Assassin's Creed II incelemesi.
Ezio Auditore de Firenze
Üye
İnceleme konusunda çok eskilerden değilim ama oyunculuğum 21 - 6 = 15 yıla dayanıyor... Eksikler veya yanlış anladığım kısımlar varsa düzeltmeme yardımcı olmanız dileğiyle... :)

Assassin's Creed serisinin ikinci oyunu Assassin's Creed II. İlk oyunun üzerine gerçekten çok mesafe katetmiş olan Ubisoft, AC I'deki eksikliklerin bir çoğunu gidermeyi başarmış. Kontrollerin genelde korunmuş olması ise ilk oyundan zevk alan kullanıcıların ikinci oyun için ayrı bir çaba harcamasını önlemiş.
Zaten yeni bir kontrol sistemi kullanmış olan AC I'de uzunca bir alıştırma bölümü mevcuttu ve bu da birçok kullanıcının 'Hadi, ne zaman başlıyoruz?' gibi sorular sormasına neden olmuştu. Bu oyunda ne artı, ne eksi aşağıda anlatmaya çalıştım... :)

Hasan Sabbah'a veda, Leonardo Da Vinci'ye merhaba...
İlk oyunda Hasan Sabbah ve Alamut'u konu edilirken; ikinci oyunda tamamen farklı bir zamandayız. 1091 yılından 1476 yılına ışınlanıyoruz adeta. Artık ne haşhaş içmek var; ne cennet hurileri. Ama bilim ve sanat severlerin daha çok hoşuna gideceği başka bir şey var ikinci oyunda: Leonardo Da Vinci... 24 yaşındaki, daha hayatının baharındaki bu sanatçı ve bilim adamı, bize oyunun önemli bir kısmında yardımcı oluyor. Oyunda Da Vinci'nin ofisini de görme fırsatımız oluyor böylece. İlk oyuna göre ciddi farklar var ikinci oyunda. Bunlar neymiş görelim bakalım.

On parmağım, iki bıçağım ve bir yüzüğüm varsa benim adım nedir?
Ezio. Ezio Auditore de Firenze. Evet ikinci oyundaki karaterimizin adı bu. Altair'dan daha yetenekli, daha hızlı ve daha karizmatik. Her iki bileğinde de suikast bıçakları, on parmağı ve bir de yüzüğü var Ezio'nun. Üstelik yüzme de biliyor. İlk oyunun aksine doğrudan hikayenin ortasında değil, hikayenin başında buluyoruz kendimizi. Oyun Ezio'nun çocukluğundan (doğum sahnesinden) başlıyor. Yani Ezio elimizde büyüyor. Babası bir Assassin. Ancak bunu babası ve kardeşleri öldürüldüğünde öğreniyor. Zaten oyun da burada başlıyor. Ezio babasının izinden gidiyor ve önce intikam almak için başlayan macerası, işin içinde bir bit yeniğinin olduğunu öğrenmesiyle, babasının yarım kalan işini bitirmeye ve intikam almaya dönüşüyor. Bir temizlik süreci.

Keşke 2000'lerde doğsaydım...
Ezio bunu asla düşünemezdi ama doğduğu tarihten pek şikayetçi de görünmüyor. Oyunun geçtiği tarih: 1476 yılı. Rönesans İtalyası. Vededik'ten Floransa'ya büyük Rönesans şehirlerini tüm ayrıntıları ve caddelerinde birer mucize gibi yükselen inanılmaz sanat eserleriyle incelemek mümkün. Hatta oyunda binalar hakkında bilgi sahibi de olabiliyorsunuz.
Ezio, tam bir keskin değişim sürecinin ortasına doğuyor. Modern bilimin başlangıcına, şehirler arası savaşların ortasına, ailelerin birbirinin sonunu getirmeye çalıştığı bir arenanın göbeğine ve dejenere olmuş din adamlarının dini insanlar üzerinde kullandığı berbat bir dünyaya doğuyor Ezio. Küçüklüğünden beri elimizde büyüdüğünden yaşadığı travmalardan, babasının ve kardeşlerinin öldürülmesiyle içine düştüğü boşluğu görmemiz mümkün. Bunu yaparak hikayeyi daha da sahiplenmemizi hedeflemiş Ubisoft. Bunda da başarılı olmuş.

