WH40K RP
anger rabbit
Üye
"Has...." dedi raven. "Hemen saunma düzenine! Kalixis sen burada kal ve burayı savun, ben seroyu ve tamir ekibini bulmaya gideceğim. Çünkü onlar olmadan buradan çıkamayız"
Lord Inquisitor
Üye
------------RP DIŞI---------------
Ya ben de geldim artık!:)
Oyununuz güzel gidiyor ama şöyle sağlam ve kallavi bir Warhammer senaryosu yapalım diyorum. Senaryoyu bugün açıyorum. Gelin katılın ve canına okuyalım!!!!!
-------------RP DIŞI---------------
DarKDragonnN
Üye
Benimde nedense birden hevesim kaçtı... neyse bitirme projem var onu ihmal edemem inşallah güzel ve keyifli şeyler çıkarırsınız.
cottage unique hall
Üye
Herkeze selam Cottage Unique Hall olarak kafemizi ve mağazamızı geçtiğimiz günlerde kapattık  ama satışlarımızı ve faaliyetlerimizi önümüzdeki günlerde açacağımız (www.cottageuniquehall.com) sitemiz üzerinden sürdürmeye devam edeceğiz.Mağaza ve kafemizin kapanmış olması frp, magic, warhammer ve ortaçağ aksesuarları ürünlerimizdeki çalışma profilimizi etkilemiş değildir aynı ürün zenginliği hatta daha fazlasıyla (bazı süprizlerimizle) online satışlarımıza devam edeceğiz ileride uygun bir yer ve zamanda mekanımızı tekrar açmayı düşünüyoruz elbette ilgili tüm arkadaşların bilgilerine...

iyi oyunlar

İlker can Karagülle
Kalixis
Üye
Tüh ya gelecektim oraya SM ya da IG minyatürleri alacaktım (var diye duymuştum)üzüldüm şimdi :( umarım en yakın zamanda açılır site...
TAN
Üye
Hikayemizin devamına buyurunuz:

Bölüm:2 Parça:2 - Kardeşim?..

Yer:Warp Boyutu,Faithbearer Kargo Gemisi Komuta Odası
Zaman:03:51 A.M.;2. Gün

Tayfalar Kütüphaneci Aydroid'in bu kadar uzun süre suskun kalmasından artık şüphe duymaya başlamışlardı.İki dakikadır hiç bir tepki vermemişti.Sadece önünde duran manzaraya bakıyordu.
Önündeyse;
Yaklaşık iki metre çapındaki ışıktan bir küre içinde yaklaşık üç saniye önce Kütüphaneci TAN'ın bulunduğu yerde tahmini iki metre boyunda son derece yapılı bir vücuda sahşp olmasına karşın son derece zarif bir görünüşe sahip,yüzü metal bir maske ile kaplı bir insanımsının negatif resimlere benzer silüeti duruyordu.Sadece bir görüntüden ibaretti ama vücudunun teni gibi kapkara bir perde çekmişti etrafına.Arkasını görmek mümkün değildi.
Aydroid kararsızlığın tam ortasındaydı.Eğer saldırır ve bir kaç dakika önce kana susamışlığıyla konsantrasyonunu bozan bu "şeyi" yok ederse TAN'ın(ki kendisinin nerede olduğu şu anda nerde olduğu karşısındaki manzaradan daha çok ilgilendiriyordu kendisini) biraz önce aynı yerde durduğu düşünülürse kardeşine zarar verilebilirdi.Ama karşısındaki şeyde etrafına yaydığı dalgalardan anlaşıldığına göre pek de barışçıl bir şey değildi.
"Düşün!" dedi, Aydroid kendine."Yapılacak şey ortada,sen sadece bakıyorsun.Bakmaya değil görmeye çalış!"
etrafına baktı.Karşısındaki varlıktan başka hiç bir düşman görülmüyordu.Bu da TAN'ın yarattığı kalkanın hala var olduğuna dolayısıyla TAN'ın hala var olduğuna işaretti.Büyük ihtimalle bu şeyin olduğu yerlerde bir yerlerdeydi.
Bir an gözünü sağa kaydıran Aydroid yanındaki tayfanın pistolünün tetiğine basmak üzere olduğunu gördü..
“Hayır!” diye bağırıp elini uzattı ama artık çok geçti.
Merminin gidişini Aydroid adeta yavaş çekimde izledi.Mermi ilerledi,hızlanarak ışık huzmesine çarptı ve…
…ve zararsızca sekip tavana saplandı.
“Bu şey sandığımdan daha güçlü.” diye düşündü Aydroid..
Tam o anda silüet kıpırdanmaya başladı.
Aydroid içinin buz kestiğini hissetti.
Maskenin göz boşluklarını kan kırmızısı iki göz bebeği doldurdu.
Hemen ardından uzun kara saçlar maskenin üstünde uçuşmaya başladı.
Kan kırmızı gözler önce sola döndü,sonra etrafta dolanırken birden Aydroid’in üstüne kilitlendi.Aydroid tüm eklemlerinin kenetlendiğini hissetti.Maskenin ağız boşluğu açıldı ve şunlar duyuldu:
-İza şatara,mikaru dun?”

