Okur İncelemelerim
MelkorMelkor
Üye
ne bursa'dan sonraki sayfa haberi mi var? sonraki sayfa mı?!

edit: sonraki sayfa! evet bu sefer oldu!
alta edit: onu da floodlayalım! belki olur.
FeylingFeyling
Üye
Tamam tamam geldik, kaptan. Tinypic'den resim yükleme sorununu da halledersem oldu bu iş.

Daha dur, bağlantı sorunları yüzünde TTNET'i de floodlayacağız... Derken karşınızda Machinarium efendim.

(Başlık editleniyor mu bu arada? Yaratıcı isim tavsiyesi olan? Ve hayır Nostalji Pınarı olmaz!)
FeylingFeyling
Üye
[center]Machinarium[/center]


           
[center]Eski Neslin Acı Feryadı[/center]


            Araya sıkıştırdım. Maksadım onu elden çıkarmaktı. Yeni nesil akıp gidiyordu. Birçok insanın mızmızlanmasına rağmen; grafikler cillop oldu, ruh öldü demesine, güzelliği grafiksiz animasyonsuz, 85 yılının emülasyonlarında aramasına rağmen; muhteşem, derin atmosfer sahibi, entelektüelliğinizi tatmin edecek sanat içerikli oyunlar geçip gidiyordu. Hepsinden mahrum kalıyordum. Assassins Creed 2 gidiyordu, bense Diablo 2’de daha farklı ne karakter oluşturabilirim diye düşünüyordum. Bioshock rüzgâr gibi geçti, bense Mech Warrior 4’ü çözmeye çalışıyorum. İnsanlar Oblivion’ı iliklerine kadar sömüreli kaç yıl oldu? Arcanum’da henüz Tarant’a bile ulaşamamışken ben.
Bütün bu geri kalmışlık hissiyatı içinde yeni neslin bir ucundan dokunabilirim gibi geldi. Bu külüstür bu yolu aşar dedim 5500’üme. Bir süre eskinin tozlu kokusunu çekmem diye düşündüm. Pörtlek borudan gözlerine bakarken, senin hiçbir zamana ait olmadığını fark edemedim Machinarium.



[center][img width=780 height=487]http://i36.tinypic.com/33eo4ro.jpg[/img][/center]
[center]U2'nun ön grubu seçilmiş sayın seyirciler!!! (Hiç fena olmazdı bence)[/center]



            Bunca mızmızlığa rağmen Machinarium aşırı derin bir oyun değil, önceden uyarayım sizi. Sadece ben bir poğacaya bakarken bile duygusallaşabilen bir insanım, o kadar.

[center]
Yeterince Acıdıysanız Poğaçalar için Adresim...[/center]


            Amanita Design‘nın belki başka oyunlarını oynamışsınızdır. Nette öylesine gezinirken bir tavsiye linkiyle Samorost isimli oyunlara ulaşmışsınızdır. Bir şekilde Samorost’u tecrübe ettiyseniz, Machinarium’da daha fazlasını bulacağınızı söyleyebilirim. Yok, tecrübe etmedim diyorsanız da;
            Kontrol ettiğimiz karakterimiz (ismi var mı?) kendini çöpte bulunca başlıyor Machinarium. Oyunun bir iki tıklamadan ibaret kontrollerini de burada öğreniyoruz. Kontroller sadece fare ile sol tıktan ibaret, ipucu ve topladıklarımızın gözüktüğü ekranın üstündeki kısım dışında bir arayüz yok. Flash tabanlı bir oyun olduğundan, sağ tıkladığınızda Adobe Flash ayarlarına ulaşıyorsunuz. Bunu yok edememişler mi demek yerine, hazır girmişken ve Machinarium’da aşırı yavaşlık problemleri çekiyorsanız “donanım hızlandırma”yı kapatabilirsiniz. Siz ağzım, yüzüm, menüm derken; Robot, parçalarını sağdan soldan topladığı gibi Machinarium’un yolunu tutuyor.


[center][img width=780 height=487]http://i38.tinypic.com/2liy53r.jpg[/img]
[/center]
[center]Bu bulmacadan sonra vantilatörlere daha dikkatli yanaşır oldum.[/center]


            Robot deyince aklınıza I, Robot gelmesin, hele Machinarium’u görünce burası da makine şehri, Matrix’deki de, diye saçmalamayın sakın. Machinarium son model donanımlar gibi parlak değil, biraz kirli ve paslı. Bu dokular ve dizaynlar sağolsun, bütün arkaplanlar yaşanmışlık hissi veriyor. Bu özelliğiyle, hele bir de sakinlerini gördüğünüzde, çok daha “olması gerektiği gibi” olduğuna kanaat getirdim. Özellikle de ibadethane çanı sahnesiyle.



