Indie Nöbeti #10 - Dark Souls Bekle Bizi Geliyoruz?!

YAZAN Utku Çakır

İki üstten bakmalı, bir yandan tekme atmalı Indie Nöbeti.

 Amanın bir ayda iki Indie Nöbeti'nin ne işi var?! Dediğinizi duyar gibiyim, korkmayın bir önceki ayın bomba bağımsız oyunlarına yer verdiğimiz aylık Indie Nöbeti'ne bir şey olmadı. Son zamanlarda maillerimize yağmur gibi yağan bağımsız oyunlar ardından böyle bir ara bölüm yapmak en uygunu gibi gözüktü. Hatta aramızda kalsın ama haftaya da bir tane yapacağız.

Bu bölümde önce Dark Souls ve ICO karışımı aksiyon oyunu Fall of Light'ın karanlık dünyasına kısa bir bakış atacağız. Sonrasında sazı Nurettin'e devretip, onun gençliğimizin oyunları Road Rash'in benzeri Road Redemption ve Torchligth'ın yapımcılarının yeni oyunu Hob'dan çıkarttığı tınıları dinleyeceğiz.

Fall of Light (Utku)
Yapımcı: Rune Heads
Tür: Hack 'n Slash/Macera
Platformlar: PC
Oynanış Süresi: 3 saat

Dark Souls ve eskilerden ICO'yu birbirine çarpıştırırsak ortaya ne çıkar? Siz cevap vermeden lafınızı keseyim, Fall of Light çıkar! Dark Souls'un "öldüm öldüm dirildimli" zor dövüş mekaniklerinin yanında, eskilerden ICO'nun "yancı karakterin elinden tutarak sağa sola götürme" konseptinin karışımı bir oyun bu. 

Karanlık tarafından ele geçirilmiş çorak topraklarda geçen Fall of Light, hem zor hem de biraz sinir bozucu. Oyunu zorluğu, ilham aldığı çok belli olan Dark Souls serisine benzerliğinden geliyor. Bloklama ve karşı atağa dayalı zorlu dövüşler, loot, öldüğünüzde yeniden dirilen düşmanlar ve boss dövüşleri, bir de Diabo tadında karakteri üstten gördüğümüz bir kamera ile süslenince Fall of Light'ın ilk yarım saati benim için bir hayli eğlenceliydi. Fakat iş, benzetmemin "ICO" kısmına gelince değişti. Yanınızdaki parlayan abla, karakterinizin gücüne güç katan büyülü biri. Fakat bu acımasız dünyada kendini savunabileceği hiçbir özelliği yok. Tek bir darbede ölen bu arkadaşı, kelimenin tam anlamıyla, elinden tutarak haritanın bir ucundan diğerine götürmeniz gerekmekte.

Oyunda genel anlamdı bir gereksizlik var. Dark Souls ve ICO'nun oynanış dinamikleri kendi içlerinde işe yarıyordu çünkü o oyunlar kendi bu dinamikleri açıklayıcı mantıklı argümanlar üretebiliyordu. Dark Souls'un arka plan hikâyesi, yeniden dirilme, hiç bitmeyen acı, ruhsuz olma vs. gibi birçok konuyu kendi içinde mantıklı bir şekilde açıklarken, Fall of Light "Eeeee biz de Dark Souls gibin olak," diye ortaya çıkan bir projeye benzemiş. Ama böyle çok laf soktuğuma bakmayın, son tahlilde Fall of Light kötü bir oyun değil. Zaten bağımsız bir oyun olduğu için oldukça ucuz olan fiyatı, birkaç ay içinde yiyeceği Steam indirimleri sonrası iyice düşecektir. O sırada canınız Diablo tadında bir Dark Souls deneyimi çekiyorsa kendisini kaparsınız.

Road Redemption (Nurettin)
Yapımcı: Pixel Dash Studios, EQgames
Tür: Yarış/Aksiyon
Platformlar: PC
Oynanış Süresi: 5 saat

Çok eskiden Amiga’da Road Rash diye bir oyun vardı. O dönemin popüler araba yarışı olan Lotus’tan tek farkı motor kullanmamız ve bunu yaparken rakiplere zincirle, sopayla ve yumrukla vurarak yoldan atmamızdı. Herkesin acayip sevdiği Lotus’u yarış oyunları bakımından farklı bir açıdan görerek hem yarış hem de kavga dövüşe çevirmişlerdi. Deli gibi oynardık… Aradan yıllar geçtikten son günümüze uyarlanan klasiklerden biri olarak; isim değiştirip Road Redemption adıyla karşımıza çıktı.

Ne yalan söyleyeyim oyunu ilk yüklediğimde “Bu ne yahu?” demiştim çünkü günümüz oyunlarında alıştığımız fizik kurallarına göre sürüş hissi sıfırdı. Sonrasında biraz daha inat edip oynadım ve aslında olayın fizik kuralları olmadığını, Road Redemption’un sürüş açısından Road Rash’u taklit ettiğini ve mühim olanın milleti döverek motor sürmek olduğunu anladım. Kısacası adam dövünce eğleniyordum ve oyunun özünde asıl önemli olan buydu.

