Motosiklet Kazası Yapmak
Leader
Üye
drouzzin dedi:


"Yav, bi Leader vardı, motor kazası yaptım diye ufak bişiyler karalamıştı bi zamanlar foruma, noldu acep?" diyerek açtım forumu bugün. Sonra başlığı gördüm.

Motor cidden çok ama çok heves ettiğim, ve bir o kadar da korktuğum bişeydir. En azından Kaş - Kalkan arasını gece, güzel kafayla gitmek gibi bir şansın olmuş; benim olmadı, seni kıskanıyorum diyebilirim. :) Akabinde yaşadıkların ise motor fikrini aldı benden götürdü. Bunları anlatabiliyor olman bile çok acaip, ben sözünü bile edemezdim.

Tekrar geçmiş olsun.

Bu arada, saç dediğin nedir ki, uzar yine. ben de kestirdim bak; ama soranlara "kestirdim" demiyorum, "yine uzatıyorum" diyorum. :)

Çok sağol.

Zaten saçlarım bayağı bir uzun olduğu için arkadan gelen saçlar pek bir güzel kapatıyor boşluğu. Bir de o kısma ters taraftan saçlarımı oraya doğru atınca tam süper oluyor.

skyblade dedi:


Buraya ne yazsam şimdi bilemedim pek aslına bakarsan. Öncelikle geçmiş olsun. Sonrasında da ucuz atlatmışsın demek lazım sanırım. Geçtiğimiz cumartesi bir motorcu arkadaşımızı daha kaybetmenin üzüntüsüyle yazıyorum biraz da bunları. Motosiklet şakaya gelecek hafife alınacak bir alet değil maalesef. Senin de en yakından gördüğün üzere 2 tane bira içsen bile bilinecek bir alet değil. Denge unsuru sürücünün dikkati ve refleksleri her zaman açık olmalı. Artık olan olmuş ne desek boş tabi. Yine de her zaman tam korumalı "full face" olarak tabir edilen kapalı kaskı kullanarak yola çıkmakta fayda var. Bir de kaza anındaki kaskın markasını ve tipini merak ettim yazabilir misin acaba?

Kaskın markasını bilmiyorum. Jandarma Trafik alıp götürdüğü için de görmedim, sadece ifadeye giderken baktım komple çizikti üstü; markasına bakmak aklıma gelmedi. "Full face" değildi kask, yarım kasktı; Şehiriçinde polise göstermelik takılanlardan.
Leader
Üye
Spoiler:

Tam bir ay oldu. Evet, bugün tam bir ay. Çabuk toparladım cidden kendimi. Çok kötüydü. Hayatımda daha önce ölüme hiç bu kadar yaklaşmamıştım, hatta yakınından bile geçmemiştim desem yanlış olmaz. İlerleyen zamanlarda, kötü de olsa bu olayı detaylarıyla hatırlamak adına bugün uzun zamandır planladığım bu yazıyı ve hatta belki de yazı dizisini yazmaya başlıyorum. Anlatacağım sadece neler olduğunu.

Arkadaşlarla uzun zaman sonra dışarıya çıkmıştım. Bara gidecektik. Çıktık dışarı, 35′lik bir vodka aldık 4 kişi içtik. Sonra bir bara girdik. Beğenmedik çıktık. “Kalkan Barlarını görün siz, bu saatlerde bar tezgahının üstünde kızlar dans ediyordur” dedim. Keşke bunu hiç söylemeseydim. O an itibariyle Kalkan’a gitme fikri ortaya atıldı. Ben gitmeye gönüllü değildim pek, zaten tavırlarımdan da anlamıştı ortamda bulunan bir şahıs. “Yol kesiktir Kalkan’da” dedim. Yalan söyledim aslında, daha önce sadece 1 kez görmüştü orada yolun kesik olduğunu. “Sende ehliyet var, önden gidersin; varsa polis döneriz” dediler. Tamam demek mecburiyetinde kaldım. Çıktık yola 2 motor. Diğer arkadaş, benzinim az dedi. Petrole gittik, kapalıydı petroller. Depodaki benzine güvenip, çıktık yola. 30 km yolumuz vardı.

