YAZAN Eser Güven

Korku oyunu nasıl olur göster bakayım amcalara

Sanitarium’un damakta bıraktığı tadı, ruhta bıraktığı izi tarif etmek kolay iş değil.

İnsanlara canınızın neden tımarhanede kafasını duvarlara vuran akıl hastalarını, suratları ve vücutları deforme olmuş çocukları, bir Aztek tanrısı olan Quetzalcoatl’ı bir kez daha görmeyi istediğini, o anları neden tekrar yaşamak istediğinizi anlatmak gerçekten zordur. Benzer bir hissi yaşamak için kaç yıl bekledim ben, haberiniz var mı? O yüzden Stasis’i kollarımı kocaman açıp “hoş geldinnnn” diye karşılamamı kimse garipsemesin lütfen.

 

 

Stasis. Hani uzun uzay yolculuklarında adamı derin bir uykuya sokarlar, yolun nasıl geçtiğini anlamaz ya. İşte o hale stasis deniyor. Düşünün ki bu derin uykudan bir anda uyanıyorsunuz ve kendinizi bindiğiniz gemide değil, başka bir gemide buluyorsunuz. Hem de yola birlikte çıktığınız karınız ve çocuğunuz yanınızda değil.

John, sen bir ürünsün

İşte John Maracheck kendisini tam da bu durumda buluyor. Başlarda ne olup bittiğini anlamazken etrafı araştırmaya başladığımızda ipuçlarını yakalamaya başlıyoruz. Groomlake isminde bir tıbbi araştırma gemisindeyiz. Çoğu yer kan içinde; parçalanmış cesetler, sağda solda tek tük organlar, tuhaf biçimde deforme olmuş vücutlar. Ve nedense bulduğumuz tüm kayıtlarda insanlardan “ürün” diye bahsediliyor. Yo dostum yo, hikayeyle ilgili başka bir bilgi vermeyeceğim çünkü oyun tamamen hikaye üzerine kurulu ve keyif kaçırabilecek en ufak bir şey bile söylemek istemiyorum.

stasis-inceleme-1

Groomlake gemisinde dolaşırken tekinsiz atmosfer bir an bile peşinizi bırakmıyor. Yazıya Sanitarium ile giriş yapmamın tek sebebi oyunların yaşattığı his değil elbette, Stasis’in grafik tarzı da Sanitarium’a çok benziyor. Ve aynı onun gibi gerçek bir korku oyunu yapmak için illa birinci şahıs kamerasına veya bir anda böö diye ortaya çıkan yaratıklara ihtiyaç olmadığının en güzel kanıtlarından biri var karşımızda. Oyunun izometrik grafikleri yeterince karanlık, kanlı ve grotesk ama asıl vurucu yan bu değil. Asıl bomba oyunun anlatımında ve size sahneleri tasvir edişinde yatıyor. Örneğin imlecinizi ekranda dolaştırırken “kısmen büyümüş organik madde” isminde bir şey görüyorsunuz, grafikten bunun ne olduğunu çözmeniz pek mümkün değil. Alttaki açıklamada ise aynen şöyle yazıyor: “Loş ışıkta gözleriniz aşağıdaki et yığınının içinde birkaç şekil seçiyor. Bir kolun kıvrımı, bir kafanın kısmen görünen tepesi ve cenin pozisyonu almış bir bedenin belkemiği”. Bir PDA okuyorsunuz, diyor ki: “Petersi geriye doğru bükülmüş, kafası dizlerinin arasından geçmiş halde buldular. Yakın zaman içinde yürüyebilecekmiş gibi durmuyor.” İşte bu ayrıntılı anlatım çoğu yerde tüylerinizi diken diken etmeye yetiyor. Ve bu söylediğim de çok önemli, oyunun hikayesi yoğun olarak PDA’lar ve o PDA’larda okuduğunuz günlük kayıtları, anlatılar, anılar yoluyla anlatıldığı için “basıp geçer, oyunuma bakar” diye düşünürseniz Stasis’ten alabileceğiniz keyif ciddi zarar görür, uyarmadı demeyin.

stasis-inceleme-2

Bebek ağlamalı oyun güzel oyundur

Bu pis anlatıma bir de sesleri eklemek lazım. Duvarların arkasından gelen çığlık sesleri, balçık gibi sıvının içinde hareket etmeye çalışan hilkat garibesi vücutlar, bebek ağlamaları, nereden geldiği belli olmayan fısıltılar. Oyun kulaklarınızı da bir an bile rahat bırakmıyor ve atmosferi olması gerektiği gibi iyice karartıyor.

