Leviathan
Çağlayan
Üye
"Ağlama, o suya ihtiyacımız var.
Rüzgar kararıyor gittikçe,
bütün renkler birbirine karıştı.
Çabuk kaç!"


[right]...Saray Kubbesi[/right]

Çağlayan
Üye
" Dünyada en nefret ettikleri kişi,
aslında en çok sevdikleriydi."


[right]...Üçüncü Kan[/right]


..ve Üçüncü Kan serisi bitti.
Çağlayan
Üye
4 ejderyıl önceydi. Ne eksik, ne fazla...

Çağlayan odasındaydı; pencerenin kenarına çektiği koltuğuna gömülmüş, sessizce dışarıyı izliyordu. Karnını dizlerine çekmişti, sanki karnında hassas bir yara varmış da ona başka bir darbe gelmesini engellemeye çalışıyormuşcasına. Düşünüyor gibi görünüyordu ama tek bir düşünce geçmiyordu aklından; donuktu aklı, bakışları gibi.

Kapı açıldı. İçeri girenin kim olduğuna bakmadı Çağlayan. Yeni yontulmuş bir heykel gibi sessiz, dışarıyı izlemeye devam etti.


-"Hala burada mısın sen, uyuşuk? Yeteri kadar kendine eziyet etmedin mi?"

Yanıt vermedi kız kardeşine. Belki de öyle dalmıştı ki derinlere, sessizlik başka seslere geçit vermiyordu.

-"Çağlayan." diye seslendi Tılsım ısrarlı bir ses tonuyla.

Çağlayan yavaşça başını çevirdi ve baktı kız kardeşine. Tılsım, komaya girmiş bir hastadan ufak bir yaşam belirtisi görmüş doktor gibi nefesini tuttu. Çağlayan zorlukla fısıldadı:


-"Bir günlüğüne, sadece bir günlüğüne," diyebildi zorlukla. "...bir arkadaş ol. Lütfen."

Tılsım'ın kaşları çatıldı. Öfkeyle doldu ama ilk kez kız kardeşine değil, onu bu hale getirene. Çağlayan'ın yanına gitti, onun başını kendi karnına yasladı ve kız kardeşinin altın sarısı saçlarında gezindi eli.

Çağlayan nasıl olduğunu anlayamadı ancak sonraki gün her şey yoluna girmişti bir anda. Çağlayan neşeyle doldu yine. Eskisi gibiydi her şey, hayat kaldığı yerden devam edercesine. Tılsım ile de eskisi gibiydiler, hala düşman. Sanki o gün sarılmamışlar, Tılsım kardeşini hiç teselli etmemiş gibi...

Çağlayan anlayamadı bir önceki gün Tılsım'ın neden erken saatte sarayı terk ettiğini. Çağlayan anlayamadı, Tılsım'ın döndüğünde siyah saçlarının arasında neden kan pıhtıları olduğunu ya da neden dizlerine dek çamura battığını. Anlayamadı kız kardeşinin o gece kanlı katanasını temizlerken yüzünde neden tebessüm olduğunu.

Çağlayan soramadı, ülke mezarlığında aniden beliren kabarık toprak tümseğinin kime ait olduğunu...
Çağlayan
Üye
Sarayın en yüksek kulelerinden birinin uzun ince penceresinden dışarı bakıyordu Çağlayan. Bulunduğu yükseklikten başkentin büyük bir kısmını görebiliyordu. Ancak hiçbir hareketlilik yoktu dışarıda. İnsanlar evlerine kapanmış gibiydi, koşturan yoktu, sokak hayvanları bir köşeye pısmış uyukluyordu. Okyanus bile çarşaf gibiydi, tek bir dalga yoktu. Hayat durmuştu adeta.

Çağlayan manzaraya iç çekti ve pencerenin yanındaki koltuğa çöktü. Birkaç adım uzağındaki masaya bacaklarını uzatmış ve rahat sandalyesine yayılmış bir halde kitap okuyan kadına baktı.

