Leviathan
Çağlayan
Üye
Üzerimde tuhaf bir bilgelik var bu gece. Geçici bir şey. Yazdığım her satırın, söylediğim her sözün yerinde ve tam kıvamında olduğunu hissettiğim nadir gecelerden. Hatta itiraf etmeliyim, uzun zamandır böyle bir gece geçirmemiştim ben. Yemek ustası olsam ağdalı bir lezzete sahip, tatlı şuruplu ya da biraz mayhoş, aşırı baharatlı bir yemek yapamazdım bu gece. Hafif olurdu, tadında. Yazı ustasıysam (yalan) birkaç satır karalamalı hemen, hafifinden. Dengeli bir saatimdeyim, belki de dengeli birkaç dakika sadece. Kaçırmamalı bu tadı, fırsatı.

Yabancıyım şu an. Ülkeme, şehrime, kendime. Yabancı kime denir sahiden? Doğduğu ülkeden farklı bir yerde yaşamaya çalışana mı? Yoksa yaşadığı toprağın yerlisi olmasına rağmen oraya ait olmadığını hisseden mi? Sanırım ikincisi. Hatta o kadar yabancıdır ki ikincisi, hayallerindeki bir ülkeye kaçıvermiştir hatta, Leviathan adında. Sık sık yağmur yağıyordur o ülkeye, serindir. Her akşam kendi pişirdiği yemeği yiyordur orada, canı sıkılınca evinin kitaplığından rastgele bir kitap seçip okuyordur. Tanıdığı sanal bir ülkede yaşamak işine geliyordur, tanımadığı gerçek bir ülkedense...

Şehre, hatta ülkeye yabancı olmak sorun değil. Tanımadığın sokaklar olur tanımadığın şehirlerde, yüzleri silik insanlar geçer yanından. Suratları görmezsin, onlar da seni görmez, dikkatleri çekecek aykırı bir şey yapmadıkça. Dikkat çekmek istemezsin zaten, silinir gidersin. Soluk şehrin soluk arka plan sahne dekorundan biri haline dönüşürsün. Günün birinde bir televizyon kanalı yaşadığın şehirdeki ekonomik durumları ya da toplumsal bir sorunu haber yapmak istese, çekilen sokak manzarasındaki kalabalığı oluşturursun sadece. Sorun değil bu.

Ancak insanın kendisine yabancılaşması fena bir durum. Tanımadığın sokaklar olur içinde. İfadeleri silik duygular geçer yüreğinden. Yüzlerine bakınca his(settik)lerini anlayamazsın, onlar da senin yaşadığın duygulardan biri olmazlar. Dikkat çekecek uç bir duygu yaşamadıkça, onların hiçbiri yayılmaz suratında. Ne mutlusundur, ne mutsuz; ne öfkelisindir, ne sakin; ne neşelisindir, ne hüzünlü; ne heyecanlısındır, ne de bezgin. Hiçbir duygusal kelime anlatamaz hislerini. Aradasındır, soluk bir arka plan dekoru gibi: Dikkat çekmeyen ama göz önünde olan. Gönlündeki ve aklındaki manzaranın duygu kalabalığı arasında, derdini anlatacak, kendini ifade edecek o tek hissi ararsın.

Sonra bulursun aradığın kelimeyi o kalabalık his sokağında. Suratında ifade olmayan, donuk bir duygudur bu. Kendini en yakın hissettiğin histir, en yakın kendindir o: Boşluk hissi. Boş.

İfadesiz bir ifadenin seni en iyi ifade edebilen olması komik bir ironidir. 

Adeta ruhun bedeninden ayrılmış gibi kendini uzaktan gözlemlersin. Kendine öyle yabancılaşmışsındır ki o saçma kıza bakıp "Kim bu sahiden?", "Ben miyim cidden, bu tepkileri veren?" soruları belirir zihninde. Yargılar, kınarsın onu. İnsanlar "Artık seni tanıyamıyorum" dedikçe, sen sorgularsın kendini ve suçlarsın o posa halindeki ruhsuz bedeni, "Ben, bu beni tanıyor muyum ki?" diye.

