YAZAN Utku Çakır

"Kafayı yemiş AI" konseptine çok farklı bir bakış.

 2013 yılında piyasaya sürülen Gone Home, günümüz oyun dünyasını fırtına gibi kasıp kavuran first-person/macera ya da diğer adıyla “yürüme simülasyonu” furyasının temelini atmıştı (2012 yılında çıkan Dear Esther’i de unutmamak gerekiyor tabii). Fakat o günden bu güne, türe yenilik katıp, oyunları interaktif bir hikâyeden öteye taşıyan yapımların sayısı ne yazık ki bir elin parmalarını bile geçemedi. Tacoma, Gone Home’la bir standart belirleyen Portland’lı Fullbright ekibinin ikinci oyunu. Ve birçok yönden abisini geride bırakmayı başarmış.

En baştan belirteyim, Tacoma kısa bir oyun, bir oturuşta baştan sona bitirmeniz mümkün. Bundan dolayı oyunun hikâyesine çok değinmek istemiyorum. Her ne kadar ortada aklınızı başınızdan alacak cesur bir bilim-kurgu hikâyesi olmasa da, sürprizleri sizin deneyimlemenizi isterim.

İstasyon boşaltılmış, geriye sadece mürettebatın AR yansımaları kalmış.

2088 yılında geçen hikâyede, bir taşeron çalışan olarak Tacoma adındaki uzay istasyonuna gidiyoruz. Sadece birkaç saat önce 6 kişilik mürettabatı oksijensizlikten ölmeden önce son anda bir kurtarma gemisiyle tahliye edilen istasyon, aynı zamanda üst düzey teknolojiye sahip bir yapay zeka, ODIN’e ev sahipliği yapmakta. İstasyonun sahibi özel şirketin bizden istediği şey basit: Tacoma’ya gir ve yapay zekanın modülünü güvenli bir şekilde geri getir.

Fakat Tacoma’nın çok ilginç (ya da 2017 yılındaki bizlere göre çok ilginç diyelim) bir özelliği var: ODIN, Tacoma’daki mürettebatın hayatlarındaki en önemli anları AR (Artırılmış Gerçekçilik) teknolojisi sayesinde kaydediyor. Mürettebatın birbirleriyle olan diyalogları, ODIN’le özel konuşmaları ve hareketleri her daim kayıt altında. Oyunun başlarında göreceğimiz bir olay sonrası sakin yaşamları sarsılan mürettebat, kendilerini birden korkunç bir sonla yüz yüze bulmuşlar. Tabii, aslında biz bütün bu olaylar bittikten ve ekip kurtulduktan sonra Tacoma’ya gittiğimiz için her şeyin sorunsuz bir şekilde çözüldüğünü biliyoruz... Peki, o zaman sır nedir? Onu da siz çözeceksiniz.

İstasyonun bir sonraki bölümüne geçmeniz için önce içinde bulunduğunuz bölümdeki videoları izlemeniz ve ipuçlarını bulmanız gerekmekte.

Tacoma her ne kadar özünde bir yürüme simülasyonu olsa da, oynanış mekanikleri açısından beni tatmin etti. İstasyona ilk girişimizde kulaklarımıza taktığımız AR cihazlarıyla birlikte, ODIN’in, saatlerce önce olan olayla ilgili kaydettiği tüm “videoları” görebiliyoruz. Aslında video dediğime bakmayın, teknik olarak gerçek bir fiziksel ortamın içindeyiz ama ekranda gördüğümüz karakterler, mürettebatın AR yansımlarından ibaret. Amacımız, istasyonun çeşitli bölgelerine dağılmış bu hikâye parçalarını izleyip, ipuçlarını birbirlerine bağlamak. İstasyonun her bölgesinde, toplamamız gereken bir hikâye parçacığı yüzdesi var. Çoğu sahnede, 6 kişilik mürettabatın hepsi de aynı anda bulunsa da, genellikle birbirlerinden alakasız gruplar hâlinde takılmaktalar. Her karakterin kendine ait kişisel tableti var ve biz de o tabletlerdeki ses kayıtları, e-mailler ve ODIN’le olan yazışmalarını bulmak durumundayız. Video süre çizelgesinin farklı yerlerine işaretlenmiş renkli göstergelere bakarak, o sahnede kimin bilgilerini bulmamız gerektiğini görebiliyoruz: Mavi renkse doktorun sakladığı bir şey var ya da kırmızıysa teknisyenin. Bilgi kırıntılarını birleştirdikçe, gidebileceğimiz yeni bölgeler açılmakta ve biz de büyük resmi görebilmekteyiz.

Gone Home'u oynayanlar hatırlayacaktır, Fullbright'ın o oyunda en ustalıkla yaptığı şey, küçücük bir evin içine devasa bir arka hikâye koyabilmesiydi. Okunulabilir el yazıları, posterler, mektuplar ve tonla detay, Gone Home'un görünürdeki küçük dünyasının derinleştirmişti. Tacoma'nın da bu konuda abisinden hiçbir farkı yok. Her ne kadar odak noktamız ana hikâye ve o ana hikâyeyi destekleyen ufak parçacıkları açığa çıkarmak olsa da, Tacoma'nın yaşanmışlık hissi takdire şayan olmuş. Mürettebatın kendilerine has karakteristik özellikleri, diğerleriyle dinamikleri ve aşk yaşamları, Dünya'da geride bıraktıkları hayatın izleri, uzay istasyonunun her milimetresine işlemiş durumda.

İstasyondaki modüller işaret diliyle aktive ediliyor.

Tacoma çok başarılı bir macera oyunu olmuş. Anlattığı hikâyeden ziyade, hikâyeyi anlatım tarzına odaklanır, yapımcı Fullbright'ın değindiği toplumsal sorunlara biraz kafa patlatırsanız iki saatlik hârika bir deneyim yaşayabilirsiniz. Yürüme simülasyonlarının pasif oynanış mekaniklerinden bıkmışsanız, Tacoma'ya bir göz atın derim.

Artılar:

  • Hârika hikâye anlatımı.
  • Klişeye kaçmayan bir son.
  • Muhteşem bir dünya yaratılmış.
  • Aktif oynanış mekanikleri oyuncuyu içine çekiyor.

Eksiler:

  • Sahneler içerisinde git-gel yapmak belki bazılarını sıkabilir.
  • Hikâye anlatımı ve hikâyenin sonu güzel olsa da, ortadaki senaryo artık alıştığımız bir bilim-kurgu senaryosu.

 

 

NOT: 7.8

 

SON KARAR: Yürüme simülasyonlarına giriş yapmak isteyen  ama bir yandan da sadece interaktif film izlemek istemeyenler kaçırmasın.

İLGİLİ BÖLÜMLER
Oyungezer'i beğendiniz mi? Biz de size karşı boş değiliz.