Leviathan
Çağlayan
Üye
Madem günlük açmak serbest oldu, ben de bu akımı izlerim :) Benimki günlükten ziyade kendi ülkemi anlatmak olacak, RP kısmına açmadım çünkü içdünyamı anlatıyor.

Önce kısaca bahsedeyim ülkemden.

Leviathan ismi ilk kez yazdığımız bir hikayede kötü bir imparatorluk olarak geçmişti. O zamanlar Gri Ejder Krallığı'ndan yayılan bir kötülükle mücadele ediyorduk, sonra Gri Ejder Krallığı'nı bünyesine katmış ve daha da kudretlenmişti Leviathan.

Daha sonra online bir oyunda "ülkenizin adı?" sorusuna yanıt olarak bu ismi seçmiştim. Bu oyunla beraber beynimdeki Leviathan ülkesinin ilk temelleri o zaman atılmıştı. Online oyunu oynadığım sıralarda aklımda ülkemin geçmişini oluştururken Leviathan ismini araştırmış ve şans eseri aklımdaki ülke için mükemmel bir isim seçtiğimi farketmiştim. Thomas Hobbes'un "Kudretli Devlet" kavramını Leviathan ile özleştirmesi ve Leviathan'ın incilde geçen 7 günahtan kıskançlığı simgeleyen su ejderi olmasıyla ülke tam istediğim bir isme sahip olmuştu.

Blog olayına Mael sayesinde bulaşmıştım. Blogu açtıktan sonra sitenin sorduğu "Blogun adı ne olsun?" sorusu için yanıtım hazırdı. Günlüğüm kendi iç dünyamı anlatacaksa, burası benim ülkem olmalıydı.

Thomas Hobbes, “... (Toplumda yaşayan) insanlar birbirlerine ‘ben haklarımdan vazgeçiyorum ve tüm haklarımı bu insana veriyorum’ demelidirler. Böylece bütün güç ve kudret tek bir insanda toplanır. Bu devlet olarak adlandırılır. Bu büyük LEVIATHAN‘ın doğması demektir.” şeklinde açıklamıştı Leviathan'ı. Böylece bütün güç ve kudretin tek bir kraliçede olduğu ve onun emri altında yönetildiği imparatorluk doğmuş oldu.

Neden Leviathan denmişti peki bu ülkeye? Çünkü ülkenin doğu topraklarını sulayan okyanus ve batı topraklarını sulayan derin ırmaklar yüzünden toprak gün geçtikçe bir su ejderhasının kıvrımlı boynunun hatlarını almış. Peki fazla su ile beslenen bu topraklarda halk ne ile uğraşır?


[center][img width=275 height=295]http://photos1.blogger.com/blogger/3964/1870/320/diyar.jpg[/img][/center]

Tarım değil ne yazık ki. Okyanus ve ırmakların parçalayarak beslediği topraklar çok verimli olmuş elbet. Aslında fazla verimli. 20 insan boyunda ağaçlar fışkırmış topraktan, öyle yükselmişler ki gür ormanlar yüzünden güneş ışığı toprağa ulaşamaz olmuş. Ormanlar sık sık yağmuru da çekmiş ülkeye, bir yandan gökyüzü de ıslatmış ülkenin topraklarını. Böylece ağaçlar daha da irileşmiş. Ormanlar bu kadar bol iken sürülecek ve tarım yapılacak toprak bulamamış ülke halkı.

Sonra tarla sürmelerine engel olacak kadar topraklarını bereketleştirmiş olanın gücünü keşfetmiş halk. Su! Deniz ticareti yapılmaya başlamış ve su gerçekten nimetini esirgememiş halktan. Ancak halkın en çok söylediği 3 söz bu aralar doğmaya başlamış. Tuhaftır ki suyun kendisine oynadığı oyunları sonraki nesillere aktarmak isteyen halkın bu üç cümle ile aynı anda kraliçeyi de tarif etmesi şaşırtıcıdır.

Kraliçe ruhunu ülkeye bağlamıştır. Doğumu ülkeyle beraber olmuştur, ölümü de ülkeyle beraber olacaktır. Usta bir büyücü (ülke düşmanları "cadı" diye tabir etmeyi seçer) olduğu için ülke halkından daha uzun bir ömre sahip olmanın yolunu bulmuştur büyü yardımı ile. Su onu tazeler, iyileştirir. Ülkenin suları onun ruh halini yansıtır. Belki de kendisine halkından daha uzun ömür sağlayan büyü değil, büyü yardımıyla kendisine bağladığı sudur. Kimbilir. Su ile bu kadar iç içe iken, halkın ülkenin özeti gibi söylediği bu üç cümlenin kraliçeyi de tanımlamaması beklenemezdi zaten.