Aynı anda…
Yer:Terra İmparatorluk Sarayı Hastahanesi Hospitella Grantum,Acil bakım odası.

Baş Kütüphaneci Onka,Kütüphaneci Metal Warrior’ın odasına girince gördüklerine sevinsin mi üzülsün mü bilemedi.
Metal göğsündeki delikten eser kalmamış şekilde yatağının kenarında duruyordu.
Onka’yı gören Metal derhal ayağa kalkıp “Lordum!Konuşmamız gerekenler var!” dedi.
Metalin oturmasını işaret ettikten sonra Onka “Tabii ki konuşacağız ama önce bana bu mucizevi iyileşmenin sebebini anlatacaksın.”  dedi.
-“İmparator beni korudu,Lordum.Tıpkı tüm insanlığı koruduğu gibi.”
-“Lütfen rahatlaaa.” Dedi Onka asasını dik bir şekilde havada asılı bırakıp Metal’in yanına oturarak.”Senin İmparator’a olan inancını sorgulamıyorum çünkü bundan şüphe duymuyorum.Ama şimdi bana yaranı nasıl iyileştirdiğini anlatmazsan sanırım bu bilgiyi beyninden zorla çekip almak zorunda kalacağım.”  dedi ve babacan bir tavırla gülümsedi.
Metal bunun bir şaka olduğunu biliyordu ama Onka ile eğitim yaptığı yılların verdiği tecrübeler kişiliğinin görünen yüzüne aldanmaması gerektiğini söylüyordu.Bir keresinde fiziksel eğitimde böyle bir diyalogtan sonra Onka şahin başlı asasını son sürat Metal’in göğsüne indirmiş,havada yirmi metre kadar uçan Metal bir duvara çarparak anca durabilmişti.Sonra Metal’in yanına gelip “Bir Kütüphaneci fiziksel anlamdada güçlü olmalı ve gerektiğinde bozgunculuğun güçlerine karşı omuz omuza kardeşleriyle çarpışabilmelidir.Bizleri İmparatorluk Muhafızları’nın basit psişiklerinden ayıran temel etmenlerden biri budur.” Demiş ve sonra birer bardak soğuk su içmişlerdi.
-“Lordum…” dedi Metal.”Telapator Sneka’yı kullandım”
Onka bir an düşündü sonra:
-“Sana Telapator Sneka’yı kullanmayı öğrettiğimi hatırlamıyorum.Hatta ileri gidip sana Kagegan tipini kullanmayı öğrettiğimi hiç hatırlamıyorum.Eğer şüpheci bir adam olsam karşımdakinin aşağılık bir uzaylı casusu olduğunu düşünürdüm.Ama değilim bu yüzden bana ne olduğunu gerçekten söylesen iyi olur sevgili çırağım.”
Yaklaşmakta olan fırtınayı gören Metal hemen atıldı.
-“Yemin ederim Lordum!Bu tekniği kullanarak iyileşebildim.Bana bunu öğretmediğiniz doğru ama…”
-“Ama ne sevgili Metal.Ama ne?”Metal Onka’nın asasının ucundan bir yıldırım çıktığına yemin edebilirdi.
-“Ama açıklaması zor.Bir keresinde siz ve kardeş Aydroid’le birlikte Leviathan’a yaptığımız araştırma gezisini hatırlıyor musunuz?”
-“Evet.Ama şimdi bunun ne ala…” Sözünü tamamlayamadan kafasında bir şimşek çaktı Onka’nın.”Yoksa…yoksa sende mi Metal?” diye bir düşünce geçti kafasından.