Sadece ekmek bıçağıyla intikam alacağımı düşünmüyorsun değil mi?
İkinci oyundaki en büyük değişikliklerden biri ise zengin silah yelpazesi. Baltalardan, ucu parlayan mızraklara kadar dönemin her türlü silahını kullanabiliyoruz. Buna ek olarak da sol kolumuzdaki suikast bıçağının altında top mermisi atan küçük bir tabancanın ve zehirli bir iğnenin de yer aldığını söylemeliyiz. Bu da 'tüfek icat oldu mertlik bozuldu' deyimini bir nevi doğrulayan bir gelişme. Ayrıca yanımızda taşıdığımız kılıç, bıçak vb. gibi silahların yanında, çok yeni ve güzel bir sistem geliştirilmiş. Artık savaştığınız askerlerin silahlarını alıp onlara karşı kullanabiliyor, silahçılardan silah, zırh, mermi satın alabiliyoruz. Tabii ki zırhların da eskime durumları söz konusu. Zırhlarımız eskidiğinde tamir ettirmemiz gerekiyor.

Ölümlerden ölüm beğen!
Bu kadar silah çeşitinin olması elbette ki öldürme yöntemlerinde de çeşitliliği getiriyor. Ancak dövüş sistemi belli bir süre yenilik vaad etse de ilerleyen zamanlarda (alıştıktan sonra) yine tekdüzeleşiyor. Mesela artık düşmanımızın suratına kum fırlatıp afallamasını sağlayabiliyoruz. Dövüş sistemindeki yenilikleri kullanmak için kontrollere yeni tuş kombinasyonları eklenmiş. Alıştırma bölümü de bu sorunu ortadan kaldırarak, alışmanızı sağlıyor.
Ayrıca artık yeni hareketlere de sahibiz. Bir binaya ya da kuleye tırmanırken, daha binanın çatısına çıkmadan tepede gezinen devriye askerleri aşağı çekerek öldürebiliyoruz. Aynı şeyi su içerisinde yapmak da mümkün. Ezio, nefesini tutabildiği ölçüde su içerisinde kalabiliyor. Böylece hem saklanma, hem ani saldırı şansımız artıyor. Ve askerleri çatıdan aşağıya çekebildiğimiz gibi, suyun içine de çekebiliyoruz. Ezio'nun kaçmak için kullandığı diğer şeyler ise toz bulutu, para ve önceki oyunda olduğu gibi kalabalığa karışma... Yere attığı şişenin patlmasıyla oluşan toz bulutu Ezio için kaçmaya yetecek zamanı sağlıyor. Ve peşinizde askerler varken cebinizdeki altınlardan birazını yere saçmanız hem halkı cezbediyor hem de altın için arbede yaratan halkın arasından kayıplara karışmanıza yardımcı oluyor. Kalabalığa karışmak için ise halkın arasında yürümenin yanı sıra şehrin fahişelerinden oluşan gruplar da para karşılığında köşebaşlarında sizi bekliyor. Aynı zamanda bu gruplar dikkat dağıtmakta da kullanılıyor. (Birkaç görevde gerçekten ihitiyacınız olacak...) Bunun dışında yine sokak kenarlarında bekleyen eli silahlı adamlar para karşlığında sizin için dövüşmek üzere hazır bekliyor. Çatılardaki hırsız grupları da askerlerin dikkatini dağıtmak için iyi bir seçenek olarak oyuncuya sunuluyor.
Para bütün bu işleri hallettiği gibi bir işe daha yarıyor. Şehrin bazı bölgelerinde, kendilerine yüksek yer bulup halka vaaz vermeye başlamış olan insanlar, siz öldürdükçe aleyhinize konuşmaya başlıyor. Bu da şehrin sizden hoşlanmaması için iyi bir sebep. Bunlar olmaya başladığında artık nerde bir asker görseniz size şüpheyle bakacak ve şüphe barı dolduğunda da gözünü kapayıp üstüne koşturacaktır. Bu vaaz veren insanlara da para ödeyip (500 f) kendi lehimize konuşturabiliyoruz.
Yeni özellik olarak bir de öldürdüğümüz adamların üzerlerinden para toplayabiliyor olmamız da bu kaynağın kesilmeyeceğini gösteriyor.
Ayrıca Ezio usta bir hırsız yürürken sadece space tuşuna basılı tutmanız, size bir sokaktan 100 f'den bile fazla kazandırabiliyor. Bir de çatıdan çatıya atlayıp zıplayan hırsızlardan da yüklü miktarda para kazanma şansımız mevcut.

