Berlin Günlükleri - Sürücü
Night EagleNight Eagle
Üye
[center][img width=500 height=250]http://img245.imageshack.us/img245/2922/berlinchrocinles3road.jpg[/img][/center]

5. Karayolu, Berlin'in 34 km batısı
24 Ekim 2008
00:10


Karanlık, şehrin ışıklarından alabildiğine uzak, sessiz karayolu. Gece yarısı gölgelerin içinde araçların kaybolduğu, arabayı durdurup içinden çıkmanın hiç de parlak bir fikir gibi görünmediği, ıssız karayolu. Yoldaki tek tük araçların farlarıyla ürken ve hemen yol kenarındaki ormanlık alana kaçan tilkiler dışında kimsenin yalnız kalmak istemeyeceği kadar karanlık...

Yolda bariz şekilde ters istikametten tam hız giden gri Volkswagen Passat'ın farları, karşıdan karşıya geçmeye çalışan hayvanları korkutuyor, karşıdan gelen sürücülerin son anda farkederek diğer şeride doğru direksiyon kırmalarına sebep oluyordu. Gri Passat, sarhoş bir sürücüye sahipmiş gibi bir sağa bir sola yalpalıyor, karşıdan gelen araçlara herhangi bir tepki vermiyordu.

Hamburg-Berlin arasında her gece yük taşıyan TIR Şöförü Erich, fazla hız yapmadan yolun en solundan gidiyordu. Kapanmamak için direnen gözlerine yardımcı olması amacıyla müziğin sesini biraz daha açtı, parmaklarıyla direksiyona vurarak tempo tutmaya başladı. Sağ tarafından korna çalarak geçen araca aldırmadan, yan koltuktaki cips pakedinden birkaç tane cips alarak ağzına attı. Daha hareketli bir müzik bulmak için elini radyoya doğru uzattığı an, karşıdan tam üzerine doğru gelen bir aracın farlarını farketti. Şerit değiştiremeyecek kadar yakınındaydı araç. Ani bir hareketle direksiyonu sağa kırarak, üzerine gelen araçtan kurtulmaya çalıştı. Ancak tüm çabalarına rağmen hantal TIR, ancak binek araca çarparak durabildi.

Gözlerini açtığında, yaklaşık 10 metre uzağında, hurda olmuş ve yanmakta olan aracı gördü Erich. Elini yan koltuğa uzatarak cep telefonuna ulaşmaya çalıştı. Vücudunun sol tarafını hareket ettiremiyordu. Telefonu buldu, ağzıyla kapağını açarak acil numarayı çevirdi.

Telefon birkaç kez çaldıktan sonra karşısına çıkan acil servis görevlisi Erich'den cevap beklerken, o yanan araçtan çıkarak yürümeye başlayan sürücüye bakmaktaydı. Erich, gözlerini alev alev yanan adamdan ayıramadığı gibi, telefona da tek kelime söyleyemedi. Adam, Erich'e doğru dönerek, ona baktı. Gözlerindeki alev o mesafeden bile görülebiliyordu.

[hr]
Senaryonun bu kısmında yer alacak karakterler:

Gabriel Archangel - Barnabas "Polonius" Gwidon (Kurye)
KurtulanSama - Kunter Kurtulan (Eski Sporcu)
oropher - Jesus Cristobal (Dolandırıcı)
Eflatun - Heinrich Heinz Fichtner (Ambulans Şöförü)
Gabriel Archangel
Üye
Haftalardır Amsterdam ve civarında dolaşmıştı ve pestili çıkmış bir halde Berlin'e geri dönüyordu. Yorgundu, çok yorgundu. Son iki haftadır çok az uyumuş, çok fazla direksiyon başında kalmıştı ve şimdi yeni bir yük ile Berlin'e eve dönecekti. Bu yükü teslim ettikten sonra en az iki gün temiz bir uyku çekmeye kararlıydı.