-“Hatırlayacağınız üzere orada Lordum kolunuzdan çok fena şekilde yaralanmıştınız.Sonra siz hiçbir özel hareket yapmadan kolunuzdaki yara öyle hızlı iyileşmeye başladıkı Kardeş Aydroid ve ben bunu gözlerimizle görebiliyorduk.İşte o zaman… bir şey gördüm.Bir çeşit enerji akısı.Üç farklı renkteydi ve kolunuzun etrafında dönerek etraftaki enerjiyi kolunuza aktarıyorlardı.”
Bir an durup düşünen metal konuşmasına devam etti.
-“Sonra size baktığımda çok şaşırdım.Gözünüz çarpışmadan arta kalan enkaz üzerinde kafanızda olanları değerlendiriyordunuz.Ama böylesine karmaşık bir teknik kullanmak büyük konsantrasyon ister.Tabii ki siz evrenin en büyük Kütüphaneci’siniz,ama bana o an bir şey eksik geldi ve ben de…”
-“Vücudumun içine baktın ve yarama doğru bakan siyah bir göz mü gördün?” diye Onka Metal’in cümlesini tamamladı.
Şaşkınlıktan ağzı açık kalan Metal zorlukla konuşabildi.
-“Lor…Lordum…siz nasıl..?”
Onka elini Metal’in alnına dayadı ve “Merak etme,şimdi biraz uyuyup dinlen ,aklını yatıştır.Uyandığında seninle uzun ve açıklayıcı bir konuşma yapacağız.” Dedi ve elinden kısa kararlı bir enerji akısını serbest bıraktı.
Şaşırmış görünen Metal yatağa yığılırken “Kardeş.. Onka?” diyebildi ve huzur dolu bir uykuya daldı.
Onka yataktan yavaşça kalktı,asasını eline aldı ve dışarı çıkarken “Demek sen de “görebiliyorsun” ha” diye düşündü.
Başka bir ses aniden:
-“Harika bu velette bizi rahat bırakmayacak.Öldür onu!Fırsat varken yok et !Yoksa sende neler olacağını biliyorsun değil mi?”
Koridorda yürürken Baş Kütüphaneci “Ben sana çeneni kapa dememiş miydim?” dedi.

Aynı anda…
Son olarak kırmızı ve mavi kabloların temasıyla ortaya çıkan kısa devre geminin dış kalkanlarını tekrar aktif hale getirmişti.Ön panelin altından kafasını uzatıp tamam işareti veren tayfa derhal gemiyi warp’tan çıkarmak için gerekli koordinatları girmye başladı.
Geminin kendi kalkanlarının yeniden aktif olduğunu gören Aydroid sağ elini karanlık şekle gelecek şekilde uzattı ve
-“Hadi bakalım şimdi işin aslını “görelim” “ dedi ve gözlerini kocaman açarak insanımsıya baktı….
anger rabbit
Üye
Valla çok güzel. Ama biraz daha çok yazmanı, bizi merakta bırakmamanı dilerdim. Tabi böyle de dizi gibi oluyor, lezzetli oluyor.
Kalixis
Üye
Evet Tan abi daha sık yaz insan meraklanıyor :D hem psişikler ve kütüphaneciler hakkında daha çok şey öğreniyorum :)
TAN
Üye
lütfen hikayemizin yeni bölümüne buyrun.Yazım hataları için özür dileriz.


