YAZAN Utku Çakır

Bu Indie Nöbeti... Çok içime sindie.

Radarınıza takılmaması muhtemel bağımsız oyunları kısadan incelediğimiz Indie Nöbeti'nin dördüncü bölümünde hepinize merhabalar. Bu bölümde önce Nurettin bizi Beat Cop'ın yolsuzluk ve pislik dolu sokaklarına götürecek ve bir devriye polisi olmanın zorluklarını -ya da avantajlarını- anlatacak. Ondan sonra bendeniz daha geçen hafta bitirme fırsatı bulduğum The Old City: Leviathan'dan bahsedeceğim. Eski Şehir'in altındaki kanalizasyonlarda yaşayan Jonah'ın karmakarışık zihnindeki parçaları toparlamaya çalışacağız. Indie Nöbeti'nin dördüncü bölümünün son konuğuysa, Pony Island'dan Şeytan olacak. Daha doğrusu bir arcade makinesini işgal etmiş bir Şeytan... Hatta daha doğrusu arcade makinesini işgal etmiş bir Şeytan karşı hayatta kalma mücadelesi veren bir midilli... Evet, aynen öyle.

Lafı çok uzatmadan ilk oyunumuzla Indie Nöbeti'ni başlatalım. Kefiyli okumalar!

Beat Cop (Nurettin Tan)
Çıkış Tarihi: 30 Mart 2017
Tür: Macera
Yapımcı: Pixel Crow
Platformlar: PC
Oynanış Süresi: 8 saat

Şu bir gerçek ki en yaratıcı fikirlere sahip oyunlar artık indie’lerden çıkıyor. Yazılarımı takip ediyorsanız benim 8bit fetişimi de biliyorsunuzdur. Steam’de bir oyun 8bit olsun hemen kredi kartımı Gabe Newell’a kurban ediyorum. Beat Cop da radarımdan kaçmadı ve oynadıktan sonra (ki halen oynuyorum, daha bitirmedim) yapımcı Pixel Crow’a pikselden yapılma şapkamı çıkardım.

Beat Cop’ta haksız yere hırsızlıkla suçlanıp rütbesi dedektiflikten üniformalı polisliğe düşürülen bahtsız bir tipi canlandırıyoruz. Görevimiz asayişi sağlamamız için bize verilen mahallede başarılı olmak. Tek bir mahallede oynuyoruz ama mekanda yok yok. Pizzacı dükkânında ali cengizli işler çeviren İtalyan mafyası, siyahilerden oluşan sokak çetesi, rüşvet yiyen rahip ve kilisesi, donut dükkanı, porno kaset satan dükkan, eczane, rehinci dükkanı, apartmanlar ve her dairede kalan farklı tipler, arada kalan karanlık sokaklar ve buralarda işlenen cinayetler, yola park eden lastiği, farları bozuk ya da yanlış yere park etmiş araçlar… Bu saydıklarım mahallenin daha yarısını bile etmiyor ve Pixel Crow o kadar güzel bir iş çıkartmış ki kendinizi resmen hayatın akıp gittiği bir mahallede görevde hissediyorsunuz.

Üzerimize atılan hırsızlık yaftasından kurtulmamız için 21 günümüz var. Yani 21 gün boyunca sabah 8’de göreve başlayıp akşam 17:00’de mesaimizi bitiriyoruz. Bu esnada kapkaççı yakalıyoruz, araçlara ceza kesiyoruz (ceza keserken aracın sahibi gelip bize rüşvet vermeye kalkabiliyor), bazen İtalyan mafyası bazen de sokak çeteleri bizi kendi tarafına çekmeye çalışıyor (ben İtalyanlara çalışıyorum mesela hehe bulduğum her fırsatta da çetelere hayatı dar ediyorum) ya da evden çıkamayan yaşlı teyzelerin alışveriş işlerini yapıyoruz… Bunlar aklıma gelen kısıtlı sayıda örnekler inanın bunun gibi türlü olay var ve içerik o kadar zengin ki kafaları yersiniz. Misal üçüncü güne 300$ para biriktirmem lazımken ben ne yaptım? Gittim görev esnasında bir hayat kadını ile beraber oldum ve buna 100$ harcadım… Bu saçmalıktı biliyorum ama bunun haricinde eğer dilencilere belirli aralıklarla para öderseniz sizin mahalledeki gözünüz, kulağınız olup sürekli bilgi akışı sağlıyorlar. Yaptığınız her hareketin tetiklediği bir grup var; sivil halk, polis, mafya, çete gibi… Biri ile tersleşmeye başlarsanız karşınıza sürekli engel çıkartıp duruyorlar.

Kısacası Beat Cop’ta nasıl bir polis olacağınız size kalmış. İster kuralları sonuna kadar uyan süper can sıkıcı bir tip ya da benim gibi itin, kopuğun teki bir kanun adamı olursunuz. Oyundaki diyalogların da genellikle belaltı ama şahane şekilde hazırlandığını da belirtmem gerekli. Her sabah karakolda görev brifingimizi alırken komiser ve diğer polisler arasında dönen geyik muhabbetleri şahane.