[center][img width=780 height=487]http://i36.tinypic.com/if5pwy.jpg[/img]
[/center]
[center]Dünyada ahenkle yaşam, sadece Machinarium şehrinde...[/center]



[center]Karakter Dizayn Dersi 101; Tetsuya Nomura = Boncuk ve Fermuar[/center]


            Karakterimiz tipsiz bir robot olsa da hareketleriyle yüzümü güldürmeyi başardı. Tangur tungur yuvarlanmasıyla, ciddiyeti ve karizmasından ödün vermeyecek karakterlerden daha güzel. Hem Guybrush neden bu kadar seviliyor sanıyordunuz?


[center][img width=780 height=487]http://i38.tinypic.com/20ghe7s.jpg[/img][/center]
[center]Robot kadar sevilesi bir başka karakter... Kıyamazsınız, o piller bulunacak! [/center]


[center]Üç Satır İçin Başlık Atmaya Utanmadım![/center]


            Hissiyat falan diye giderken bunun bir adventure oyunu olduğunu unutmuşum. Bir adventure oyunu, kolay bulmacalarıyla. Takıldığınız bir yer olabilir belki, tıklamayı unuttuğunuz bir nokta. Bu durumda adventure ritüellerinden bir olan, oyunu kapatıp, ertesi gün açmayı uyguluyorsunuz. Bu şekilde çözemediğim bulmaca olmadı :) Bir diğer adventure ritüeli de kaybetmeye yüz tuttuğumuz, arkadaşlarla beraber kafa patlatarak oynamak adeti ki, çok ama çok eskilerde kaldı :(


[center][img width=780 height=487]http://i37.tinypic.com/fa6hwi.jpg[/img][/center]
[center]Bu kedi ve kuşla PETA tarafından kovalanacak kadar uğraştım.[/center]


[center]Başlık Atmayı Beceremediğimi Anladınız Sanırım?[/center]


            Machinarium grafikleri, harika müzikleri ve bulmacaları kendine has; hepsini gayet tatlı bir şekilde yoğuran bir oyun. Bizi üzen tek yanı çok çok kısa olması. Ama bir cümle önceki basit tanımımız kendi içinde asıl aradığımız şeyi sunuyor aslında. Şöyle deli böyle manyak, adrenalinden geberten, grafikleri beynimizi pörtleten şeyler aramıyoruz biz (beyin pörtleten bir şeyler arıyorsanız o ilaçlara biraz ara vermenizin vakti gelmiştir hem bence). Biz “o” oyunu arıyoruz. Kalbimizi dolduran, ruhumuzu dindiren… En son ne zaman dinmiştin sen dengesiz ruhum? Efendim? Shadow of Colossus’ta Yasak Vadi kırlarında ya da Okami’de Japonya’nın vadilerinde koşturuken mi? Beyond Good & Evil’da Hyllis sularında yüzerken mi? Belki Farcry’da adada hiçbir mercenary’nin olmadığı o tenha, sakin sahili bulduğunda. Ama bütün bunlar çok geride kaldı, hatıraları silikleşti. Bak burada yepyeni bir nefes var. Machinarium bunlardan daha başka, al bunu da yaşa. Cildi parlamıyor, su efektleri yok; bitirdiğinde malum boşluk hissi, heyecandan kalan kalp çarpıntısı ya da yeniden başlama isteği de yok. Ama kocaman bir gülümseme var.


Not: Wikipedia’ya göre karakterimizin ismi Josef’miş bu arada, Robot kelimesinin bulan insan evladına binaen.
FeylingFeyling
Üye
[center]GOD OF WAR: GHOST OF SPARTA[/center]

[center]
Fırtınanın Gözü Çıksın![/center]
Hayatınız çok kötü gidiyor olsa gerek. Önce monoton bir şehirde üniversite kazanmış sonra da bunalıma girip okulda başarısızlığa uğramış gibi bir haliniz var. Yıllar geçtikçe içinizdeki sinir artıp, arkadaşlarınızı yanınızdan uzaklaştırmış olabilirsiniz. Son olarak da çok sevgili hocalarınız Himalayalar’daki egolarıyla en yıpratıcı darbeyi vurmuştur. Bu yüzden zincirlerle kolunuza işlenmiş kılıçlarınızı savurup, o lanet olasıca betonarme hocasını sınıf tahtasına mıhladığınızda, herkes sizi anlayışla karşılamıştır, değil mi?


[center]image[/center][center]O notları bu gözle mi verdin ha!?[/center]