İkamet ettiğim ilçenin, kendisinden daha küçük olan Kalkan beldesine gidiyorduk. Gece saat 1:30 civarı vardık oraya. Bara gittik. Eğlenmeye. Dans etmeye. Eğlendik. Dans ettik. İçtik. Sarhoş olduğumuzu düşünmüyorum ama güzeldi kafalar; çakır keyifti. Saat 3:40 sularında bardan çıktık ve eve döneceğiz.

Atladık motorlara dönüyoruz. Kaş’a yaklaşık 6 km kalmıştı. Yol üzerinde bir köy var, diğer motorlu arkadaş o yoldan girelim dedi. Nedense artık… Tamam dedim. Yokuş aşağı giderken, sola doğru 5 metre genişliğinde bir yol var; oradan giriyoruz o bahsettiğim yere. O yol, yokuş aşağı iniyor olmamızın aksine, biraz dik bir yol. Neyse. Alkolün de gazıyla, abandım gaza ben. 60-70 km civarı bir hızımız olması lazım. Sinyali verdim, giriyorum. Hızlıyız. Ne olduğunu anlamadım, pat küt bir şeyler oldu. Cidden kaza anını hiç hatırlamıyorum. Taş sesleri geldi, motorun bir yere çarptığını hissettim. Ve zaten sonra yerdeydim.

Ağzımda kan vardı. İlk farkettiğim şey o oldu zaten. 3-4 kez tükürdüm yattığım yerde yana doğru. Bu sırada bizim arkadaşlar beni kaldırmaya falan çabalıyorlardı. Ambulans çağıralım diyordu bir tanesi. Ben pek bir şeyimin olmadığını düşünüyodum, kazanın sıcaklığı ile. Dedim diğer motorlu arkadaşa, “beni sen götür”; onlar da ne yapacaklarını pek bilmiyorlardı zaten ve “itfaiye çağıralım” diyen bile oldu. Neyse bindik motora. Yüzüm kanlar içinde, arada bir gözümü açıyorum ama gücüm yok açık tutmaya. Kafamdan aşırı derece fazla kan geldiğini gören arkadaşım, motoru sürerken üzerindeki gömleği çıkarttı kafama doladı. 5 km kadar motorla gittikten sonra hastaneye vardık.

Ben hala pek bir şeyimin olmadığını düşünüyordum. Ta ki acil servisteki sedyeye yatana kadar. Gözümü açmıyordum. Tamamiyle bıraktım kendimi, artık ne yapacaklarsa yapsınlar diye. Zaten başka ne yapabilirdim ki. Üzerimde ışık tutan bir alet vardı yüzüme, Metallica – One’ın klibinde gibi hissettim kendimi niyeyse. Neyse, çok geçmeden doktorlar harekete geçti. Gerçi bir doktor vardı bir hemşire vardı.

Diyaloglarını dinlemek acayip keyifliydi. “Off çok kötü burası”, “buraya da dikiş lazım”, “kafa çok kötü” falan gibi şeyler söylüyolardı. İki yandan dikmeye başladılar. Öyle bir şey ki, iğneyi basıyorlar, dikiyolar. İğneleri hissediyorum sadece. Gözlerim zaten açık değil. Arada bir açtığımda da iğne veya dikiş görüyordum doktorun elinde.

Saçlarımı kesmemeleri için yalvardım. Ama dinlemediler. Kestiler. Şu an baktığımda aslında pek de fazla kesmesine gerek olmadığına karar verdim, biraz fazlaca kesmiş hemşire. Neyse. Dikişleri atarken konuşuyolardı yine. Doktor, hemşireye “aferin kızım güzel diktin” falan diyodu sürekli. Cidden de iyi dikmiş şu an bakıyorum da. Sadece burnuma attığı dikişte bir düzensizlik olmuş, onun hariciden başarılı dikişler.

Dikişleri bitirdikten sonra t-shirtümü kaldırdıklarında karnımda da kocaman bir yarık gördüler. Oraya da bastılar iğneyi ve diktiler. Dikişler nihayet tamamlanmıştı. Tek bir dikiş izi olmayan yüzüme 8, kafama 6, sağ koluma 5, karnıma 4 dikiş atıldı. Bu dikişlerin sayısını dikişler alınırken saydım, hastaneden çıkarken hemşireye sorduğumda saymadığını söylemişti. En son dikişler karnıma atılmıştı. Onların hemen akabinde, tetenoz aşısı yaptı yine karnımı hemşire. O biraz acıttı.