Ülkede en çok söylenen üç cümleden biri, "Su saftır" cümlesidir. Ülkenin okyanuslarının berrak sularını simgeler bu söz. Bu sular içlerinde olanı saklamaz genellikle, temiz ve kirletilmemiştir. Aynı zamanda kraliçenin çocuksuluğunu, insanlara çabuk güvenen yapısını işaret eder. Hatta duygularının katıksızlığını da; zira neşesi de uçlardadır, öfkesi de... Kraliçenin sessizliği ile durulur sular, hırçın zamanlarında ise okyanus fırtınalarla çalkalanır.

İkincisi "Suya güvenilmez" cümlesidir. Ticaret gemilerinin denizde çıkan girdaplarla yutulduğu, ülkenin kendi surlarını yıkıp geçen devasa tsunamilerin oluştuğu hatta ülke sularının şifa yerine ölüm ve korku dağıtan zehre dönüştüğü zamanlarda dehşetle fısıldamıştır halk bu sözü. Kraliçe aniden değişebilir, aklındaki fırtına okyanusa yansıyabilir. Bu yüzden kraliçe kendisinden beklentisi olanlara kızar. Söz vermez halkına, yıkıldığı vakitleri güçlü biri gibi atlatamayıp ülkesine zarar verebilir ve bunu kendi özgürlüğü olarak tanımlar. Olan halkına olur.

Sonuncusu ise "Su derindir" cümlesidir. Suyun berraklığına aldanıp ışık kırılmaları sebebiyle yeterince derini görebildiğini sananların boğulduğu ya da ülkedeki her su birikintisini dahi tanıdığını iddia edenlerin ummadıkları bir köpekbalığı saldırısıyla (suya güvenilmez) akıllarının başlarına geldiği zamanlarda söylenmiştir bu söz. Kraliçeyi de tam manasıyla açıklar. Zira kraliçe bile kendisini tanımazken, onu tanıdığını iddia edenlerin yanılmasından doğal ne olabilir ki? Zira yine kendi iradesi ile ayakta tuttuğu, kendisi izin vermedikçe asla yıkılmayacak ve ülkeye zarar verme olasılığı olan düşmanların hiçbirini içeri salmayacak güçteki surların yine kraliçenin oluşturduğu dev dalgalarla yıkıldığına şahit olmuştur bu ülkenin halkı. Ama neyi ne için yaptığını kraliçeden başkası bilemez.

Kraliçe'nin ülkeye ait olan ruhu, ülke ile aynı ismi taşıyan ve doğu okyanusunda yaşayan kraliçenin evcil hayvanı su ejderinden yansır. Kraliçe güçlü iken su ejderi uzun ve devasa bedenini suyun üstüne çıkararak kükrer, kraliçe hüzünlü iken zayıflar ve korkaklaşır bu canavar.

Not: Leviathan (diğer adıyla Rahab) Tevrat ve İncil'de şeytanın yedi günahından Kıskançlık/Envy'i simgeleyen su canavarı olarak geçer. Cehennemin amiralidir. Su elementini yönetir. Rüyalara ve hayalgücüne bir köprü olduğu söylenir.

Not 2: Su, elementler arasında hayatı simgeleyendir. Su aynı zamanda burçlar arasında duygularıyla hareket eden yengeç, akrep ve balığın da elementidir.

Son olarak:

Leviathan'ın suları daima hayat doludur. İster su birikintileri kadar durgun, ister fırtınalı okyanuslar denli hırçın olsun.

Harry Mason
Üye
Güzel yazı Çağlayan, cidden güzel. Yine senden beklenilen gibi.
Burcumun elementi su ha? Yengeç olmak güzel tabii^^
Onaga
Üye
Hayranım şu kendini Leviathan ile bütünleştirmene. Bu yazı başka bir yerde var mıydı bilmiyorum ama ilk defa okudum. Seni tanıdığım kadarını çok iyi yansıtmışsın. Yalnız şu suyun derinliği epey korkutuyor beni...
Çağlayan
Üye
[center][img width=300 height=225]http://tn3-2.deviantart.com/fs21/300W/f/2007/285/c/d/Water_is_pure_by_CoolBlue_Gord10.jpg[/img][/center]

"Dünyada binlerce insan var ve insanda binlerce dünya." Güzel söz. Bende ise bir dünya ve üzerinde yaşayan iki kızkardeş var sadece. Leviathan'ın yönetiminden sorumlu iki kumandan...

Çağlayan tatlı kızdır, kimseye zararı dokunmaz. Neşesi ve enerjisi hemen farkedilir. Çok iyimserdir ve bu bazen gereksiz telaşa kapılmasını engeller. Bazen...
Hüzünlenir ara sıra ama bu elinden birşey gelmediğinde yaşadığı çaresizliktendir. Başkalarını düşünür, onlar için endişelenir. Yalnızlıktan ve karanlıktan korkar. Bir küçük kız çocuğudur kısaca. Eğlenmek ve etrafındaki insanların ömürlerine bir miktar renk katmaktır amacı.