[center][img width=415 height=460]http://img24.imageshack.us/img24/9747/51114292.jpg[/img][/center]
[right]Kişisel not: Ne zamandır uzaktı ilham perim. Hoşgeldin.[/right]
Çağlayan
Üye
2 gecedir Saw serisi müzikleri ile besliyorum aklımı. 3. gece sonunda ya muhteşem bir korku hikayesi dökülecek parmaklarımın ucundan ya da birilerinin kanı.
Roselyn
Üye
İzlemedim ve hiç dinlemedim Saw serisini. Sadece Saw2'ye gitmiştim sinemada sanırım, okuldan kaçıp öyle gitmiştik. Etkilemişti tabi, ama öyle kanlı gore filmlerle aram pek iyi olmadığı için izlememiştim.

Ben Persephone dinliyorum, muhteşem ezgiler ve sözler ama fazlası depresif bir ruh haline sokuyor adamı.

Yeterli dozunda tavsiye ederim.

edit: Zira Persephone'un pek çok şarkısı hayatıma soundtrack olmuştur =)
Elegie
Üye
Müziklerin öyle bir etkisi var ya. Örneğin ben, bir oyunun savaş müziğini dinliyorum kaç gündür ve içimde iki elime katana alıp pencereden aşağıya insan topluluğuna uçarak biçmek gibi inanılmaz bir dürtü var. Biraz daha  dinlersem şarkıda geçen gibi bir savaş çığlığı basabilirim elbet.

Bir süre önce de 28 Days Later'ın müziklerini dinliyordum aynı şekilde. O ara havalar da kötüydü, kapalıydı, sisli bir yağmur havası vardı ve ben sokakta yürürken elimde cep telefonundan bozma silah, köşeleri dönen zombilere silahımı uzatıp "cuvv cuvv" yapıp güvenli evime koşturacaktım az daha ^_~"

Müziklerin bu etkilerini seviyorum. Eğer dinlediğim şey bana bunu yapabiliyorsa, ben o müziği başarılı buluyorum işte...
Çağlayan
Üye
28 Days Later - Don Abandons Alice. Enfes parçadır ya.
AdramelechAdramelech
Üye
Çağlayan
Üye
...böyle demişti Adramelech, Çağlayan'ın huşu içindeki gözlerine bakarken. Sesinde, Çağla'nın o zamana dek hiç duymadığı bir korku ve yüreğinde daha evvel hissetmediği bir baskı vardı. Oysa daha evvel de kaçmıştı Adra, daha evvel de ölüm kovalamıştı onu. Daha evvel de korkunç tehlikelere göğüs germişti prens, defalarca. Ancak bu kez farklıydı. Çağlayan hissedebiliyordu bunu; Adra'nın sesindeki korku, yaklaşan uğursuz felaketin habercisiydi adeta. Bu kez, prens Adramelech gerçekten korkuyordu. Ölmekten değil, prens asla ölümden korkmamıştı. Onun topraklarında ölüm, sadece sondan ibaretti. Kurtuluştu. Ancak ölümü arzulatacak sonlar da mevcuttur aynı topraklarda.

Uzaklarda bir yerlerde, S'arrus kan damlayan eldivenleri ile rüzgara dönmüş, kardeşinin bulunduğu taraflara doğru bakarken; Adramelech, ölerek bile kaderinden, bu karanlık gelecekten ve en önemlisi, kardeşinden kaçamayacağı gerçeğiyle yüzleşmekteydi.
Roselyn
Üye
Çağlayan
Üye
Çağlayan odaya girdiğinde Tılsım kadim bir kitabın sayfalarını karıştırmaktaydı. "Beni çağırdın..." dedi Çağlayan hafifçe, cadının çalışırken rahatsız edilmekten hoşlanmadığını bildiği için biraz tedirgindi. Tılsım kitaptan başını kaldırmadan "Ne işi var onun burada?" diye sordu kıza. Çağlayan "O bizim misafirimiz, böyle söyleme" diye çıkıştı cadıya. Tılsım masa üzerindeki kadehinden bir yudum alıp "Hayır, onun burada olmasından rahatsızlık duymuyorum,"dedi gülümseyerek. "Sonuçta bu topraklara girmesinden huzursuzluk duymadığım az sayıda kişiden biridir Kelebek. Ancak ne aradığını merak ediyorum, kütüphanemizi hangi amaçla alt üst ediyor?"