Kafama atılan dikişler acayip hissettirdi. Zaten dağılmış bir şekilde kafam, şu an bakınca bile garip oluyorum. İyileşmiş halini görünce bile yani. Bir de açıkken nasıldı acaba falan diyorum. Gerçi belli nasıl olduğu. Hemşire bir dikiş atıyordu, ardından bastıyodu ve vıcık vıcık kanın gelip gittiğini o bölgede hissediyordum. Ardından dikişinin yetersiz olduğunu anlıyordum çünkü kan çıkıyodu hala ordan. Ve ardından bir dikiş daha atıyolardı.

Kan kaybının titremeye yol açması durumu bana hep garip gelirdi. Ama bunu canlı canlı kendim yaşayınca cidden böyle bir durumun olduğuna tatmin oldum. Bu yaz sıcağında titremek. Üşüme hissini yaşamak. Üzerime bir şey örtün diyordum, örttükten sonra kaldırın diyordum. Yaralarım acıyordu çünkü. Öyle bir şey.

Dikişler atılırken ve tedavim sürerken bir yandan da konuşuyordu doktor benimle. Sorular soruyordu. Ne oldu falan diye. Anlatıyodum ben de her şeyi. İsmimi sorduğunda ehliyetimi ve kimliğimi içinde bulunduran cüzdanımı doktora verdim. Bu sırada alkol muayenesi için Jandarma Trafik geldi. Üfledim. Sınırı aşmışım. Ehliyeti aldılar götürdüler. Kimlik kaldı.

Giriş olarak bu kadar yeter sanırım. Acil servisten çıktıktan sonra neler yaşandığını, bundan sonraki yazıda anlatacağım.



Bugün 9 Eylül 2010 ve 2 ay oldu. Bundan 1 ay önce yazmış olduğum başlangıç yazısı yukarıda spoiler'dadır. Bu yazı o yazının devamıdır anlayabileceğiniz üzere.

Kaldığım yerden devam edeceğim. Dikişlerim atıldıktan sonra hemen röntgen odasına götürüldüm ve komple bir taramadan geçirdiler; aslına bakarsanız götürüldüm diyemem çünkü ben iyi olduğuma o kadar inanıyordum ki kendim yürüyerek gittim =D. Her neyse uyumak istiyordum, sabah 7 olmuştu artık. Ama bu mümkün olmayacaktı elbette. Apar topar ambulans ile Fethiye’ye götürülmeme karar verdiler. Bindirdiler ambulansa. Bunu hep merak etmişimdir, ambulans içindeki acil hastaların durumu, içerideki o havayı. Direkt olarak görmüş oldum bu sayede. Çalan siren sesinin benim için çaldığını düşünmek bile tuhaftı aslında; ben o kadar kötü değilim ki diyordum hala…

Yol cidden çok çabuk geçti. Herif hızlı sürdüğünden olacak ki bir çırpıda geçti yol. Bayılmadığıma falan eminim, hep ayıktım. Hatta bir ara üşüdüğüm için üzerimi örtmelerini istedim yanımdakilerden.

Hastaneye geldik. Kapıdan tanıdım, Letoon’daydık =D. Geçtiğimiz yaz benzer bir motosiklet kazasından yara almadan kurtulduğumda diğer kaza zedeleri bu hastaneye getirmişlerdi; ben de onlarla beraberdim. Hatırladım hemen… Hastaneye girer girmez kusmak istedim. Yolda cidden fena oldu midem. Kustum, komple kandı. Öleceğimi düşünmeye  bile başladım o an itibariyle. Tekrar kustum, tekrar kan vardı. Bunu gören doktorlar tabii iç kanamadan şüphelendiler ama öyle bir şey çıkmadı. Bir çok oda dolaştırdılar hastanede. Yapmadıkları test veya bu tarz şey kalmadı.