Şehire 15 dakikalık yolu kaldığında ortalık birbirine girdi... Bir tır başka bir araca çarpmıştı... Bir süre arabada kaldı, yakındaki insanlar koşuştururken olduğu yerde kalmış bir sigara çıkartıp yakmıştı, ama garip birşey oluyordu. Yanan aracın sürücüsü araçtan çıkmış, alev alev yanmaktaydı...

 

KurtulanSamaKurtulanSama
Üye
Otobüs yavaşça gitmesi gereken yöne emin bir şekilde ilerliyordu. Duracak gibi bir hali olmadığından biraz uyumaya karar vermiştim. Gözlerimi kapattım ve uykunun beni ele geçirmesine izin verdim. Ne kadar uyudum bilmiyorum ancak inanılmaz derecede büyük bir sarsıntı ile uyandım. Uyandığımda 5. karayolundaydık bir tır devrilmiş ve yolu kapatmış bizim şöfür ise tıra çarpmıştı.
Kaza kafamı dayadığım camın parçalanmasına neden olmuş olsa da yastık olarak kullandığım montum beni cam marçalarından korumuştu. Sağ omzumun ağrıması dığında bir yaram olmadığından emin olduktan sonra kendimi otobüsten dışarı fırlattım.
Yanan bir araba ve oradan çıkan yanan bir adam vardı. Adam hiç acı hissetmiyor gibi görünüyordu.
Eflatun
Üye
Heinrich 55 yaşına girdiği bu geceyi çift vardiyayla harcıyordu.

Siegfried hasta olduğu için geceyarısından sonraki vardiyayı başkasının devralması gerekmişti. Ve tek uygun olan Heinrich idi.

Halbuki Joanna'ya gidebilirdi. Önce birer konyak yuvarlarlar, sonra yemek yer, iyice gevşeyip uyarılana kadar birbirlerine masaj yapar ve sevişirlerdi. Joanna menapoza gireli çok olmuştu. Bu yüzden rahatlıkla ve birbirlerini hissederek sevişebiliyorlardı.

Sonra sabah Joanna işe giderdi. Birbirlerini görmeden geçen 1-2 gün tekrar ihtiyaçlarını uyandırdığında bu seçilmiş zinciri bir daha yaşarlardı. Seçebildiğin zorunluluk özgürlüktür.

Bunları düşünürken telsiz anonsunu duydu. Berlinin batısında 10 dakikalık mesafede büyük bir kaza olmuştu. Heinrich anonsa cevap verdi ve yola çıktı:
-Benimdir Gregor. Yola çıktım.
Eflatun
Üye
-Alo? Joanna? Orada mısın bilmiyorum ama konuşmaya ihtiyacım var. Çok, çok acaip birşey oluyor... Nasıl söyleyebilirim ki... Yani anlatmak bir yana anlamak bile çok, ama çok... Bak, orada mısın? Oradaysan. Bak, sen sadece beni ara. Tamam mı. Fırsat bulur bulmaz. Bunu ancak yüzyüze iken anlatabilirim sana. Lütfen. Telefonunu bekliyorum. Bir de... Eğer seni göremezsem diye, Seni Gerçekten Seviyorum. ,evet... o zaman.. Hoşçakal.

Telefonu kapadı. Gözlerini adamdan ayırmaya çalıştı. Ayıramıyordu. Bu kadar sarsıcı bir manzaranın bu kadar yalın gerçeğe dönmesi şaşkınlık verecek bir... bir güzellik duygusu gibiydi? Korku veren güzellik. Geceye ruhunu veren soğuk karanlık, yoldan gelen metalik yansımalar, yangın gözlerin getirdiği cehennem. Verdiği heyecan sanki yaşamın gizli bir meyvesi gibi. Birlikte anlam kazanamayacak sözcükler bir zincir gibi geliyordu. Yangın gözler, yaşamın acı ve dehşet dolu gizli meyvesi. Kırılganlığı bir közle deviren gerçek. Kendini yalanlayan film karesi. Suskunluk zorunlulukla dolu basamak. Adamda başka bir şeyler var... Kendiyle örtüşmeyen yürüyüş. Yorgunluk...