Beat Cop sıkıcı konsepte sahip, dar bile alanda sıkışıp kaldığınız bir oyun gibi görünebilir ama değil. Şahane diyalogları ve karşınıza çıkan birbirinden değişik polis vakaları ile süper renkli ve eğlenceli bir yapım. Pixel Crow’u şimdiden radarıma ekledim ve yaptıkları oyunları sürekli mercek altında tutacağım. Geçen hafta çıkan 8bit yapımlardan Domina adında bir gladyatör oyunu da var. Daha oynama fırsatı bulamadım ama oynayınca yazısını yazmak istiyorum. Utku ne dersin? Sesimi duyuyorsan bu cümlenin sonuna bir parantez aç (Bizden başka indie oynayan yok zaten :/ - Utku)

The Old City: Leviathan (Utku Çakır)
Çıkış Tarihi: 3 Aralık 2014
Tür: Macera
Yapımcı: PostMod Softworks
Platformlar: PC
Oynanış Süresi: 2 saat

"... Şimdi geriye kalan tek şey yüzeye çıkmak, gemime binmek ve ne olduğu belirsiz korkutucu bir dünyaya açılmak. Eski Şehir beni çağırıyor. Keşke başkalarının da bu yolculuğumda bana  katılacak cesaretleri olsaydı."

Biliyorum birçoğunuz “yürüme simülasyonu” türünden nefret ediyorsunuz. 2-3 saatlik, tüm oynanış mekaniklerinin yürümekten ibaret olduğu, bir derdi olan ve sadece ama sadece hikâyesini anlatmaya çalışan oyunlar herkesin hoşuna gitmiyor. Yürüme simülasyonun sözlük karşılığına en son baktığımda karşıma The Old City: Leviathan çıktı. Türü sevenleri tamamı ile içine çekebilecek, ama bir yandan da sevmeyenleri 180 derece diğer tarafa itecek bir oyun.

Ana karakterimiz Jonah -kendisi aynı zamanda bir Minotor, yani yarı boğa-yarı insan- Eski Şehir’in altındaki kanalizasyonlarda yaşamakta. Oyun boyunca Jonah’ın anlatımıyla, onun Eski Şehir’e olan yolculuğuna tanıklık ediyoruz. Fakat oyunun bize ilk başta çok açık bir şekilde söylediği üzere, Jonah psikolojik sorunlar yaşayan biri ve bundan dolayı anlattığı hikâyede nelerin gerçek nelerin uydurma olduğunu kestirmek pek mümkün değil. Eski Şehir nedir, Jonah neden bir minotor, neden etrafta hiç kimse yok gibi soruların cevaplarını, eğer biraz çabalarsanız kırıntılar hâlinde oyun dünyasına yayılmış hikâye parçacıklarından bulabilirsiniz.

Leviathan derdi olan bir oyun ve bu derdini olabildiğince üstü kapalı bir şekilde anlatmakta. Leviathan’ın gizli saklı hikâyesini diğer oyunlardan ayıran en önemli özellik, derdinin dayandığı temalar. İnsanın doğası, din, psikoloji, sosyoloji, varoluş, Tanrı kavramı gibi ağır ve üstesinden gelinmesi çok zor konulara -her ne kadar bunlarla muhteşem bir iş çıkaramasa da- ucundan da olsa değiniyor. Oyunu bitirdiğinizde, büyük ihtimalle yolculuğunuzun başındakinden daha fazla soruyla ekranın karşısından ayrılacaksınız. Siz ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama bazen akıl karıştıran ve ne kadar uğraşsanız da bir cevap veremediğiniz deneyimler yaşamak bana farklı bir bakış açısı katıp zihnimi açıyor. Bundan dolayı The Old City: Leviathan'da geçirdiğim iki saat, asla tekrar edemeyeceğim ama aklıma kazanan bir deneyim olarak zihnimde kendine yer etti.

Pony Island (Utku Çakır)
Çıkış Tarihi: 4 Ocak 2016
Tür: Bulmaca/Korku
Yapımcı: Daniel Mullins Games
Platformlar: PC
Oynanış Süresi: 2 saat

Bazen öyle bir oyun denk geliyor ki, dengem şaşıyor, ne olduğunu anlamadan ter içinde kalıyorum. Mesela geçen sene oynadığım “ritim-aksiyon/korku” türündeki Thumper böyle bir oyundu. Onun üzerinde çok durmayacağım, zaten Indie Nöbeti’nin ilk bölümünde kendisinden bahsetmiştim. Beni şok eden en son oyunsa Pony Island oldu. Dışarıdan bakınca başlangıcı o kadar tatlı, o kadar masum gözüküyordu ki; beni yumuşatarak gardımı indirmemi sağladı. Sonrasındaysa kafama savaş baltasıyla öyle bir vurdu ki neye uğradığımı şaşırdım!

Kötülüğün vücut bulmuş hâli, Şeytan’ın ta kendisi bir arcade makinesini ele geçirirse ne olur? Klasik bir arcade makinesi oyunu gibi başlayan Pony Island'de kısa sürede olayın ÇOK farklı olduğunu anlıyoruz... Ya bildiğiniz Şeytan’a karşı makine içinde mücadele veriyoruz! Arcade oyununu bitirmeye, makinenin bozuk koduna karşı gelmeye ve Şeytan’ın önümüze yığdığı bulmacaları çözmeye çalıştığımız Pony Island, kibar çevirisi “akıl karıştıran” olan Mindf*ck kategorisine cuk diye oturmakta. Her ne kadar süresi kısa olsa da, oyunun bitişine doğru üzerinize attığı inanılmaz zor bulmacalar kafanızı çalıştırmanızı sağlıyor... Ya da klavyenizi kırmanızı, ikisi de aynı.

İLGİLİ BÖLÜMLER
Oyungezer'i beğendiniz mi? Biz de size karşı boş değiliz.