Uncharted: The Lost Legacy - Kayıp Miras - İnceleme

YAZAN Ömer Akdağ

Bir hırsızın sonu, bir diğer hırsızın başlangıcı.

 Kayıp Miras (Uncharted: The Lost Legacy) serinin yeni yan oyunu. Bir ana oyun kadar geniş çaplı ve bol yenilikli değil ancak bir DLC gibi ufak çaplı bir şey hiç değil. Uncharted 4’ün mekaniklerini ve oyun motorunu kullanan, nispeten kısa süren, ama yine de kendi ayakları üzerinde duran bir yapım. Ve doğrusunu söylemek gerekirse ben Kayıp Miras’ı Bir Hırsızın Sonu’ndan daha çok sevdim.

Uncharted 4’le geçen keyifli saatlerime ihanet edemem, canavar gibi de oyundur. Sevdiğim karakterlerle yeniden haşır neşir olmuş, şahane sinematikler izlemiş, muhteşem mekânlarda süper aksiyonlara girmiştim, nasıl keyif almayayım? Ama biraz da hayal kırıklığı yaşatmadığını söylesem bu sefer de duygularıma ihanet etmiş olurum. Serinin hastası olduğum sinematik aksiyon sekansları azdı, hikâyedeki kırılma anı çok yalandandı (spoiler vermeyeyim de yalan söylemesen doğruyu söylesen ne değişecekti be abi), yarı açık dünya sistemi pek de iyi kullanılamamıştı, oyunun ikinci yarısı çok tip aynı mekânlarda geçiyordu ve çok uzuyordu… gibi gibi şikâyetlerim mevcut. Yapımcı Naughty Dog resmen aklımı okumuş, bütün bu sıkıntıları paramparça etmiş Kayıp Miras’ta.

Muhtemelen bildiğiniz gibi Nathan’ı yönetmiyoruz Kayıp Miras’ta, bu kez başkarakterimiz özellikle Uncharted 2’den hatırlayabileceğiniz Chloe. Hep sevmişimdir zaten Chloe’nin çok bilmiş, patronsu, laf sokan ama öte yandan işini çok seven hallerini. Zaten aranızda antik mekânlarda kadim hazineler çalan bir hırsız olup da işini sevmeyen varsa bir ara bizim ofise uğrasın da fiziksel şiddet uygulayalım. Chloe’nin yancılığını da Uncharted 4’teki düşmanlarımızdan Nadine yapıyor. Fazla bir sevmemiştim onu U4’te aslında ama Chloe’yle bir aradalarken Nadine’nin düzlüğü de şahane diyaloglara yol açıyor. İkili arasındaki kimya cuk olmuş, çok eğlendim şahsen. Zaten serinin en güzel yaptığı şeylerdendir bu Indiana Jones kafası eğlenceli muhabbetler, burada da aynen devam.

Oyunun hikâyesi bayağı kalas aslında. İşte biz iki hırsızız, karşıda da ben “çok kötüyüm herkesi öldürüp devrim yapacağım” modunda bir abi var, onunla kovalamacalardayız. Ama “ıyy ne uyuz hikâye” moduna da giremiyorsunuz, e çünkü karakterler süper, sinematikler süper, akıp gidiyor. Pek şikâyet etmeyeceğim o yüzden. Ha bir de mekânlar süper tabii. U4’ün aksine tek bir ülkede, Hindistan’da geçiyor Kayıp Miras. Bu mekân çeşitliliği konusunda baygınlık yaratır mı diye düşünüyorsanız içiniz rahat olsun. Uncharted serisi mükemmel mekânlar sunma konusunda her zaman iyiydi, Kayıp Miras’ta çıta daha da yükselmiş. O eski, kayıp krallıkların yüzyıllardır insan tırmanmamış (mekânlar normal değil ki, eski insanlar da kesin bizim gibi tırmana tırmana gidiyorlarmış evine) dev yapılarının her birine ağzınız açık kalacak, emin olabilirsiniz.