[center]Athena! You dare to defy me?[/center]
Yukarıda saydığım sebeplerle (birebir aynısı canım) Kratos da biçtiği her tanrıyla birlikte takdir gördü, pohpohlandı, “adam haklı beyler” denildi. Gerçek şuydu ki Kratos’un başına ne geldiyse, kendi seçimleri sonucu geldi. Ha başlangıçta Ares biraz iteklemiş olabilir, ama adam savaş tanrısı tahtında bile rahat durmuyor hala, daha ben ne diyeyim?
Ghost of Sparta’ya, 1. oyunun sonundan, (spoiler tsunami!) Kratos’un savaş tanrısı tahtına oturtuluşundan itibaren başlıyoruz. Artık bir tanrı olmasına rağmen kendisine acı çektiren görülerden kurtulamayan Kratos, annesinin yardım çağrısını aldığı yeni bir görüyle Atlantis’e doğru yola çıkar ve olaylar gelişir (Vallahi!)
Olaylar gelişir demişken gelişen olaylardan bahsetmek istiyorum (o rlly?) Her oyunuyla harika iş çıkaran hikâye kurgusu (3. oyunda diğerlerine nazaran ezikti tamam) GoS’da da beklediğimi verdi. Yıllar geçtikçe Kratos’un geçmişini sindire sindire doldurdukları yetmiyormuş gibi bir de başlangıçta sadece dizayndan ve oynanış unsurundan ibaret olan birçok şeye (Kratos’un zincir kılıçları, beyaz teni, dövmesinin deseni) karakter kazandırılması gerçekten hoşuma giden bir şey oldu.


[center]image[/center][center]Bu serinin eziği ben miyim laaaan!? (maalesef)
[/center]

[center]Portatif Başarı Hikâyeleri[/center]
Santa Monica çalışanlarını kurgu üzerine överken, PSP versiyonunun yapımcısı Ready At Down’ı grafiklerde çıkardıkları harika iş için övmezsem olmaz. Serinin öteki oyunlarından alışageldiğimiz bölüm dizaynlarına rağmen o kadar harika arka planlar yapmışlar ki! ; Atlantis’e dönüşünüzde arka plandaki anafora bakmayı unutmayın, tek kelimeyle muhteşem. Bunun yanında karakter grafikleri; rüzgâr, kar fırtınası, alev efektleri de güzel gözüküyor. Görsellerde gözüme batan tek şey Deimos’un kaplamasıydı ki neden bu kadar kötü gözükür halde bıraktıklarını aklım almadı.

[center]
image[/center][center]Anafor, oynarken durağan resimdekinden daha heyecan verici. Poseidon’nunkinden başka hangi klozette sifonu çekince şimşekler çakıyor?[/center]

Ready At Down’a bir şuku da serideki kurgu kalitesinin tutarlılığını korudukları için veriyorum. 1 ve 2. oyunun ekstralarında ve 3. oyunda görüp, önceden bildiğimiz şeylere rağmen, bazı sahnelerin geçiştirilmemiş, Kratos nasıl ilk kez öğrenmişse, bize de ara sahnelerde aynı muamelenin yapılmış olması takdire değer. Hem böylece insanın spoiler vermemek için ne kadar saçmalayabileceğine dair bir cümle okumuş oldunuz, fena mı?


[center]image[/center][center]-Ya, beniiiim![/center][center]-Evladım bırak, vurucam suratına dişliyi bak![/center]

[center]Kratos’a Dante’nin Yeni İmaj Meykırı Lazım[/center]
Bu arada oyunun işleyişinde büyük bir değişiklik yok, bütün aksiyonumuz önceki oyunlarla aynı. Neyse ki bu bizi henüz baymadı. Çünkü kontrol, kombo ve animasyonlarla aksiyonu hala zevkli. Oynanışa getirilen küçük yeniliklerdense, kullanması çok zevkli Spartan Arms isimli mızrak ve kalkanı, bir de minicik bir GTA havası veren (ki miniciği bile abartıdır) Sparta bölümünü sayabilirim.


[center]Kadı Kızı Neden Buralara Uğramıyor?[/center]
Sırf yazmış olmak için deşip bulduğum bazı eksileri var oyunun ki nazar değmesin. Mesela mazoşist god mode’da oynadıkça, oyun size bug’lı yüzünü gösteriyor. Mesela ben aksiyon sırasında animasyonlarda 5 taneye rastladım (çokmuş ayol) Sonracığıma sadece bir tane ekstra silah var. 1,2 ve 3. oyunlardaki ekstra içerik de her zaman ki gibi PSP versiyonlarında yok ama bunun da boyutla ilgisi olsa gerek. Sonra, sonra, hah, oyunda brothel var! Challenge’ları da çok kolay ya da biz 4 oyundan sonra oyunun fahişesi olmuşuz (yemez)


[center]image[/center][center]Bir şeye benzeyen tek kostüm Lejyoner maalesef sadece ön siparişle alanlara açık.[/center]

Gördüğünüz gibi oyunun eksileri, sonradan açılabilen ekstra kostümleri kadar dandik (Aha!) Hem zaten siz de biliyorsunuz ki PSP’de bu model aksiyonu oyunu bir elin parmaklarını geçimiyor. Geçseydi bile bu kadar kaliteli bir yapım için o parmakları kırıp almaya değer inanın (lan?)
Sonuçta God of War yine olmuş, Ghost of Sparta ile harika olmuş. Şimdi müsaade ederseniz, betonarme hocasının kafasında daire çıktı da....
FeylingFeyling
Üye
Külüstür laptopum son 10 yılın en sıcak günlerini yaşadığından old school bile takılamıyorum. O yüzden PSP ile devam ediyoruz neşe pınarına (?)
FeylingFeyling
Üye
PSP