Sıkıntı ve sarsıntı Heinrich'e daha fazla şans tanımadı. Yere yıkıldı yavaşça. Olanları düşünmeye çalıştı. Herşey teker teker gözünün önüne geldi.
oropheroropher
Üye
Jesus, Almanya'da daha önce de bulunmuştu. Bir çok yerini avcunun içi gibi bilirdi. Eğer sizinle alakasız bir yerde insanları dolandırmak ve büyük vurgunlar yapmak istiyorsanız yardıma ihtiyacınız olacaktır. Jesus, iyilik görmek için bazen kasti olarak iyilikler yapardı. Sahte kimlik çıkarmak, başı derde girince araya sokmak, hikayesini güçlendirmek için tanık göstermek vb. işler için daima birileri gerekirdi. Berlinde tanıdığı "arkadaşı" (aslında arkadaşı değildi, kimseyle arkadaş olmazdı) Klaus ona gözlerden uzak, kimsenin dikkatini çekmeyecek bir yerde küçük bir kulübe ayarlamıştı. Berlin hava alanından bindiği taksi, daha önce hiç gitmediği bu istikamete varmak için 5. Karayolunu kullanıyordu. Sessizliği severdi. Gecenin sessizliği ona huzur veriyordu..

Bir süre sonra sessizlik, verdiği huzurla beraber bozuldu. Normal şartlarda boş olması gereken -özellikle bu saatte- yol, uzun bir araç konvoyuna sahipti. Taksi ani bir frenle uzun konvoyun arkasındaki yerini aldı. Bulundukları noktadan bu tıkanıklığa neyin sebep olduğu anlaşılamıyordu. Ancak hoş birşey olmadığı belliydi. Çünkü sessiz geceyi korkuyla yaran çığlık sesleri duyuluyordu. Hem taksi şoförü, hem de Jesus meraklarına yenilerek araçtan indiler. Öndeki araçların arasından ilerledikçe karanlığı aydınlatan alevler ortaya çıktı. Belli ki bir kaza olmuştu. Olayı ilginç yapan ise yanlarından geçtiği araçların içindeki insanların tepkileriydi. İnsanlar, oraya gitmemesi gerektiği konusunda çok ısrarcı görünüyorlardı, fazla ısrarcı. Bir kişi bile camını açıp ne olduğunu anlatma zahmetine girmedi. belki de açacak kadar cesur değildi hiçbiri. Koltuğuna kapanıp ağlayan, kendi kendine sürekli birşeyler mırıldanarak ileri geri sallanan insanların görüntüsü ortada normal birşey olmadığını anlatıyordu.

Artık olay yerine iyice yaklaşmıştı fakat ayakları başlangıçtaki gibi hızlı adımlar atamıyordu. Merakı endişesine baskın geldiği için ilerlemeye devam etti. Temkinliydi, kendini olağan dışı birşeye hazırladı. Ancak saniyeler sonra gördüğü görüntü kendini hazırladıklarından bile daha olağan dışıydı. Bir tır ve bir araç çarpışmış ve araç ağır hasar görmüştü. Geceyi aydınlatan alevler bu araçtan yükseliyordu. Ancak asıl problem aydınlığın tek kaynağının bu araç olmaması idi. Gözlerini kısarak tır şoförüne baktı. Gördüğü yüz ifadesi, o şeyin tahmin ettiğinden daha korkutucu olduğunu gösteriyordu. Şey.. evet bu bir insan olamazdı bu başka birşey olmalıydı. Alev alev yanan bu "şey" tıra doğru ilerliyordu. Jesus sadece arkadan görebiliyordu yaşananları. Tır şoförü ise direk olarak o şeyin gözlerine bakmak durumundaydı...
KurtulanSamaKurtulanSama
Üye
Kaza yapan otobüsten kendimi dışarı atmıştım. Biraz kafamı topladıktan sonra arkama dönüp otobüse tekrar baktım. Aracın ön tarafı tamamen hurdaya dönmüştü ancak arka tarafta oturanlardan sağ kalan olabilirdi. Toparlandım ve otobüsü sağ kalan var mı diye kontrol etmek otobüse yöneldim.
Birkaç saniye dahi geçmeden farkına vardım. Bir terslik vardı; çevreme bakındım; alevler içinde bir kamyon ve onun yakınlarında yanan bir adam vardı ancak ben sadece uğultular duyuyordum. Muhtemelen geçici idi o yüzden çok üzerinde durmadan devam ettim ve otobüse girdim.