Bölüm:2 Parça:3 – Açıklanan Sırlar
Yer:Terra İmparatorluk Sarayı 4. Kule,Baş Kütüphaneci Onka’nın Odası
Zaman:5:43 A.M. 3. Gün

Yarasının tedavisi için bile olsa Metal Warrior zırhı olmadan kendini çıplak gibi hissediyordu.
Rahat bir sandalyede oturan Onka pencereden etrafı seyrediyordu.Güneş henüz etrafı aydınlatmaya başlamamıştı.Eli çenesinde anlatacaklarını bir hizaya sokmaya çalışıyordu.
Metal bu arada Onka’nın odasını incelemeye başladı.Evrenin her tarafından toplanan tılsımlar,zihin bükücüler,boyut deliciler ve daha tonla şey özenle duvarlardaki metal raflarda özenle sıralanmıştı.Çeşitli kitaplar açık bir şekilde  rahlelerin üstünde duruyordu.Bunların hemen sağında Onka’nın kullandığı masanın tek gözünde bir kitap daha vardı.Metal daha önce o kitabı birkaç kez görebilmişti.Üstünde büyük bir koruyucu güç vardı ve (garip ama) üstü kalın zincirlerle kaplıydı.O kitabı gören herkes içinde ne yazdığını bilmek isterdi ama şimdiye kadar bunu yapabilen olmamıştı.
-“Konuşacaklarımız da zaten bu kitapla ilgili zaten” dedi Onka Metal’in düşüncelerinin odaklandığı yeri sezerek.
-“Özür dilerim Lordum…”
-“Önemli değil.Merak iyi değildir diye engizisyoncular der,biz değil.” Dedi Onka ve gülümsedi.
Alacağı tepkinin ne olduğunu bilmediğinden Metal ne bir şey söyledi ne de düşündü.
-“Şimdi” diye başladı Onka koltuğunda doğrularak “Evrenin her tarafında milyarlarca psişik olduğunu biliyorsun.Psişiğin ne anlama geldiğini de biliyorsun.Warp’ı eğip bükebilen ve bu dünyaya etki ettirebilen kişidir psişik.Şimdi buraya kadar tamam mı?”
-“Evet Lordum.”
-“Bütün bunların yanında bazı gezegenlerin normalden fazla psişik bulundurduğu da gerçektir.Bununla ilgili bir fikrin var mı?”
-Aslında bazı düşüncelerim var ama sadece teri düzeyinde Lordum.”
-“Anlat bana!” dedi Onka ve arkasına yaslandı.