-"Bu sessizlik seni de rahatsız etmiyor mu Tılsım?" dedi sıkıntıyla.

-"Bir süre sonra başını kaşıyamayacak hale geleceksin, merak etme" dedi cadı, kitaptan başını kaldırmadan. "O zaman bu sakin ve huzurlu zamanları arayacaksın."

Çağlayan pencereden dışarı baktı. "Biliyorum," dedi gözlerinin içi parıldayarak. "Hava Kumandanlığı ile yapacağımız ittifak anlaşmasının töreni yaklaşıyor. Oldukça telaşlı olacak o günler." Ardından Tılsım'a döndü ve "Sen bu anlaşma hakkında ne düşündüğünü hiç söylemedin?" diye laf attı sarışın kadın.

Tılsım kitaptan başını kaldırdı, dalgın gözlerle ileriye baktı. Kızıl gözlerinin ardında düşünce fırtınası kopmuş, her yeri yerle bir ediyordu sanki. Kısacık bir sessizlik sonra "Ben onaylıyorum." dedi sadece.

-"Hani kendinden başka kimseye güvenmezdin sen? Hava Kumandanlığı'na tüm güvenimizi sunduğumuz bir anlaşma değil mi bu senin gözünde?" dedi Çağlayan, kız kardeşine sataşmak için.

-"Hala 'Her şey Leviathan için' ve 'Şu hayatta kız kardeşine bile güvenme' prensiplerim geçerli, kardeşim" diye yanıtladı Tılsım kitabına dönerek. "Ancak birine güvenmek zorunda kalsaydım, bu kraliçeden önce o muhafız olurdu. Zira sözünü tutmadığı bir gün bile olmadı. Ayrıca 'Her şey ülke için' prensibine bakarsak, hava sahasında güvenliğimizin artması da güzel bir olay."

Çağlayan gülümsedi ve kendisine bir kupa kahve doldurmak için rahat koltuğundan doğruldu. Ancak okuduğu kitaba gömülmüş kardeşine bir daha baktığında tuhaf bir şey fark etti.

Tılsım'ın kuzgun kanadı kadar karanlık saçlarının arasında birkaç tel beyaz saç vardı ince ince.

Çağlayan
Üye
Anket var: http://caglayantilsim.blogspot.com/

Bilmem takip ediyor musunuz burayı ama takip edenler için.

Çağlayan
Üye
Major Arcana No:13

"Tılsım en zayıf anında ve ona saldırmak tek şansım."
Çağlayan
Üye
"Ejder kendi gücünü kız kardeşime vermeyi kabul etmiş," diye geçirdi aklından. "Benim yok edilmemi onayladığı anlamına geliyor bu. Nerede yanlış yaptım? Neden ölmemi istiyor?"

http://caglayantilsim.blogspot.com/2010/03/major-arcana-no13-bolum-2.html
Çağlayan
Üye
"Suya güvenilmez," diye mırıldandı kendi kendine. Öfkelenmişti. Çok öfkelenmişti ve düşmanları biliyor ya, kendisini öfkelendireni tanrılar bile kurtaramazdı elinden.

http://caglayantilsim.blogspot.com/2010/03/major-arcana-no13-bolum-3.html
Çağlayan
Üye
"Neden sana güçlenmen için müddet vereyim ki?" deyip kollarını kavuşturdu Çağlayan. "Benim zayıf anımı yakalasaydın, sen bana aynı imkanı vermezdin."

http://caglayantilsim.blogspot.com/2010/03/major-arcana-no13-bolum-4.html
Çağlayan
Üye
[img width=549 height=669]http://i39.tinypic.com/30ngk8g.jpg[/img]
Aslında Todza'nın da yorumu var ama biraz spoiler içeriyo diye eleyerek koymak lazım. ^_^
Burayı okuyanlara dipnot: Düş'ün turnuvasında olacağız, bilginize.
discussioncontroller