YAZAN Yasin Madyb İlgün

Oynaması kolay, ustalaşması zor!

Bazı oyunlar vardır çıkmadan önce bir sürü gel git yaşatır insana. Bir fragmanıyla umutlandırır, bir diğeriyle tüm umutlarınızı yerin dibine batırır. Hatta yapılan açıklamalar kadar açıklanmayan detaylar da kafanıza şüphe düşürür. İşte For Honor tam da bu parametrelerin oyunuydu. Kılıç, kalkan, mızrak, balta vb. silahların temelini oluşturduğu her oyunu şu ana kadar severek oynadım. For Honor da severek oynadığım oyunlar hanesine adını yazdırdı, ancak bu tarza olan sevgim bile oyundaki eksiklikleri görmeme engel olamadı.

For Honor'un asıl odaklanmamız gereken yanı çoklu oyuncu modu, zira hikaye modu hem kısa sürüyor hem de pek tadı tuzu yok. For Honor, hikaye modunu oyuncuları dövüş sistemine hazırlamak için kullanmış gibi bir his bıraktı bende. Aslında oyunda bir hikaye var demek bile güç, daha çok bir konu var ve oyun bu konu üzerinde dönüyor demek istiyorum.

Bir doğal afet gerçekleşiyor. Şövalyeler, Vikingler ve Samuraylar tek bir bölgede karşı karşıya geliyorlar. Zaman içerisinde bu üç grup da savaşmayı kesiyor ve her an sona erebilecek bir barış ortaya çıkıyor. Ancak Şövalyeler'den Apollyon isimli güçlü bir savaşçı, bu barışın üç grubu da yumuşattığını ve zayıflattığına inanıyor. Böylece grupları manipüle ederek savaşı yeniden başlatıyor.

ForHonor BlogBanner-1

Senaryo modunda, üç grubun altışar görevi bulunuyor. Bu görevlerin her biri ertesi gün aklınızdan uçabilecek kalitede ve açıkçası çok da üzerlerine düşülmüş şeyler değiller. Ne oynadığımız karakterlerle herhangi bir duygusal bağ kurabiliyoruz, ne de motivasyonlarını ve amaçlarını anlayabiliyoruz. For Honor bize çizgisel bir oynanış sunuyor ve bunu zenginleştirmek adına pek de zahmete girmiyor. Zaman zaman Apollyon'un olaylarla ilgili yorumlarını duyabildiğimiz küçük hikaye parçacıkları var, ancak bunlar da hiçbir derinlik sunmuyor. Haritada sağa sola koşturup her biri ne diyor, ne anlatıyor diye kovalamak istemiyorsunuz yani. Bir de oyunun zanaatkarlık tarafında kullanabildiğimiz "Steel" (Çelik) toplamak için çanak çömlek kırabiliyoruz, ama bu da hikaye modunun sıkıcı oynanışını zenginleştirmiyor.

Her grubun altışar görevi var, fakat tek bir hikayeyi oynuyoruz. Şövalyeler'in son görevi, konuyu Vikingler'in ilk görevine bağlıyor; aynı şekilde Vikingler'den de Samurylar'a geçiş yapıyoruz. Aslında üç grubun hikayeleri de daha ilgi çekici hale getirilebilirmiş. Özellikle bu özgün oynanış mekanikleri ve "Savaş Sanatı modu", çok daha derin bir senaryoyu hak ediyor diye düşünüyorum. Zaten oynanış yaklaşık olarak 5-6 saat sürüyor ve o da oyun mekaniklerine yabancı olanlar için geçerli diyebiliriz. Betaları silip süpüren oyuncular için hikaye modu muhtemelen 3-4 saati geçmeyecektir.

Kısacası, senaryo modu için beklentileriniz varsa bunları sıfıra indirerek oynayın derim. Hatta ufak beklentilerle oynamak bile bu modun tüm keyfini çekip alabilir. Senaryo modunu sanırım en iyi açıklayabilecek ifade tuzsuz yemek olabilir sanırım. Ağzımda kuru bir tat bıraktı. Bir şeyler hep eksikti.

for-honor-ss-1for-honor-ss-2
vHCsbpHcTetqsmgUy7sLNYfor-honor-ss-3

Gelelim çoklu oyuncu moduna. En baştan not düşeyim, betadaki bağlantı sorunları hala devam ediyor. Maç bulma modu da bazen durduk yere çalışmayı kesiyor ve yüksek aktivite göstermesine rağmen sizi eşleştirecek oyuncu bulamıyor. Daha da kötüsü maçlardan sık sık kopabiliyorsunuz ve bir defa koparsanız o maça geri dönme şansınız yok; eğer oyuna arkadaşlarınızla girdiyseniz onları da yarı yolda bırakmış oluyorsunuz.

