Wolfenstein II: The New Colossus - İsminin ve Hikayesinin Anlamı

YAZAN Utku Çakır

Sürgünlerin Anası.

 The New Colossus’un E3’de resmi olarak duyuruluşuyla birlikte, oyunun adının sızdığı günden beri yazmak istediğim bir makaleyi nihayet kaleme alabilme şansına eriştim. Kimsenin beklemediği kadar oturaklı ve düşündürücü diyalogları, hikâye anlatımı ve ana karakteri BJ’in muhteşem monologlarıyla süslenmiş The New Order’ın belki de en güzel sahnelerinden biri, oyunun tam sonundaydı. BJ, Deathshead’i mağlup etmiş ve yorgun bedeninin çağrısına uyarak kendini yere bırakmıştı. Sevgilisi ve direniş liderlerinden Anya, insanları toplayıp onlara yolu gösterirken BJ, bir şiir okumaya başlar “A mighty woman with a torch, whose flame is the imprisoned lightning, and her name Mother of Exiles.”

Emma Lazarus tarafından 1883 yılında yazılan "The New Colossus" şiiri, Amerika Birleşik Devletleri'nin ve New York'un sembolü hâline gelmiş Özgürlük Anıtı'nın altındaki bir plakta kazılı durmaktadır. Özgürlük Anıtı 1886 yılında dikilmeden önce, anıtın kaidesi için büyük bir bağış seferberliği başlatıldı. Anıt için açılan sergide birçok eser sergilendi. Emma Lazarus en başta bu anıt için bir şiir yazmayı reddetti, fakat akabinde Leydi Constance Cary Harrison'ın, anıtın "Amerikan hâyâlinin" temsilcisi olacağını ve New York limanına gelecek mülteciler için çok büyük bir önem arzedeceğini söylemesi üzerine bu teklifi kabul etti. Anıt 1886 yılında dikildiğinde Lazarus'un şiiri çoktan unutulmuştu ama şairin hakkı, 1903 yılında Anıt'ın altındaki kaideye The New Colossus şiiri kazılarak verildi.

The New Colossus şiirinin yazarı, Emma Lazarus.

Aşağıda The New Colossus’un hem orijinali hem de Türkçesini bulabilirsiniz. Şiirin profesyonel bir çevirisini bulamadığım için ben çevirdim. Elbette unutmayınız ki, her ne kadar çok iyi derecede İngilizce bilgim olsa da çevirmenlik yapmıyorum, hele ki böyle bir efsane şiiri çevirmek haddime bile değil.

İngilizce:

Not like the brazen giant of Greek fame,
With conquering limbs astride from land to land;
Here at our sea-washed, sunset gates shall stand
A mighty woman with a torch, whose flame
Is the imprisoned lightning, and her name
Mother of Exiles. From her beacon-hand
Glows world-wide welcome; her mild eyes command
The air-bridged harbor that twin cities frame.
“Keep, ancient lands, your storied pomp!” cries she
With silent lips. “Give me your tired, your poor,
Your huddled masses yearning to breathe free,
The wretched refuse of your teeming shore.
Send these, the homeless, tempest-tost to me,
I lift my lamp beside the golden door!”

 

Türkçe:

Yunan şöhretindeki gibi fetih eden uzuvları,
Bir topraktan diğerine uzanmayan;
Bizim denizle yıkanmış, gün batımı kapılarımızda
Elinde meşalesiyle kudretli bir kadın durur,
Ateşi, hapsedilmiş ışıktır ve adı,
Sürgünlerin Anası'dır.
Alemşümul davetkardır; zarif gözleri telkin eder,
İkiz şehirlerin çerçevelediği limanı.
"Antik şehirlerin, cafcaflı tarihin sende kalsın!" diye haykırır
Sessiz dudaklarla. "Bana yorulmuşlarını ver, fakirlerini,
Özgürce nefes almak isteyen itiş kakış kitlelerini,
Dolu kıyılarının perişan döküntülerini.
Bana bunları, evsizleri, harabeye dönmüşlerini gönder,
Altın kapıların yanında fenerimi yakarım!"

Bu şiirin en büyük özelliği, 19. ve 20. yüz yıldaki “Amerikan hâyâlinin” bir temsilcisi olması. Günümüzde mültecilere kapılarını kapayan ve etnik gruplara, azınlıklara ve farklı din mensuplarına ırkçılık ve ayrımcılık yapan A.B.D., bir zaman savaştan, fakirlikten, açıktan bıkan insanlar için güvenli bir limandı. Ayda binlerce insanın akın ettiği New York ve New Jersey limanları, haftalarca süren zorlu deniz yolculuğu sonrası mültecilerin, terk edilmişlerin ve ezilmişlerin gördüğü ilk umut ışığıydı; ikinci bir şans ve yeni bir hayat demekti.