-“Bilinen fizik kanunlarına göre her nesne daha doğrusu her kütle mekan içinde zamanı bükmektedir.Bu da kütle çekimi denen ve evrendeki esas kuvvetlerden birini meydana getiren çekim kuvvetini doğurur.”
-“Çok güzel.Devam et.”
-“Maddelerin kütleleri arttıkça zamanda yani warp boyutunda oluşturdukları çökme dolayısıyla çekim kuvvetleri büyür.Bu yüzden daha büyük kütleli gezegenler daha büyük çökme oluştururlar.”
-“Harika!Peki madem böyle ise…”
-“Daha büyük kütleli gezegenler warp’ta daha büyük çökme oluşturduklarından bu gezegenlerin warp ile teması daha büyüktür.Yani zaman ve mekan birbirlerine  bu gezegen sınırlarında uzayın herhangi bir yerine kıyasla daha çok karışır ve bu gezegen yüzeyinde yaşayan her canlıyı etkiler.Dolayısıyla daha büyük kütleli gezegenlerde warp ile iletişim kurabilen daha çok canlı bulunur.”
Onka yavaş tempoda üç kez ellerini çırptı.
-“Biliyordum senin üstüne harcadığım emek boşuna değildi.Şimdi fizik dersini başarıyla geçtiğimize göre olayın esas önemli noktasına geliyoruz.”  dedi ve koltuğunda doğrulup anlatmaya başladı.
-“Buraya kadar anlattığın her şey doğru.Ama bilmen gereken şey şu.Gerçeklik ve warp her yerde aynı oranda karışmadığı gibi aynı şekilde de karışmaz.Aslında aynı şekilden kastım çok a açıklanacak bir şey değil,daha çok hissedilecek bir şey.Bu  daha çok gezegenin bünyesindeki elementler,warp’ın o bölgedeki doğası ve gezegenin yörünge hareketleriyle ilgili bir şey.”
Derin bir nefes alan Onka sözlerine devam etti.
-“Yani demek istediğim şu, ortada bu kadar çok değişken varken farklı gezegenlerden çıkan psişikler de birer kopya olmuyor.Her bir gezegenden çıkan psişiklerin doğası,karakterleri ve bilhassa warp’la iletişim kurma şekilleri tamamen farklı oluyor.
Örneğin çoğu psişik warp’la iletişime geçmek için zihinsel enerji dalgalarını kullanırken bazıları bunu yapmak ve ya warp’ın izini sürmek için farklı duyularını dolayısıyla farklı  organlarını kullanıyor ve bu psişikler belli bir süre sonra bu organları değişerek onların en büyük özelliği haline geliyor.Ayrıca bu psişikler evrenin farklı anlarında farklı yerlerinde değil hemen hemen aynı anda ve aynı yerde  ortaya çıkıyorlar.”
-“Yani” dedi metal bu anlatılanların olanlarla ne ilişkisi olduğunu düşünerek “Psişikler arasında bir çeşit “türleşme” mi mevcut?”
Onka elini havaya kaldırdı.
-“Lütfen bu terimi kullanma.Bilmelisin ki sana anlattığım bu şeyler tamamen yasak bilgilerdir.Sırf bu terimi kullandı diye idam edilenlerin sayısını duysan  şaşarsın.”
-“Tabii Lordum.Ama sorabilir miyim bütün bunların olanlar ve benimle ne alakası var?”
-“Seni annenin ve babanın yanından aldığım zamanı hatırlıyor musun Metal?”
Metal düşündü.Kendisi çok küçüktü.anne ve babasının yüz ve isimlerini hatırlıyordu ama hepsi o kadar.Ne bir yer ismi ne bir kasaba ne bir gezegen.
-“Seni aldığım gezegenin adı Metal….Violet gezegeni.”
Metal birden şaşırdı.
-“Ama Lordum bu…”
-“Evet.Anne ve babanın soy isimleri.Diago Violet ve Mia  Violet.Eğer araştırma imkanın olsa ve İmparator sana uzun ömür verirse bu gezegenden çıkmış her psişiğin soy isminin aynı olduğunu görürsün.”
-“O halde…”
-“O halde…” dedi Onka biraz koltuğunda aşağı doğru kayarak.”Sen bu bahsettiğimiz psişik “gruplarından (bu kelimeyi baskı yaparak söylemişti,anlaşılan tür demek istemiyordu kendiside) Violet ailesinin bir üyesisin ve en çok bilinen özelliği olan violayı taşıyorsun.”
