Oyuncu Olmak, Yada Oyuncu Olmamak
AcemiNeyzen
Üye
Merhaba; öncelikle bir hususu vurgulamak isterim...
Yazılarımı yayımlamak için şahsi blog sayfamı kullanıyorum. OGZ bir arkadaşımın tavsiyesiyle tanıdım çok yakından olmasa da takip etmeye çalışıyorum. Sizler gibi bende bir oyuncuyum ve oyunculuk hakkında düşündüklerimi kaleme alıp kendi blogumda yayımladım. Arkadaşla muhabbet esnasında burada da yayımlarsam ne olur gibi bir muhabbet geçti. "Ne olucak taşla, sopayla girecekler" dedi. Açıkçası hoşuma gitti, kafama da yattı. Yorumlarınızı şimdiden merak ediyorum... Herkese iyi oyunlar...

He unutmadan bu mubarek arkadaşım 'sayi50' oluyor...

Allah kimseyi hastalıkla imtihan etmesin, zor oluyor gerçekten. Hadi bende biraz yağ olsa bu kadar ağır atlatmayacağım ama o da yok. En ufak bir grip mikrobunda, hemen düş yataklara. Olsun, hastalığı veren Allah; şifayı da verir inşallah, diyerek başlayalım söze. Aslında konumun hastalıkla falan alakası yok. Ancak zorluklarla cebelleşmek beni güçlendiriyor. Sanki aştığım her engelde farklı bir sırra vakıf oluyorum. İçinizden “gene ne saçmalayacak bu yobaz” diye düşünebilirsiniz. Büyük bir ihtimalle haklısınızdır da. Amma ve lakin bu sefer hem konumuz hemde üslubumuz oldukça farklı olacak.
Sabahın erken saatlerinde hastaneye gittim. Hayatımdaki en büyük yoldaşım, dostum, kankamla; annemle sıra beklerken yine kötü oldum. Ayakta durmaya mecalim yok. Gözümü ancak açabiliyorum. Bu haldeyken hiç üşenmeden insanları kesiyorum. Maşallah herkesin ayrı bir derdi var. Hasta olan insanlar hiç yorulmadan saatlerce konuşabiliyorlar. Kahvelerde konuşulanlar, sigaranın kapalı ortamlarda yasaklanmasıyla farklı mekanlara taşar olmuş. Tahmini yaşı 85 civarı olan bir hacı dedem, derin bir nefes alıyor ve başlıyor anlatmaya: “Sene 1948…”
Konuşmanın bundan sonrası bana lazım değil. Çünkü konumuz oyunculuk olurken bizene 85 yaşındaki bir hacı dedenin hastane koridorlarında anlattıklarından. Bana lazım olan sözün başı…
Sene 2002, babama cebren ve hile ile ilk bilgisayarımızı aldırdık abimle beraber. O zamanlar bilgisayar bilgimiz klavye ve fare’den ibaretti. Eee, bir bilgisayar alınır da oyun yüklenmez mi? Oynadığım ilk oyun bir araba yarışıydı (ismini vermek istemiyorum, malum bilen var, bilmeyen var). Oyunculuk deneyimlerim ilk o tarihlerde başladı. Tabi doğal olarak ailemin tepkileri işin tuzu biberiydi. Tamam bizim çocukluğumuzda yoktu belki, eriğe dalmalar, kuş vurmalar, ağaca çıkmalar, aşağıya düşüp kafamızı gözümüzü yarmalar. Babalarımızın sokaklarda yaşadıklarını bizler bilgisayarlarda yaşadık. Ama olsun bizlerde farklı şeylerle eğlenirdik. Sonuçta her kapı aynı yola çıkıyor. Oynadığımız oyunlar gün geçtikçe artıyordu. Oyunların birini bitiriyor diğerine başlıyorduk. E haliyle o tarihlerde bir derdimiz tasamızda olmuyordu. Hiç unutmam intel celeron işlemcili, 256 mb bellek kartlı bir bilgisayarım vardı (Bunu da bilin artık…). Oyunlara başladıktan sonra abim bir süre çalıştığı bir internet cafe’den bir torba dolusu oyun getirmişti. İçlerinden bir oyun dikkatimi çekmişti. Hemen bilgisayarıma kurup oynamaya başladım. Bir süre sonra sadece o oyunla ilgilenir oldum. Bu oyunun diğerlerinden farkı iyi yapılmış olmasıydı. Oyuncuyu sıkmayan senaryosu, mükemmel kurgusu, iyi hazırlanmış fizik motorları ve ustaca işlenmiş karakter dengesiyle tam bir baş yapıttı. Yaklaşık 8 ay civarı oynadım, tabi o tarihlerde henüz amatör olduğum için, bu süre içerisinde oyunun sadece %30’luk bir kısmını bitirebilmiştim. Tabi bu uzun süren oyun bende büyük bir etki bırakmıştı. Kendimi iyiden iyiye fantastik dünyaya kaptırmıştım. Sonraki seneler bu ve buna benzeyen oyunlarla geçmişti. Daha sonra evime internet bağlatınca, sıra online oyunlara gelmişti. İlk yazım olan Bir Ultima Hikayesi’ni dünyanın ilk online oyunlarından olan Ultima Online’nı baz alarak yazmıştım. O yazının hikayesinin yine bende büyük bir değeri vardır. Bilgisayarımı aldıktan yaklaşık 4 sene sonra artık oyunculuk kimliği üzerime iyice yerleşmiş ve belli bir tarzım oluşmuştu. Artık oyunları kendi strateji ve taktiklerime göre oynuyordum.