En sonunda odama gelebildim. Artık uyuyabileceğimi düşünüyordum ama ne mümkün… Uyumamam gerekiyormuş. Uyumadım. Zaten acıdan uyumak pek de mümkün olmuyordu. Serum bağlıydı. Ağrı kesici veriyorlardı direkt damardan. Ama ağrı kesiciler kesik ve sıyrıkların acısını almıyordu ki…

Doktorum geldi. Kafamda ufak bir çatlak olduğunu ama bir tedaviye gerek olmadığını söyledi. Zamanla iyileşirmiş. Onun akabinde kulak burun boğazcı geldi. Muayene etti. En son burnuma baktı, burnumu kontrol etmek için tuttu ve sıktı. “Kıt” dedi, oturdu kemik yerine =D. Akabinde hemen aşağıya götürülmemi söyledi. Götürdüler. Kontrol için götürdüklerini düşünüyordum ben; orada bir kız vardı. Güzel bir kızdı =D Sağlık Meslek Yüksekokulu öğrencisiydi sanırım, stajyer olduğu anlaşılıyordu. Acır gözlerle beni seyrediyordu. Niye buraya getirildiğimi sordum, bilmiyorum dedi. Birazdan öğrenecektim zaten ne için olduğunu. Doktor Efendi geldi, “daha bir sürü hasta var hadi çabuk olun” dedi. Işığı yaktı. Burnuma bir sprey sıktı, sprey direkt boğazıma indi. Hayvan gibi sıktı. Yok böyle bir şey. Hemen ardından da hiç vakit kaybetmeden, tamponu bastı. İki kaşımın arasından bir şeyin geçtiğini hissetmediysem şerefsizim. Yok böyle bir acı ya. Şu ana kadar yaşadığım en berbat şey. Gözümü bir kez açtım, onda da bir çubuk gördüm. Ben o çubuğu burnuma soktular zannediyordum ama meğer onu pamuğu içeriye tepmek için kullanıyorlarmış. Her neyse, tamponu yaptılar. Üst tarafa da alçıyı bastılar. Odama koyuldum tekrar.

O tampon 3 gün kalacak dedi doktor. İşgenceydi resmen. Çok kötüydü. Burundan nefes alamamak, koku alamamak. İçtiğim ve yediğim şeylerden tat alamıyordum. Resmen nefes almanın değerini anladım. 3 gün boyunca… Hiçbir şeye ağlamadım, ilk defa şu tampondan sonra ağladım. O derece berbattı. İşin kötü yanı, göz yaşlarım burnuma gidemiyordu çünkü tıkalıydı, üstten çıkıp akınca da direkt alçının altına doğru süzülüyordu. Çok garip bir şeydi. Burnuma sıktığı o spreyin tadı da ağzıma geliyordu. Bu tampon kadar boktan bir şey görmedim ben ya. Cidden… 3 gün sonra çıkartırken biraz acıdı ama o an mükemmeldi. Tekrar nefes alabiliyordum, nefesi burundan almak daha lezzetli.

Ben hala hiçbir şeyimin olmadığını düşünmeye devam ediyordum. İlk pansuman zamanım geldiğinde aslında o kadar da iyi olmadığımı anladım. Resmen ceset olmuşum. Her yerden yara veya dikiş çıkıyordu. Yaralar henüz kabuk bağlamadığı için pansuman ciddi anlamda işgenceydi. Çok acıyordu ya. Öyle böyle değil. Bir de bez ile kremleri sürmek varken şerefsiz hemşire çubuk ile sürüyordu. Acıyor diyordum ama dinlemiyordu. Kazırcasına sürüyordu kremi. Şerefsiz karı.

Hastanede geçirdiğim ikinci gün aynaya bakmaya karar verdim. Etrafımdaki herkes hiçbir şeyim olmadığını söylüyolardı, ben de inanıyordum. Gittim aynaya. Bu ben değildim. Yüzümün sağ tarafı komple yaraydı. Saçımın bir kısmı kesilmişti ve dikişler görünüyordu. Alnımda 2 dikiş vardı kocaman. Sağ kaşımın üstü ve sol yanağım şişmişti. Resmen yüzümün şekli değişmişti. Ve bir de alçı vardı burnumda.

Sağ omzum paramparçaydı. Kolumda da 5 dikiş vardı. Kaldıramıyordum sağ kolumu. Sol bileğimde de tam eklem yerinde büyük bir yara vardı; geceleri uykumu zehir ediyordu o yara. Dizlerim paramparçaydı, karnımda da dikişler vardı.

Kazaya inanmak, bunu kabullenmek 3 günümü aldı. Hastanenin yatağı biraz ufaktı, ayağım değiyordu bitiş noktasına. 3 gün boyunca sürekli orayı tekmeledim sinirden. Hareket edince en az acı duyduğum yer sol bacağımdı, onu kullanıyordum…
kurtkapankurtkapan
Üye
Yeni görüyorum.