Açılın, ben doktorum!
Ezio, Altair gibi çatılarda dolaşmasını çok seviyor. Ancak yüksek bir yerden düşerek ya da bir savaşta yaralanabiliyor. Böyle bir durumda canımızın kendi kendine dolmasını beklemek beyhude bir çaba olacaktır. Çünkü şehir doktoruna görünmemiz gerekiyor. Rönesans devrinden bahsediyoruz; her işi ehline bırakmak gerek. Ayrıca doktordan korkmam diyenler için bir daha düşünmelerini önereceğim... :)

Benim için bir cami yap, mimar!
Elbette Ezio böyle demiyor ancak amcanızın yönetimini size bıraktığı bir şehir yapacağınız yenilikleri bekliyor. Minyatür şehir planı başında mimarınıza vereceğiniz emirlerle şehrinizi geliştiriyorsunuz. Zaten en fazla para da buradan alacağınız vergilerden geliyor. Bu yüzden oyunun başından itibaren şehri geliştirmeye önem verirseniz para yönünden bir sıkıntınız olmayacaktır.

Her şeyi topladığından emin ol...
Benim gibi bir oyunu yüzde yüz bitirme takıntısı olanlar için yapılacak çok iş var bu oyunca. Mesela bütün sanat eserlerini, bütün zırhlardan birer takımını, bütün silahlardan birer adetini, bütün zırhlardan birer adedini ve büyün kıyafetleri satın almanız gerekiyor... Ayrıca villanın altında yer alan gizli bölmede yer alan Altair'in zırhı için de daha önce yaşamış 6 büyük Assassin'in mezarlarına ulaşmanız ve zırhı koruyan 6 kilidi açacak 6 tableti almanız gerekiyor. Zaten Altair'ın zırhını aldığınızda tamir derdi de olmuyor. Kilitleri tamamldığınızda aynı zamanda silahçınızda Altair'ın kılıcı da sizleri bekliyor olacak; tabii yaklaşık 50.000 f karşılığında...
Toplanacak şeyler elbette ki bununla bitmiyor. 100 adet tüy ve 20 adet glyph toplamanız gerekiyor. Tüyleri sadece toplasanız da glyphlerde biraz zorlanabilirsiniz. Her glyph çözülmesi gereken bir bulmacayı önünüze seriyor. Bazen çok kolay olan bulmacalar, bazen de gerçekten sizi terletiyor. Ama korkulacak bir şey yok. Çünkü Oyungezer Nisan sayısında yayınladığı AC2 Tam Çözüm sayesinde bulmacaları çözmeniz çocuk oyuncağı gibi bir şey. Ben gene de kendim çözmeyi denesem de bazı bulmacalarda gerçekten yardıma ihtiyacım oldu. Bu bulmacalar sonucunda açılan hafızamızda bir video izlememiz için bizi bekliyor. Videoyu izlemeniz için anlatmayacağım ancak her şeyin başlangıcı hakkında olduğu ipucunu vereyim.
Ve codexler... Genelde muhafızların koruduğu odalardaki sandıkların içinde bulunan codexleri çözmemizde Leonardo dostumuzun yardımı imdadımıza koşuyor. Bütün codexleri villadaki duvarda tamamladığımızda bize dünya haritasını sunuyor. Bütün bu işlerin merkezine yolculuğumuz da bu anla başlıyor. Yani tüm yollar Roma'ya çıkıyor...
Böylece oyunu yüzde yüz tamamlama şansımız oluyor. Ancak oyunu bitirdikten sonra da Assassination Contract isimli yerlerde para karşılığı suikast yaptığımız görevler hala mevcut oluyor. Yani eğlence hemen bitmiyor...