Bir diğer sıkıntı da maç bulmanın bazen bir hayli zaman alması. Özellikle 2'ye 2 düello ya da 4'e 4 eleme modlarını oynuyorsanız, maç bulma zamanı oyun sürenizi geçebiliyor. Üstelik sürekli olarak "Acaba bağlantım kopacak mı?" tedirginliği yaşamak oyun zevkimizi biraz bozuyor. Ancak bağlantı sıkıntıları Rainbow Six Siege'den aşina olduğumuz şeyler ve Ubisoft ona çözüm üretmeyi başarmıştı. For Honor da bu seviyeye ulaşacaktır.

Benim adıma en büyük eksilerden biri de oyunun devamlı olarak internet bağlantısı istiyor oluşu. Hikaye modunu oynamak ve hatta oyunu başarılı bir şekilde yüklemek için bile internet bağlantısına ihtiyacımız var. Konsollarda bu durum daha da vahim, zira PlayStation ya da Xbox serverları bakıma girdiği zaman oyunun senaryo modunu bile oynayamıyoruz.

Peki bu kadar negatif konuştuk da oyunun hiç mi artısı yok? Bir kere çoklu oyuncu modu çok iyi. Oyunun özgün ve harika çalışan dövüş sistemini günlerce övebilirim. Yetenekli oyuncuları ödüllendiren bir yakın dövüş sistemi var. Üstelik şampiyonlarımızın eşyalarıyla farklı oynanış tarzları üretebiliyoruz. Eşyaların şampiyonların güçlerine olan etkisi gerçekten de harika bir denge üzerine kurulu. Üstelik iyi bir oyuncu olmak için oynadığımız şampiyonlar kadar karşımıza gelen düşmanları da çok ama çok iyi tanımamız gerekiyor.

Aynı zamanda farklı saldırı yönleri, ağır ve hafif saldırılar, kombolar, savunma kırıcı hamleler, rakibi itmeler, düşürmeler, düşmanı sersemletme gibi pek çok seçenek var. Üstelik normal saldırıları bile karşılamak yetenek işi. Oyunu oynaması o kadar zor değil ancak şampiyonlarda uzmanlaşmak, nerede ne yapacağınızı bilmek hem zaman alıcı hem de çok pratik gerektiriyor. İyi bir oyuncu olmak için ortaya büyük bir emek koymak zorundayız ve bu benim gerçekten de hoşuma giden bir faktör oldu. Üstelik oyunun iki farklı dövüş sistemi olması da büyük bir artı. "Art of Battle" sisteminde düşmana kilitlenerek savaşmanın yanı sıra düşmanlara doğrudan da saldırabiliyorsunuz. Bu iki saldırı modunu efektif kullanabilir hale geldiğiniz zaman özellikle mızraklı şampiyonlarla savaş alanında fark yaratabiliyorsunuz. 

Bununla birlikte For Honor'un öğrenme eşiği biraz yüksek. Yani çoğu zaman kendinizi ben ne yapıyorum derken bulabilirsiniz. Azıcık canı olan bir düşmanı bir türlü öldüremeyebilir, karşınızdaki oyuncuya hasar bile veremeden acımasızca öldürülebilirsiniz. Sinir bozan pek çok maçtan sonra bir gün, bir anda kendinizi her şeyi doğru yaparken bulup düşmanlarınızın üzerine bela gibi çökebilirsiniz.