-“Viola?”
-“Hiç dikkatini çekti mi bilmem” diye devam etti Onka “Saraydaki odalarınızın dizaynı ile bizzat ben ilgilenmiştim.Hiç dikkatini çeken bir şey oldu mu?Hiç bir şeyin eksikliğini hissettin mi?”
-“Ayna” dedi Metal düşünmeden.”kardeşlerimin ve benim odamda hiç ayna yok!”
-“Doğru,çünkü görmenizi istemedim.”
-“Lordum hala neyi kastettiğinizi anlamış değilim ama gerek ben gerek kardeşlerim görev sırasında pek çok ayna benzeri yapıyla karşılaştık.Kastettiğiniz her neyse çoktan görmemiz lazımdı.”
-“Bu öyle kendi endamını seyrederken görebileceğin bir şey değil.Şimdi buraya bak ve ne gördüğünü söyle.” Dedi ve sağındaki raftan bir el boyutundaki aynayı alıp diğer elini Metal’e doğru havaya kaldırıp açtı.
-“Hiçbir şey” dedi Metal.
-“Dikkat et.Odaklan.Bakmayı değil “görmeyi” dene.” dedi Metal.
Metal daha dikkatli baktı.Şimdi bir şeyler oluşmaya başlamıştı.Onka’nın elinde büyük miktarda enerji dairesel bir şekilde dönüyordu.Neler olduğunu anlayamayan Metal gözünü biraz aşağı kaydırdı ve…
Enerjinin Onka’nın beyninden eline izlediği yol tıpkı bir kablo gibi belli oluyordu.Sadece bu kadar değil enerji dalgalanmaları ve kalp atışları hepsi belliydi.Sanki bir X-ışını cihazıyla etrafa bakıyor gibiydi.Gözlerini Onka’nın kalbine çeviren Metal orda farklı bir şey gördü.Bir karanlık bir an dikkatini dağıttı ve gözlerini çevirdi.
-“Neler oluyor..?”
Görüşü maviye bulanmıştı.Etrafına baktı ve onlarca küçük enerji iplikçiğinin havada dalgalandığını gördü.Her şey çok berrak ve maviydi.Başının döndüğünü hissetti.gözlerini kapamaya yeltendi.
-“Dur!” dedi Onka.”Kendi “gözlerinle” gör.” Ve aynayı ona uzattı.
Aynaya bakan Metal midesinin kasıldığını hissetti.
Kendi gözleri yoktu artık.Aslında hiçbir şey yoktu.Tüm göz boşluğu masmaviydi sadece mavi…
-“İşte bunlar viola” dedi Onka.”Konuştuğumuz şey.bu gözlerle her türlü psişik enerjinin izini sürebilir onları bozabilir ve yeterince gelişirsen onları yönetebilirsin bile.Ve hatta…”
Metal gözlerini kapatıp biraz bekledi ve tekrar açarak aynaya baktı.Eski kahverengi gözü geri gelmişti.Bir an düşündü ve Onka’ya dönüp:
-“Lordum acaba kardeş Aydroid…”
-“Doğru tahmin.O da aynı gözlere sahip ve bir hayli yetenekli olduğunu da eklemeliyim.”
-“Ya kardeş TAN ?”
-“Yanlış tahmin.O tamamen normal.Tıpkı benim gibi.”
-“Peki neden onun odasına ayna koymadınız?”
-“Çünkü kendisi pek yakışıklı değil ve bunu görürse üzülür diye düşündüm.” dedi gülerek Onka “Şimdi lütfen çık ve bugün dinlen.Yarın sabahtan itibaren viola ile çalışmaya başlayacağız.”
Metal kapıyı açıp dışarı çıktı ve kapatmak üzereyken içeriden gelen kırılma sesi ile irkildi.Küçük aralıktan içeri bakınca az önce kendisine doğrultulmuş aynanın parçalarını yerde gördü.Kapıyı tam kapadı ve Baş Kütüphaneci’nin TAN hakkında söylediklerini düşündü.
-“Tıpkı sizin gibi…normal…?”

Aynı anda…
4. Uzay Kapısı Çıkışı,Doğu Uzay Bölgesi,Faithbearer Kargo Gemisi.

Yerde bilinçsiz şekilde yatan TAN koşuşturan tayfaların sesiyle uyundı.Kalktığında hemen başında duran Aydroid’i fark etti.
-“Ne oldu kardeşim?Kurtulduk mu?”
-“Merak etme senin çaban sayesinde kurtulmayı başarabildik ve şu anda rotamıza devam ediyoruz.Fakat seninle “gördüğüm” bir şey hakkında konuşmalıyız “Kardeşim”!”

Kalixis
Üye
Açıkçası yine döktürmüşsün Tan abi psişik ve warp hakkında verdiğin bilgiler için çok teşekkürler bu arada yazım hatası çok az :)
discussioncontroller