Otobüste manzara hiç iç açıcı değildi. Benim kadar şanslı olmayanlar artık birer yolcu değil cesetti. Arka koltuklardan birinde şans eseri bir kıpırtı fark ettim. Daha dikkatli baktığımda kıpırdayan şeyin koltuğun kolluğunu titreyerek sıkmakta olan bir el olduğunu gördüm. 
Koltuğun yanına gittiğimde, elin sahibinin bir bayan olduğunu fark ettim. Karanlıkta pek belli olmasa da gençti yirmilerinin başında gösteriyordu. Uzun, siyah saçları kanla kaplanmış ve yüzünün bir kısmını kapatmıştı. Kıyafetleri şakağındaki yaradan akan kana bulanmıştı.

Kadının daha başka yarası varmı diye bakarken bacağının iki koltuk arasına sıkışmış olduğunu farkettim. Kadının sıkışmış bacağını kurtarmak riskli bir iş olsa da eğer şimdi müdahale etmezsem yardım geldiğinde çok geç olabilirdi.

-Seni çıkaracağım.

Kadının bacağını sıkıştıran koltuğu hafifçe öne itmemle kadının acı içinde inleyip sırtımı yumruklaması bir oldu. Kadının bacağı sıkışmamıştı. Elimle kadının bacağını yokladım; öndeki koltuğa bağlı bir demir çubuk kadının bacağını delmişti. Çubuğu çıkartmam halinde kanamadan ölecekti...

Etrafıma bakındım, işime yarayabilecek herhangi birşey arıyordum ancak gözüme cesetlerden başka birşey çarpmıyordu. Yine de biraz arandıktan sonra yaklaşık 40 litrelik bir dağcı çantası buldum. İçinde; bir ilkyardım seti, bir şişe su, işaret fişeği, yaklaşık 20naylon bir halat, halatı kesmeye nyarayan özel bir bıçak ve uydu relefonu vardı. Şansıma şükrettim ve tekrar kadının yanına gittim. Kadına biraz su verdikten sonra  gömleğimden bir parça yırtıp kadının bacağına sardım.

-Bacağına saplanan demiri çıkartacağım ancak canın inanılmaz derecede yanacak. Hazır mısın?

Kadın başıyla onayladı. Bacağındaki kan akışının benim kontrolümde olduğunu tekrar kontrol ettikten sonra tek bir hamelede demiri çıkardım. İlkyardım seti ve yüzdüğüm zamanlardan kalan içimdeki "Tıp McGyver'ı"nın da yardımı ile yarayı temizlemeyi ve kanamayı kontrol altına almayı başardım.

Kadını otobüsün dışına çıkardıktan ve rahat bir yere yerleştirdikten sonra uydu telefonu vasıtasıyla yardım çağırabildim.(Duyma yetimi geri kazandığımı farketmem ayrı bir güzellik oldu.)
Sonrasında  hayatını kurtardığım kadın ile birlikte ambulansın siren sesini duymayı bekliyordum.
discussioncontroller