Karakter kişiselleştirme ekranı da bolca seçenek sunuyor. Şampiyonlarımızın dış görünüşlerini ve eşyalarını farklı şekillerde kişiselleştirebiliyoruz. Kıyafetin tasarımından renklerine, düşürdüğümüz eşyaların görünümlerine kadar pek çok detayla oynama şansımız var. Hatta zırhlara ve kasklara kabartma yapabiliyor ya da amblemimizi ekleyebiliyoruz. Kabartmalar oldukça havalı dursa da savaş anında ona dikkat etmek biraz güç tabii. Oynadığımız karakterlerle yüksek seviyelere çıktıkça yeni kostümler ve bu kostümlere bağlı bazı özel animasyonlar da açılıyor. Burada en büyük eksi ise Ubisoft'un For Honor'da açtığı oyun içi mağaza olmuş. Sizin sayısız maç atarak kastığınız eşyaları ve yetenekleri, bir başkası parasını verip çat diye açabiliyor. Üstelik işin zanaatkarlık kısmı söz konusu olduğunda eşya paketi açan oyuncular beğenmedikleri eşyaları bozarak işlemelik demir kasabiliyor. Yani karşınıza kendi seviyenizde bir oyuncu gelse bile sizden daha sağlam eşyalara sahip olabilir.

Harita tasarımlarını da oldukça başarılı bulduğumu söylemeliyim. Şu an için çok fazla harita bulunmasa da gerçek bir savaşçının en çok dikkat etmesi gereken her şey savaş alanında mevcut. Çevre şartlarını çok iyi şekilde kontrol etmemiz gerekiyor. Köprüdeki yıkık bir bölümden aşağı düşebilir, fışkırmak üzere olan bir gayzere doğru gerim adım atabilir, lavlara düşebilir veya uçurumdan aşağı uçabilirsiniz. Yani savaşırken düşmanınızın hareketleri kadar ne yönde geri çekildiğiniz veya rakibinizi ne yöne ittiğiniz de büyük bir önem taşıyor. Özellikle çevre şartlarının sizi öldürebileceği yerlerde çok daha dikkatli oynamanız gerekiyor. İyi bir savaşçı çevresini lehine kullanan savaşçıdır, bunu unutmayın. For Honor bu açıyı oyuna kusursuz şekilde taşımış. Uçurum kenarında sersemletme yerseniz düşmanınız sizi acımadan aşağı fırlatacak ve kılıcını kullanmadan öldürecektir.

Bunun dışında haritalardaki dar koridorlar ve geniş alanlar hem pusulara hem de tek bir savaşçının birden fazla savaşçıya meydan okumasına olanak tanıyor. Tek başınıza oynuyorsanız bu avantajları kullanmanız zor, çünkü gelişigüzel bir şekilde oyuna düştüğünüz insanlar stateji kullanmadan, oyunu çözmek için oynuyorlar. Bu da kaotik bir savaş ortamı yaratıyor. Heavy sınıfından bir savaşçıya birden fazla kişi aynı anda saldırdığında aslında onun "intikam modunu" kısa sürede dolduruyorsunuz ve kendisi bir süre için yenilmez bir ölüm makinesine dönüşüyor. Oyunun metası zamanla ortaya çıkacaktır ve oyuncular da ne yaptıklarını daha bilir bir hale gelecektir. Ancak şu an için bu bir sıkıntı yaratıyor. Maç süreleri zaten kısa ve bu tip oyuncular bu süreyi daha da aşağı çekiyorlar.

Oyunun atmosferi müthiş, bunda haritaların görsel ve fiziksel tasarımları da büyük pay oynuyor tabii ki. Bu başarılı dizayn, gelecek yeni haritalar için de umutlu olmamı sağladı.

Oyunda toplamda 16 şampiyon var(ki yenileri de eklenecek) ve bu şampiyonların her birinin kendi tarzı var. Hatta aynı sınıfa dahil olan şampiyonlar bile kendi özgün savaş stillerine ve kombolarına sahipler. Rakibinizin saldırılarını iyi okuyabilmek için tüm şampiyonlarla oynayıp en azından temel kabiliyetlerini keşfetmeniz lazım. Aksi takdirde uzman bir oyuncuya kısa sürede av olabilirsiniz.