“Yunan şanındaki gibi fetih eden uzuvları, Bir topraktan diğerine uzanmayan.” İkinci Colossus, yani heykel, Özgürlük Anıtı’ysa, ilki de Antik Dünya’nın yedi harikalarından biri olan Rodos’daki Titan-Tanrı Helios’un heykeliydi. Ama Özgürlük Anıtı (Tanrıça Libertas), ilk Colossus gibi fethetmeye gelmemişti.

“Bizim denizle yıkanmış, gün batımı kapılarımızda. Elinde meşalesiyle kudretli bir kadın durur.” Libertas, New York ve New Jersey şehirlerinin kapısında, girişinde durmakta.

“Ateşi, hapsedilmiş ışıktır ve adı, Sürgünlerin Anası'dır.” Özgürlüktür belki hapsedilmiş ışık, ya da hayatın ta kendisi. Belki de nefret, acılar, pişmanlıklar, keşkelerdir. Sürgünlerin Anası’dır ama en önemlisi, mülteciler tarafından kurulmuş bir ülkede, mültecilere kol açar.

“Alemşümul davetkardır; zarif gözleri telkin eder, ikiz şehirlerin çerçevelediği limanı.” New York ve New Jersey’nin ortasında duran Libertas, bütün dünyaya kapılarını açmış, herkesi çağırmaktadır.

“Antik şehirlerin, cafcaflı tarihin sende kalsın!" diye haykırır sessiz dudaklarla. "Bana yorulmuşlarını ver, fakirlerini, özgürce nefes almak isteyen itiş kakış kitlelerini, dolu kıyılarının perişan döküntülerini. Bana bunları, evsizleri, harabeye dönmüşlerini gönder, altın kapıların yanında fenerimi yakarım!" Libertas, Rodos Anıtı gibi fetihi, gücü ya da ihtişamı sembolize etmez. O dışlanan, evi olmayan, terkedilmiş ve güvenli bir limana muhtaç insanları çağırır yanına ve altın, umut dolu ve değerli, limanın yanında fenerini yakar ve onlara yol gösterir.

Naziler ve ırkçı KKK örgütü kol kola.

Wolfenstein II: The New Colossus’un, Lazarus’un şiiriyle paylaştığı birçok ortak nokta var. Oyunun videolarından gördüğümüz, yapımcılardan duyduğumuz kadarıyla ikinci oyun, Nazi işgali altındaki Amerikan halkının sönmüş özgürlük ateşini yakmak üzere olacak. İlk oyun, birçok anlamda, bir hayatta kalma mücadelesiydi. Deathshead’i öldürmek, direnişin davasına ve işgal altındaki A.B.D.’ye büyük bir katkı sağlayacak diye düşünsek de, ikinci oyundan gördüğümüz kadarıyla yaptıklarımız kaçınılmazı engelleyememiş: Yıllar süren sivil mücadele sonunda halk Nazilerin yönetimini kabullenmiş, kültürlerini ve yaşama tarzlarını Almanların istedikleri seviyeye indirmişler. Özgürlük ateşi birçok insanın kalbinde sönmüş ve “Amerikan hâyâli” unutulalı yıllar olmuş.

BJ ve “Sürgünlerin Anası” Anya bir kez daha bu köze yaşam üfleyebilecekler mi? Onu oyunu oynadıktan sonra göreceğiz. Ama beni en çok heyecanlandıran, Lazarus’un bu muhteşem şiiri ve şimdilerde unutulmaya yüz tutmuş, insanlık değerlerinin Wolfenstein II’de ustalıkla aktarılması olacak.

Sürgünlerin Anası, BJ'in hapsedilmiş ışığı Anya.

Ben Machine Games’in oyuna bu adı rastgele verdiğini düşünmüyorum. Oyunlarda, filmlerde, edebiyatta ve sanatın geri kalan tüm dallarında tarihten feyzalmak oldukça yaygın bir durum. Fakat bazı tarihi semboller vardır ki, amatör elleri altında ezer ve paramparça eder. Kanımca Emma Lazarus’un The New Colossus’u da böyle bir eser. Burada, aslında Lazarus’un bahsettiği “Amerikan hâyâli” hiç gerçek miydi diye, A.B.D.’nin şu an ki hâli ne kadar rahatsız edici diye sabaha kadar tartışırız. Ama bir saniyeliğine ülke adları, sınıflandırmalar ve yapay ayrımcılıkları bir kenara koyup, şiirin anlatmak istediğini, insanlığın en yüksek ideal hâlini düşünürsek, The New Colossus’un ne kadar başarılı bir eser olduğunu anlayabiliriz. Wolfenstein, seni çok seviyorum… Ama The New Colossus’u kullanarak altından kalkması inanılmaz derecede zor bir işin altına girdin. Gücünü topla ve bana neler yapabileceğini göster.

İLGİLİ BÖLÜMLER