Geçmiş olsun.Bütün kötü olaylarda seni mi buluyor üstad?
Şimdi bir şeyin var mı?
Leader
Üye
kurtkapan dedi:


Yeni görüyorum.

Geçmiş olsun.Bütün kötü olaylarda seni mi buluyor üstad?
Şimdi bir şeyin var mı?


Sağol, evet bir talihsizlik var üzerimde ;D
Şu an iyiyim. İzlerden başka can sıkan bir şey yok.
creiGncreiGn
Üye
Ovv, çok fenaymış abi. Büyük geçmiş olsun.

Motosiklet Türkiye şartlarında zaten tehlikeli bir alet trafikte araçtan sayılmadığı için diğer sürücüler tarafından, bir de alkollü kullanarak iyice şansını zorlamışsın. Ölebilirmişsin, şanslısın ki iyisin şu anda. Yaşadıklarına çok üzüldüm ama, özellikle de arkadaşın olacak pisliklere ve o gerzek kıza diyecek laf bulamıyorum.

Geçmiş olsun tekrar.
SwooshSwoosh
Üye
motorsikletlerin hakkaten tehlikeli binekler olduğunu geçen hafta otobüs beklerken, kırmızı ışıkta DURAN bir motora arkadan gelen arabanın yavaşlayamayarak çarpmasını ve motor sürücüsünün karşı yolda akan trafiğe doğru süzülmesini gördükten sonra tekrar idrak ettim. çok temkinli olmak lazım.
geçmiş olsun.
Leader
Üye
Çok sağolun.

creiGn dedi:


Motosiklet Türkiye şartlarında zaten tehlikeli bir alet trafikte araçtan sayılmadığı için diğer sürücüler tarafından, bir de alkollü kullanarak iyice şansını zorlamışsın. Ölebilirmişsin, şanslısın ki iyisin şu anda. Yaşadıklarına çok üzüldüm ama, özellikle de arkadaşın olacak pisliklere ve o gerzek kıza diyecek laf bulamıyorum.

Alkol konusunda kim ne derse haklı, onu zaten ben de kabul ediyorum ancak işte o an bunun ne kadar tehlikeli bir şey olduğunu idrak edemiyorsunuz; iş işten geçmiş oluyor, acı bir ders oldu benim için... O arkadaşlar ve kız da yok artık.
creiGncreiGn
Üye
Polyannacılıktan nefret ederim ama, hayatındaki gereksiz insanları ayıklamak için de bir fırsat olmuş bu kaza. Eğer iyi bir tarafı varsa budur herhalde böyle bir kazanın. Ama kaza sonrası yaşanan o kötü deneyimlere değer mi? İlk elden deneyimlemeden bir şey demek düşmez sanırım kimseye.
haşırt_the_bilekbord
Üye
motosiklet konusunda hiçbir şey bilmem ama arkadaşların bu tarz hareketlerini gördüm diyebilirim (seninki kadar acı olmasa da). eminim ki kazadan çok arkadaşlar koyuyordur adama.

geçmiş olsun
Leader
Üye
creiGn dedi:


Polyannacılıktan nefret ederim ama, hayatındaki gereksiz insanları ayıklamak için de bir fırsat olmuş bu kaza. Eğer iyi bir tarafı varsa budur herhalde böyle bir kazanın. Ama kaza sonrası yaşanan o kötü deneyimlere değer mi? İlk elden deneyimlemeden bir şey demek düşmez sanırım kimseye.

Evet, tek iyi yanı sanırım etrafımdaki insanları daha iyi tanımamı sağlaması oldu.

Kazadan sonra kimseyi suçlamadım. Kimseye tek kelime etmedim. Ama o gün kazadan önce takıldığım insanlar tarafından resmen arkamdan vuruldum. Onları oraya ben götürmüşüm. Beni hastaneye götüren arkadaş olmasaymış ben ölürmüşüm orada. İşin ilginç yanı en başından beri bizi oralara sürükleyen kişinin kendisi olması; ama olayların sonunda kahraman oldu. Allah razı olsun tabii hakkını yemeyelim, beni aldı götürdü hastaneye; kanlar içindeki birini arka tarafa oturtup 8-10 km götürebilmek büyük olay ancak sonrasında pek benim beklediğim gibi davranmadı. Yine de sağolsun, insanlık etti o an için.

@haşırt_the_bilekbord: Sağol birader :)
discussioncontroller