Oyunun genel ilerleyişi yine bildiğiniz Uncharted gibi, pek bir değişiklik yok. Yine siperden sipere koşturup, etraftan silah toplayıp mekândaki askerlerle kapışıyoruz, yine kancamızın da yardımıyla oradan oraya sıçrayıp yıkılan mekânlardan son anda kurtuluyoruz. U4’te bunlar çok uzuyordu işte dediğim gibi, uzayınca da tadı kaçıyordu biraz. Bu sefer ayarında tutmuşlar, keyfi hiç bozulmuyor. Bir de U4’teki en büyük şikâyetlerimden biriydi düz aksiyonun çok; aksine sinematik, şekilli aksiyonun az olması. Ben şehir içinde araba kovalamacalarına daha fazla girmek, batan gemiden kaçmaya çalışmak, uçurumdan düşen trenden yukarı doğru yardırmak istiyorum arkadaş! Kayıp Miras bu konuda hayal kırıklığı yaratmıyor, emin olun. Bayağı sıkı bir giriş yapıyor, ortalarında da yine enteresan şeyler yaşıyoruz. Sonları hele çok bomba. Sinematik ve normal aksiyon dengesi gayet de iyi tutturulmuş bu sefer yani.

Açık dünyamsı bir şeyler denemişti U4 ama mükemmel görünen mekânlarda araç sürmek çok güzelse de manasızdı da aynı zamanda. Sonuçta açık dünya deyince etrafta enteresan yan görevler, toplanacak şeyler ve bu toplanacak şeylerle açılacak bir şeyler görmeye alışığız biz oyuncular olarak. Sıkmıştı yani doğrusu U4’ün o bölümleri. Kayıp Miras o konuda da doğru hamleler yapmış. Açık dünyamsı kısım yine var ama birincisi daha küçük, ikincisi de etrafa hazineler dışında toplanacak demir paralar serpiştirmişler ve bu paraları toplamak için genelde çok zekice tasarlanmış, bazıları da bayağı zorlayabilen bulmacalar iliştirmişler. Yarı açık dünya oynanışı biraz daha anlam ve keyif kazanmış bu sayede. Ha tabii bunlarla çok uğraşmadan ana göreve yürümek de her zaman elinizde.

Bir küçük övgü paragrafı da Türkçeleştirme ekibine gitsin tabii. Oyun yine Türkçe seslendirmeye (ve tabii isterseniz altyazıya) sahip. Şahsen İngilizce seslendirme ve Türkçe altyazı tercih etsem de Türkçe seslendirmenin kalitesi de net tabii, Bir Hırsızın Sonu’nu öyle oynamıştım, onun da farklı bir tadı var.

Kısacası pek bir şikâyetim yok benim Kayıp Miras’a dair. İlla ki bir şeylerden şikâyet et derseniz… Yani hikâye ve baş düşman daha komplike olabilirdi tabii her şeye rağmen. Bir de ben serinin fantastik taraflarını çok özledim be dostlar. Normal askerler bir yere kadar, arada canavarlarla manavarlarla da kapışsaydık keşke. Hele bir de Uncharted 4’ün grafik kalitesini ve ekibin tasarım yeteneğini düşünürseniz kapışılabilecek tuhaf tuhaf düşman çeşitlerini hayal etmek bile üzüyor insanı.

Uncharted 4’ten sonra “iyiydi güzeldi ama bana bu kadar Uncharted yeter” moduna girmiştim ve Kayıp Miras’ı oynamayı da düşünmüyordum. İyi ki esmiş diyorum şu an, sonlardaki çılgın aksiyon için bile oynamaya değer.

Artılar:

  • Chloe-Nadine ikilisi çok keyifli.
  • Abartılı aksiyon sekanslarıyla normal aksiyon sekanslarının dengesi iyi.
  • Yarı-açık dünya kısımları bu sefer tatlı olmuş.
  • Mekân tasarımları tabii ki muhteşem.
  • Sinematikler ve diyaloglara zaten kim ne diyebilir?
  • Kaliteli Türkçe seslendirme ve altyazı.

Eksiler:

  • Hikâye bir parça daha komplike olsaydı keşke.
  • Normal siperli-çatışmalı aksiyon birkaç dokunuşla renklendirilebilirdi (fantastik düşmanlarla mesela).
NOT: 8.8
İLGİLİ BÖLÜMLER
Oyungezer'i beğendiniz mi? Biz de size karşı boş değiliz.