde
biliyoruz bence, işimi zorlaştırma, sanık durumundan tanık durumuna geçmek
için cevap vermelisin"

"Klüpten çıktıktan sonra nereye gittiğini görmedim. Büyük ihtimalle bir taksiye
atlamış olmalı."
"O bölgede çalışan taksiler?”

"Sizin kulüp çıkışına gelen taksiler hangi duraktan çağırılır?"

Adam, biraz daha rahatlamışa benziyordu. ellerini masanın altına alarak
konuşmaya devame etti;

"Genelde 2 sokak aşağıdaki duraktan çağırırız. En yakın taksi durağı orası."
İri adam, söylediklerinden şüphelenilmeyeceğini veya söylediği sözlere
kesinliğine kendini inandırmış gibiydi adeta. Halen söylemek istemediği birşeyler
vardı, hareketlerinden okunabiliyordu bu.
Fool Arcana
Üye
"Alaric Eberly ismi sende ne çağrıştırıyor?"

Garipseyen bakışlarla, kafasını hafifçe sallayarak; "Hiçbirşey." diyor adam.

"Bana verdiklerin yeterli değil..." Haine sahte bir üzüntüyle gözlerini kıstı
"Bu şekilde 24 saat burada kalırsın, bundan sonrasında davalar, hayatının
çürüyeceği en az 1 sene süren davalar ve sanık sandalyesinde büyük ihtimal bu
cinayetten hüküm giyersin..."

"Gördüğüm herşeyi anlattım." dedi adam, Haine'nin suratına bakarak. Ardından sertçe devam etti; "Bilmediğim birşey için burada tutamazsınız beni!'"
Kelepçeli ellerini yumruk yaparak, masaya vurdu.

"Bana yardım edersen sana yardım ederim koca adam, şu halinle kendini
sanıklıktan kurtaramıyorsun, kim yaptı dersin? Catherine yapmış olabilir mi? Omu
yaptı ? Kendini düşün..."

Masaya doğru kendini çekti sandalyeyle beraber, dedektife yaklaşarak, sert ama
kısık bir sesle, dişlerini sıkarak konuştu: "Dedim ya, o yapmış olamaz! Üst
kattaydı, iş üstündeydi! Daha nesini anlatayım?"
"O halde kim yaptı? Madem sanık sen değilsin? Yoksa sen mi yaptın?"

Adam, bakışlarını Haine'ye doğrultarak;
"Ben kapıdayken nasıl bir adam vurabilirim?"
"O halde kim vurdu? Bana birşeyler ver, yoksa çıkman imkansız olur"

Kel adam, geriye yaslanarak, sorgunun başladığı sırada takıntığı soğuk, beton gibi
bakışlarla baktı yine dedektife. Ağzını bıçak açmayacak gibiydi, yalnızca
bakıyordu.
Haine bu adamdan artık birşey çıkmayacağını anladı, fakat onu serbest
bırakmayacaktı...Henüz...

Adamın ağzına bir sigara koydu ve yaktı
"24 Saat gözetim altında tutulmana karar verdim"
*Dedi ve odadan ağır adımlarla çıktı
Odadan çıktıktan sonra, Franz ofisinden hemen dedektifin yanına koştu,
"N'oldu, sonuç?"

"Kulübe en yakın taksi durağındaki taksilerden birisi büyük ihtimal bu davanın ikinci şüphelisi olan Catherine isimli bir fahişeyi kaçırdı bir adamla birlikte, onların peşine düşeceğim"
Fool Arcana
Üye
"Bu adamı 24 saat gözetim altında tutun, sonra salıverin, fakat kaybolmasın
ortadan"
Dışarı çıktığında, hafif çiseleyen yağmur damlaları Haine'nin paltosuna
damlıyor,ayaz ve rüzgar yerini yumuşak bir yağmur havasına ve toprak kokusuna
bırakıyordu. Arabasına doğru yaklaşırken, telefonunun çaldığını duydu.

Arayan, tanımadığı bir numaraydı.

*Haine aksi bir şekilde telefonunun ekranına bakar*

"Dedektif Haine Rozenstrauch?"

"Merhaba, bay Heine" dedi karşıdaki kibar erkek sesi, güzel bir almancayla.

"Beni tanımıyorsunuz, tanımanız da gerekli değil."
"Öncelikle, dostunuz açısından üzüntülü olduğumu belirtmek isterim. Böyle
olmasını inanın, ben de istemezdim."
"Ancak bu durumun, siz olayın üzerinde durduğunuz müddetçe devam edeceğini
de belirtmek isterim"

"Bu şu anlama geliyor, bay Heine;"

"Ya olayı araştırmayı bırakın, ya da bir dostunuza daha elveda diyin."

Telefon, bu sözlerin ardından kapandı.

Haine orada telefon kulağında boşluğa bakakaldı, tehdit, açık bir tehdit almıştı.
Bunun sebebini ve nasıl bir işe girdiğinin hiç farkında değildi, tek istediği
zamanında koruyamadığı sevdiği insanlar için onların katillerini bularak son
görevini bu şekilde yapmaktı. Kim Luther'in ölümünden bir kazanç sağlardı ? Kim
Haine'i bu dosya üzerinden tehdit ederdi? En önemlisi, kim daha bu sabah
üzerinde çalışmaya başladığı dosya ile ilgili bilgileri bu adama taşımıştı. Ya
polisin içindelerdi...Yada...Yada başından beri bunu biliyorlardı...
*Bir sigara yaktı*
Arabasına, güvenliğine erişti...
discussioncontroller