The Witcher 3'ün Yapımcısı CD Projekt RED Seksist Olmakla Suçlandı

YAZAN Yasin Madyb İlgün

Haklılar mı? Bence hayır...

Everybody’s Gone to the Rapture ve the Dear Esther'in yapımcısı The Chinese Room, Polonya'nın en büyük oyun şirketi CD Projekt RED'i seksist oyunlar yapmakla suçladı.

Olay Gamespot'un attığı bir Tweet ile başladı. CDPR'ın yakın gelecekteki projesi Cyberpunk 2077 hakkında "Cyberpunk 2077, Witcher serisine göre her anlamda çok daha iddialı" paylaşımını yapan Gamespot'a The Chinese Room'dan kısa sürede yanıt geldi.

Yapım şirketinin resmi Twitter hesabından gönderilen mesajda "Fotoğrafa bakarsak bir o kadar da seksist" ifadeleri yer aldı. Gamespot'un mesajında yer alan fotoğrafta bir robot ya da cyborg olduğu tahmin edilen genç ve güzel bir kadının, iç çamaşırları içerisinde yer alan görseli bulunuyor.

CDPR'ın baş geliştiricilerinden Pawel Swierczynski ise bu iddiaya NeoGAF üzerinde yazdığı bir mesajla yanıt verdi. Konuya ilişkin olarak kişisel bir açıklama yaptığını ve şirketi temsil etmediğini söyleyen Swierczynski, "CD Projekt RED'de dünya çapında 370 kişi çalışıyor. Çalışanlarımız arasında çok sayıda kadın var. Aynı zamanda gay ve transseksüel (ki belki de oyun dünyasında transseksüel bir lider geliştiriciye sahip olan sayılı şirketlerden biriyiz) çalışanlara sahibiz. Herkese eşit davranıyor ve aynı seviyede saygı ve destek gösteriyoruz. Göğüs ve külot gösterdiğimiz için seksist olduğumuz söyleniyor, gerçekten mi? Her daim amacımız insan hakkında hikayeler anlatmak olmuştur. Dünyada göğüsleri olan ve külot giyen insanlar var. Hatta her ikisine sahip olanlar bile var," ifadelerini kullandı.

Oyunseverler, bu tartışmada genel olarak CDPR'ın yanında yer almış gibi gözüküyorlar. İzninizle ben de dayanamayıp konu hakkında kendi fikrimi dile getirmek istiyorum. Witcher serisinin seksist bir yapım olduğuna katılmıyorum. Oyunlardaki karakterlerin her biri harika işlenmiş, hikayenin gelişimine katkısı olan isimler. Geralt'ın ardından gelen üç ana karakter de kadın (Ciri, Yenn ve Triss). Üstelik üçü de hem karakteristik özellikleriyle güçlü isimler hem de yaşadıkları tehlikeli ve zorlu dünyada kendi başlarının çaresine rahatça bakabilecek güçteler. Ve hatta Witcher evreninin en güçlü karakteri Ciri'nin ta kendisi. Triss ve Yenn'i duygusal olarak manipule etmeye çalışırsanız da cezanız kesiliyor, ancak bu kısmı fazlasıyla 'spoiler' olacağı için kaçarak uzaklaşıyorum. Özellikle CDPR'ın seksist olmakla suçlanması insanı gerçekten güldürüyor. 

Swierczynski'nin açıklamasına gelirsek biraz yanlış noktalara değinmiş gibi duruyor. Neticede kadın, gay, trans çalışanlara sahip olmakla seksist olmak ya da olmamak arasında bir bağ yok. Parmak basmak istediği noktayı anlıyorum, ancak yazısında bu vurguyu yapmasına gerek yoktu bence.

cdpr-chinese-room-seksist-cyberpunk-2007-big2

Olayları tetikleyen Cyberpunk 2077 görseli hakkında da bir iki kelam edeceğim. Tabii umarım bu noktaya kadar sizleri sıkmamışımdır. Bu görsel aslında oyunun trailerından alınmış. Daha doğrusu o sahnenin yapımında çekilen bir set fotoğrafı. Görseldeki kadının (robotun, cyborgun vb.) bu şekilde giyinmiş olması Cyberpunk 2077'nin hikayesine herhangi bir şey katıyor mu? Sorulması gereken ilk soru bu olmalı. Kadın cyborgun orada, o şekilde bulunmasının tek sebebi "seksi bir kadın" gibi görünmesiyse yanıt, doğru bir noktaya parmak basılmış olurdu. Ancak trailerdaki sahneyi hatırlatmak istiyorum. Cyborg'un etrafı ceset dolu ve kollarından çıkan bıçaklardan da anlaşıldığı üzere onları öldüren de kendisinden başkası değil. Arka fondaki habercinin sesinden 14 kişinin cyborg tarafından öldürüldüğünü duyuyoruz ve polis de kendisini durdurmak için harekete geçiyor. Cyborg'un bu şekilde giyinmiş olması bize bir mesaj veriyor aslında; onun amacı bu insanları öldürmek değildi ve insan öldürmek için programlanmadı. 14 sivili durduk yere öldürmesi beklenen bir durum değildi. Başka bir amaçla üretildiğini (ki reklam panosunda diğer kadın cyborgun fotoğrafı da bunu kanıtlar nitelikte), ancak kısa devre yaptığını harikulade bir şekilde anlatıyorlar.

Oyunda muhtemelen kısa devrenin ardından katliam yapan cyborgu kontrol ediyor olacağız. Burada niyet kadınları nesneleştirmek olsaydı, hikayenin ana kahramanı olarak aynı cyborgun seçilmesi her açıdan oldukça hatalı bir karar olurdu. The Chinese Room'un kaçırdığı en büyük nokta ise kıyafetlere ve kadın karaktere odaklanmaları olmuş, zira trailerda öne çıkan ana detay kadının giyimi değil etrafındaki kan golüydü. Eğlence amaçlı tasarlanmış bir robotun, beklenmedik bir şekilde (en azından oradaki insanlar için) cinayet makinesine dönüşmesiydi.

İLGİLİ BÖLÜMLER