Road Redemption tabii ki yanında birçok değişiklik de sunuyor. Çeşitli motor markaları, değişik sürücüler, sürücülere alet edevat almak ve sürücü özelliklerimizi geliştirmek bunlardan bazıları. Bunları geliştirmek için de adam öldürmelisiniz, böylece para ve tecrübe puanı kazanıyorsunuz.

Oyunun vahşet düzeyi çok rahatsız edici seviyede değil. En yeni hareketlerden birisi rakibin palayla kafasını kesmek. Silah kullanma seçeneğimiz de var ama çok hızlı giderken bunu yapabilmek gerçekten yetenek işi. Rakibi elbisesinden tutup kaçmasını engelleyerek karşı şeritten gelen arabaya çarpmasını sağlamak ise müthiş zevkli.

Fizik kurallarını bir kenara bırakırsanız oyun aslında bir hayli eğlenceli. Hikâye modu olduğu gibi çoklu oyuncu seçeneği de var ama özellikle hikaye modu bayağı acımasız. Eğer birbiri ardına gelen bölümlerden birinde çuvallarsanız en baştan oynamanız gerekiyor. Dediğim gibi ilk başlarda pek sevmesem de Road Redemption sonradan bayağı hoşuma gitti. Uygun fiyatllı eğlenceli bir oyun arıyorsanız denemenizde fayda var.

Hob (Nurettin)
Yapımcı: Runic Games
Tür: Macera/Aksiyon
Platformlar: PC, PS4
Oynanış Süresi: 6 saat

Diablo’nun eski yapımcılarının kurduğu Runic Games diye bir stüdyo var bildiniz mi? Cevap hayırsa o zaman “Torchlight” diyeyim. Tamamdır, kafalarda ampul yandıysa devam edebilirim. Doğrusu Runic Games’ten gene Diablo vari Hack&Slash türünde insana saatlerce aynı şeyi yapmayı vaat eden bir oyun bekliyordum. Ama adamlar Hob’u çıkartarak beni müthiş derecede şaşırttılar. Oyunu ağzım açık açık oynamamın en büyük sebebiyse...O NASIL SANAT TASARIMI KARDEŞİM?!

Hob’da He-man’deki Orko’nun biraz evrimleşmiş haline benzer bir tipitipi yönetiyoruz. Bir sebepten dolayı mapuslarda çürüyoruz derken günün birinde gene bilmediğimiz bir nedenden ötürü Overwatch’taki Bastion’un dayıoğlu bizi serbest bırakıyor. Sonra sağda solda koşturmaya başlayıp içinde bulunduğumuz toprakları kanser gibi kaplayan Zerg’lerin balçık sıvısına benzeyen bir maddenin yayılmasını önlemeye çalışıyoruz. Bu mor maddenin yayılmasını önlemenin tek yolu da şehrin devre dışı kalan sistemlerini aktif hale getirmek. Bastion’un bacanağından görevi alıp yola çıkıyoruz. Bu arada görevi alıyoruz diyorum ama oyunda konuşma namına bir şey yok. Çakma Bastion’un hareketlerinden ve oyunda yaptıklarımdan oyunun konusunu tahmin ediyorum o kadar.

Orko V.2.0’la (n’apayım ismi yok karakterin. Belki de onun adı “Hob”dur bilemiyorum) sağda solda platform vari bir tarzda zıplayarak bulmacaları çözmeye çalışıyoruz. Bulmacalar “puzzle” şeklinde değiller genelde yolumuzu kapayan ya da aktif etmemiz gereken makinelerin çalışma düzeneklerini etkinleştirmenin bir yolunu buluyoruz. Ve offfff sayın okuyucular; bazen öyle büyük mekanizmaları çalışır hale getiriyoruz ki üzerinde bulunduğumuz kara parçası şekilden şekile giriyor ve bunu izlemesi çok şahane bir his. İşte o noktada Runic Games’in bölüm tasarımı zekasına hayran kaldım. Ayrıntılı bölüm tasarımı en ince köşesine kadar detaylandırılmış harika sanat tasarımıyla bütünleşince çakma Orko’yla orada burada koşarken kendinizi etrafı seyrederken buluyorsunuz.

Kırmızı başlıklı kızın karşısına çıkan düşmanları yenmek için kullandığı türlü özellik var. Daha oyunun başında kopan kolumuzu Bastion’un beşinci kuşaktan akrabası robot kendi kolunu çıkarıp bize takarak (!!!) hayatımızı kurtarıyor. Sol kol oluyor size Hellboy gibi bir şey. Bununla duvarları yıkabiliyor, düşmanlara kolu şarj ederek okkalı yumruk atabiliyoruz, eğer o özelliği alırsanız kalkan olarak dahi kullanabiliyorsunuz. Ama ne olursa olsun asıl silahımı kılıcımız ve onu da kullanmanın çeşitli komboları var. Hepsini öldürdüğünüz bazı yaratıklardan ya da çevrede bulduğunuz taş mabetlerden topladığınız yeşil özlerle geliştirebiliyorsunuz.

Hob gerçekten görsel olarak şahane bir bulmaca ve platform oyunu. Ortaya birkaç yaratık atıp aksiyon da yaşamamızı sağlamışlar. Yani grafikler o kadar güzel ki bunu hazırlayan grafik tasarımcıların gözü kör olmuş diyebilirim.

İLGİLİ BÖLÜMLER
Oyungezer'i beğendiniz mi? Biz de size karşı boş değiliz.