Şampiyonların yetenek tercihleri de oyun moduna göre fark yaratabiliyor. Uçurum kenarına koyduğunuz patlayıcı bir tuzakla rakiplerinizi aşağı düşürebilirsiniz. Ya da zehir tuzağı sayesinde düşmanınızı savunmasız bir halde, çok tehlikeli bir lav çukurunun yanında bulabilirsiniz. İhtimallerin ucu o kadar açık ki iş bir noktada sizin hayal gücünüzde bitiyor. Üstelik infaz etme animasyonları da bir o kadar acımasızca ve rakibinizin başka bir oyuncu tarafından yeniden canlandırılıp oyuna dönmesine engel oluyor. Ayrıca bir düşmanı infaz etmek canınızı dolduruyor.

Bir arkadaş grubuyla oynadığınız takdirde doğru bir takım kadrosu kurarak birbirinie destek olabilir ve sınıfların tam potansiyellerini ortaya çıkarabilirsiniz.

Çoklu oyuncu modundaki bağlantı sorunları çözüldüğünde ve çok daha iyi bir maç bulma sistemi geldiğinde For Honor seviye atlayacaktır. Bu modda daha önce de başka yazılılarımda da belirttiğim üzere en büyük sıkıntım oyun süresi oldu. Bekleme ekranında beş dakika geçirip bir maçın beş dakikada bitmesi gerçekten sinir bozucu olabiliyor. Ubisoft'un bu yaraya da bir parmak basacağını düşünüyorum. Dozu ve dengeleri doğru ayarlanmış bir rekabetçi oyun modu For Honor'un kesinlikle ihtiyaç duyduğu bir şey.

Oyunda bir de "Faction War" modu bulunuyor. Bu modda oyun içi avatarları kullanarak savaşmıyoruz. Diğer oyun modlarını oynayıp kazandığımız askerleri, canlı bir harita üzerinden bağlı olduğumuz takım için savaş alanına sürüyoruz. 10 haftalık bir sürecin ardından savaşın galibi belli oluyor ve bölgeler el değiştiriyor. Sezon sonunda ise üç takım da yeniden eski bölgelerine dönüyor ve Faction War yeniden başlıyor. Faction War'a aktif olarak katılan oyuncular hem 10 haftalık sürelerin hem de sezonun sonunda hediyeler kazanacak. Oyuna çok büyük bir katkısı olmasa da ödüllendirme sistemi için her oyundan sonra askerlerimi savaş alanına sürüyorum. Bir noktadan sonra alışkanlık haline geliyor zaten.

For Honor, yakın dövüş ve kılıç-kalkan temalı savaş oyunlarını sevenler için kaçırılmaması gereken bir oyun, ancak hem oyunda ustalaşmak zaman alıyor hem de şu an için oynanışı kötü etkileyen sıkıntıları var. Her şeye rağmen oynaması oldukça keyif veriyor ve Ubisoft oyunu taze tutmayı başardığı sürece ömrü olacak gibi gözüküyor. Ancak satın almadan önce temel sıkıntıların çözümesini bekleyin derim.

Artılar:

  • Özgün ve başarılı yakın dövüş mekanikleri
  • "Art of Battle" dövüş modu 
  • Zengin bir karakter kişiselleştirme ekranı
  • Savaş atmosferini harika yansıtan harita tasarımları, çevresel faktörlerin savaşın gidişatına etki etmesi
  • Şampiyon zenginliği ve stratejik derinlik
  • Yetenekli oyuncuyu ödüllendiren savaş sistemi

Eksiler:

  • Sıkıcı ve kuru senaryo modu
  • Çoklu oyuncu modundaki sonu gelmeyen bağlantı hataları
  • Çoklu oyuncu modlarındaki maçların kısa sürmesi
  • Gerçek parayla oynanışa etki eden şeylerin satın alınabilmesi

 

NOT: 7.8


Son Karar:
Eğer For Honor sadece çoklu oyuncu moduyla çıkış yapmış olsaydı çok daha iyi bir not verebilirdim, ancak senaryo modu beklentilerimin çok altında kaldı. Oyunda ustalaşmak için zaman harcayıp sabır gösterebileceğinize inanıyorsanız For Honor'a bir şans vermelisiniz. 

For Honor'u satın alma konusunda ikilemde kaldıysanız bu yazımızı bir okuyun derim. Oyunu PC için almayı düşünenler için de sistem gereksinimlerini hatırlatalım.

Oyungezer'i beğendiniz mi? Biz de size karşı boş değiliz.