[center]X-Men Origins Wolverine[/center]


[center]Writer’s Block (Hadi oradan)[/center]

Şu an kendimi zor tutuyorum ama elimden hiç bir şey gelmiyor. Çünkü: “Şu an ne yazacağımı bilmiyorum.” Bu klasikleşmiş, muhteşem girişi, gönül isterdi ki dopdolu bir oyun için, bir duygu seli içerisinde gözlerimi dolduran bir oyun için yazayım. Fakat çoğu yazarın aksine benim dimağımı kurutan oyunlar kaliteli olanlar değil; beni aptala çeviren, oyun olmaktan aciz yazılımlardır. Kötü oyun yazmaya X-Men Origins Wolverine ile başladım. Artık Dante’s Inferno’da da görüşmek üzere…

Deyip bırakamıyorum tabii ki. Neyse ki Wolverine hakkında söyleyecek fazla bir şey yok. Acıyacak ama kısa sürecek, değil mi Kuekuatsheu?


[center]image[/center][center]Hayatta 3 şeyden nefret ederim. Birincisi kolbastı oynayan Replica, ikincisi hoptek kasan samuray-ninja kırması...[/center]
[center]
Wolverine’in Grafikleri Uzaktan Hoş Gelir
[/center]

Öncelikle beni bayağı şaşkın bırakan bir şeyle başlayacağım: Grafikler. Hani bazı incelemelerde o vaktin yeni neslinde çıkmış bir oyuna, "Grafikleri PSOne seviyesinde" denirdi ve ben bunu çok abartı bulurdum. Demek kendi gözümle görmem gerekiyormuş bu fenomeni, artık inanıyorum!

Anladığınız üzere Wolverine’in grafikleri o kadar kötü ki aklım almıyor. Çevre grafikleri fena değilken, karakter grafikleri, hazır olun, PSOne zamanından kalma. Efektler de dandik hem. Evet, teknik karşılığı bu. Oynarken aksiyondu falan derken gözünüze batmıyor ama oyun içi videolarda rezilliğe yakın plan yapıyorsunuz. Bu yakın plan esnasında bir dudak animasyonu olmadığını, animasyonu bırakın karakterlerde dudak bile olmadığını görüyorsunuz. Neyse ki CG videoları oyunun gelişmiş versiyonlarından almışlar. Alimallah onları da oturup PSOne kalitesinde yapabilirlerdi.


[center]image[/center][center]3. en sevmediğim şey Gaffur pijaması giyen, gaz maskesi takmış bir, bir… Ya sen neyin nesisin be yavrum?[/center]

[center]Unskippable’dan güzel soru: Yok edilemeyen bir metali nasıl eritirsiniz? (Wolverine’e sıvı adamantiyum verilirken)[/center]

Hazır böyle başlamışken, gönlüm diğer unsurlara da girişmek isterdi ama Sezar’ın hakkı Sezar’a, oyunun aksiyonu zevkli. Yine de çok iyimser olamayacağım size, animasyonları kopuk ve kötü. Aksiyonu zevkli kılan Wolverine’le oynamak aslında. Pençeleri kullanmak, kombolar yapmak, havada adam kapmak, kesmek, biçmek, kelle uçurmak, Kırk Haramileeeer…. Öhüm.

İşte oyun bu güzel aksiyonun sunumunu iyi yapsaydı, kendimi bu kadar boş iş yapıyormuş gibi hissetmezdim. Oynaması zevkli ama bakarken gözlerim acıyor ki. Onu geçtim, sunumdan devam ettim. Hikâye de dağınık şekilde aktarılıyor. Filmi izlememe rağmen ben bile zor toparladım kafamda.

[center]
image[/center][center]-Böğrüm ağrıyır dohtur bey[/center][center]-Ben şimdi icabına bakarım, açıl susam açıl![/center]

[center]Haçerini vur sineme[/center][center]Çok naz ettin zalım sultan[/center]
[right]Barış Manço[/right]

Bu saatten sonra pek fark etmeyecek ama seslerde de bir takım bozulmalar daha doğrusu yok olmalar var.

Son hançeri de saplayıp gidelim zira çok sıkıldım. Oyunun filmden ayrıldığı çok yer var. Film oyunlarında bu beklenebilecek bir şey ama oyun olmanın getirdiği etkileşim süresinin doldurulması için, bölüm eklemeler, sonra Deadpool uydurması (ki filmin en büyük fail'idir weapon X mevzusu), oyunu gayet basite indirgiyor gözümde. Bir süre sonra da o kadar itiyor ki neden bu eziyeti çekiyorum diyorsunuz kendinize.

[center]
image[/center][center]Oyunun gayet eğlenceli kısımları bunlar, sevgiyle düşmanları kucakladığımız. Ama geri kalanı o kadar dandik ki, Xavier gelse kurtaramaz[/center]

Wolverine’i cips tüketir gibi oyun tüketen biriyseniz, PSP’deki aksiyon oyunu azlığını göz önünde bulundurarak tavsiye edebilirim ancak size. Yoksa Space Invanders Extreme de bile daha iyi aksiyon bulacağınız garantidir.