Ultimada normal günlerden bir tanesiydi. Oyunun forum sayfasında gezinirken bir haber dikkatimi çekti. Oyunun yöneticileri tarafından bir hikaye yarışması düzenleniyordu. Birinci olana ödül verilecekti. İlanı görür görmez hemen bir şeyler karaladım ve oyuncu arkadaşlarıma gönderdim. Hepsinden olumlu tepkiler aldım. Tam ben yazımın üstünde çalışırken annem, ben ve abimden ev temizliği konusunda yardım istiyordu. Mecburen kabul ettik. Bir yandan evi temizliyor bir yandan yazmaya devam ediyordum. Bir iki gün içerisinde bitirdim ve forum sayfasında yayımladım. Benimle beraber beş kişi katılmıştı. Yöneticiler hepimizin yazılarını okumuş ve bir karara varmışlardı. Yarışma yazıların çok uçuk ve saçma olduğu gerekçesiyle iptal edildi. Hıh  eşek ne anlar hoşaftan. Tabi bu durum benim için başlangıç oldu. Hikayemi iyice geliştirip bu gün ki haline getirdim. Gerçi şu anda pekte oyunu yansıtmıyor ama olsun gene de benim için büyük bir değeri var.
Neyse, oyunculuk deneyimlerim gün geçtikçe artıyordu. Şu anda yeni bir oyuna başlasam hiç sıkıntı çekmedem eski taktiklerimle iyi bir noktaya gelebilirim. Her neyse bundan yaklaşık bir sene evvel, her oyuncu için kaçınılmaz bir dönem geçirdim. Artık hiçbir oyun tad vermiyordu. Stratejilerim diğer oyuncular tarafından deşifre ediliyor ve düellolarda pasif kalıyorum. Çok şükür bu dönemi de hafif bir şekilde atlattım. Şimdi diyeceksiniz ki bu yobaz bunları neden anlatıyor.
Sene 2010, 18 yaşında profesyonel bir rpg (role playing game) oyuncusuyum. Embesil Sadrazam, Android Paşa, Fuzuli, Farabi, Mevlevi, Mercan Dede gibi rumuzlarla nam saldım. Sonuç olarak elimde ne var, hiç bir şey. Sekiz senede ne oldun ? sorusuna sadece “oyuncu oldum” demekle yetinebiliyorum. Ancak bu durumun bir güzel yanı var. Ben bu durumun farkındayım ve oyun bağımlısı değilim. Şuan istersem oyunları ve oyunculuğu anında bırakabilirim. Tamam belki zor olur ama yapabilirim. Bir çok oyuncu arkadaşım bağımlı olduklarını dahi kabullenemezken, ben en azından bir sırra daha vakıf oluyorum. Şimdi gelmek isterim asıl konuya.
Aslında bu dünyada yaptığımız her şey geçici. Yani biz ne yaparsak yapalım, ne kazanırsak kazanalım eninde sonunda bir gün onları kaybedeceğiz. Tabii ki hiç çalışmayalım, kazanmayalım demiyorum ancak durumun farkında olup, neyle uğraşırsak uğraşalım kendimizi ona kaptırmamamız lazım. Farkı fark etmeli ve diğerlerinden farklı olmamız lazım. Tabi bu cümleleri yazarken babamın bir sözü de aklımın bir ucundan geçiyor. Beni ne zaman oyun oynarken görse “oğlum bu oyun sana hiçbir şey kazandırmaz” derdi. Evet tamamen olmasa da bir bakıma haklı. Bilgisayar oyunları size fazla bir şey kazandırmaz. Ancak iyi bir oyuncu da bilir zaten, oyun oynayarak bir şey kazanamayacağını. Babam bu sözü söylerken bir açık veriyordu. Ben oyunları bana bir şey kazandırsın diye oynamadım, oynamamda…
2010 mayısın son haftası ve ben hastalıkla boğuşurken bu sırra vakıf oluyorum. Tıpkı hastanedeki o hacı dedenin bir çok sırra vakıf olduğu gibi.
Beni sabırla okuduğunuzu ve içinizden sövmediğinizi düşünerek hepinize teşekkür ederim.
sayi50
Üye
Sen sopa yemeyi çok seviyorsun galiba.. MR.Kubidik abi gerisini sana bırakıyorum.. :D