Tılsım ise aksidir. İnsanlara zarar vermeye çalışmaz belki ama etrafında kimseyi de istemez. Ciddiyetini ve hırsını daima korur. Karamsardır ve her zaman en kötüsüne hazırlar kendini. Bu yüzden soğukkanlılığını asla yitirmez.
Hüzünlenmez, öfkelenir zira kendini çaresiz kalacağı bir duruma getirmişse tek suçlaması gereken kişi kendisidir. Yalnızlık ve karanlıktan korkmaz, aksine zaten onların kalbinde doğmuştur. Cadının tekidir ve daha çok çalışıp yükselmekten başka birşey düşünmez.


Bir keresinde bir arkadaşımla oturup kahve eşliğinde muhabbet ettim. Konu kahve kadar koyulaştı ve ben içimdeki bu kızkardeşlerin kavgalarından bunaldığımı söyledim. Yanıtı çok hoşuma gitti. "Aynı şeritte karşıt yönlerde yol alan araçların çarpışmaları kaçınılmazdır. Onların aynı yönde yol almalarını sağlarsan kaos dinecektir."

*Zor bir ihtimal. Tılsım Çağla'dan nefret eder. Zaten Çağlayan'ın sevgi dolu kocaman yüreğinde de Tılsım için sevgi kırıntısı bulunmaz. Belki de birbirleriyle olan kapışmalarının barındığı bu kaos içindeki dünyadır Aslı'nın ta kendisi...*

Not: İlgili resim zamanında Sevgili Gord10'un ülkem Leviathan için yaptığı bir çalışmadır. Kendisinin Deviantart sayfasında daha nice ilginç çalışmalar bulabilirsiniz.

Resim linki: http://coolblue-gord10.deviantart.com/art/Water-is-pure-67140752
Çağlayan
Üye
Harry Mason ve Onaga, güzel eleştirileriniz için teşekkür ederim öncelikle :) ve Onagacım ilk kez buraya yazdım bu yazıyı, bloguma eklerim belki sonra.
Çağlayan
Üye
Ülkemde geziniyorum tebdil-i kıyafet.

Mezarlığın yanından geçiyorum, zamanında öldürdüğüm birkaç çocukça davranışım saklambaç oynuyor mezartaşları arasında. Bir evden aynadaki yansımasıyla tartışan özgüvenimin bağırması duyuluyor. Parkta, salıncağa oturuyorum. Üzerinde pahalı takım elbisesi, karşımdaki bankta uzanmış uyuyan kibirimi görüyorum. Elindeki fotoğraflara bakıp duygulanan, yaşından dolayı beli bükülmüş eskiye özlemim geçiyor önümden, bastonundan güç alarak. Öfkemi görüyorum, tasmasını koparmaya çalışıyor var gücüyle. Bir yandan da önünden geçenlere hırlıyor dişlerini göstererek. Tenha sokaklarda yürüyorum, ülkenin güvenliğinden sorumlu kuşkularım beni takip ediyor. Parlak eşyalar satan geleceğimi görüyorum, birkaç eşyası kırılmış. Yerdeki hayal kırıklarını faraş ve fırçayla topluyor. Ardından sevgili belediye başkanım hırsın evinin önünden geçiyorum. Uyuyor.

Ülkede herşey yolunda.. Eve gidip şu kıyafetleri çıkarayım. Tebdil-i kıyafet olmak için Aslı'nın maskesini takıyor olmak beni huzursuz ediyor ama kendimle yüzleşmek için bu maskeyi takmak zorundayım.
Laçin
Üye
Çarşı leviathan'a da karşı...
Misafir
Küresel ısınmadan etkilenmeyen tek ülke.
Onaga
Üye
Foruma bu konuyu taşımanız Leviathan'ın göç alması demektir. Umarım farkındasınızdır Kraliçem. Göç bir noktaya kadar iyi olsa da sonrasında gelen işsizlik, sefalet doğurabilir. Bunları gözden geçirdiniz mi? Herkesle ilgilenebileceğinizi, herkese gerekli iş imkânı sağlayacabileceğinizi, herkesi mutlu edebileceğinizi düşünüyor musunuz?
Dexter
Üye
böyle yazıları okudukça, pazar günü bu bu satırları yazan insanla tanışacağımı düşünüyorum ve içim içime sığmıyor... Allah'ım, bitmiyor dakikalar, geçmiyor günler, gelsin artık pazar...
Misafir
Ben gördüm Çağlayan'ı. 3 kolu, 2 kafası vardı. Yok, söyleyeyim de şaşırmayın.
discussioncontroller