NOT: Sürekli PSP’de bu az şu az diyorum. Gerçekten de PSP’de herhangi bir oyun kategorisini rahatlıkla alternatiflerle dolduracak bollukta oyun yok. SNES’in RPG ile dolup taştığını, PSX’in her türden klasikler doğurduğunu, PS2’nin çok baba, NDS’in ise tüketmesi ve sıkıldım demesi imkansız arşivleri olması karşısında PSP’de her oyun neredeyse numunelik. Bunun tek artısı seçmesinin kolay olması fakat çeşitlilik her zaman iyidir, der Chrono Cross oynamaya kaçarım (evet PSP’de adam gibi RPG de az)
FeylingFeyling
Üye
Şimdi reklamlar:

PSP'ye uzun aralıklarla hit oyun gelir bilirsiniz. Bu ay öyle olmadı. Duodecim geldi, Patapon 3 geldi (ya da geliyor, işte dergide yazarken zaman kavramı karışıyor yeeeaa - hahaha yok öyle birşey, kendimi eğlendiriyorum )
Neyse efendim, bir de 3rd Birthday geldi. İsmini böyle yazınca pek birşey ifade etmiyor olabilir. Tamamını yazalım o halde, Parasite Eve 3rd Birthday. PSX fanlarının içlerinde bir sıcaklıkla hatırladıkları isimlerden biridir Parasite Eve. Ben de hazır PSP'nin analoğunu bozmuşken (gemi sola çekiyor kaptan, bir arkadaşımda daha aynı problem oldu) neden eski versiyonlara bir göz atmıyorum dedim (yalan aslında, bir senedir cd'leri elimin altında duruyordu, ancak kendimi kandırabildim.)
İlk oyunu PS2'mde oynadım, 2.sini ise şu an PSP'de oynuyorum, analog kola ihtiyaç duymadan, sorunsuz oynayabiliyorum.
"Yeni oyunların eski versiyonları nasılmışlar efem" konulu incelemelerim devam eder inşallah (Benden başka umut eden yok nasılsa :D )
FeylingFeyling
Üye
PSX


[center]PARASITE EVE[/center]



[center]-Parazit Havva
-Aşkolsun Mahmut![/center]

PSX kısaltmasından haberdar herkesin bir şekilde duyduğu, oynadığında ise aklına kazındığı serilerden biriydi Parasite Eve. Yıllar sonra arayı bayağı açtı, özletmedi belki ama arada bir yeni versiyonunun geleceğini çıtlatarak, beni unutmayın ben de varım dedirtti. Ama ben şu an, o çıtlatmaların tezahuru olan Parasite Eve 3rd Birthday isimli PSP oyununu değil, yüzyıl önce tanışamadığım PSX versiyonlarını inceleyeceğim. Hep beraber cahilliğimizi atalım üzerimizden, hem yeni bir devam oyununu kimbilir kaç yıl sonra görürüz? (3rd Birthday’i bile beklemiyordum ben ya.)
[center]image[/center][center]Öğrenci Evleri... Hepsi aynı...[/center]

[center]Önce Dinamik'ten kaldım...[/center]
Parasite Eve’e Aya Brea’nın kontrolünü alarak, bir operada başlıyoruz. Burada başımıza gelecekler de her günü bir chapter olarak belirlenmiş 6 gün boyunca, Aya’nın sürükleneceği maceranın başlangıcını oluşturuyor. Gayet dandik şekilde anlattığımı farkettiğiniz üzere, hikayenin ayrıntısına hiç girmiyorum, çünkü oyunun hikayesi, kurgusu, diyalogları oldukça kaliteli ve hepsini oyundan keşfetmenizi istiyorum. Ama mitokondrilerin mutasyonu, canavara dönüşen canlı cansız şeyler ve Aya’nın geçmişi üzerine çok güzel bir kurgu olduğunu söyleyebilirim size. Ki oyunun kendisi de –ne kadar etkilemiştir bilmiyorum ama- aynı isimli bir kitaba devam niteliğinde hazırlanmış.


[center]Sonra akrabalarımdan fırça yedim...[/center]
İlk bakışta oyun size büyü yapabildiğiniz Resident Evil gibi gözükmüş olabilir. Ben de öyle düşünüyordum ama ilk levelımı kazandığımda yapabildiklerimi görünce oyunu aksiyon-rpg sınıfına çekinmeden sokuverdim. Her şeyden önce karakterimizin kontrolü RE’dan olduça farklı, kamera açısına göre yönün değiştiği, karakterimizi bastığımız yöne yürüttüğümüz bir sistem var. Ayrıca elimde silah var, orada da düşman, vururum ki, demiyorsunuz. Nişan almak istediğinizde çevrenizde beliren yeşil bir kafes size menzilinizi daha doğrusu o silahı en etkili kullanabileceğiniz mesafeyi gösteriyor. Mesafe iyi, fururim oni (Japonca değil) diyebilirsiniz. Ama acele etmeyin. Envanterinizdeki hangi silah durum için en uygunu? Cephanenizi harcadığınıza değecek mi, belki jopla kafasına vursanız işinize yarayacak bir item düşürebilirsiniz. Belki elinizin altındaki bir büyü silahınızdan daha etkili olacak ya da size atak şansı veren bu turn’ü (bi ara açıklayacağım) kendinizi iyileştirecek bir büyü veya eşya kullanarak geçiştireceksiniz. Seçeneklerin bolluğu o zamanlar için şaşırtıcı olsa gerek.