Son olarak...

Assassin's Creed II, grafikleri, seslendirmeleri, müzikleri, atmosferi ve hikayesi ile dört dörtlük bir oyun.
İlk oyunun oynayanların inanılmaz bir zevk alacağı ve çok farklı görev çeşitlerinin bulunduğu bir başyapıt AC II. İlk oyunu oynamayıp da AC II'ye merak salanlara tavsiyem ise önce ilk oyunu oynamaları olacaktır. Her haliyle bir başyapıt oynamanız için sizleri bekliyor. Emin olun, bunu kaçırmak istemezsiniz...
G-MANG-MAN
Üye
Gayet güzel bir inceleme yapmışsın. benim de oynadığım en güzel oyundur bugüne kadar AC2.
Hikayesinin üzerine hikaye tanımam .
CoraxCorax
Üye
güzel olmuş
PiranhaPiranha
Üye
Güzel bir inceleme olmuş eline sağlık. Hmm birazcık daha ayrıntılı detaylıca anlatılabilirdi yazı uzatılabilirdi diye düşünüyorum...

AC1'in uzun süren alıştırma bölümü demişsinde, valla ACII'deki kadar değildir yaw :D ACII'de alıştırma sahnelerini oyuna öyle bir yedirmişlerki bölüm bölüm geçiyorsun hala daha yeni hareket denemeleri alıştırmalar vs yaptırıyorlar. "Assassin's" özelliğimizi alasıya kadar canımız çıktı be, nerdeyse oyunun ortalarına kadar gelmiştik. Bu çoğu kişiye fazla gelmiş olabilir. AC1'e göre benimde pek hoşuma gitmedi, bu kadar uzun tutulan alıştırma ve yeni hareketlerin denetildiği sahneler çok uzamıştı. AC1'in başında bu iş gayet yeterli kısa ve öz tutulmuştu.

Hazır ACII'yi anlatıyorken değinmeden geçemiycem: AC1'den sonra ACII'ye geçişte biraz yabancılık çektim bocaladım. Yani AC1 geçtiği tarihler senaryoyu düşünürsek, birde üstüne ortam mekanlar şehirler yaratılan atmosfer hava vs vs sanki bana daha sıcak daha bizden havamızdan gibi geldi. Tarihe sadık kalınarak tasarlanan şehirlerde bazen boş boş dolaşırdım, her bina ev sokak saraylar pazar yerleri dükkanları vb kapı pencere tahta taş duvar ne varsa işte detaylara gösterilen özene hayranlık duyardım, bunlar beni acayip etkilerdi. öyle gezerdim ve kendimi daha rahat hissederdim. ACII'de ise, Rönesans Italyası binalar insanlar şehirler pek sarmadı beni, sanki çok uzak çok dıştan yabancı gibi hissettim çok soğuk buldum heryeri. kendimi AC1'deki kadar oyuna veremedim. En azından ACII ilk başlarda böyleydi.

ACII'de benim en fazla hoşuma giden aklımda kalanlar "Assassination Tomb" ve "Templar Lair" özel bölümleriydi. Oyunda her şehirde o şehir temasına uygun olarak yapılması ve buraların gerçekten çok özenli detaylanması tasarlanması takdirimi kazandı. Buralarda adeta bir "Prince of Persia" oyunları havası almadım değil.
G-MANG-MAN
Üye
yine de hikayeyi, 2012'deki perspektiften takip etmek lazım ki bu anlam karmaşaları ve "yabancılık" hissi olmasın. 2012 deki hikayemize odaklanmalıyız tüm seriyi takip edebilmek için.

***DİKKAT SPOILER GELİYOR ! ***


Sonuçta, aradığımız PoE lerin izini sürmek için farklı zamanlarda yaşamış atalarımızın hafızalarını araştırıyoruz. Atalarımızın yaşadığı dönemdeki özel hikayeleri ile zamanlar ve mekanların alakalı olması çok da gerekli değil dolayısıyla. ki ona rağmen ince bağlar kuruluyor AC1 ve AC2 trilogy arasında hem de bol bol.

AC serisi, gelmiş geçmiş en iyi seridir bence.
discussioncontroller