Çağlayan "Siyah bir ayna parçası ile geldi buraya." dedi sadece, başka bir soruya cevap verircesine. Sözünü yarım bırakmış gibi görünüyordu ancak Tılsım cevabını çoktan almıştı. "Sanırım ona yardımcı olabilirim."dedi cadı ve kadehindeki şarabını bitirip bir avuç toza dönüştü, tanecikler saray penceresinden çıkıp rüzgara kapıldılar.

Tılsım kütüphanenin gölgeleri içinde belirdiğinde Kelebek'i harıl harıl kitapları karıştırırken buldu, "Aradığını bulabildin mi bari?" diye laf attı cadı, kızıl saçlı kadına. Kadın sanki trans halindeymiş de aniden uyanıvermiş gibi sıçradı kitaptan ve hangi arada kütüphanede belirdiğine anlam veremediği siyah kıyafetli kadına baktı. Kendini toparlayınca "Hayır," dedi usulca. "Eğer aradığımı bulmama yardımcı olabileceksen konuşmaya devam et, yoksa beni yalnız bırak lütfen." diye ekledi Kelebek, her an kitaba dönmeye hazır bir sabırsızlıkla.
[center][img width=557 height=924]http://img36.imageshack.us/img36/3899/tilsim.jpg[/img][/center]
"Merhaba S'arrus, bir an seni Kelebek ilüzyonu içindeyken tanıyamadım" diye karşılık verdi Tılsım gülerek. Sonra biraz düşünür gibi yaptı ve "Ah hayır, S'arrus asla lütfen demezdi, sen gerçekten de Kelebek olmalısın." diye tamamladı sözlerini, abartılı bir şaşkınlıkla.

Kelebek sinirli bir şekilde iç çekti, kitabına döndü. Aklında yanıtlanmayı bekleyen sorular ve çözülmeyi bekleyen bilmeceler varken, vakti de giderek azalmaktayken başka hiçbir şeyle ilgilenemezdi. Soğumuş çayını bile içememişti çalışmaktan.


"Sana aradığını bulabildin mi derken siyah aynadan bahsetmiyordum, Kelebek" dedi Tılsım dirseğine dek gelen kadife eldivenli kollarını kavuşturarak. "S'arrus'un ve siyah aynanın gizemini benden öğrenmek için buradasın zaten. O konuda sana bir sonraki durağını söyleyecek tek kişi benim."

Kelebek kitaptan başını kaldırdı ve "Biliyor musun?! Yolculuğumun bir sonraki durağını biliyor musun gerçekten?" dedi inanmayan bir ses tonuyla. 

Tılsım hafifçe başını sallayarak onayladı.
"O sorunun yanıtlanması kolay. Ya diğer soru, hani şu önemli olan?" dedi cadı elini sinek uzaklaştırır gibi silkeleyerek. "Hayatına dair ne istediğini, ne aradığını bulabildin mi?"

Kelebek gözlerini kısarak "Anlayamadım?" dedi şüpheyle. Sonra verilmek istenen mesajı fark etmiş gibi büyüdü göz bebekleri ve "Sandığın gibi şüphe içinde ya da kaybolmuş değilim Tılsım. Ben gittiğim yoldan memnunum, kendi seçimlerimin arkasında duruyorum ve üstelik kendimi ilk kez bu kadar hayatta hissediyorum. Fikrimi değiştirmeye çalışma, işe yaramayacak." dedi kararlı bir şekilde.