[center]image[/center][center]Tabii o zamanlar bol seçenek demek, karışık menü demek.[/center][center]Neyse ki çok çabuk alışıyorsunuz.[/center]

Gördüğünüz gibi büyü sistemi oyunu RE’dan oldukça ayırıyor. Aslında oyunda kullandığımız bu “büyü”ler “parasite energy” olarak geçiyor. Bunlar mutasyona uğramış mitokondrimizin bize kazandırdığı güçler ve oyun boyunca savaştıkça ve level atladıkça bir öncekini güçlendiren veya bambaşka yeni yetenekler kazanmamız mümkün. Özellikle en son açılan Liberate büyüsü bütün gücünüzü harcasada izlemesi ve kullanması bayağı zevkli.


[center]PSP'nin analoğu bozuldu...[/center]
Savaştıkça sadece mermi, büyü harcayıp level atlamıyoruz. Her savaştan kazandığımız bonus puanlar ile istersek aksiyon süremizi kısaltıyor, istersek taşıma kapasitemizi arttırıyor ya da tercih ettiğimiz silah ya da zırhı geliştirebiliyoruz. Silah ve zırhlar ayrıca sahip oldukları slotlara takacağımız eklentiler ve yeni özelliklerle geliştirilebiliyorlar ki bu da oldukça fazla sayıda kombinasyonla kişiselleştirme sağlıyor.

Bir eleştiri yapamadığım teknik kısım beni yordu ama bahsetmem gereken son bir kısım daha var. Oyunun savaşları rastlantısal gerçekleşiyor. Boş bir koridor var, koşarak geçeceksiniz ve gup gup! Kalp atışlarınız size savaş ekranına geçtiğiniz gösteriyor. Kalbinizin gup gup diye atması da damarlarda bir tıkanıklık olduğunu gösteriyor olabilir, onu bir kontrol ettirin. Savaş sırasında dolan bir bar, hamle sırasının size geçtiğini gösteriyor ve ancak bundan sonra eyleminizi seçebiliyorsunuz. Bar dolarken de ekranda hareket ederek yaratığın ataklarından ve üzerinize kustuğu türlü pislikten kaçıyorsunuz. Gördüğünüz üzere savaşlar adeta bir J-RYO şeklinde gelişiyor.

[center]image[/center][center]Yıldız Tilbe! Hemen ellerini havaya kaldır ve yavaşça piyanodan uzaklaş![/center]

[center]Üstüne bir de grip oldum...[/center]

Bir PSX oyunundan bahsederken grafik şudur demem birşey ifade edecek mi size bilmiyorum ama yine de... Grafikler o kadar da iyi değil diyeyim. Ya nolacaydı sene, 1998 diyebilirsiniz. Ama grafiklerin ne olacaydını (katlettim, öldürdüm) Parasite Eve 2 ve Resident Evil 2 ve 3’ü oynadığınızda farkediyorsunuz. Karakter dizaynlarının güdüklüğü, pre-rendered arka planların kalitesinin düşüklüğü, günümüzde benim bile kaldıramayacağım hale gelmiş. Teknoloji gelişirken maalesef oyunlar şarap muamelesi göremiyor. Bunun yanında oyunu en çok baltalayan, baltalamak ne kelime berserker olup söküp atan animasyonları, o kadar hantal ki. Nasıl anlatayım, bakın işte karakteriniz koşuyor. Ama yok öyle bir koşmak. Central Park bölümünde ekranın bir ucundan bir ucuna gitmek, sırat köprüsünü geçme simülasyonu olur. Birisiyle konuşmak istediniz, tamam, gafil avlandınız, olabilir ama cezanız? O adam size dönecek, vücudu gerekli el kol hareketlerini yapacak, sonra ekranda diyalog belirecek. Ölme Aya’m ölme, yazın yonca bitecek. Oyunda görsellik namına iyi olan tek şey arada çıkan CGI videolar (FMV de olabilir, sallamak alışkanlık oldu) . Bunların insan evladı gösterenlerini izlemesi zevkli, dönüşen yaratıkları izlediklerinizse bayağı ayrıntılı. Öyle ki bana iyi ki çocukken görmemişim bunları dedirtti. And the şuku goes to.... CGI ara videolar!