Neyse sonunda buraya yolladın iyi ettin. Yorumlarımı zaten yüz yüze vermiştim.. Ben sadece sonunda buraya hoşgeldin diyorum.
Dark_BlueDark_Blue
Üye
Yazı,bir şeylerden bahsetmeye çalışıyor ama ben anlamadım.Yazıda bir bütünlük yok...

Bu yazıda ne anlatılıyor ? Anlamadım ben...
Locco
Üye
Yazı bütünlüğü yok ama oyunlar bence insanlara güzel şeyler kazandırabilir.Elbette internet kafelerde sümüğü akan 8-9 yaşındaki elemanların gınayt oynamasından bahsetmiyorum.Her ne kadar kulağa klişe gelse de oyunlardan ingilizceyi öğrenebilirsiniz.Hayal dünyanızı gelişebilir.Oyun oynamanın bir bağımlılık olduğunu da düşünmüyorum.

-Out.
AcemiNeyzen
Üye
dark_blue;

yazının ne anlattığı kişiden kişiye değişir, herkes bir yazıyı okuyup aynı şeyler anlamaya bilir...

he benim ne anlatmak istediğimi soracak olursan;

aradaki dengeyi sağlamak olabilir. vakit geçirdiğimiz şeylerin bir oyundan ibaret olduğu ve ömrümüzü ele geçirmemesi gerektiği olabilir...

Locco;

yazı bütünlüğünden kastını biraz daha açabilirmisin ?
Locco
Üye
Yok efenim kötü bir manada şey etmedik.Sadece aralara girip bilgiler vermişsin ya /Ahmet Mithat Efendi gibi :) / p şeyi şey ettirmiştim.
AcemiNeyzen
Üye
ahmet mitat efendi benzetmesi güzel :)

de ben ayarı kaçırdığımı düşünmüyorum...
Locco
Üye
Hayır kaçırmadın aslında ilk mesajımda yok 'tan sonra  yazmıştım ama ilkinde bir anda offline olunca site.Öyle kaldı öyle de sert durdu biraz.
discussioncontroller