Tılsım abartılı bir şekilde iç çekti,
"Ah, hayır canım. Fikirlerini değiştirmek gibi bir düşüncem yok. Denesem de boşuna, ne yazık ki hayat seni yanlış kararların sebebiyle incitinceye dek bunu anlamayacak kadar inatçı ve taş kafalısın." dedi gözlerini devirerek.

"Ne cüretle!" dedi Kelebek masadan doğrularak. "Bana nasıl böyle hakaret edersin, seni lanet olas..."

"Cümlemi tamamlamama izin ver Kelebek. Laflarım seni seçimlerin kadar üzmeyecek zira." dedi Tılsım ciddiyetle. Alaycı gülümsemesi silinmişti, sadece Çağlayan'ın gözlerinde görülen hüzün onun da donuk gözlerine çökmüştü bir anda. "Hayatında yer alan herkes, HERKES, en önemlisinden en önemsizine dek, senin ve yalnızca senin seçimlerin sonucu hayat senaryona dahil oluyorlar. Senaryona eklediklerin doğarken, çıkardıkların ölüyorlar. Söyle bana, kaç kişi öldürdü seni? Sen kaç kişiyi öldürdün Kelebek? Daha kaç kişiyi öldüreceksin peki?"

Kelebek "Buna cevap vermek zorunda değilim." dedi buz gibi bir sesle. Ancak Tılsım onun ellerinin titrediğini ve gözlerinin kana büründüğünü görebiliyordu. Kısa bir sessizlikten sonra "Hayatım boyunca, ülkenin menfaatini düşündüm." dedi cadı yavaşça. "Belki bu yüzden bana zarar verdiğini düşündüklerimin canını yakmış olabilirim, ama niyetim daima yüce su tanrısı Leviathan tarafından anlaşıldı ve ülkeme bereket yağdı, felaketler yerine... Yapılan her hamle adalet terazisinde tartılır ve sonra bedeli ödetilir. Umarım senin ödeyeceğin bedel sana yeni yaralar açmayacaktır." diye tamamladı sözlerini Kelebek'in vücudunu işaret ederek.

Kelebek yanıt vermedi.


"Umarım kehanetim yanlıştır. Umarım Çağlayan'ın geceleri senin için fısıldadığı dualar gerçekleşir ve mutlu olursun. Doğru seçimlerinin getirdiği yeni mutluluklar ve yanlış seçimlerin getirdiği yeni yaralarında bu ülkenin kapıları sana açık olacaktır. Çağlayan seni misafirperverlikle karşılamaya devam edecektir, ben de tabi, taa ki bu ülkeye zarar vermeye kalktığın ana dek..." dedi Tılsım son olarak.

Cadı geriye dönüp kütüphaneyi terk etmeden önce raflardan birini işaret etti umursamazca. Bir kitap düştü yere. Kendi kendisine kapağı açıldı ve bir sayfada durdu. Ufak bir not vardı, turkuaz renk mürekkeple yazılmış olan:
"Kutsal Zaman Çölü/Eun ülkesi." Kitabın sol tarafında da eski bir şiir vardı, yıllar önce Çağlayan'ın yazdığı: Asmodeus

Tılsım kütüphaneyi terk ettiğinde Kelebek'in eli sadece nota uzandı. 
Çağlayan
Üye
[center]FOLLOW THE LEADER[/center]
Lideri izle güzelim.
Bu herkes için en güzeli.
Kaybolmak istiyorsan
Beni izlemen yeterli.

Lideri takip et.

Bu devasa güneş sisteminde
Yalnızız ve diğerleriyle birlikte,
Faturalar, diğer ıvır zıvırlar işte
Elinde olan, bazen mutlu bir aile.

Cesaretini izle Aslı.
Ya da bak geçmişine
Tutulmaya az mı kaldı
Önemsiz, sadece gülümse.

Lideri takip et.

Bakarsın sessizleşir yüreğin
Belki de artık uyuşur aklın
En azından hala var
Birileriyle paylaşacakların.
discussioncontroller