[center]image[/center][center]Ne inişe ne çıkışa gelen Aya, bir erkeği daha yokuşa sürüklerken...[/center]

[center]Evde de tuvalet kağıdı bitmez mi! Ultimate Chaos!!![/center]
Oyunun survival horror olmadığını belli eden en önemli etkene geleyim, müziklere. Oyunun başlangıcındaki “bilmemenin” verdiği gerilimli atmosfer, 4. Chapter’a geldiğinizde, müzikler ve babacan polis memurları saolsun, uçup gidiyor. Müzikleri o kadar hareketli ki adeta bir Mortal Kombat havası veriyorlar (piyasaya yeni çıkmış oyuna gönderme...checked!). Ama zaten siz korku atmosferinden sıyrıldığınız o noktada çoktan karakter gelişimine kendinizi kaptırmış, sıradaki chapter’a geçme hevesine kapılmış oluyorsunuz. Sesler konusunda diyebileceğim son şey artık kimsenin umrunda olmayan farklı zeminlerde farklı ayak sesleri olması unsuru. Oyun duyulara hitap etmede bu kadar boş olunca, kolayca dikkat çekiyorlar ses efektleri arasında ama hepsi bu. Dikkat ettiyseniz bir seslendirmeden bahsetmedim, çünkü söz konusu PSX oyunlarıysa “seslendirme olmaz ama varsa ne ala” ana görüştür, konuşma kutuları okumak genel alışkanlığımızdır.



[center]image[/center][center]Oyun içi resim yok ama çok hoş(!) artworkler var...[/center]


[center]Seni tanıdığım gün lanetlendim Aya[/center]

Hani sonlarda okuduğunuz grafikti, sesti, olmamış ki bu oyun diyor olabilir size. Hatta daha da dolduruşa getireyim sizi, oyun ölümüne hantal, görecek gidecek de çok az yer var. Yine de ilk paragraflarda anlattıklarım, geliştirilebilir karakter ve eşyalar, başarılı hikaye teması ve kurgusu, bu oyunu size oynatacak ana unsurlar. Ben şahsen bitirdiğimde, iyi ki oynamışım dedim ama sizi de bunaltmak istemediğimden tavsiye etmekte oldukça zorlanıyorum. Neyse ki bu, oyunu oynayabilecekler aralığını iyice daraltıyor, işimi de kolaylaştırıyor. Parasite Eve’i; PSP’de 3rd Birthday’e oyunun kökenini görerek geçmek isteyenlere; eski stil RE oynanışını özlemiş ama PE’e hiç göz atmamış olan, grafik midesi güçlü oyunseverlere (grafik midesi, pre-rendered östaki borusunun solunda bulunur); çocukluğu PSX yıllarına dokunmuş “yeni nesil şımarığı olmayan” arkadaşlarıma tavsiye ediyorum. Sayarken gözümde bir resminiz canlandı da, nasıl bir yaratıksınız siz Allah aşkına? :P
FeylingFeyling
Üye
PSX

[center]
PARASITE EVE 2[/center]




[center]Sana Haksızlık Ettim[/center]
Çocukluğumdan kalma bir dönem yaşıyorum şu sıralar. Vaktiyle Gamepro'dan takip ettiim, tam çözümlerini ezberlediğim oyunlar falan... Ama geç kalmış bir dönem olduğu gibi zamanlamam da kötü. Ders nasıl çalışılır, öğrenci nasıl olunur unuttuğum başarısız zamanlarımda, öğrenci olmanın umrumda olmadığı başarılı zamanlarımın oyunlarını oynamam da ilginç. Hem geç hem de güç ama, şimdi sırada Parasite Eve 2 var.

[center]Derslerime Çalışmadım[/center]
İlk oyun daha anılarımda tazeyken (2 hafta oldu arkadaşım, fil olmana gerek yok hatırlamak için) onu da analım. Ya da anmayalım, bir zahmet scroll'u kaydırın, tepenizde duruyor yazısı. Yine de sizin için;

Parasite Eve, bu kalıpta bir oyundan beklenebileceği gibi survival-horror değil, savaşları rastlantısal, kendi çapında serbest dünyalı bir aksiyon-RYO idi. Parasite Eve 2 ise safkan survival-horror oynanışı ile hem beklenileni verdi (ilk oyuna bakıp, bu ne be diyenler vardı çünkü) hem de serinin (şimdilik) en sevilen ve tanınan oyunu oldu (E bağladık yazıyı bitti! Hay aksi...) Peki nasıl oldu? Az daha zorlasam bundan bir yazı çıkacak, bismilh...

