YAZAN Nurettin Tan

Hatıraların gücünü ve bizde bıraktıkları derin etkiyi anlatan bir oyun.

 Özellikle yaşı belli bir sınırı geçmiş, artık tek başına yaşayan, aile kuran ve hatta sevdiklerini kaybetmiş okuyucular için soruyorum. Dönüp anılarınıza baktığınızda sizler de benim gibi “Keşke zamanı geri sarıp yaptıklarımı değiştirme şansım olsaydı,” dediniz mi? Mutlaka demişsinizdir, herkes demiştir. Özellikle gençken sevdiklerimize yaptığımız yanlışlar asla çıkmayacak bir leke gibi benliğimize yapışır ve hayatımız boyunca bunun suçluluğunu üzerimizde taşırız. “Keşke,” deriz ama iş işten geçmiştir ne zamanı geri sarabiliriz ne de açtığımız yaraları iyileştirebiliriz.

“The First Tree ve bir tilkinin hikayesinin bununla ne alakası var?” diyebilirsiniz ve ilk başta böyle düşünmekte çok haklısınız. Ben de oyuna başladığımda The First Tree’nin sunacağı hikâyeyi aklımın ucundan bile geçirmiyordum. Journey gibi görselliği ruhuma işleyecek bir oyun olmasını umuyordum fakat bunun ötesinde bir şey beklemiyordum. Yanılmışım.

Joseph eşi Rachel’la uyurken bir rüya görüyor ve kalkıyor. Karısına gördüğü rüyayı anlatıyor, bir tilkinin ölen yavrularını bulmak için İlk Ağaç’a varmasının hikayesini… Gördüklerini anlatırken geçmişini anımsıyor, biz oyuncular da Joseph’in rüyasını oynuyoruz. Biz oynadıkça Joseph eşine çocukluğundan ve babasıyla olan ilişkisinden bahsediyor. Misal tilkiyle dolaşırken ormanın içinde kocaman bir tank gördüğümde “Bunun burada ne işi var?” demiştim ama bütün gördüklerimiz aslında Joseph’in bilinçaltının rüyasına yansıması.

Rachel ve Joseph’in seslendirmeleri çok harika, insanı dinlerken taşıyor ve acaba daha neler oldu diye merak ettiriyor. Çünkü tilkimizle oynarken haritanın belirli noktalarında bulduğumuz hatıra eşyalarını kazınca aynı zamanda Joseph’in babasıyla olan anılarını da tetikliyoruz. Biz bunları buldukça Joseph anlatamaya başlıyor. Anlattıkça da acaba sonra ne oldu diye diğer hatıra eşyasının yerini bulmaya çalışıyoruz.

Oyunun ilk dakikalarını oynarken tilki koşturma simülasyonu oynadığımı zannettim. Arada sırada sağa sola “double jump” yaparak yıldız vari nesneler toplamak tek aksiyonumdu. Hatta koşma süresi bazen o kadar uzuyordu ki çaresizce yeni bir şeyle karşılaşmak için bir parmağım W’ya basılıyken monitöre bakıyordum. Sıkıntılı zıplama mekaniği yüzünden toplamam gereken yıldızları kapmak için defalarca deneme yapıyordum. Sonra hikâye şekillenmeye başladı, Rachel’in ve Joseph’in konuşmaları ilgimi çekti ve öykünün geri kalanını öğrenmek için haritada hatıra aradığımı fark ettim.

The First Tree’nin sizi rahatlatan piyano eşliğinde çalan müziklerinin çok iyi olduğunu söylemem lazım. Ama hep bölümün başında çalarken haritada biraz ilerlediğinizde kesiliyordu. Keşke bölüm boyunca başa sararak devam etseydi. Görsellikse tabii ki bir Journey olmasa da tatmin edici düzeyde özellikle oyunun bütün yükünü tek bir kişinin yani David Wehle’nin çektiğini düşünürseniz.

The First Tree uygun fiyatıyla mağazada sizi karşılarken bunun en fazla 40 dakikalık bir hikâye tecrübesi olacağını bütün samimiyetiyle zaten en baştan belirtiyor. 15 lira verirseniz gayet hoş manzaralar izleyeceğiniz, kulağınızın pasının hoş piyano nameleriyle silineceği, duygulanacağınız kısa bir oyun tecrübesi yaşayacaksınız. Ve ne yalan söyleyeyim oyunun sonu beni duygulandırdı... Joseph’in babasıyla yaşadıklarının oyunun yapımcısı olan David’le alakası var mı bilmiyorum ama ne olursa olsun sizi şöyle anılarınıza savuracağından eminim. Journey ve That Dragon: Cancer tadındaki The First Tree uygun fiyatı ile denenebilir. Fakat ne satın alacağınızı bilmeniz gerekli.

Artılar:

  • İki hikâyeyi harmanlıyor.
  • Arka plandaki dinlendirici piyano nameleri.
  • Etkileyici görsel tasarım.

Eksiler:

  • Kısa.
  • Kontrolleri sıkıntılı.
  • Süresi kısa.

SON KARAR: Sanat tasarımı gayet iyi Journey tadında kısa bir hikaye tecrübe etmek istiyorsanız ilginizi çekebilir.

 

NOT: 6.5
İLGİLİ BÖLÜMLER
Oyungezer'i beğendiniz mi? Biz de size karşı boş değiliz.