Stasis’in en güzel yanlarından biri de günümüz adventure oyunlarında görmeye alışık olduğumuz “kolaylaştırıcılardan” uzak durmuş olması. Öyle tek tuşa basarak ekranda tıklayabileceğiniz neler var diye görmek yok. Eskisi gibi piksel avına çıkmanız gerekiyor, imleci ekranda dolaştırıp nelerin tanımlı olduğuna bakıyorsunuz. Tabi bu yüzden bazen bazı bulmacalarda takılmanız mümkün, ama işin zevki zaten orada değil mi? Bazı bulmacaları çözmek için epostalardaki veya PDA’lardaki ipuçlarını kullanmanız gerekiyor mesela, yoksa sıvı tanklarını delmeden önce vanayı üç kez çevirmeniz gerektiğini kolayca gözden kaçırabilirsiniz. Bu tür şeyleri gözden kaçırmanızın sonuçlarından biri de ölmek. Evet, bu oyunda harika biçimde ölebiliyorsunuz. Mesela morgdaki fırını açıp karşısında “aa ne güzel fırın” diye beklerseniz çığlıklar atarak, cayır cayır yanıyorsunuz (ve bu başarınız için ölümün ismiyle anılan “başarımlar” kazanıyorsunuz). Anlıyorsunuz ki orada ölmemek için öncesinde başka birşeyler yapmanız lazım. Bazı yerlerde sırf ölmek uğraştığım doğrudur ama napayım, çok güzel ölüyor kerata.

stasis-inceleme-3

Oyunun hiç mi eleştirilecek yanı yok? Elbette var. Mesela John’un karakter modellemesi, daha doğrusu yürüyüşü pek başarılı değil. Ama kendinizi oyuna kaptırınca göze batmıyor hiç. Ha aklıma gelmişken yazmadan duramam şimdi; John’un konuşurken yukarıda çıkan portresi bizim M. İhsan Tatari’ye çok benziyor :) Eleştiri paragrafına yazdım diye yanlış anlamayın tabi de, cidden çok benziyor yani, görünce siz de hak vereceksiniz zaten bana. Bir de bazen karakterimiz tıkladığımız yere kısa yoldan değil de uzun yoldan gitmeye çalışıyor. Onun dışında da gözüme çarpan bir sıkıntı yok valla oyunda.

stasis-inceleme-4

Stasis resmen bir aşk çocuğu gibi. İçinde Dead Space de var, EventHorizon da. Biraz Alien var mesela, azıcık da Doom. Biraz Sanitarium var ve hatta SystemShock. Ama bir yandan da bunların hiçbirine tam olarak benzemeyen, kendine has harika bir anlatıma ve inanılmaz bir atmosfere sahip. Stasis uzun zamandır özlemini çektiğim o gerçek “bilimkurgu - korku” oyunu işte. Stasis“işte böyle olmalı” dedirten bir oyun ve bu oyunun Güney Afrikalı bağımsız geliştirici TheBrotherhood stüdyosunun ilk oyunu olduğuna inanmak cidden çok güç. Hemen şimdi kendinize bir iyilik yapın Stasis’i hemen alıp kendinizi korkunun kollarına bırakın (hem de 7 Eylül’e kadar indirimli, kaçmaz diyorum).

stasis-kunye-

stasis-kunye-puan

İLGİLİ BÖLÜMLER
Oyungezer'i beğendiniz mi? Biz de size karşı boş değiliz.