[center]image[/center][center]Karakolda silah deposunu ev hanımı tipli bir kadının işletmesi ilginç[/center]

[center]Akrabalarımdan Kaçtım[/center]
İsterseniz anlatmaya ana menüden bile önce karşımıza çıkan FMV'ler ile başlayalım. Bu videoların kalitesi yine Square (O zamanlar Squaresoft) seviyesinde. Tabii bizim "FMV çıksa da izlesek!" diye heveslendiğimiz yıllar geride kaldığından eskisi kadar heyecan verici değiller ama bu kaliteli olmalarının artısını götürmüyor (çamur atayım dedim beceremedim)

Önceki oyunda neredeyse bulanık gözüken pre-rendered arkaplanlar (Allah'ım hiç bitmesin pre-render! -bitti ki ?) PE 2 ile PSX standartlarını aşmış, özellikle Neo Ark bölümünde gayet güzel arkaplanlar yaratılmış. Arkaplandan biraz öne doğru gelirsek, oyundaki karakterlere rastlayacağız. Onlar da grafiklerdeki gelişmeden nasibini almış, adama benzemişler. Aya hatuna benzemiş o ayrı. Hala PSX platformunda olduğumuzu hatırlatayım yine de, 2. oyunla konsolun sınırları dahilinde, beni rahatsız etmeyen grafiklere sahip olmuş PE2 sonunda.

[center]image[/center][center]Sonradan bu amcadan silah almaya başlıyoruz da, hayat tekrar anlam kazanıyor (Malum Teksas'dayız)[/center]

[center]Tuvalet Kağıdını da Ben Bitirmiştim Zaten![/center]
Grafikler bu kadar gelişmişken (Crysis 2'de neden directx 11 yok diye zırlayanlar görmezden gelsin -grafik şımarığı olmuşunuz, kızıyorum size) seslerde pek bir değişiklik yok. İlk oyunun ortalama standartlarına bir de oyun içi videolarda bir kelimeden ya da ünlemden ibaret seslendirmeler eklenmiş. Eh olmuş işte (DS'deki seslendirmeler geldi aklıma) Zerre dikkatinizi çekmeyeceğine inandığım son değişiklik de 1. oyundaki hareketli müziklerin, korkutup atmosfere sokacağına inanılan melodilerle değiştirilmiş olması. Doğrusu kullanılan hiç bir ses oyunun atmosferine katkıda bulunmuyor bu seride. Zaten burası da Silent Hill değil, Dryfield (Ora ney?)

[center]image[/center][center]İnkalar üzerine bir belgesel çekiminde kameranın önünden geçen pasaklı Aya'yı görüyoruz[/center]

[center]Ben Seni Tanımadan Önce Lanetlenmiştim Aya...[/center]
Oyunun kendini bulduğu asıl kısım, oynanış kısmı. Öncelikle level atlama sistemi kalkmış. Ama silah ve zırh satın almamızı sağlayan bounty puanları duruyor. Silahlara ve zırhlara takılan slotlarla özelleştirme gitmiş, yerine ekipmanların çeşitleri artmış. Level atlayarak artan statlar gitmiş fakat tecrübe puanlarıyla istediğimiz büyüyü alabildiğimiz, kendi taktiğimizi geliştirebildiğimiz bir sistem gelmiş. Gördüğünüz gibi oyundan giden unsurlar kayıp olmamış, sadece yeni survival-horror oynanışına yer açmış. Bir iki kolay kapı açma bulmacasının eklenmesi ve kontrollerin birebir Resident Evil tarzına geçmesiyle de PE2 tam olarak büyü yapabildiğimiz bir RE alternatifine dönüşmüş.

[center]
-Ama Bozulan PSP'den ve Gripten Sen Sorumlusun!
-Ben mi dedim 80 saat Dissidia oyna, peşine de gömlekle yağmura çık diye, deli ayol!
[/center]

Tamam oyun hikaye olarak güdük, yeni birşeylerle karşılaşmanın heyecanı yitmiş. Ama bunun yerine çeşit çeşit silah (ki yeniden oynayışlarınızda bir dolu daha açılıyor), yüklü cephane ve etkili büyülerle oda oda yaratık avlamanın zevki gelmiş.

[center]image[/center][center]- O parmaklarla PSP'yi bozarsın tabii, insan mısın!?[/center][center]- PİESBİİİİAAAAAAHHHHRRRGG!!! ÜHÜHÜHARHAR...[/center]
Siz ki eski survival-horror oynanıştan hoşlanıyor, köşeleri viraj alır gibi dönen karakterleri özlüyorsanız, emin olun döneceğiniz yer PE2'de Aya'nın sevgi dolu kollarıdır. Hele en son Resident Evil'ların ve Parasite Eve 3rd Birthday'in aksiyon oynanışları göz önünde bulundurulursa, gönül rahatlığıyla tavsiye edebiliriz PE 2'yi size (İşte İlker de tavsiye ediyor, her ne kadar gecenin köründe silah zoruyla tavsiye ettiriyor olsam da...)
FeylingFeyling
Üye
Bu sefer ne oyun tanıtabildim ne de inceleme yazabildim. Oyun anlatmayı özlediğimden, kendime anlattım. 4 ay sonra buluşmada çeneme maruz kalırsanız sakinliğinizi koruyun, camı kırın, çekici alın ve gıdı kısmına sağdan geçirin. Gerisini belediye halledecektir.

Buyrun: http://oyungezer.com.tr/bloglar/noxa-ve-hecubaya-dair-yari-yalan.html
discussioncontroller